Anasayfa / İMAN ESASLARI / Ahirete iman / Dünya ve ahiret dengesi
imanilmihali.com
Dünya ve ahiret dengesi

Dünya ve ahiret dengesi

Dünya ahiretin tarlasıdır

Dünya ve ahiret dengesi kulun yaşamda aklını ve kalbini kullanarak doğruyu bulması için şart olandır ki denge ve zıtlıklar üzerine kurulu yaşamda insan ahireti unutmadan yaşamaya mecbur olandır.

Yaşam doğumda kulağa okunan ezan ile cenazemiz için okunan sela arası kısacık süredir ve bu iki ezan arasında yapıp ettiklerimiz, niyet ve gayelerimiz, paylaştıklarımız veya biriktirdiklerimiz sonsuz hayattaki yerimizi ve akibetimizi belirleyecek olan sınavımızdır.

Yaşam yaklaşık yetmiş yıllık bir nefes alma arenasıdır ki meşguliyetler, telaşlar, sevinç ve kederlerle çabucak geçer ve nihayete erer, sonrasında ise sonsuz ve kalıcı bir hayat başlar. İman işte asıl bu ikinci hayata, yeniden dirilmeden sonraki aleme hazırlayan sağduyu ve inancın adıdır.

İman dünya ve ahireti dengeleyen, bu dünya yaşamını sınav ve süslü ve geçici gösteren, asıl gaye ve hayatı ahiret yurdunda diye tanıtan inancın adıdır. İnsan zalim, cahil ve ego sahibi olarak imana kulak tıkayan, fani dünya süsleriyle aldanan ve oyalanandır.

Dünya yaşamı

Dünya boşa atılacak, vazgeçilecek bir süreç değildir. Aksine dolu yaşamak, Allah’a yardım ederek nefes alıp vermek, serveti, aklı, ilmi, sevgiyi ve muhabbeti paylaşarak yılları geçirmek Allah emridir. Çünkü bu dünyada boşa geçen her zaman ziyandır ve akıl sevap ve iyilik biriktirmeyi, secdeyi, ahlakı ve imanı emreder.

Süslü dünya hayatı sınav için hazırlanmış bir deneme ve test alanından öte gitmese de şehvet, sevgi, mutluluk ve umut gibi pekçok insana has duyguları da yaşatan nadide bir güzelliktir. Bu haliyle dünya asla pis ve çirkin değil ama insan aliyle şekillenen dünya yaşamı pis ve iğrençtir. Kur’an’ın lanetlediği de hırs ve sorumsuzluklara bezenmiş aşağılık dünya yaşamına insanın yapıp ettiği zulümlerdir.

Dünya ahiretin tarlası olmakla sınavın başlayıp biteceği yerdir ki ecel veya mucizeler halinde, ölüm melekleri göründüğü anda edilen iman bile kar etmez.

İnsan yaşamının her anını iyilik veya kötülükle doldurabilmek özgürlüğünde yaratılmıştır ve kendisinden istenen doğruyu seçmesidir. İnsan günahlarından utanması, açlıkların pişmanlık duyması, yaptıklarından utanması, yapamadığı ibadetler için gözyaşı dökmesi, Allah’ı tanıyamadığı için kan ağlaması gerekendir. Oysa insan şeytanın ve nefsin elinde oyuncak olarak bilakis kan döken, çalan, ezen, hor gören, büyüklenen bir yapıdadır ve imana kilit vuran kara kalplerle sokaklarda dolaşan insanlar ahirete hazırlık bir yana bu dünyanın yaşanır hale gelmesini bile engelleyenlerdir.

Yaşamı bu dünya ile sınırlı sayanlar imanı baştan ve toptan reddedenlerdir ki imanları zayıf bu insanlar zulüm ve kötülükte de sınır tanımazlar. İyi ve imanlı yaşayan güvenilir kullar ise Allah’ın sınırlarına önce kendileri uymaya gayret eden, sonra etraflarını Allah dostlarının safhına çekmeye çalışanlardır.

Dünya yaşamı bu iki cephe arasındaki savaş ve mücadelelerle şekillenir. Yazık ki kötüler cephesi kalabalık ve güçlüdür. Her alanda gücü elinde bulunduran bu karanlık güç, imana ve hakka düşman olan tüm kutuplarıda ittifakına katarak ilahi sisteme savaş açmış haldedir ve bu gayeye hizmet edenlerin tamamı Allah’ın öfkesine mazhar olanlardır.

Gerçek yani berzah ötesi elbet anlaşılacak ve hakikat orada net olarak görülecektir lakin o zaman geç olacaktır. Bu nedenle aklı ve kalbi olan insanın ilk yapacağı şey inanmasa da ahireti göz ardı etmemektir. Beşeri meselelerde menfaatini, cebini, çıkarını düşünen insan nedense iş imana gelince tam tersini yapmakta, vurdumduymazlığa veya salaklığa soyunarak sessiz bir inkara yeltenmektedir.

Lüks ve israfa, şehvet ve günahlara, ezmeye ve zulme, haksızlığa ve haramlara meyilli ve istekli insan egosu şeytanın ve nefsin fısıldamalarına yenik düşmekte ve hakkı inkara yeltenmektedir.

Dünya meşguliyet ve galibiyetleri, acı ve korkuları bedenleri akılları teslim almış haldedir ve ahiret, hesap ve mizan unutulduğu için de sorumluluk duygusu arka sıralara konmaktadır.

Ahiret yurdu

Oysa ahiret yurdu aklın ve Kur’an’ın öğretisi ve ortaklığıdır. Bu sistem, bu kainat, bu beden oyun olsun diye yaratılmadığına göre bir nedeni ve bu nedenin bir sonucu ve bu sonucun bir bedeli elbet olacaktır, olmalıdır. Haksızlık ve adaletsizlikler yapanın yanına kar kalacaksa bu dünyanın hak üzere kurulduğu iddia edilebilir mi?

Kalp ve vicdan ahireti işaret ederken, pozitif bilimlerle köşeye sıkışan ve inkara zorlanan akıllar ahiret yerine dünyaya, hesap yerine ölüme, Allah rızası yerine paraya kavuşmaya çalışmakta ve kaybettiğinin farkına bile varamamaktadır.

Kul, dünyada meşru zevk ve hazlarla yaşaması, güzel ve helal olanlarla nimetlenmesi istenendir. Bu zevklerden vazgeçilmesi, inzivaya çekilinmesi değil. Zühd övülen bir meziyet olsa da dünya nimetlerini inkar manası taşımaz. Bu nedenle dünyadan vazgeçmek, ölümü istemek gibi bir lüksümüz de olamaz.

Ahiret için yaşamak, dünyayı boşvermek değil ama yaşamı dine ve imana yaslayarak geçirmektir.

Allah dünyalık isteyene dünyalık veren ama ahiretlik vermeyen, ahiretlik isteyene hem dünyalık hem ahiretlik verendir.

Bu şu demektir ki ahireti esas alarak düzgün yaşayanların bu dünyada da ahiret yurdunda da yüzleri daima gülecektir. Ama dünya için yaşayanlar sadece bu dünyada nimetlenecek ve ahirette nasipsiz kalacaklardır.

Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için yaşamak, yarın ölecekmiş gibi ahiret için yaşamak konunun özetidir.

Eceli, kıyameti bilen sadece Allah’tır yani kimse ne kadar vakti kaldığını bilemez. Bu nedenle zamanı boşa geçirmemek, tevbe etmek, imana dönmek aklın gereği, kalbin emridir.

Dünya içindeki herşeyle elbet yok olacak, kabirlere mal ve saltanatlar giremeyecektir. Berzah ötesine geçecek olan sadece niyet, amel, sevaplar ve kalp temizlikleridir. Yani cebe konamayan ama ruha yapışık bu güzellikler veya kaybında kötülükler bizim ahiret yerimizi belirleyecek olanlardır. Öyleyse fani bu dünya için üzülmeye, bu dünyanın sanal zevkleri için şeytanlaşmaya ne gerek vardır?

Özetle;

Kul ahireti düşünerek dünyayı yaşamak, sevap ve hasenat biriktirirken, kötülüklerden kaçınmak ve kötülerle mücadele etmek zorunda olandır.

Kul olma bilinci, Allah’ın sınırlarına riayeti, sınav iman dairesinde yaşamayı emreder.

Berzah alemine gidecek olan sadece iman ve amellerdir ki tüm mallar, servetler, oğullar, malikaneler burada kalacak ve her nefis gibi herşey ölümü elbet tadacaktır. Baki olan sadece Allah’tır ki ecelin veya kıyametin vaktini bilen sadece O’dur.

Ruhumuz ölü bedenlerden ayrılıp asli yurduna gittikten sonra sura üflendiğinde bedenlerimize geri dönecek olan Allah emanetlerimizdir ve ahirette her kul dünyada yapıp ettiklerini net olarak hatırlayacak ve hayıflanacaktır. lakin o dakikadan sonra imana katkı sağlamak fidye versek de mümkün değildir. Hesaplar oarada süratle görülecek, veballer çekilecek ve asli yurtların kapıları kullara açılacaktır.

Orada müjdelenecek olanlar işte yukarıda bahsedilen AHİRETİ UNUTMAYANLAR’dır.

Bu nedenle üç günlük dünya yaşamı için kalp kırmaya, eziyet etmeye, çalmaya, öldürmeye hiç gerek yoktur. Aksine bu kısacık hayat mutlu olmak, yardım etmek, paylaşmak ve sevmekle geçirilmesi gereken, umut ve mutluluk dolması gereken bir süreçtir.

Ama şeytan nefislere aksini fısıldar ve imandan yoksun kalpler dünyayı savaş meydanına çevirir. Şiddet ve zulüm sokaklara, fuhuş ve ahlaksızlıklar ekranlara taşar, dünya yaşanılası bir yer olmaktan çıkar.

Allah zulmetmez ama insan zulmeder ve bu zulmünün bedelini de ahirette ziyadesiyle ödeyecektir.

Rabbim bizleri imanlı kullarından eylesin. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Müsterih olmak kimin hakkıdır

Müsterih olmak kimin hakkıdır

Müsterih olmak kimin hakkıdır Müsterih olmak; vicdanı rahat, huzurlu, esenlik ve kurtuluştan inşallah emin, güvende, ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

42 − = 38