Anasayfa / İMAN ESASLARI / Ahirete iman / Ecelle birlikte berzah alemine gidenler
imanilmihali.com
Ecelle birlikte berzah alemine gidenler

Ecelle birlikte berzah alemine gidenler

Ecelle birlikte berzah alemine gidenler

“Her canlı ölümü tadacaktır. Ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete sokulursa, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir.” (Al-i İmran 3/185)

Yüce Allah eceli herkese tattıracak ve hesap soracak olandır.

Fanilik, ölümlü olma halidir ve fani hayata dair her şey eceli tadacak, ecel ile bize ait olan fani her şey bu dünyada kalacaktır. İmtihanın kullar için sonu demek olan ecelin, dünya ve kainata ait olanının adı kıyamettir ve kıyamet tüm yaratılışın ölümü ve sonra ve farklı bir tarzda yeniden yaratılmasıdır. İnsan aklı bu ilme ve kudrete hazır değildir lakin bu haktır, gerçekleşecektir.

Kabir hayatı denen bekleme süresi yeniden dirilişe dek geçireceğimiz zamanın adıdır ve kabir dahi berzah alemine aittir. Yani kabirdekiler bu dünyadakileri duyamaz ve göremezler. Bu da ecelin berzah ötesine geçiş demek olduğunu hatırlatır. Ecel ile kabir arası kısa sürenin nereye ait olduğu tartışılabilirse de ruhun ecelle birlikte bedenden ayrılması bizlere kabre girmesek de berzah ötesine geçtiğimizi söyler. Öte yandan kabre giremeyecek tarzda ölenler de bunun ispatıdır.

Her halükarda ecel fani hayattan baki hayata bir geçiştir ve son değil, kurtuluş veya yeni başlangıç değil sadece mizan ve hesaptır. Kul, ecel ile kendisinden ayrılan ruhuna yeniden dirilişle yeniden kavuşacak ve her şey hatırlanır bilinir olacaktır. O halde diriliş sonrası da insan ömrü devam etmektedir ve hesap sonrası farklı bir arınma ve şekillendirme olacak mı bilinmez ama cehennemde yananlar da, cennetlerde müjdelenenler de dünya hayatındaki iyilik ve kötülüklerini hatırlayacağına göre denebilir ki insan ömrü ruhlar aleminde (elest günü) seçilmiş ve söz vermiş olmakla yaşamaya başlamıştır ve bu hayattan sonraki baki hayatta da yaşamaya devam edecektir.

Yani insan tek bir ömür sürer ve bu anlamda ölümsüzdür. Hesap verme mesuliyeti bu nedenledir. Bu da demektir ki günahlardan kurtulmak, sevapların müjdesini kaybetmek diye bir şey söz konusu değildir ve orada zerrece haksızlık yapılmayacaktır.

Bize ait olan ecel meleklerin canımızı alması demektir ki ölüm melekleri iman sahiplerinin canını acıtmadan, kafirlerle müşriklerin acıtarak alırlar. Onların ahiret yurdunda görecekleri muamele de aşağı yukarı aynıdır.

Ecel ile ruh bedenden ayrılır ve ebedi yurduna intikal eder, beden ise toprağa girer ve çürür.

Kefen ile tabir edilen ecel giysisinin cebi yok dense de vardır ve fakat oraya dünyaya ait servetler, mallar değil sadece iman, manevi haz, pişmanlık, niyet ve sevap-günahlar girer.

Kul vefatı ile dünya hayatı denen sanal alemle irtibatını keser ve kendisine imtihan için verilmiş her şey burada kalırken dünya sınavında aldığı sevap ve günahları, temiz niyet ve amelleri, çirkin söz ve davranışlardan hasıl olan vebali beraberinde götürür. Yediği haklar, kendisinin yenilen haklarından doğacak alacaklar da yanı başındadır.

O halde sınavın manevi sonuçları dışında ahirete intikal edecek bir şey yoktur. Ama o fani servetlerden hasıl olan veballer vardır. (verilmeyen zekatlar, hayra harcanmayan kazançlar, hak yenerek veya haklar ödenmeyerek biriktirilen mallar) Zaten dünya hayatının geçici ve sonlanacak olması da bu demektir ve her kulun kendi eceli kendisi için bir kıyamettir.

Kefenin cebine sığacak bu manevi değer veya değersizlikler elbette misalen söylenir ve asıl kayıtlar, zerrece hata veya noksanlık olmadan zaten ilahi katta hazırdır. Meleklerin şahitliğiyle oraya çoktan yazılmış olanlar davranışlarımızın tümü ve sözlerimizin tamamıdır.

Bu geçişte, noksan olan insanların şehadeti ve niyetleri bilen Yüce Allah’ın niyetlerimize dair ağırlıklı notudur.

Bu bize şunu anlatır ki melekler ve insanlar sadece söz ve davranışlara şehadet eder ve bilir ve görür. Kalplerde saklı niyetleri ise bilen sadece Allah’tır. Bu nedenle iyi ve doğru niyet çok mühimdir ki hayır işi yarım kalsa da o niyet sevaba sebep, şer iş yarım kalırsa o niyet hükümsüzdür. Lakin bu hüküm ve karar sadece Allah’ındır.

Allah rızası bu nedenle mühimdir ve niyet eğer bu değilse amel ve sözler çok bir şey ifade etmez.

Ahiret sorgusu denen şey de aslen bir mahkeme değil, bir mazeret dinleme yeri değil fakat bir tebliğ ve delili gösterme yeridir. Niyetler hariç amellerin tartısı orada yapılır ve haklar sahiplerine iade edilir kalan neticeden sonra nihai karar, niyetleri bilen Allah’a aittir ve o (doğrusunu Allah bilir) şefaate bu esnada müsaade ederek rahmetini sergilemeyi dileyendir.

Yani şefaat de Allah’ın razı olduğu kullara aittir ve şefaat edebilecekler de Allah’ın razı olduğu kullar olmak zorundadır.

O halde Allah rızası bu dünya sınavının en mühim meselesidir.

Sevaplarımız az veya ibadetlerimiz noksan olsa da kalpleri ve niyetleri büyük olan Allah’ın rahmeti sonsuzdur. Lakin ibadetler tam, hatta hayırlı ameller dağ gibi olsa da kalplerdeki iman yok veya niyetler bozuksa akibet hayırlara çıkmayacaktır. Bu ise şudur ki hiçbir kavim namaz kılmadığı için helak edilmemiş, tamamı imandan yoksun oldukları ve şirk koştukları için helak olmuştur. yani kişilerin hayatıyla söylersek amel ve ibadetler noksan olsa da cehennemler sadece iman zafiyeti gösterenler ve Allah’a ilahlıkta ortak koşanlar içindir. Arası ve telafisi Yüce Allah’ın rahmetiyle inşallah kapanacak olan küçük günahlar bu yüzden (inşallah) büyütülmemeli ama iman ve tevhid yolunda kazaya uğramamalıdır.

Yüce Allah zalimlerle konuşmayacak, günahkarlardan günahı sorulmayacak, mazeret dinlenmeyecek ama ortak hüküm adına Kur’an tüme yakın ümmetten “hayatın dışına itildiğine dair” şikayetçi olacaktır. Bunu da bizzat muazzez peygamberimiz ifade edecektir.

Ahirtte şefaate mazhar olunsa dahi o mahşerde beklemek ölüm kadar acıdır ve akıl ve kalp kula yaşarken şefaate muhtaç olmayacak bir erdemi işaret eder. Şefaat herkese lazımdır ve günahsız kul yoktur. O cehennemin bir saniyesi için kul dünyalıklarını fidye verir. Şefaat sadece günahlardan sıyrılmak için değil aynı zamanda cennetlerde daha üstlerde yer almak için de lazımdır ki şefaat Allah’ın razı olmadığı kullara nasip olmayacaktır.

Kefenin cebine bu nedenle salih amellerden, ibadetlerden, ahlaktan ve özellikle imandan filizlenen sevap çiçeklerinden koymak en güzel olanıdır ki hayat sınavı sadece güzelliklere koşmak değil aynı zamanda ve daha çok kötülüklerden sakınmak ve kötülüklerle mücadele etmek demektir.

O halde sevap biriktirmenin yolu sadece iyilik yapmak değil aynı zamanda kötülükten sakınmak ve şer ile mücadeledir. Bu bahis önemlidir ve dini tüm meselelere de misaldir.

İman, Allah’a itikad, itimat ve tevekkül ama aynı zamanda zulümle savaştır. İmanın amelle tek bağlantısı budur. Yoksa amel imandan bir parça değildir. Zulme karşı durmak ise Kur’an’ın tek düşmanına karşı durmak anlamı taşıdığı için imanla alakalıdır.

Kefen işte amel ve sözlerden hasıl olan, meleklerce şahit olunan sevapları taşır ve bu nakilde olmayan insanların şehadeti, Rabbimizin şehadeti ve asıl Rabbimizin bildiği niyetlerimizdir.

Bu bize sınavda nasıl iyi ve doğru niyetli olmamız gerektiğini de gösterir. Yani iyi niyet aynı zamanda doğru da olmalıdır ki sayısız insan iyi niyetle şirke maruz kalmakta, niyetleri doğru olmadığı ve Kur’an’dan onay almadığı için akibetleri sonsuz cehennem ateşi olmaktadır. Hz. İsa (as)’yı sevdikleri için ilahlaştıranların durumu aynen böyledir ve bu ilahlaştırmanın adı din terminolojisinde şirktir. Şirk üzere ölenlerin ise afsızlığa tabi olacağını duyuran Kur’an’dır.

O halde amellere niyet önemli, niyetin salih ve isabetli, basiretli olması şarttır.

Hayat elbet geçecek, her can ölecek, sonsuz hayat hak olarak yaşanacaktır. O hayatın yanında bu dünya sınavı on gün kadardır ve oradaki sayısız ve emsalsiz nimetleri kaçırmak uğruna burada azmak ve haddi aşarak inkar ve isyanla şeytanlara uymak akıl karı değildir.

Kimse baki değildir, hiçbir dünya süsü kalıcı değildir. Baki olmayan bu sanal zevkler uğruna hayatı riske atmanın da gereği yoktur.

İman ve tevhid ise baki hayatı inşallah garanti eder ve bu hayatı ‘sadece Allah’ ve ‘ben Allah’tan korkarım’ diyerek yaşatmayı öğretir. Şirke sapmadan, küfre bulaşmadan, haksızlık ve adaletsizlik yapmadan, harama bulaşmadan, hayır ve güzele koşarak geçirilen bir ömür inşallah sonsuz saadetlerinde kapısını açar. Lakin unutulmamalıdır ki iman etmeden kimse cennete giremez ve iman dille geçiştirilecek bir lafız değildir. Kalbidir, samimidir, ruh ve vicdan desteklidir, kalıcı ve sağlamdır, olmalıdır.

Gayretlerimiz de inşallah niyetler gibi ödüllendirilecek olanlardır ki tamamlanmayan güzelliklere hayata geçmediği için melekler şahitlik edemese de Allah şahittir ve yine kötülüklere ait gayretlerimiz kötülük gerçekleşmese de inşallah affa uğrayacak olandır. Allah’ın rahmeti bu kadar büyüktür.

Lakin …

Allah affeder diye kanmak, Allah ile aldatılmak aklı ve Kur’an’ı inkar suçunu doğurur ki imani bir mesele olması sebebiyle ALDANMAK VE ALDATMAK nefse ve şeytanlara uyup imanı yitirmek demektir.

Kulun duası Allah rızasına ermek olmalı, iman dilemeli, nefsini temizleyen Allah’tan yardım istemek olmalıdır. Yoksa vebal büyük, ateşler fena, bu hayat fani, hesap çetindir.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Sünnetullah yaratışın ve dünya sınavının değişmezleridir

Sünnetullah yaratışın ve dünya sınavının değişmezleridir

Sünnetullah yaratışın ve dünya sınavının değişmezleridir Yüce Allah kainatı bir ölçü, kader, nizam, ahenk ve ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir