Anasayfa / İMAN ESASLARI / Kadere iman / ECEL DEĞİŞİR Mİ?
imanilmihali.com
akibet

ECEL DEĞİŞİR Mİ?

ECEL DEĞİŞİR Mİ?

Ecel değişir mi?

Ecel hayatın sona ermesidir. Ecelin gerçekleşmesi için gereken şart ise bir sebep’tir. Sonuç ise ecelin kendisi, yani kulun vefat etmesidir.
Ecel; ömrün sonu, ölüm için takdir edilen (yazılan) zaman. Dünyâ hayâtının bittiği vakit. Her canlının Allahü teâlâ tarafından takdir olunmuş bir eceli vardır. Herkes, eceli gelince ölür.
Ecel-i müsemmâ: Bu ecel, hiç değişmez. Herkesin bir ecel-i müsemmâsı vardır ve ecel hâzır olduğu vakit, bir an gecikmez ve vaktinden önce gelmez. Canlı, takdir edilen o anda ölümü tadar. Bu ecelden kaçmak, kurtulmak mümkün değildir.
Ecel-i kazâ: Bir sebebe bağlı olarak değiştirilmesi takdir edilmiş eceldir.
Yüce Allah hayat gidişatında, her neticeyi bir sebebe bağlamıştır.
Sözgelimi bebek bir neticeyken sebep anne ve babasıdır. Sebep ihmalse netice o binanın kendiliğinden yıkılmasıdır. Sebep alkollü araç kullanmaksa netice kaza ve ölümdür. Sebep mevsimler ise netice mevsimine göre yetişen değişik sebze ve meyvelerdir.
Sebep olmadan vuku bulabilecek şeyler elbette vardır ama buna muktedir olan sadece Allah’tır. O anne babası olmadan çocuğa hayat ta verebilir, medeniyetin bilmediği bir canlıyı da yaratabilir, yaz ortasında kar yağdırıp zincirleme trafik kazası da dileyebilir.
Çocuğun o anne babadan dünyaya geleceğini bilen Allah evliliğin veya ilişkinin gerçekleşeceğini de bilir. Herşeye rağmen o evlilik veya ilişki gerçekleşmez ise ve o çocuk mutlaka hayat bulacaksa başka bir anne babadan mutlaka doğacaktır. Ama bu sadece Allah’ın takdiri dâhilindedir.
Görüldüğü üzere Allah’ın dilemesi herşeyin üzerindedir. Bizim beyhude çırpınışlarımız ve cüzi irade ile gerçekleştiğini farz ettiğimiz pekçok şey Allah’ın Kerem ve lütfuna bağlıdır. Biz herşey değiliz, hiçbirşeyiz. Herşey olan Allah’tır. Biz sadece minicik bir dilek parçasıyız ve bu dileğin gerçekleşmesi de yine Allah’ın razı olmasına bağlıdır.
Kader dediğimiz şey aslında gerçekleşmiş şeylerin yazılması olduğuna göre ecelin hayata geçeceği zaman ve şekli ile ilgili soru sormak zaten mantıklı değildir. Allah o ecel ile alakalı sebebide sonucuda bilendir. O ecelin gerçekleşmesini Allah’ın bilememesi diye bir şey düşünülemez.
Eğer Allah ecele müsaade etmemiş olsaydı zaten ecel gerçekleşmezdi. Ama ecelin yer, zaman, sebep ve sonucunu bilen ve buna rıza gösteren Allah ecelin gerçekleşmesine müsaade edendir. Dilemeseydi o hastalık olmaz, o katil saldırmaz, o trafik kazası gerçekleşmezdi.
Allah ecel sahibinin yani neticenin kendisinden de o ecele neden olan sebepten de pekâlâ haberdar olandır. Allah’ın kulun hastalığını bilmemesi, tarafik kazasında öleceğinden habersiz olması düşünülemez.
Buraya kadar behsolunan ecel değimez ve geri bırakılmaz tabir ettiğimiz ecel yani ecel-i müsemmâ bahsidir. Birde ecel-i kaza dediğimiz ikinci bir ecel bahsi vardır.
Doğrusunu ve nahiyetini Allah’ın bildiği ecel-i kaza bahsi kulun amel, niyet ve teşebbüsleri ile şekillenen, kendisine veya yakınlarına veya toplumuna ait kader çizgileri gereği uzayıp kısalabilen dua, sadaka vb. şeylerle Allah’ın lütfu ve keremi ile bereketlenen eceldir. Bu ecelin uzama veya kısalma istikametinde tezahür ettiğini farz ve kabul ederiz. Şöyle ki dua, sadaka, ibadet gibi hayırlı işlerin eceli geciktirdiğini ama hayırsız işler, sağlıksız gıdalar ve kötü alışkanlıklar gibi fıtrata ve yaratılış gayesine aykırı işlerin kısalttığını düşünürüz.
Sözgelimi ‘sadaka ömrü uzatır ve belayı defeder’ hadisinde belirtilen hususun sahih olduğuna inanırız. Bu ister ecelin maddi olarak uzatılması ister sadece bereketlendirilmesi manasına olsun bizim için fark etmez ve biliriz ki ecel bir son değil bir devamdır. Ahiret yurdunda devam edecek hayatımızın ara berzahıdır ve kabir âlemine göç etmekle hayat son bulmaz. Bu yüzden bazı âlimler ecelin uzaması değil bereketlenmesi manasına tefsir etmişlerdir ki bir manada ahiret yurdunun güzelleşmesi ve akibetin iyileşmesi manasınadır.
Bu iki ecelin pekçoğumuz için aynı olduğunu kabul etmek akla zor gelmez. Ama istisnalar olabilir ve Allah’ın dilemesi herşeyin üstündedir. Sonuçta ezeliyette o zatın kaç sene yaşamış olacağını bilen sadece Allah’tır ve bu malum olana kadar yani ecel fiziken gerçekleşene kadar ecel zamanının Allah tarafından dilediğince değiştirilmiş olması bizler için önem arz etmez.
Önemli olan ne kadar yaşadığımız değil ama nasıl yaşadığımızdır ve ecelimizi uzatmak gayesi ile olmasa bile hayırlı kul olmak için yaşamak hedefimiz olmalıdır. Asr suresinde geçen “andolsun ki insan ziyandadır” bahsi boşa geçen nice uzun ömürlerin ve gereksiz amellerin vurgusudur.
“İlim maluma tabidir” ve Allah’ın “ezeliyet” sıfatı herşeyi gören ve bilen olması demektir. İlahi takdir sebep ile neticeyi aynı anda nazara alarak vuku bulur, hastalık ve hasta aynı zaman ve mekanda buluşur ve ecel meydana gelir. Katil ile maktülün birisinden habersiz – haşa- bir Yaratan olabilir mi?
Allah’ın ezeli ilmi, sebep olan katili ve netice olan maktulu aynı anda kuşatmıştır. Allah, katilin iradesini kullanarak maktulü öldüreceğini bildiği için, maktule o kadar bir ömür takdir etmiştir. Eğer katil öldürmeyecek olsaydı, maktule ne olacağı sadece Allah’ın bilebileceği bir iştir. Belki Allah ona daha uzun bir ömür takdir ederdi, belki de başka bir sebeple canını alırdı.
Geçici kader defterindeki hayırlı amellerine göre Yüce Allah kulunun ecelini erteleyi dilerse de o ecel gerçekleşmeyecek ve kul yaralansa ya da ameliyat olsa bile iyileşecektir.
Kader konusundaki önemli hususlardan birisi de şudur ki; bizler sebeplere bağlı neticeleri yaşıyorken, aslında kendimiz de başkalarına, ailemize ve toplumumuza göre birer sebebiz. Bizim neden olduğumuz işler başkalarına netice olarak akseder. Yani kader çoğu zaman şahsi değil küllidir ve bu yüzden milyarlarca insanın, diğer milyarlarca insanı etkileyecek hal ve davranışları muazzam bir kader ağı oluşturur ki insan aklının alması münkün değildir.
Ancak şu bilinmelidir ki; iyiliğe kılavuzlayacağımız kendimiz veya ailemiz veya toplumumuz değişik neticeler doğuracak ama bu neticeler güzellik ve esenlik bahçelerine açılacaktır. Tersine kötü birer sebepsek neden olduğumuz neticelerde topluma karanlık pis kokular şeklinde etki edecek ve biz her durumda hem kendi sebeplerimizden hem bize ve başkalarına verdiğimiz iyi veya kötü neticelerin hepsinden sorumlu olacağız.
O zaman çözüm hem kendimiz hem toplum için iyi olmak zorundayız.
Hayatımız da ecelimiz de hem sebep hem neticedir. Bu yüzden hayırlı yaşamak ve hayırlı ölmek esastır. Ahir zamanda Allah’ın nurunu tamamlamasına yardım etmek, Allah’a yardım etmektir. Bu yardım Allah’ın sınırları dâhilinde yaşamak ve Hak’ka hizmet etmektir.
Mana ve yorumu ne olursa olsun ecel, biz kullar için bilinmemeye devam eder ve bilinmeyene karşı yapacağımız şey hayırlarda ve güzelliklerde yarışıp, mükafat ve şefaat ummaktır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Dinen kader ve kadercilik nedir

Dinen kader ve kadercilik nedir

Dinen kader ve kadercilik nedir Kader, ellerimizle işlediğimiz nakıştır. Yaşamın ve dinin önündeki en büyük ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir