Anasayfa / AHİR ZAMANLAR / Emanet, ehliyet ve liyakat
imanilmihali.com
Emanet, ehliyet ve liyakat

Emanet, ehliyet ve liyakat

Emanet, ehliyet ve liyakat

“Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir.” (Ahzab 33/72)

İnsanın yüklendiği emanet, başta akıl, irade ve iradeyi serbestçe kullanmanın gerektirdiği sorumluluklardır. İnsan, iyi ve kötü arasında seçim yapabilme yeteneğini olumlu yönde kullanmadığı zaman, hem kendine hem de çevresine zulmetmiş ve cehalete düşmüş olur. Âyette insan türünün bir özelliğine dikkat çekilerek onun genelde emanete riayet konusunda vefasızlık göstermeye yatkın olduğuna işaret edilmektedir.

Yani insan dünya süslerine kanarak, doğru ve hak olmadığını bildiği halde, nefsi ve açlıkları nedeniyle harama, yanlışa, işine gelene çokça meyillidir.

Oysa Allah’ın emri yönetim ve kararlarda işin ehil olana verilmesi, layık ve müstahak olana teslimidir. Liyakat ise en güzel öğütlerdendir.

“Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” (Nisa 4/58)

“Ey iman edenler! Allah’a ve Peygamber’e hainlik etmeyin. Bile bile kendi (aranızdaki) emanetlerinize de hainlik etmeyin.” (Enfal 8/27)

Ehil kavramı; o iş veya eylemi gerçekleştirmeye uygun ve yeterli kabiliyette olmak, gerekli donanıma sahip bulunmak, hali hazırdaki tecrübe ve birikimlerle o işi yapabileceğini ispat etmek, geçmişteki doğru ve güzel örneklerden sonuç çıkararak o işi yeniden üstlenmeye layık olmak halidir.

“Onlar Mescid-i Haram’dan (mü’minleri) alıkoyarken ve oranın bakımına ehil de değillerken, Allah onlara ne diye azap etmesin? Oranın bakımına ehil olanlar ancak Allah’a karşı gelmekten sakınanlardır. Fakat onların çoğu bilmez.”(Enfal 8/34)

Layık olma hali ise yani liyakat; o işe sadece donanım ve birikim anlamında değil karakter, hakkaniyet ve adalet anlamında da uygun bir aday olma halidir ki kul ehil olduğu halde layık olmayabilir veya layık olduğu halde ehil olmayabilir.

Yüce Allah’ın rızası ve emri ise işlerin, emanetlerin ehil ve layık olanlara verilmesidir ki bu hem adalet ve hakkaniyet, hem insanların huzur ve refahı hem de devletlerin emniyetle devamı için şarttır.

Buradan çıkan sonuç ise şudur ki emanetler yani yönetimler adil, haklı ve yeterli olmayanlara verilmez, verilemez, verilmemelidir. Bunun dinen açıklanması ise fıkıh terimi olarak şudur; “işe layık ve ehil olmayanın o işe talip olması da haramdır, o işin o ehil olmayana verilmesi de haramdır.” (Bunun tek istisnası o işe başkaca talip olmamasıdır)

Kişi ehil olmadığını bile bile o işe talip oluyorsa art niyet, başkaca maksatlar ve şeytani çıkarlar peşindedir. Kişi layık olmadığı halde o işe talipse başkalarının hakkını yemek ve adaletten sapmak pahasına o işi sahiplenmeye çalışmakla daha en baştan yanlışa zaten imza atmaktadır.

Ehliyet ve liyakatin bir kenara konduğu bunun yerine sadakatin ön plana çıktığı durumlar ise hem talipler ve hem de işi verenler için kan kusturucu bir gaflettir ve azaba müstahaktır.

Geçmiş uygulamalar ve örnekler, etrafın o kişi veya kişiler için görüşleri, yetkili makamların adaylar arasındaki adil yetenek tespitleri, evvela işin gereklerine ve sonra taliplerin o gerekleri karşılayıp karşılayamayacağına karar vermeye ve sonra talipler arasından en uygununu seçmeye yönelik olmalıdır.

Demokratik yönetimlerde adayların belirlenmesi içini belli kurumlar yaparken yani ehliyet konusuna resmen karar verirken, liyakat yani seçme işini halk yapar. Halk, sorumluluk, doğru tercih gibi insan olmakla kendisine bahşedilen doğru karar verme, irade kullanma ve adil tercih yapma hak ve mesuliyetini bu adaylar arasında seçim yaparak yerine getirir ve tıpkı aday belirleme safhasında olduğu gibi seçenler adil ve hak olan doğruyu, hiçbir tesir altında kalmadan seçmekle mükelleftir.

Yukarıdaki ehil olmayanın o işe talip olması nasıl haramsa, işin o ehil olmayana verilmesi nasıl haramsa, seçenlerin bazı menfaat ve beklentilerle o ehil ve layık olmayanları desteklemeleri de haramdır. Çünkü onlar bir takım menfaatler elde edecek olsalar da toplumun geri kalanı bu görevlendirmeden menfi etkilenecek, tüm topluma kötülük yapılmış olacak ve belli bir süre yönetimler o yetersiz ve haksız yöneticiye teslim edilmiş olacaktır ki bunun adı zulümdür ve zalimlerin dindeki yeri bellidir.

Hakkaniyet ve adalet ise kaderin yani kainattaki ahenk ve nizamın temel taşıdır.

Huzur ve refah, emniyet ve asayiş ancak doğru ve haklı olan dürüst kimselerin ehil ve layık olarak seçilmesiyle mümkündür. Bu şartın tesisine şöyle veya böyle aksi tesir edenler, hile yapanlar, baskı ve tehditle korkutanlar, hakkın yerini bulmasına engel olanlar için cehennemler çok uzak değildir.

Kul, doğru ve dürüst olanları kalbine ve Kur’an’a danışarak bulmakla mükelleftir. Kalbin desteklemediği, vicdanların taraf olmadığı yanlış tercihlere bazı beklenti ve menfaatlerle yanaşmak kısa vadede bazı çıkarlar sağlasa da hem toplum için ve hem de o kişi için kötü sonuçlar doğurmaya gebedir ve o yanlış kişinin seçilmesine destek verenler, müteakip yanlış karar ve gözyaşlarından aynı derecede mesuldür. Yani hata hem ahliyet ve liyakata aykırı davranarak adaleti saptırmak, hem emaneti yanlış ellere teslim etmek ve hem de doğacak yanlış kararlarla haksızlık ve adaletsizliklere meydan vermek niyetindeki kişilere güç ve destek vermektir ki bu katmerli bir cürümdür.

Dolayısıyla İslam’a tabi olduğu iddiasındakiler, emanetlerin doğru ellere teslimi için, kendilerine bahşedilen akıl ve kalp ile, doğru ve dürüst olarak, ehil ve layık olanları desteklemekle, menfaat ve kişisel çıkarlarla nefislerinin oyuna gelmemekle mükelleftir.

Neticede yanlış kişilerin yönetimlere gelmesinden doğacak vebal o yanlış seçime destek verip güç sağlayan herkesin boynuna eşit derecede vebal olarak yansıyacaktır.

Geçmiş örnekler kullara doğru tercih için ışık tutmaya yetecektir ve sözlere değil niyet ve amellere bakmak kâfidir. Yok, eğer yalan ve göz boyamalarla yetiniliyorsa, adalet ve hakkın tecellisi yerine kişisel çıkarlar veya fanatizm şeklinde yanlışa göz yummalar rahatsızlık vermiyorsa bu durumda doğacak sonuç da haramdır, o sonuca destek verenlerin tüm gayret ve niyetleri de haramdır.

Bazılarının yalanla, rüşvetle, tehdit ve baskıyla iradeleri satın almaya kalkması ise haram üstüne haramdır.

Rabbim kullarına emanetleri doğru, hak ve ehil olanlara verdirsin.

Rabbim kullarını haramdan muhafaza eylesin.

Rabbim adaletsiz ve haksız olarak emanetleri şeytani planlarla gasp etmeye çalışanlara, hür iradeleri satın almaya çalışanları yerle bir eylesin.

Rabbim adalete düşman olanları karanlık ateşlere mahkûm eylesin.

Rabbim bizlere acısın, bizlere doğru yolu göstersin.

Rabbim kullarına şeytanların değil Allah dostlarının yanında olabilmeyi nasip etsin.

 Amin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Dincilerin en büyük günahı

Dincilerin en büyük günahı

Dincilerin en büyük günahı Dinci ile dindar arasındaki fark ilkinin dini kendisine alet ederek kişisel ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir