Anasayfa / ŞİRK VE KÜFÜR / Ecdatperestlik
imanilmihali.com
Ecdatperestlik

Ecdatperestlik

Ecdatperestlik

Ecdatperestlik nedir? Bağnazlık ve yobazlık nedir? Muhafazakarlık şirk midir? Tevhid ve şirk mücadelesinde ata kabullerinin yeri nedir?

Yüce Allah, kelamı Kur’an’da beyyineleri esas almış, yalan ve iftirayı batıl göstererek kullarını daima gerçeğe çağırmıştır. Sözlerin en doğrusu ise muhakkak Kur’an’dır. Bu mana ise akıl ve bilimi, gelişme ve daha iyiye ulaşmayı esas alır.

“De ki: “Allah’ı bırakıp da taptıklarınızı gördünüz mü? Bana gösterin, yeryüzünden neyi yaratmışlardır? Yoksa göklerin yaratılışında onların bir ortaklığı mı var? Eğer doğru söyleyenler iseniz bundan önceki bir kitap, yahut bir bilgi kalıntısı olsun getirin bana!” (Ahkaf 46/4)

“O, (hayvanlardan) sekiz eşi de yaratandır: (Erkek ve dişi olarak) koyundan iki, keçiden de iki. Ey Muhammed! De ki: “Allah iki erkeği mi haram kıldı, yoksa iki dişiyi mi? Yoksa iki dişinin rahimlerinde bulunan (yavru)ları mı? Eğer doğru söyleyenler iseniz bana bilerek haber verin.” (En’am 6/143)

Dinde esas olan evrensellik ve zaman ötelilik yani din zaman ötesi, mekan ötesidir. Emir ve yasaklar bu nedenle maddeler halinde sıralanmamış ancak ilkeler buyrularak ve bu ilkelere ait kıssalarla örnekler verilerek hem iyi hem de kötü tanıtılmıştır.

İyi örnek iman, kötü örnek ise imansızlık olarak karşımıza çıkar ki Kur’an tüm insanlığı aslen ikiye ayırır; iman edenler ve etmeyenler. Yani İslam’ın bahşedilmesinden önceki dönemlerde dahil Hz. Muhammed (sav)’in tebliğ ve daveti ile diğer tüm dinler din olmaktan çıkmış ve tüm insanlık kıyamete kadar baki kalacak İslam’a davet edilmiştir.

Çünkü İslam, Yüce Allah’ın bizler için seçtiği, tamamladığı ve korumasına aldığı kıyamete kadar baki kalacak en güzel dindir, hak olandır.

Kur’an’ın bu anlamda tek düşmanı vardır zulüm. Şirk bile zulüm olması sebebiyle afsızlığa mahkumdur.

Şirk dini tevhidin düşmanı olmakla ve kendisini yakmakla kalmaz ama aynı zamanda sürekli taraftar toplamaya çalışarak ta imanlı gönüllere saldırır. Batıl ve iftiradan ibaret olan şirk dininin bu denli güçlenmesinde ise maalesef ayetlerin işaret ettiği gibi değişmez varsayılan ata kabulleri yani bağnazlık yani en geniş manada muhafazakarlık vardır. Biz buna kısaca ecdatperestlik diyoruz ki adından da anlaşılacağı üzere bir nevi putperestlik olan bu kabul mutlak manada şirk demektir.

“Onlara, “Allah’ın indirdiğine uyun!” denildiğinde, “Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)a uyarız!” derler. Peki ama, ataları bir şey anlamayan, doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı (onların yoluna uyacaklar)?” (bakara 2/170)

“Bunlar (müşrikler) diyorlar ki: “İlk ölümümüzden başka bir ölüm yoktur. Biz diriltilecek değiliz. Eğer doğru söyleyenler iseniz atalarımızı getirin.” (Duhan 44/34-36)

“Onlara âyetlerimiz açıkça okunduğu zaman onların delilleri ancak, “Doğru söyleyenler iseniz babalarımızı getirin” demek oldu.” (Casiye 45/25)

“Onlara, “Allah’ın indirdiğine (Kur’an’a) ve Peygamber’e gelin” denildiğinde onlar, “Babalarımızı üzerinde bulduğumuz din bize yeter” derler. Peki ya babaları bir şey bilmiyor ve doğru yolu bulamamış olsalar da mı?” (Maide 5/104)

“Âyetlerimiz apaçık bir şekilde onlara okunduğunda, “Bu sadece, atalarınızın tapmakta olduğu şeylerden sizi alıkoymak isteyen bir adamdır” dediler. Bir de, “Bu (Kur’an), uydurulmuş bir yalandır” dediler. Yine hak kendilerine geldiğinde onu inkâr edenler, “Bu, ancak apaçık bir büyüdür” dediler.” (Sebe 34/43)

“Onlar, “Sen bize tek Allah’a ibadet edelim, atalarımızın ibadet edegeldiklerini bırakalım diye mi geldin? Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bizi tehdit ettiğin azabı bize getir” dediler.” (A’raf 7/70)

“Göklerde, yerde ne varsa hepsini Allah’ın sizin hizmetinize verdiğini ve açıkça yahut gizlice üzerinizdeki nimetlerini tamamladığını görmediniz mi? Yine de insanlar arasında, hiçbir bilgisi, yol göstericisi ve aydınlatıcı bir kitabı olmadan Allah hakkında tartışıp duranlar vardır. Kendilerine, “Allah’ın indirdiğine uyun” denildiği zaman, “Hayır, biz babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız” derler. Şeytan, kendilerini cehennem azabına çağırıyor olsa da mı?” (Lokman 31/20,21)

“Eğer Rahmân dileseydi, biz onlara kulluk etmezdik” dediler. Bu konuda hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece yalan söylüyorlar. Yoksa bundan önce onlara bir kitap verdik de ona mı sarılıyorlar? Hayır! Onlar sadece, “Şüphesiz biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk, ve biz onların izlerinden gitmekteyiz” dediler. İşte böyle, biz senden önce hiçbir memlekete bir uyarıcı göndermedik ki, oranın şımarık zenginleri, “Şüphe yok ki biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk. Biz de elbette onların izlerinden gitmekteyiz” demiş olmasınlar.” (Zuhruf 43/20-23)

“Hani o, babasına ve kavmine, “Ne bu tapınıp durduğunuz heykeller?” demişti. “Babalarımızı bunlara ibadet ediyor bulduk” dediler. İbrahim, “Andolsun, siz de, atalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz” dedi. “Bize gerçeği mi getirdin, yoksa sen bizimle eğleniyor musun?” dediler.” (Enbiya 21/52-55)

“Hani o, babasına ve kavmine, “Neye tapıyorsunuz?” demişti. “Putlara tapıyoruz ve onlara tapmağa devam edeceğiz” demişlerdi. İbrahim, dedi ki: “Onlara yalvardığınızda sizi işitiyorlar mı? Yahut size fayda veya zararları dokunur mu? Hayır, ama biz babalarımızı böyle yaparken bulduk” dediler. İbrahim, şöyle dedi: “Sizin ve geçmiş atalarınızın taptığı şeyleri gördünüz mü? Şüphesiz onlar benim düşmanımdır. Ancak âlemlerin Rabbi olan Allah, dostumdur.” (Şu’ara 26/70-77)

“Dediler ki: “Bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz yoldan döndüresin de yeryüzünde hâkimiyet (devlet) ikinizin eline geçsin diye mi bize geldin? Biz ikinize de inanmıyoruz.” (Yunus 10/78)

“Onlar şöyle dediler: “Ey Salih! Bundan önce sen, aramızda ümit beslenen bir kimseydin. Şimdi babalarımızın taptıklarına tapmamızı bize yasaklıyor musun? Şüphesiz, biz senin bizi çağırdığın şeyden derin bir şüphe içindeyiz.” (Hud 11/62)

“Peygamberleri dedi ki: “Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe mi var? (Hâlbuki) O, günahlarınızı bağışlamak ve sizi belli bir zamana kadar ertelemek için sizi (imana) çağırıyor. Onlar, “Siz de bizim gibi sadece birer insansınız. Bizi babalarımızın taptıklarından alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse bize apaçık bir delil getirin” dediler.” (İbrahim 14/10)

Muhafazakarlık, toplumsal manada eskiye rağbet gibi masumane bir mana taşırsa da dinde değişmezliği ve öğrenilmiş olanların sabitliğini savunduğundan aklı ve ilmi inkar etmek suçunu işlemektedir. Burada en kritik nokta şudur ki; dinde asla reform olmaz ve dinin esasları asla değişmez. Lakin dinin toplumsal hayatta ve bu zaman diliminde uygulanmasından doğan yorumlar yani diyanet dediğimiz şeyde reform olur, olmalıdır. Beşeri yorum demek olan diyanet, dinle paralel ama dine mahkum olarak kendisini geliştirmek ve düzeltmekle mükelleftir ki insanoğlu ayetlerin her geçen gün biraz daha manasına temas edebilmekte, ilerleyen teknoloji ile biraz daha manaya yaklaşabilmektedir. Muhafazakarlık ise aklı ve ilmi inkar etmekle kalmaz ama aynı zamanda bu yeni anlaşılır olan manaları da inkarla suç işler.

Bağnazlık ise muhafazakarlığın bir adım daha ötesinde aklı inkar eder halde bir ruh hali ve gerici – dinci zihniyeti temsil eder. Adından da anlaşıldığı üzere dine en büyük zararı veren de bu kesimdir ki hurafe ve rivayetlere mahkum ettikleri dini tanınmaz hale getirirler ve en büyük mesnetleri ise duydukları ve atalarından onlara miras kalan alışkanlıklarıdır. Bu nedenle eski kıyafet ve şekillere özenir, yenilikleri küfür sayar, modern dünyanın akıl ve bilim çağını zındıklıkla suçlar, yenileşenleri kafir ilan etmekte sakınca görmezler.

Buraya kadar bahsolunan yobazların sadece kendilerine verdikleri zararlar iken onların asıl zararı topluma ve dine verdikleri muazzam hasarda yatmaktadır.

Kur’an akıl ve bilime dayalı hakikatler manzumesini gözler önüne sererken ve hak ve hakikatleri bildirirken hatta İslam’dan önce gelmiş kabullerde direten bu yobaz kesimi, içerisinde barındırdığı israiliyat, hurafe, rivayet ve iftiraları birer putperestlik abidesi yaparak şirkin tam merkezine düşer.

Kur’an bu nedenle cehalet ve zulümle savaş halindedir. Cehaleti küfür ve zulmü şirk olarak anlayacak olursak ta ayetlerin hükmünü bilmemek veya inkar etmek küfür, bu ayetleri inkar ederken başkaca kabulleri dinleştirmeyi de şirk olarak anlamak lazım gelir.

Zaten küfür inkar, şirk inkar değil ama iftira atmaktır. Küfür tek millettir ancak şirk bir yanılgı değil bir dindir, şeytanın dinidir.

Ata kabullerinin değişmezliğinde ısrar ayetlerin anlaşılmasına ve kabulüne vurulan en büyük darbe olduğu içindir ki eskinin müdafasında olanlar için hakikat bir anlam taşımaz ve bunun ucu Allah’a iftiraya kadar varır.

Doğru ve güzel olan Hz. İbrahim (as) misali putları yıkmak, ata kabullerinin yanlışlığını idrak etmek, Kur’an’a teslim olmaktır. Hz. İbrahim (as) ve ailesi bunu yapabildiği, babasına rağmen yapabildiği için, ateşe atılmayı göze aldığı ve Nemrut’a (Krala) karşı koyabildiği için Allah’ın dostudur.

Ata kabulleri ile karşısına dikilen şirk ordusuna karşı tek başına mücadele veren Allah dostu Hz. İbrahim’in hayatı mü’minlere şaşmaz bir örnek olmakla beraber, şirk tayfasına da ibretlik bir eserdir.

Tevhid eri Hz. İbrahim (as)’in ailesi ile birlikte şirke karşı verdiği savaş, Kur’an’ın istediği cihaddır yani Allah yolunda mücadeledir. Aynı mücadeleyi veren Hz. MUhammed (sav) de zulme, küfür ve şirke karşı tebliğ ve davette bulunurken en çok bu yıkılmaz sanılan ata kabulleri ile mücadele etmiş, kötü alışkanlık ve yanlış kabulleri yıkmaya gayret ederken hep hak ve hakişkate davet etmiştir.

Dindar olmak, muhafazakar olmayı değil takva sahibi olmayı gerektirir ki Allah katında insanların değeri bu takva ile ölçülür. Bu nedenle takva yeryüzünde insanlar arası bir kıymet yapılmaya çalışılamaz çünkü takvayı, imanı bilen sadece Allah’tır. Dinci olmak ise dindarlığını ispat etmek maksadıyla şekli İslam’a tabi olan, yalan yanlış bilgilerle İslam’ı sulandıran, hurafe ve rivayetler ile örfleri dinden ayırt edemeyen insan tipi olmakla riya içinde yaşar ki riya gizli şirktir.

Ata kabullerinin inkarı bu meselede asla söz konusu değildir ama kritik nokta bu kabullerin Kur’an ayetlerine paralel ve uygun olması kıstasıdır. Diğer dinlerin hükümleri dahil, Peygamberimizin hadis ve sünnetleri dahil Kur’an’a uygun değil ise nafiledir, boş ve batıldır, uydurma ve yanlıştır.

Örflerin inkarı da söz konusu değildir ama kıstas bu örflerin hak ve hukuka, Kur’an ve İslam’a uygun olmasıdır. Örnekleyecek olursak iyi niyetli birer Türk geleneği olan Mevlidlerin dine zararı olmadığı gibi bu çok eski geleneğin faydası da vardır ve bağnazlıkla bağdaştırılamaz. lakin cahiliye araplarının kız çocuklarını toprağa daha doğdukları anda diri diri gömmelerine dayanan gelenek tam olarak burada ifade edilmeye çalışılan kötü bir örftür ve Kur’an’a ihanettir.

Ata kabullerinin Kur’an’da şirk olarak tanıtılan kısmının esasını muhakkak ki puta tapıcılık teşkil eder ki Hz. İbrahim(as)’in de savaşı bu zümre iledir. Dönemsel olarak reçelden ve taştan yapılan putların yerini modern zamanlarda para, kişi, makam ve şehvetler aldığına görede bu putları savunmak ataperestlik, bunlara karşı Kur’an’ı savunmak hanifliktir.

Ecdatperestliğin zararı sadece kendisine değil aynı zamanda çevresinedir ki onları örnek alacak nesilin yanlışını kolay kolay düzeltmek mümkün değildir. Üç yaşında kızlarla evliliği caiz gören, kadını dövmeyi hak kabul eden, kadını eve hapsetmeyi hedef alan bu bağnazlığın gerisinde muhakkak ki şeytan vardır, şirk vardır ve şirk bir şeytan dinidir.

İmanlı kalplerin yobazlık tuzağına düşmesi mümkün değildir. Çünkü onlar Kur’an nuru ile bakmayı bilen, Kur’an ile konuşanlardır ki yalan ve iftira lugatlerinde yer almaz. Lakin imansız kalplerin dillerindeki tevbe ve istiğfarlar bile şeklidir ve öze zehirli iğne batıran bu zararlı mahluklar dini beşerileştirmek, akıldan uzaklaştırmak ve karanlıklara mahkum etmek niyetindedir.

Toplumun Kur’an’dan uzak yaşıyor olması da bunların ekmeğine yağ sürmekte ve dini okuyarak değil ama dinleyerek öğrenmeye çalışan kullar bu gafillerin tuzağına düşmektedir. Bu elbette bir mazeret değildir ve o kananları da kurtaramayacaktır ama toplumsal huzur ve barışı bozan bu zararlı kesim etkiledikleri ile beraber toplumda bir çıban başı olmaya hep devam edecektir.

Kurtuluş savaşı gibi muazzez ve mukaddes bir davada bile şehadet ordusunun karşısına çıkan iç düşmanların nüvesini işte bu ata kabulleri ve bağnalıklar oluşturur ki şehadet aşkıyla yanıp tutuşan İslam ordusuna idam fermanı verebilecek kadar hain olanlar anılan yobazların ta kendileridir.

Halifeliğin mutlak şartlarda devamını, eski lisanı, kıyafeti, tek adam yönetimini savunan bu kurtuluş savaşı canileri İskilipli Atıf Hoca gibi, Mustafa Sabri gibi zehir saçarken maalesef toplum onları hala masum birer din adamı olarak kabul etmektedir. Oysa gerçek onların kendi dinlerini tesis veya dine kendi yorumlarıyla şekil verme girişimleridir ve toplumun çoğu bunu asla idrak edememektedir. Şapkaya karşı oluşu nedeniyle idam edildiği sanılan Atıf’ın suçu Cumhuriyete karşı olmaktır ki bu kutsal bağımsızlık mücadelesine ihanettir. Nitekim şapka kanununa itiraz düşüncesine dair yazısı kanundan eski tarihli olduğu için o davadan beraat etmiş ama ihanetten asılmıştır. Bu konu bağnazlık ve uzanımına bir örnektir.

Özetle; dinin esasına dokunmadan, kamu ve toplum yararını hedef almak, kulun eşitlik, özgürlük, huzur ve barışını sağlamak adına ayetler istikametinde çaba göstermek, kul ve kamu yararı çakıştığında kamu yararını esas almak, akıl ve bilgiye, belge ve hakikate dayalı normları hayata egemen kılmak müslüman için lazım olandır. Kalp ve vicdanlar akılla beslenmez ise nihai gerçeğe asla erişilemez. Aklı ve bilimi inkar etmek bu nedenle büyük bir gaflettir.

Kur’an, okunmak, anlaşılmak ve rehber edinilmek ister. Hak ve hakşkat, din ve iman, tevhid ve takva, şer ve şirk hep O’ndadır. O, gerçeğin ta kendisi, doğru yolun ta kendisidir.

Gazali’nin aklı yok sayan tutumunun zehirli tohumları bu zamana değin ulaşabiliyorsa bu toplumda çok sayıda yobazın varlığına da işarettir. Yine toplumda yobazlar hala rağbet görebiliyor, bebeler gelin ediliyor, babaların kızlarına şehveti konu ediliyorsa sapık yobaz zihniyet sokaklarda kol geziyor demektir.

Çözüm ve çare Kur’an’dadır.

İstişare, şura dinin emridir. Akıl yürütmenin, akılları birleştirmenin gayesi de doğru ve güzeli bulmaktır. Bağnazlık en başta bu arayışı yerle bir eden hakarettir. Peygamberimizin biatlarını inkar eden bu idrak, dine egemen olduğu takdirde tesettür dinin kendisi olacak, cehalete demir atanlar dine egemen olacaktır ki Allah’ın emri bu değildir.

Laiklik işte asıl bu gelişim ve arayışı, özgürlük ve eşitliği esas alan rejimin adıdır. Laikliğin düşmanı din değil yobazlık zihniyetidir ki bugün laikliğe karşı çıkanlar irticayı ve bağnazlığı savunanlardır.

Mü’min, dini Kur’an penceresinden yaşayan, mişnalarda (Kur’an harici dini yazılı eser) kaybolup giymeyen, hurafe ve rivayetleri benimsemeyen, uydurma hadislerle akibetini kirletmeyendir. Mü’min Allah’a güvenen ve sığınan, Kur’an’ı rehber edinen, Hz. Muhammed (sav)’in Kur’ansal ve örnek ahlak ve davranışlarını yani sünnetini benimseyen, doğruluktan ayrılmayan, akıl ve bilimi inkar etmeyip bunları kalp ve vicdanla buluşturabilenlerdir.

Ölülerden medet ummaya kadar giden bu ecdatperestlik yakalardan sıyrılmadıkça, kulun imanla kavuşması gerçekleşemez.

Rabbim bizleri şirkin her türünden muhafaza eylesin.

Rabbim bizleri Kur’an’dan ayırmasın.

Rabbim bizleri istemeyerek te olsa bağnaz zihniyete düşmekten muhafaza eylesin. Amin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

şirk

Dine yalan söyletmek – En büyük şirk

Dine yalan söyletmek – En büyük şirk Dine yalan söyletmek, küfür ve şirk cephesinin en ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir