Anasayfa / KUR'AN-I KERİM / Elmalılı'dan inciler / Elmalılı Hamdi Yazır’ın tefsirinden kısa notlar
imanilmihali.com
Elmalılı Hamdi Yazır’ın tefsirinden kısa notlar

Elmalılı Hamdi Yazır’ın tefsirinden kısa notlar

Elmalılı Hamdi Yazır’ın tefsirinden kısa notlar

Yüce Allah’a dair

Yüce Allah kalplerimizi daima Kur’an nuru ile aydınlatsın. Amin! Yüce Allah hem mü’minlerin hem kafirlerin Rahman’ı ama yalnız mü’minlerin Rahim’idir.

Hamd, şükrün başıdır. (Feyzü’l-Kadir, III, 418)

Rabbim Allah de, sonra dosdoğru ol! (Tırmizi, zühd, 61)

Allah’tan başka her şey çift’tir. İlk ve son, O’dur.

Ateş Allah’ın yak dediğini kendi miktarınca, denildiği kadar yakabilir. Rızık ta Allah’ın doyur dediğini kendi miktarınca ve denildiği kadar doyurabilir.

Mülk te O’nundur, milk (sahip olunan şeyler) de.

Allah; kişi ile kalbi arasındadır. Fazilet ehlinin en büyük arzusu, Hakk’ın rızası ve halk arasında fazilet duygu ve sevgisinin gelişip yayılmasıdır.

Allah’ın rahmetinden ümitsiz, gazabından emin olanlar için yaşasın cehennem!

Allah’ın kelimesi, eşsiz, örneksiz yaratıştır; “Ol!”

Allah bilir, siz bilmezsiniz. Haddini bilmeyen Rabbini bilemez.

Allah’ın zatı değil, nimet, lütuf ve sıfatları düşünülmelidir.

Hak birdir, batıl çoktur.

İnsanları bela tufanlarından kurtaracak olan kurtuluş gemisi, Allah’ın kanunlarından başkasıyla inşa edilemez.

Fen ilerledikçe insanlık daha çok ve kaçınılmaz olarak Allah’a iman edecektir. Allah’a iman etmek aklın başıdır.

Allah’ın ipi, Allah’ın kelamı Kur’an’dır.

Kainat bir hikmet kitabıdır. Hikmetin başı Allah korkusudur. (Keşfü’l-Hafa, I, 507)

Her milletin hayat ve mutluluk kabiliyeti, kalbini verdiği yaratıcının şanıyla uyum içindedir.

Kork Allah’tan korkmayandan. (Türk atasözü)

Tevekkül; görevin ifasını Allah’a havale etmek değil, emri ve kararı Allah’a bırakmaktır. Tevekkül tedbire engel değildir. Tevekkül; gururla kendini koyuvermek değil, Allah yolunda gücü yettiğince, vazifeye önem vermek, takva ile kusurunu itiraf ve Allah’ın kudretine itimat ile netice hakkında telaşa düşmeksizin O’nun iradesine teslim olmaktır.

Havada kuşun kanadıyla uçtuğunu görüp de ondan uçma kanunlarını ve o kanunları yazan Allah’ın kudretini anlamaya çalışanlar içindir ki kuşların uçması bir ayet olur.

İlahi hikmet azabı; fesadı ıslah, kötülükleri sınırlama, durdurma ve temizleme için tatbik eder.

Her hükümdarın bir korusu vardır. Allah’ın korusu da yasakladığı haram kıldığı şeylerdir. Koru etrafında otlayanlar da düşme tehlikesiyle karşı karşıyadır. (Buhari, iman, 39)

Yüce Allah Kur’an ile defetmeyeceği bazı kötülükleri kılıç ile defeder. (en-Nihaye, fi-Garabi’l-Hadis,V)

Allah yolunda olma kaydı, her harbin esasıdır. Allah yolunda savaş, hak din uğrunda, Allah’ın kelamını üstün getirmek için cihad etmektir ve savaşın meşruluğu Allah yolunda olmasındadır.

Halk O’nun, mülk O’nun, hükümranlık ve tasarruf O’nundur.

Yüce Allah erkekten dişi (Hz. Adem (as)’dan eşini), dişiden erkeği (Hz. Meryem’den İsa (as)’ı), erkek ve dişiden (aileden) insanı yaratandır.

Cihad ile Allah’ın muradı; inkar ve muhalefeti mağlup ederek ve yenerek, insanlık üzerinde Hakk’ın emrini galip kılmak, Hakk’ın tevhidine, genel barışa aykırı ihtilaf ve tecavüzlere krşı Hakk’ın hakimiyetini sağlamaktır.

İnna lillahi ve inna ileyhi raciun. (Biz Allah’a aidiz ve sonunda O’na döneceğiz.)

Lezzetlerin başı Allah’a ve Allah’ın rahmetine inanmaktır. Allah’a itaat ve yakınlık maksadından başka bir maksatla yapılan ameller ibadet değildir.

İstemek ve dindarlık bizden, din, şeriat ve doğru yolu göstermek Allah’tandır.

Kalbi bilen, Allah’ı bilir. Bütün imkanlar, Allah’ın kudretindedir.

Gayret bizden muvaffakiyet Allah’tandır.

Hakk’a ihlas ile sarılmanın hükmü felah (kurtuluş) ve zaferdir. Hakk’a karşı muhalefet ile direnmenin hükmü de er geç helak olmaktır.

Kur’an-ı Kerim üzerine

Kur’an’ı anlayanların anlamayanlara açıklaması bir vazifedir.

Kur’an; ilahi vahyin rütbe bakımından en büyüğü, makam itibarıyla en yükseği, dine girişte tesir yönünden en güzelidir.

Kur’an ölüler için değil yaşayanlar için inmiştir.

Allah kelamının suçlu kalplerdeki yankılanması ile temiz kalplerdeki tecellileri bir değildir.

Ayetlerden gafil olmakla, ayetleri inkar etmek arasında fark yoktur.

Fatiha bütün olarak ilk inen suredir. Bir seferde indirmek inzal, çok seferde indirmek tenzildir.

Ayet; açık alamet demektir. Allah’ın ayetlerini bilmek, önemsemek yetmez. Yaşamak gerekir.

Kur’an’dan istifade edemeyen çok ama Kur’an hükmü dışında kalan yoktur.

Kur’an’ın fiili hidayeti muttakiler ve mü’minler içindir.

Tüm insanlık inansa da, itimat etmese de ahirette Kur’an hükmüyle yargılanacaktır.

Kur’an nuru ile yeterince nasiplenmemenin sonu ehli kitap gibi lanetlenmek ve sapıtmaktır.

Kur’an’da boş ve anlamsız tek kelime yoktur.

Fatiha’da kendilerine gazap olunan kimseler yahudiler, sapıtmışlar hristiyanlardır.

Kur’an’ın en son inen ayeti; “Öyle bir günden sakının ki, o gün hepiniz Allah’a döndürülüp götürüleceksiniz. Sonra herkese kazandığı amellerin karşılığı verilecek ve onlara asla haksızlık yapılmayacaktır.” (Bakara 2/281)’dir.

Bakara, Medine’de ilk inmeye başlayan ama en son tamamlanan yüce suredir.

İsrailoğullarının Bakara (Sığır) hikayesi sadece Bakara suresinde anlatılır.

Kur’an’ın zirbesi Bakara suresidir. (Darimi, Fedailü’l Kur’an, 13)

Kıraatimiz Asım Kıraaeti Küfelilere göredir.

Günlerin efendisi cuma günü, sözlerin efendisi Kur’an, Kur’an’ın efendisi Bakara suresi, Bakara’nın efendisi Ayetü’l-Kürsi’dir. (Ramuzü’l-Ehadis, 302)

Peygamberimize dair

Sahabelerin en büyük meziyeti Peygamberin gayba ait verdiği haberleri koşulsuz tasdik edişleridir.

Hz. Muhammed’in peygamberliği, bütün varlıklara ve alemlere Allah’ın bir rahmetidir. İslam’ın ve dindarlığın bütün örneği Hz. Muhammed’de, hidayetin tüm sırları Kur’an’da, bütün hüküm Allah’tadır.

Her kim bana atfen yalan söylerse, cehennemin iki gözü arasında oturacağı yere hazırlansın. (Alusi, Ruhu’l-meani, IX, 242)

Peygamberlere iman, tüm peygamberleri eşit ve aynı biliriz demek değildir. Bir kısmını inkar da değildir. Hepsinin Allah katından peygamberliğine iman ederiz demektir.

Peygamberlere imanda iki tehlikeli çukur vardır ki şirke götürür; ifrat (aşırılık) ve tefrit (ihmalkarlık)

Alemde hiçbir kavme israiloğulları kadar peygamber gönderilmemiştir.

Rauf (şefkatli) ve Rahim (merhametli) sıfatını Yüce Allah yalnızca Peygamberimize ikram etmiştir.

Allah’ın emrini, peygamberin tebliğini dinlemeyen hür, esirden daha çok zarardadır.

Peygamberlerin görevi ister acı ister tatlı olsun doğruları (doğru haberleri) topluma iletmektir.

Havanın su dolu ağır bulutları kaldırıp, rüzgarın emredilen yere taşıması ve yağmurun inip rahmet vermesi gibi peygamberler de ilahi kudrete yükselir ve susuz topraklara / kalplere ulaşır, rahmet olup yağarlar.

İman üzerine

Kafir ölümlüye, mü’min daima diri olan Allah’a bağlıdır.

Halis mü’min fani şeylere karşı zaafı olmayandır.

Allah’ın imana rızası var, küfre yoktur.

Müftüler fetva da verseler kalbine danış (Darimi, büyü, 2; Ahmed, b. Hanbel, IV, 228)

Şefaate mazhar olma liyakatinin ilk şartı imandır.

İyi ve güzel zan imandandır. (Ebu Davud, Cenaiz, 13, edep, 81)

İtimadın fazileti ancak Allah’a itimattadır.

İslam binasının temeli iman, zirvesi ve en yüksek kubbesi cihad’dır.

İman ve ümitle itaat etmek ümitsizlik ve küfürden, cihad ve şehadet ise esaret ve zilletten hayırlıdır. İmansızlık; hem mahrumiyet hem felaket sebebidir.

Güneş gündüz ayetidir ve ilk yaratılış günü gibi ziya (ışık) kaynağıdır. Ay ise ilk yaratılıştan sonra söndürülmüş , mahvedilmiş ve ikinci bir yaratılış ile ziyadan yansıyan nur verilerek gece ayeti olmuştur.

İman vucudi, küfür ademidir. Kalbi görüş ve idrak, basirettir.

İman ve mağfiret kapısı olan kalp cehenneme kapalıdır. Cennet ve cehennemin yedi kapısı; kulak, dil, göz, el, ayak, ağız ve cinsel organdan hem cennete hem cehenneme gidilir. Kalpten ise sadece cennete gidilir. Yani cennetin sekiz, cehennemin yedi kapısı vardır.

Mü’min olmak; kazada rıza, belada sabır, bollukta şükür demektir.

İki özellik vardır ki bunlar mü’minde huy haline gelmez; hıyanet ve yalan. (Ahmed b. Hanbel, V, 252)

Kuldan veya kanundan değil … Allah’tan korkun.

Basiret yerine zevk, süs ve duyguların peşinden gidenler birçok kötülüğü iyi kabul ederek yapmaya mecbur kalır.

Can çekişme anında, teklifin zamanı geçmiş, sorumluluk zamanı başlamış, iman ile kazanılması mümkün hiçbir hayır kalmamıştır.

Olacağa olmadan önce inanın, çünkü olacak olmaya başladığında inanmakta fayda yoktur.

İnanmasanız da gerçek değişmez, doğru haber yerini bulur.

İmansızlık, iman sebebi olacak mucizelerin yokluğundan değil, inat ve azgınlıklarından ve hak ayetleri görmezden geldikleri içindir.

İmanı ve yüce Rabbi savunmaya ne hacet?

İman ittika ile, ittika (korunma) vesileyi aramakla, vesileyi aramak mücahede (kayırda, kullukta yarış) ile tamam olur.

Her bebek iman ve itikad fıtratıyla doğar. Allah’a iman fıtridir.

Mü’minlerin Allah’a imanı, kafirlerin küfür ve şirke olan dünyevi imanlarından yüksek olmalıdır ki cihad kazanılsın.

İmanın gereği olan güzel huylar; hukuka riayet, akitte sebat, ciddiyet, merhamet ve yardımseverliktir.

İmanın esası akli ve kalbi şehadetle inanmaktır.

İmana muhtaç olan Yüce Allah değil, insandır. İman en güzel Allah boyasıdır.

Allah katında imanın zerresi kaybolmaz.

İman edilmesi arzu edilen mukaddes şeyleri küçümsemek ve hafife almak en çirkin küfürdür.

Kalbi hastalıkların, huy ve tabiat haline gelmedikçe tedavisi mümkündür.

Rüzgarlar sekiz şekildir. Azap rüzgarları; kasıf, asıf, sarsar ve akim, rahmet rüzgarları; naşirat, mübeşşirat, mürselat ve zariyattır.

İmanın ilk yaptırımı namaz ve zekattır.

Müslüman toplumun teşekkülü için gerçek iman şart değildir.

Hiçbir engel yokken imanını sadece kalbinde saklayan ve onu açıklamayan kimsenin Allah katında imanının kıymeti yoktur. Gereğini yapmak bu cümledendir.

Nefsini feda ederek imanı hapisten kurtarmak, imanı hapsederek kendini kurtarmaktan daha faziletlidir.

Takva üzerine

Takva üç derecedir;
1. Ebedi azaptan sakınmak için Allah’a şirk koşmaktan sakınmakla iman.
2. Büyük günahları işlemekten ve küçük günahlarda ısrar etmekten sakınmak ile frazları eda etmek (şerri mana).
3. kalbinin sırrını Allah’tan meşgul edecek her şeyden kaçınmak ve bütün varlığı ile Allah’a yönelmek ve çekinmektir ki bu gerçek takvadır.

Haya ve irfanı olanlar için asıl önemli olan takva elbisesidir.

Dinden asıl maksat takvadır. İman ve salih amel de takva cümlesindendir. Esası vacip oln fiilleri yapıp, kötülüklerden kaçınarak Allah’ın himayesi altına girip, azabından korunmaktır.

Takva; Allah’ın korumasına girmek, emrini tutup azabından korunmaktır.

Allah katında tartı tutacak olan; vicdanların ihlası, kalplerin takvasıdır.

Allah takvalı kalplerde kin bırakmaz.

Haksızlık sadece insanlara mahsustur.

Gölge sahibinin hükmünde değil Rabbinin emrindedir.

Siz nasıl iseniz üzerinize ona göre amir tayin edilir. (Deylemi, Firdevs, III, 305, (49/18))

Tevhid akidesinden başka bütün inançlar delalettir.

Mü’min; kalbi, kalıbı, ameli ile mü’mindir.

Takva duygusu olmayan günahkarlar ne kadar örtünseler de bir yanları hep açık kalır. Elbise ne şehvetin heyecanına ne de nefret ve kıskançlığın kabarmasına neden olmamalıdır. Asıl hayır; takva giysisidir.

Vatan sevgisi imandandır.

İslam üzerine

İslam, akıl sahiplerini kendi güzel arzuları ile bizzat iyilik yapmaya sevk eden ilahi bir nizamdır. Dindar olmak için dini hem bilmek hem sevmek gerekir.

İslam’ı cimriliğin mahvetmesi gibi hiçbirşey mahvetmez.

Fıtrat üzere olan temiz ruhlar, yalan ve eğrilik bilmez. Eğrilik meyli sonradan gelip geçici olarak kazanılan azmanlıktır.

Fıtrat dini, Allah dini, haniflik (Tek Allah inancına bağlılık); İslam’dır.

İnsanlar altın ve gümüş gibi maden maden çeşitli yaratılış ve karakterdedir. (Ahmed b. hanbel, II, 539)

Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtratı, Allah Tela’nın dinidir. (Buhari, Tefsiru Sureti, 30/30)

Din fıtratı değiştirmek için değil, fıtratı egemen ve daim kılmak içindir.

Müslüman odur ki, müslümanlar onun elinden ve dilinden selamet bulur. (Buhari, iman, 4,5,Rikak, 26)

İslam, Allah’a karşı yüz aklığı, alın temizliğidir.

İslam’a mensup olanların düşüşleri, dine riayetsiz, diğer dinlere özentili, hakka itaatsiz, haksızlık, fasık, irtidat, dinsizlik ve inançsızlık vadilerine saptıklarından dolayıdır.

Dinin kökü, imanın hükmü ve Allah’ın emri akitleri yerine getirmektir.

Haram aylarda işlenen günah daha büyük, ibadet ve taatın sevabı daha yüksektir.

İman ehlinin idareci ve hakimlere itaatı; Allah ve peygambere itaat ettikleri takdirde geçerlidir. Amirin emri Allah ve Peygambere itaati, adalet ve hakkaniyeti içermiyorsa o işi yapan memuru sorumluluktan kurtarmaz.

Mü’min olmayan idarecilere itaat vacip değildir. Muvakaleye riayet yeterlidir. Ama sırf bu sebep isyanı gerektirmez.

Günah işlemeyi emredene itaat olmaz. (Suyuti, II, 576)

Dinde zorlama yok, tebliğ, teklif ve vebal vardır.

Haram şeylerin çaresizlik anında başkasının hakkına saldırganlık yapmamak ve aşırılığa gitmemek şeklinde yenmesi caizdir. Bu şu demektir ki saldırganlık ve aşırılık her durumda haramdır.

Dindarlık, iyiliği Allah katında da iyi olduğu için seçip yapmaktır.

Din bir meyve ağacına benzer. Kalp ile tasdik onun toprak altındaki kökü, dil ile ikrar gövdesi, diğer ameller yaprakları, çiçekleri, meyveleri gibidir. Dalları kesilmek, yaprakları dökülmek, çiçek açmamak, meyve vermemekle ağaç kurumuş olmaz. İman ağacı da böyledir. Fakat gövdesinden yerle bir kesilen ağaç çoğunlukla kurur. İkrarsız imanda böyledir.

İmandan beklenen salih ameldir ve Allah’a yaklaşma da onunladır.

Kısmetse … olur.

İman; tasdik, bilgi, ikrar ve İslam’dır.

İslamsız iman, imansız İslam olmaz.

Müslüman ancak kesin bir zorlayış ve zaruret karşısında imanını saklamaya izinlidir.

Rabbim Allah, Peygamberim Muhammed, dinim İslam, imanım Kur’an, Kabe kıblem, mü’minler kardeşim.

Diğer dinler üzerine

Yahudilik ve Tevrat’ın hükmü, İsa (as) Peygamber ve incil ile fiilen ortadan kalkmıştır.

Kur’an ile diğer dinlerin hükmü bitmiştir. Diğer kitap hükümlerinin muteberliği Kur’an’a uygunluğuna bağlıdır.

Sina dağı (Tur-i Sina) Şam’dadır. (Hz. Musa(as)’ın Allah ile konuştuğu dağ.)

Hak dinlerin esası; sadece Allah’a iman, namaz ve zekattır.

Kader üzerine

İnsan kaderinin bir kısmını kendisi yazar.

Kadere bağlanmanın faydası; müsibetlere karşı kalbe kuvvet ve sağlamlık vermesinde ve acı ve tatlı hadiseler karşısında insanı sarsmamasındadır.

Başa gelenler; kaybolan dünya nimetlerinden ötürü gam yiyip üzülmemek ve verilen nimete güvenip kibirlenmemek içindir.

Gammın ızdırabına, sevincin gurur ve heyecanına kapılmayın. Çünkü hepsi Hak’tandır ve nice gizli hikmeti vardır.

Hikmette (ilimde) tesadüf yoktur.

Gayb, delili bulunmayan (bunları ancak Allah bilir) ve delili bulunan (Hak Teala ve sıfatı, ahiret ve halleri, melekler, vahiy gibi) imana ait temel unsurlardır. Gayba iman ise her ikisine imandır.

Kaderin sırrı, meydana gelmeden bilinmez.

Felaket mukadder ise nasihat görevini yerine getirenler Allah katında mazur görülürler.

Ahiret üzerine

Şehit (meşhud bilcenne) yani cennetlik olduğuna şahitlik edilen kişi demektir.

Rabbine kavuşmayı ummayanların, dünya hayatına razı olup onunla tatmin olanların ve ayetlerden gafil olanların varacakları yer ateştir.

Kabir ziyaretinin gayesi kalbi inceltmek ve dünya sevgisini silerek ahireti düşündürmektir.

Peygamberimizin mezarlık ziyaretindeki duası; “Selam sizlere mü’minler kavminin yurdu, biz de inşallah sizlere katılacağız, bizim ve zizin için Allah’tan afiyet dileriz.” ve “Allah’ım okuduğumuz duaların sevabını onlara ulaştır” (Müslim, cenaiz, 104)

İkinci haşr’da (kıyamet) saati gelince insanlar Şam tarafına gönderilecekler, orada mahşeri bir kıymet olacaktır. (Fahreddin Razi tefsiri)

İnsanlar uykudadır. Öldükleri zaman uyanırlar. (Keşfü’l-Hafa, II, 414, (2795)))

Cennetlerin ilk iki vasfı; dünya amellerinin mükafatı olarak verilen nimetlere duyulan hoşnutluk ve orada boş ve lüzumsuz şey ve sözlerin olmamasıdır.

Her can ölecek ama sonsuz bahtiyarlık ancak bu dünyada iman, irfan, ihlas ve kesin inançla ahiret için çalışıp, güzel amel yapanlara nasip olacaktır.

Dünyadan nasip hasılı bir kuru kefendir. Ahiret azığı ise iman ve ameldir.

Allah’tan başkasına dayanan her ümit dipsizdir.

Cehennemin günahkar mü’minlere mahsus bir tabakası bir zaman gelip boşalacaktır. (Hadis-i Şerif)

Elhamdülillahi Rabbilalemin (Hamd, alemlerin Rabbinedir)

Herkesin kıyameti kendi ölümüdür.

Dünya, ahiret, hayat, ölüm, kıyamet, öldükten sonra dirilmek, haşir (toplanma), sual, hesap, mizan (tartı), sırat, sevap, ıkab (ceza), cennet, cehennem haktır. Hepsinin üstünde Rıdvan-ı Ekber (En büyük Allah rızası) ve Allah’ın cemalini görmek te haktır. Mü’minlere şefaat de haktır.

Cennet ebedi, cehennem ebedi. O ebedi cehenneme girdikten sonra kurtulup çıkacak ve nihayet cennete girecek olanlar da var. Ahiret nimetlerinde, dünya nimetlerine benzeyenlerde var, dünyada görülmedik, işitilmedik olanlar da.

Sanma ey hoca ki senden altın ve gümüş isterler
Hiçbir şeyin fayda sağlamayacağı o günde temiz gönül isterler (Bağdatlı Ruhi)

Allah katında Kur’an’dan daha üstün hiçbir şefaatçi yoktur, ne peygamber ne de melek. (Hadis-i Şerif)

İşlerin nihai hasılasının alınacağı yer ahiret yurdudur.

Kötülükten vazgeçirmek için nasihat henüz hayatta olanlar için son nefese kadar farz-ı kifayedir.

İlahi rahmetin kapsamına girmeyen hiçbirşey yoktur lakin azabı tadan da olacaktır tatmayan da.

Ölmek için yaşamakla, ahirette gerçekten yaşamak için ölmek arasında büyük fark vardır.

O haşir günü muhakkak gelecek, kalpleri kaypaklıktan ve küfürden, fitne ve fesattan salim olan, Hakk’ın ayetlerine iman edenler Allah’ın vaadettiği rahmetine ve yardımına erecek, inkarda ısrar edenler de vaidini, ikab ve azabını bütün şiddetiyle görecektir.

Ahiret alemi sebepler değil neticeler alemidir.

Bizlerin dünyada din ve imanımız, ilk yaratılışta takdir edilmiş olan rahmete ve iman akdine nazaran bir tevbe ve rücu (dönüş) manasınadır.

Kalbinde zerre kadar imanı kalabilenler, günahı günah bilenler ve ona helal demeyenler hakkında ebedi cehennem azabı yoktur.

Ahiret günü dinin ve ona iman etmek dindarlığın en önemli temelidir.

Tam ve kamil bir müslüman olarak ölmekten başka ölmeyiniz.

Kimse kimsenin günahından hesaba çekilemeyeceği gibi kimse bir başkasının kazancından kendisinin bir çalışması olmadan istifade edemez.

Sevap, iyi niyete bağlıdır.

Lezzetlerin, tadların yıkıcısı olan ölümü çokça anın. (Tırmizi, Kıyame, 26, zühd)

Melekler üzerine

Yukarıda açıklanan seçkin görüş üzere bütün maddî kâinat bir sema olduğuna ve bunlardan başka gökler bulunduğuna göre, meleklerin hakikati ve bunların makamlarının ne kadar yüksekliklere ve derinliklere varacağını tasavvur etmelidir. Bunların çokluğunu anlatmak için Peygamber (s.a.v.) Efendimizin şöyle buyurduğu nakl olunmaktadır: “Gök gıcırdamaktadır. Ve gıcırdamak hakkıdır. Onda bir ayak yeri yoktur ki, bunda secde eden veya rükû’ yapan bir melek bulunmasın.”

Bu konuda temsilî olarak şöyle bir artan oran da rivayet olunmuştur. “Âdemoğlu cinlerin onda biri; bunlar yeryüzü hayvanlarının onda biri; hepsi kuşların onda biri; bunların toplamı deniz hayvanlarının onda biri ve bütün bunlar yeryüzünde görevli olan meleklerin onda biri kadardır. Sonra dünya göğünün melekleri bütün bunlardan o oranda çok fazla ve bütün bunlardan ikinci gök melekleri de o oranda çok, yedinci göğe kadar artarak hep böyle, sonra bunların bütün toplamı Kürsîye ait meleklere göre az bir şey, sonra hepsinin toplam adedi altıyüz bine ulaşan Arş perdelerinden birinin meleklerine göre onda bir kalmaz. Ve bunlardan bir perdenin, yani bir büyük perdenin uzunluk ve yüksekliğine göre gökler, yeryüzü ve içindekiler ve araları bir özel değer teşkil etmezler ve bunun her karışında bir secde veya rükû eden veya ayakta duran melek vardır ki, onu tesbih ve takdir eder. Sonra bunların toplamı Arş etrafında dönen meleklere karşı denizden bir damla kalır. Sonra İsrafil aleyhisselâmın yardımcıları olan Levh melekleri ve Cibrîl aleyhisselâmın askerleri olan melekler sayısızdır. Cinslerini, ömürlerinin müddetini, ibadetlerinin nasıl olduğunu ancak Allah bilir.” “Rabbin ordularını ancak kendisi bilir.” (Müddessir, 47/31).

Yine Peygamber (s.a.v.) Efendimizden şöyle rivayet olunmuştur ki: “(Peygamberimiz) göğe yükseldikleri (miraca çıktıkları) zaman kale burçları gibi bir yerde bir kısım melekler görmüştü. Bunlar birbirlerinin yüzüne doğru karşılıklı olarak yürüyüp gidiyorlardı. “Bunlar nereye gidiyorlar.” diye Resulullah Cebrail’e sordu. Cebrail: “Bilmiyorum. Ancak yaratıldığımdan beri ben bunları görürüm ve önce gördüğümün bir tanesini bir daha görmem.” dedi. Onlardan birine, ikisi birden: “Sen ne zaman yaratıldın?” diye sordular. O da: “Bilmiyorum, ancak Cenab-ı Allah her dört yüz bin senede bir yıldız yaratır. Ben yaratıldığımdan beri de dört yüz bin yıldız yarattı.” diye cevap verdi.” Meleklerin çokluğunu ve Allah’ın kudretinin geniş tecellilerini anlamalı..

İhsan üzerine

İhsan, Allah’a O’nu görüyormuşcasına kulluk etmektir. (Cibril Hadisi)

Hz. Peygamberin ahlakı, Kur’an’dır.

Gerçek, görünen ve kavrananla sınırlı değildir.

Tevbe üzerine

İnsana mahsus saadet; günahları kendisine huy edinmemek için daima tevbe ve istiğfar üzere bulunmaktadır.

İnkar ve nankörlükte ısrar etmeyip, ihlas ile tövbekar olup halini düzelten, Allah’ın dinine sarılıp şükür ve iman yolunu tutanlar mükafat ve sevaptan mahrum kalmaz.

Bela, hastalık ve kıtlık gibi müsibetler tevbeyi hatırlatmalıdır.

Tevbe; imana dair makamların ilki, hak yolculuğun başlangıcı, sevgiliye ulaşma kapısının anahtarıdır.

Ümitsizlik, günahı işlemekte değil, günahta ısrar etmekte ve tevbeyi unutarak şeytana uymayı huy edinmektedir.

Nasuh tevbe odur ki tevbe ederse yaptığı günaha duyduğu vicdan azabından dolayı dünya başına dar gelmeli, iç dünyası kendini sıktıkça sıkmalı ve herşeyden kesilip Allah’a sadakat ve samimiyetle yalvarıp sığınmalıdır. (Ka’b b. Malik)

Tevbe kulun günahını itiraf ve ondan pişmnlık duyup, bir daha yapmamaya azmetmesi, Allah’ın da bu tevbeyi kabul ile günahı mağfiret etmesidir.

Mü’min için Allah’a imandan önce küfre tevbe etmek şarttır. Bu tevbenin şartı tagutları asla tanımamaya kesin karar vermektir.

Günahından tevbe eden günahı olmayan gibidir. (İbn Mace, zühd, 30)

Şefaat üzerine

Şefaat ancak mü’minleredir.

Şefaat, Allah rızası için hayırlı bir işe aracılık etmek ve yol göstermektir.

İbadet üzerine

Rıza ve iyi niyet yoksa hiçbir amel ibadet olmaz.

Orucun farz oluşunun hikmeti nefisle cihad etmektir.

İlim öğrenmek ibadettir.

İbadet, duanın kabul şartlarındandır.

Geçici ömür ve mal sermayesini Allah yolunda sarf edenler ebedi nimetlere erecek olanlardır.

Bir mescid içinde dünya işiyle ilgili konuşma bile onu kuruluş amacı dışında kullanmak anlamına gelir.

Mescidler ticarethane değildir.

Allah rızaası için değil de o işin faydası, getirisi, arzusu için yapılan ibadet Allah’a değil nefse ibadettir.

Namaz üzerine

Namaz dinin direğidir. (Münavi, Feyzü’l Kadir, IV, 248)

Secde (tevazu ile alçalığ baş eğmek) kibrin zıddıdır.

Salat; Allah’tan rahmet, melekelrden istiğfar, mü’minlerden dua demektir.

Her kim bir namaz kılar da o namaz kendisini açık ve gizli kötülüklerden alıkoymazsa o namazla Allah’a uzaklaşmaktan başka bir şey artırmış olmaz. (Feyzü’l-Kadir, VI, 221, (9014))

Secdede tevazu ile alçalma, ta’zim (büyükleme) ve itaat vardır.

Rüku ile namaz sadece İslam’a mahsustur.

Dosdoğru, içi dışı temiz ve muntazam olarak namaz kılmak, imanın büyüyerek bütün vücuddan fışkırması ve hayatın gidişatına muntazam ve doğru bir akış verir.

Namaz kılmanın en az dört kazancı vardır;
1. Temizlik
2. Kalp kuvveti
3. Vakitlerin intizamı
4. Toplumsal düzelme.

Namaz büyüklenmeyi kırar, kardeşliğe hazırlar, Allah rızası içn iş yapmaya alıştırır.

Namaz, imanın en büyük güçlendiricisi, ibadet ve amellerin başıdır.

Temizlik; cismani, ruhani, zahiri ve batıni olur.

Zekat üzerine

Zekat islam’ın köprüsüdür. (Keşfü’l-Hafa, 439,1416)(Dünya yani İslam yurdu ile, ahiret yani esenlik yurdu arasında)

Ademoğlu malım malım der. halbuki malından sana ancak sadaka verip geçirdiğin, yahut yiyip tükettiğin yahut giyip çürüttüğünden başka ne var? (Müslim, zühd, 3,4)

Yığıp infak etmediğiniz mallar size günahtan başka bir şey getirmez. Onu miras bulanlar ise helal yoldan harcamalıdır.

Hayırlarda yarışmak sadece caiz değil emirdir.

Karz-ı hasane (Allah yolunda ihlas ile harcanan mal) şartları;
1. Mal helal ve temiz olmalı
2. Sahip olunan en iyi mal olmalı
3. Veren sağlıklı, mutlu, tutumlu olmalı
4. Mal en uygun muhtaca verilmeli
5. Gizliden verilmeli
6. Başa kakmamalı
7. Maksadı sırf “Allah rızası” olmalı
8. Çok ta verse, ehemmiyetsiz, az görmeli
9. En sevdiği maldan vermeli
10. Elden, evine götürerek vermeli

İnfak gösteriş ve takiyye gibi art düşünceyle yapılırsa ziyan ve hüsran olur.

Sadaka zenginin lutfu değil, fakirin zenginin zimmetine geçmiş olan hakkıdır.

Çaresiz değilseniz aldığınız zekat ve sadaka haramdır.

Dilenene at sırtında bile gelse veriniz. (Ebu Davud, Zekat, 33)

Kendinizin yemediği erzakı yoksula sadaka diye vermeyin.

Allah, ne desinler diye hayır yapan sümacıdan, ne gösteriş yapan müraiden, ne de minnet altında bırakan mennandan hiçbirşey kabul etmez. (Fahru’r-Razi, XII, 78)

Nimet üzerine

Müslüman olma ve müslüman ana babadan doğma en büyük nimetlerdendir ve bu nimetten mutlaka herkes sorulacaktır.

Şu dört nimetten muhakkak sorulacaksınız; (Kur’an, rızık, fıtrat, Müslümanlık vb.. dışında)
1. Ömrünü ne yoluna tükettin?
2. Gençliğini nerede çürüttün?
3. Malını nereden kazanıp, nereye harcadın?
4. İlminle ne yaptın?

Çokları nimeti düşünür de nimeti vereni düşünmez!

Temiz ve helal yemek farz, ölmeyecek kadar yemek farz, ibadete yetecek kadar yemek mendub, tam doyacak kadar yemek mübah, ondan fazlası haramdır.

Nimet ne kadar büyük ise küfür ve inkarın azabı da o ölçüde eşsiz ve nimetin zevali de o ölçüde acı olur.

Bilmek için önce ne aradığını bilmek, soruyu tasvir ve tayin etmek lazımdır çünkü doğru soruyu sormak cevabın, ilmin yarısıdır.

Zikir üzerine

Zikir; dil ile (Allah’ı güzel isimleriyle anmak, hamd ve tesbih etmek, Kur’an okumak ve dua), kalp ile (gönülden anmak, Allah’ın varlığını ve delillerini, hükümlerini, vaadlerini, varlıkları düşünmek) ve beden ile (organların herbirinin vazifesiyle meşguliyeti ve yasaklardan uzak durması)’dir.

Şükürde; kula ulaşan nimetin hissedilmesi ve bunun için saygı duyulması, zikirde ise; nimetin ulaşmasına gerek olmaksızın genel bir muhabbetin, olgun bir aşkın eserinin bulunması esastır.

Kulluğun başı zikir, sonu şükürdür.

Sabır üzerine

Aç kal sabreyle fazilet saç, tok ol şükret yine fazilet saç.

İmanını; güzel amelle, Hakk’a riayetle ve sabırla süslemeyenler de sıkıntıdadır.

Olmuş müsibetlere ve olmamışlara sabır farklıdır.

Sabır; nefsin iyilik için, kötülüklerden kaçınmak için acıya, meşakkate tahammül kudretidir.

Sabır ve şükür iman huylarından iki tabiattır.

Nefis üzerine

Açları çalıştıran doymak ümidi, tokları çalıştıran açlık korkusudur.

İlim etmek belgelerle cihad, savaş etmek kılıçla cihaddır ki her ikisinin de asıl gayesi nefse karşı cihad-ı ekberi kazanmaktır.

İmana erişemeyen nefis hüsra mahkum, ziyana tabidir.

En büyük düşmanın iki yanın arasındaki nefsindir. (Keşfü’l-Hafa, I, 160, (412))

Cihad; düşmanla, şeytanla ve nefisledir.

Nefis bir bebek gibidir. Onu kendi haline bırakırsan büyüyüp delikanlı oluncaya kadar süt emmeye devam eder fakat onu sütten kesersen o da büsbütün vazgeçer gider.

İmtihanın hikmeti kulun nefsine mi Rabbine mi meylettiğinin belirlenmesidir.

Allah’a giden yolların sayısı nefislerin sayısıncadır. Ama Allah yolu Tek’tir ve tevhid yoludur.

Nefis mertebeleri;
1. Nefsi-i emmare; kötülüğü emreden nefis
2. Nefs-i levvame; kendini kınayan nefis
3. Nefs-i mutmainne; kötülükten arınıp, huzura eren nefis
4. Nefs-i radiye; Rabbinden razı olan nefis
5. Nefs-i muradiye; Allah’ın kendisinden razı olduğu nefis

Nefis mertebeleri;
1. Nefsi-i emmare; kötülüğü emreden nefis
2. Nefs-i levvame; kendini kınayan nefis
3. Nefs-i mutmainne; kötülüğü ayırt eden nefis
4. Nefs-i mülheme; ilham edilmiş nefis
5. Nefs-i zekiyye; temizlenmiş nefis
6. Nefs-i raziye; razı olmuş nefis
7. Nefs-i merdıyye; razı olunmuş nefis

İki telkin vardır; Rahmani telkin, şeytani telkin.

Nefse güvenmek, kendini bilmemek, Allah’ı tanımamak, isteklerini ilah edinmekten ve arzularını kendisine hareket noktası yapmaktan başka bir şey değildir.

Dua üzerine

Dua ile nimetin kendisini değil, nimeti elde etmenin doğru ve kusursuz yolunu bulmada Allah’ın yardımıyla başarı nasip etmesi istenmelidir.

Nimet için değil, nimete ulaşan yollar için dua edin.

Dua, kulun şanı Yüce Rabbinden mütevazi bir şekilde medet, ihtimam ve yardım dilemesidir.

Ey Rabbim, huzurundayım. Halim sana malum.

Duanın en üstünü Allah’a hamd olsun demektir. (İbn Mace, Edep, 55)

Dua, ibadetin iliğidir. (Tırmizi, Daavat, 1)

Tesbih üzerine

Gök gürültüsü tesbihtir ve duyan hamd ve şükür etmelidir.

Şükür sadece nimetin zevk ve neşesini sevmek değil, nimeti vereni tanımak ve O’nun nimeti karşılığında O’nu yüceltmektir.

Hamd ve tesbih bütün yaratılışların gayesidir.

Bizi doyuran, suya kandıran, müslüman olarak yaratan Allah’a hamdolsun. (Müslim, zikr ve daavat, 64)

Adalet üzerine

Kainat nizamının temeli denge ve adalettir.

Her kim bir kötü adet çıkarırsa, ona hem onun günahı hem de onu işleyenlerin ve işleyeceklerin günahı vardır. (Buhari, i’tisam, 15,)

Adalet kainatın nizamıdır.

Hak ve adalet inkılabının dünyaya tanıtılması İslam nuru ile olacaktır.

Adalet; amel ve ibadette vacip olan ahlaki fazilettir.

Zulmün ve zalimin hükmü ve delili, Allah’ın ayetleri ve hak delillerdir.

Zulüm ve zalimi ayıramayan, ayırmak istemeyen, Hak ölçüsünü görmeyen ve görmek istemeyenler zalimlerin başıdır ve asıl zalimler de bunlardır.

Yetimin ağlamasından arş titrer. (Kurtubi, 101)

Zahitlerin (yöneticilerin) sorumluluğu alimlerden öncedir.

Zalime öfkelenmek, mazluma rahmetin gereğidir.

Her adalette Allah’ın rızası vardır.

İslam’ın kudreti, adalete dayanan kuvvetindedir.

Adaletli hükmetmeme riski varsa o kişi ehil değildir ve yönetme emaneti ona verilmez.

Doğru olan şahitliği yapmayıp sus pus olmak ve ketum davranmak ta en büyük haksızlıktır, en büyük zulümlerden birisidir.

Rüya üzerine

Rüya; ilahi, bedeni ve şeytani telkindir. İlki rüya diğer ikisi ahlam(yalancı rüya)dır.

Fani dünyaya dair

Övmeyi meslek edinenlerin üzerine toprak saçınız. (Müslim, Zühd ve’r-Rikak, 69)

Egemenlik hayalin değil gerçeğindir.

Yemek; keyif ve zevk için değil, güzel çalışıp, salih amel yaparak Allah’a kulluk ve ibadet edip şükürlerini yerine getirmek için güç toplamak hikmetiyledir.

İnsan yaşarken hergün kendi (beden) kitabını okumalı.

“Hesaba çekilmeden kendinizi hesaba çekiniz” (Tırmizi, kıyamet, 25)

Zulme uğrayanın helallik vermesi ilahi mağfiretin ön şartıdır.

Müsibet ve şiddetli acı hallerinde üzülmek ve ağlamak caizdir. Caiz olmayan; bağırıp çağırmak, feryat etmek, dövünmek, yaka paça yırtmak, saç baş yolmak, mukadderata dil uzatacak söz ve aşırılık sergilemektir.

Ehliyet ve liyakati olmayanlara yöneticilik vermek haramdır. Talep etmek te vermek te haramdır. Ehliyeti olanlara kabul caiz, talep mekruhtur. Başka ehil yoksa talep vacip bile olur.

İnsanlar içinde uzağı gören en faziletli üç kişi; Yusuf’un büyük adam olacağını kestiren aziz, Hz. Musa’yı çoban tutması için babasına kiralatan Şuayb Peygamberin kızı ve Hz. Ömer’i hilafete aday eden Hz. Ebubekirdir.

Dünya nimetlerinden hiçbiri için can vermeye değmez, Allah katındaki ecir ise dünyalara sığmaz.

Refah ve bolluk dünyaya daldırır, şehvete sürükler, gururu artırır, Allah yolundan engelelr, batağa saplandırır ve boğar.

Dünya sevgisi bütün hataların başıdır.

Demirin insanlığa faydası (hizmeti) altından çok daha fazladır.

Herşey boş değil dolu ama herşey fani.

Dünya sevgisi her hatanın başıdır. (Münavi, Feyzü’l-Kadir, III, 468)

Bugün dünya, tarın ahiret.

Fen alanındaki en büyük keşifler, insan kalbine bir şimşek gibi çarpan ilahi bir telkinin eseridir.

Bu hayat, sizin kendinizin midir?

Mü’mine eziyet veren herşey onun için bir müsibettir. (Camiu’s-sagir, II, 282, (6323))

İnsan kendisi için değil, Allah’a kulluk için yaratılmıştır.

İnsan kendi canını ve ırzını istediği gibi kullanamaz.

İyiliği sevmenin başı Hakk’ı sevmektir ve samimiyetle ihlasın ilk şartı da Hakk’a tapmaktır.

Sefadan (gönül şenliğinden) sonra sıkıntı ne kadar acı ise, sıkıntıdan sonraki gönül şenliği de o kadar tatlıdır.

İnsanlığın saadeti, insanlığın Hakk’a egemen olması davasında değil, Hakk’ın insanlığa egemenliği esasındadır.

Şuur, şu anda his halinde olan ve henüz hafızaya ve akla tamamen geçmemiş bulunan açık ilimdir ki zıddı dalgınlıktır.

Şuur, idrakin ilk derecesi, açık duygu ile hissetmektir.

Biz melekler, köpek bulunan eve girmeyiz. (Cebrail (as))

Kısas, imama ve ümmete farzdır.

Kur’an’a göre kısas, öldürülen için bir hak, kamu için asli bir görev, af ise öldürülenin velisi için fazilettir. Kur’an, iyilik ve ödeme başlıklı diyet almayı da bir ruhsat olmak üzere meşru kılmıştır.

Türklerin ticaretle (tefecilik) uğraşmaması öncelikle günah ve harama bulaşmamak gayesiyledir. Öte yandan övülen hak olan ticarettir. Asıl ticaret ise hidayeti verip sapıklık satın almamaktır.

Vasiyeti işiten ve bilen değiştirir veya susarsa, değiştirmenin vebali değiştirenlerin ve susanların boynunadır.

Hristiyanlar orucu ramazanda 30 gün tutarlardı. Sonra şiddetli sıcağa gelince bahara alıp 10 gün eklediler. Sonra hükümdarları hastalanınca veya ölümcül bir salgınla 10 gün daha eklediler. Sonra şekilde de değişiklik yaptılar ki buna PERHİZ denir.

Şehvetin yaratılmasının ve nikahın meşru kılınmasının hikmeti üreme ve cinsin devamıdır. Sadece şehveti tatmin değildir.

Korkunun ecele faydası, takdirin reddine çare yoktur.

İki savaş vardır; ıslah savaşı ve fesat-bozgunculuk savaşı. Islah savaşı, zulüm ve bozgunculuğun kaynağı olan küfür ve şirkin yok edilmesi ve genel barışın tesis edilmesi maksadıyladır.

Salih amel üzerine

Ameller ancak niyetlere göredir.

Salih amel 2 türlüdür; kendisine faydalı yani ibadet vb., başkalarına faydalı yani zekat vb… En yücesi; Hakk’a çağırmak ve hak yolunda mücadeledir.

İtaat ancak iyiliktedir. (Feyzü’l-Kadir, II, 561, (2555))

Dil kalbin tercümanı, amel de dilin delilidir.

İnsanın ne başkasının günahını üstlenmesi ve hesaba çekilmesi ne de Allah dilemedikçe gayret ve amelinin dışında bir şeyle sevap kazanması mümkün ve hak değildir.

İnsanların hayırlısı, insanlara faydası dokunandır. (Keşfü’l-Hafa, I,(1254))

İyilik yapmazsanız sevap kaybeder, kötülük yaparsanız günah işler, iyiliğe engel olursanız kafir olursunuz.

Güzel amel, fani dünya süslerine kapılmak değil, onun sonsuza dek kalıcı olan Yaratıcısı’na hizmet etmektir.

Ashab-ı Kehf; müşriklere karşı aykalnama ve tevhidi ilandır.

Vicdanından fetva sor, vereceği fetva ile amel et!

Gerçek kurtuluş, kamil iman ve salih amel sahiplerinedir.

Sevabı en çabuk olan taat (iyilik) yakın akrabaları gözetmektir. (İbn Mace, Zühd, 23)

Sırf Allah için olmayan hiçbir amelin ebedi hayrı olmaz.

Kurtuluş ve toplumun hidayeti, kurtuluşun başlangıcı ve hidayeti ferdidir.

Cihad; kılıçla, dille, yazı ve yayın yoluyla cehd ve gayret göstererek çalışıp uğraşmak, mücahede eylemektir ki savaş bunun sadece bir özel çeşididir.

Ahlak üzerine

Beşeri ızdırabın esası, genel ahlakın düşmesinde ve hak yerine batılın itibar kazanmasındadır. Allah’ın öfkesini celbeden de budur.

Sözü sağlam olanın özü, özü sağlam olanın işi sağlam olur.

İyi mü’minin ahlakı risalet öncesi peygamberimiz ahlakından daha az olmamalıdır.

Def-i zarar, celb-i menfaatten akdemdir. (Zararın yok edilip kaldırılması, faydanın getirilip konmasından öncedir.)

Günahkar olmak için sayısız adam öldürmenize, çalmanıza gerek yok. Kibriniz, riyanız, haksızlığınız yeter.

Riba şüphesi ribadır.

Kibir, gurur ve borçtan sakının.

Ey insanlar! Zinadan kaçınınız. Çünkü onda altı özellik vardır. Üçü dünyada üçü ahirettedir. Dünyadakiler değerleri giderir, fakirlik getirir, ömrü kısaltır. Ahirette de Allah’ın gazabına, hesabın kötülüğüne, cehennemde ebedi kalmaya neden olur. (Kurtubi, el-Camiuli Ahkami’l-Kur’an, XII, 167)

Üzüm meyvelerin en şereflisidir.

Zaruretler mahzurluyu mübah kılar.

Hadım etmek haramdır.

Güzel huy, mü’minin şiarıdır.

Ben özümü Allah’a teslim ettim.

İnsan madde ile değil ruh ile insandır.

İyilik (maruf) Allah’a itaat, kötülük (münker) Allah’a isyandır.

Hiçbir kavim yoktur ki içlerinde kötülük işlensin veya fenalık yol alsın ve onlar onu değiştirrmesin ve reddetmesinler de onların hepsine cezaları umumileştirmek Allah’a hak olmasın.(Ahmed b. Hanbel., V, 390)

Küfür üzerine

Küfür, tek bir millettir.

Sihirin kökü, imansızlık, ahlaksızlık ve aldatmaktır.

Allah’ın lütuf ve Kerem’inden ümidi kesmek te, sevap ve günaha inanmamak ta, azap ve cezasından emin olmak ta, güç ve kudretini tanımamak ta küfürdür.

Kafirler Mekke, münafıklar Medine menşelidir.

Şerre rıza şer, küfre rıza küfürdür.

Emevilerin karargahı Şam, Muhammedilerin karargahı Mekke’dir.

Emevi Kralı Muaviye, “Şam kahyası” olarak anılırdı ve Muaviye Hz. Ali’ye açtığı savaşı bu karargahtan yönetmişti.

Ümeyye, Haşim’i kıskanıp Şam’a kaçtı ve 10 yıl orada saklandı.

Ramazan Allah’ın isimlerindedndir. Ramazan geldi, gitti demeyiniz. Ramazan ayı geldi, gitti deyiniz.

60 yaşından sonra küfrün hiçbir mazereti kalmaz.

Mü’min iken azan kavme, Allah’ın kafir bir kavmi musallat etmesi ne korkunçtur?

İman ile küfür, hak ile batıl arasında ara mertebe yoktur.

Şimdiki kafirler eski kafirlerden beterdir. Çünkü onlar bilmeden inkar etmiş, şimdikiler bilerek inkar etmektedir.

Cennetteki yasak ağaç, Allah’ın hukuk ve sınırıdır. Buna tecavüz haksızlık ve zulümdür. Bu sınırlar yeryüzü için hududullahtır.

Kafirler, akıl ve iradelerini imansızlıkla örtbas etmiş olanlardır.

Bedeviler inkar ve münafıklık bakımından daha beterdirler.

Ümitsizlik, Rabbi inkardır.

Bir zaman gelecek ki inkar edenler keşke müslüman olsaydık temennisinde bulunacaklar. (Müslümanlara imrendiklerinde, ölüm anında, kıyamet gününde, günahkar müslümanlar cehennemden çıkarken)

Bozuk moral ve yeis küfre, umut ve mutluluk imana iter.

Gururlananların küfür, günah ve sakınmazlığına karşılık, fakirlere ve zayıflara Allah’a iman ve ihlas nimeti lutfedilmiştir.

Kafirler kuvvetini haktan değil batıldan alır ve yalnız kendi arzularına kuvvet verip destekçilerini aciz, dalkavuk ve hilecilerden seçerler. Müslüman, keyif ve arzuya uymadan, doğru, adaletle hükmeden, doğru söyleyip, Hakk’ı taparcasına seven, Allah için şahitlerden olmalıdır.

Sadece Kelime-i şehadetle müslüman görünebilirsiniz. Ama Müslüman mı münafık mı olduğunuz kıyamette huzurda anlaşılır.

Kendi durumu hakkında tam bir güven duymak da inkardır.

Helak sebepleri Hakk’ın emrini dinlememek, Allah’ın rahmet elçilerinin kıymetini bilmemek, şükrün yerine nankörlüğü koymaktır.

helak edilen kavimlerin sebebi ikidir; içlerinde fesattan engelleyecek faziletli bir cemaatin bulunmaması, bulıunsa da yetersizliği ve refaha ermiş olanların zevk ve sefa düşkünlü ile halkın baştan çıkmasına sebep olmalarıdır.

Kafirler üç çeşittir; Allah ile peygamberi tanımayan, ikisine de iman etmeyen, Allah ile Peygamberi birbirinden ayıran peygambere iman etmeyen, Peygamberlerin bazısına inanmayan.

Şarabın haramlık inkarı bile küfürdür.

Münafığın alameti üçtür; konuştuğu zaman sözüne yalan karıştırır, düşmanlık ettiği zaman edepsizlik eder, bir şey emanet edildiği zaman hıyanet eder. (Buhari, iman, 24)

Hristiyan, yahudi kız almak mekruh, erkek almak haramdır.

Münafık, dıştan küfrü gerektiren bir şeyi göstermemeye çalışan ve yalnız görüntüyü muhafaza eden bu yüzden İslam toplumundan çıkarılmayanlardır.

Münafıkların hastalığı şüphe ve nifak hastalığıdır ki bu bütün kötü niyetlerin başıdır.

Münafık, dini çirkin maksatlara alet etmek, dini eğlence ve oyun yerine koymak, mü’minler arası fesat saçmak isteyen dönme kafirdir.

Dar kafalılar yüksek kafalıları, vicdansızlar vicdanlıları, günahkarlar doğruları sevmez.

Dini en çok bozanlar; melikler, kötü bilginler ve kötü din adamlarıdır.

Allah-ı Teala’ya baba demek küfürdür.

Küçük günahlarda ısrar büyük günahlara, büyük günahlarda ısrar küfre götürür.

Günah günaha sevk eder ve insanın şeytana kapılmak kabiliyetini artırır.

Mu’ta (mü’ta) nikahı helal değildir.

Haksızlık ve zulüm etmek, cehennem ateşini hak etmekte en büyük etkendir.

Şeytan üzerine

İblis, Allah’ı inkar ettiği için değil, emrine itaat etmediği ve kibirlendiği için kafir olmuştur.

Dünya hayatı hakkında parlak sözler söyleyen ama kalpleri en merhametsiz düşmanlıklarla dolu şeytnların arkasından gitmeyin.

Şeytanlar; imansızlara, sahtekarlara, günahtan korkmayanlara, şeytana kulak ve gönül verenlere, yalancılara iner.

Şeytan kuruntu ve zan aşılar, kul ise kendi bunu istek, heves ve arzuları ile süsler ve ona tabi olur.

Şeytan, bedeni süsler ki asıl yükselme sebebi olan ruhtan daha süslü, daha kıymetli göstersin.

Kadınlar şeytanın ağlarıdır. (Keşfü’l-Hafa, II, 418, (2802))

Şeytan imansız kalplere musallat olur.

Allah’a isyan konusunda hiçbir mahluka itaat edilmez. (Hadis-i Şerif)

Şeytanın birinci sıfatı cehaletle bilgiyi, yalan ile doğruyu, hak ile batılı birbirine karıştırarak şerri hayır olarak tasvir ettirmektir.

Şeytanın hile şeklindeki fikir ve zeka menavraları, ahmaklık ve cehaletin aşağılık vasfı gereği Hak karşısında erimeye ve cezaya mahkumdur.

Maneviyatı yok sayıp tümden maddeciliğe tamah etmek şeytanın mesleklerinden bir meslektir.

Kibirlenmek küçüklüktür. Büyüklenen küçülür.

Kulak, göz, dil, akıl size kötülük ve pislik üretin diye verilmedi.

İblisin küfrü Allah’ı ve ahireti inkar değildir.

Yeis caiz değildir.

Adem’in tevbeye acele edip bağışlanma ve rahmet duasına karşılık iblis isyanından tevbe ve kurtuluşa dönmeyi düşünmemiştir.

İblise uyanlar ondandır ve aynı akibete mahkumdur.

İblis insanla, insan iblisle imtihan olur!

Adem (as) ; emre karşı gelmeyi itiraf, pişmanlık, öz nefsini kötülemek, tevbeye teşebbüs, rahmetten ümit kesmemek ile bahtiyar oldu. Şeytan ise günahını kabul etmeyerek, pişmanlık duymayarak, kendini kınamayarak, rahmetten ümit keserek azgınlığını Allah’a bağlamak ile bedbaht oldu.

Şirk üzerine

Bir kişi, Allah’ın koyduğu hukuku, kendi rızası olmaksızın, başka bir insanın yaptığı bir hukuk ile değiştirmeye, bozmaya veya tasarrufta bulunmaya mahkum olabiliyorsa, o artık yalnız Allah’ın kulu değildir ve onda bir esirlik payı vardır.

En kafir ve müşrikler bile Allah’ı bilir ve tanır ki ibliste öyledir. Küfür ve şirk, isyan ve inkar red ile değil Allah’ın ötesine, berisine yedek ilahlar, şefaatçi ortaklar koyma iledir ki zamane nasipsizleri kafir değil şirk mensubudur.

Allah’tan başka tapılan tanrılar içinde, uyulan heva (nefsin kendiliğinden yöneldiği istek ve arzu)’dan daha büyüğü yoktur. (Suyuti, ed-Dürrü’l-Mensur, VI, 261)

Birini Rab edinmiş olmak için behemahal ona “Rab” adını vermek şart değildir. Allah’ın emir ve sınırlarına uygunluğuna bakmadan onun emirlerine uymak ve özellikle dinin hükümlerine ait hususlarda onu kural koymaya yetkili sanıp ne söylerse doğru farz etmek, ona uyduğu zaman Allah’ın emrine ters düşeceğini düşünmeden hareket etmek, onun emirlerini taparcasına yerine getirmek onu Rab edinmek, ona tapmak demektir.

Yüce Allah elbet şirki ve küfrü perişan edecek, hak dinin, tevhid dini olduğunu ve Allah hakkının hiçbir ortaklık kbul etmediğini gösterecek ve nurunu tamamlayacaktır.

Yahudinin arzusuna düşkünlüğü fesat çıkarmaya meyli, Hakk’a karşı kibir ve inadı pek kuvvetlidir. Peygamberleri yalanlamada ve öldürmede isyan ve ihtilalde alışkanlıkları pek fazladır.

Hakk’ın kanununu kendilerine uydurmak sevdasındaki insanlar …

Şirk değil tevhid, küfür değil iman, isyan değil itaat, ihtilal değil intizam, zulüm değil adalet, yıkma değil yapma, bozma değil düzeltme, fesat değil iyilik, bozgunculuk değil esenlik ve huzur esastır.

Kaynak; Hak Dini Kur’an Dili Tefsiri, Elmalılı Hamdi Yazır

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an ne diyor biz ne yapıyoruz

Kur’an ne diyor biz ne anlıyoruz

Kur’an ne diyor biz ne anlıyoruz ? Kur’an; Allah kelamı olarak sadece doğruyu bildiren, insana ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir