Anasayfa / KUR'AN-I KERİM / Kur'an nuru / Emir ve yasakların ardındaki hikmeti anlayabilmek
imanilmihali.com
Emir ve yasakların ardındaki hikmeti anlayabilmek

Emir ve yasakların ardındaki hikmeti anlayabilmek

Emir ve yasakların ardındaki hikmeti anlayabilmek

Tüm semavi dinler hem emirler hem yasaklar şeklinde iki başlıktan ibarettir. Emirler yapılması gerekenleri, yasaklar men edilenleri tanıtır ve sevap ve günah olarak belirlenen karşılıkları vardır. Haram ve helal ise sarfı yasak veya serbest olanlara dair icazetlerdir.

Emir ve yasakların ardındaki hikmeti anlayabilmek ise ancak kendisinin tefsiri durumundaki Kur’an’a müracat ile olur. Kıssalar ve hatta emir ve yasaklar bu nedenle çok yerde tekrar edilmiş, her bir izahta farklı bir yan tanıtılmıştır.

Doğrusunu elbette daima ve sadece Allah bilir lakin emir ve yasakların neden serbest veya yasak olduğu anlaşılmadan onlara kıymet verebilmek de mümkün değildir. O halde kul, mesela hırsızlığın neden günah olduğunu bilmelidir ki çalmaktan uzak kalabilsin.

Bu anlamda emirlerin yapılması ve yasaklardan sakınılması bir elmanın iki yarısı gibidir ve din ikisinin toplamıdır. Keza iman hem Allah’a yönelmek hem Allah düşmanlarına cephe alabilmektir. Ahlak ve salih amel de aynıdır ve iyi ve hayır olana müracat, pis ve çirkin olandan uzaklaşmaktır.

Emirler ve yasaklar nass diye tanıdığımız Yüce Allah’ın muhkem ayetlerinin tamamıdır ki detayı ve tamamı Kur’an’dadır. Burada verilecek örnekler sadece bir idrak gerçekleştirmek ve farkındalık yaratmak içindir.

Emirlerin hikmeti

Güzel söz söylemek, itidalli olmak, yumuşak davranmak, affetmek Allah emridir ve sevabı vardır. Bunun sevap olması kişinin nefsini terbiyesi ile sınırlı değildir, bilakis ve daha çok topluma yayılacak saddet güneşine yardım ve güzelliğin yeryüzüne egemen olmasına dairdir. Güzele yönelenler zamanla ve mecburiyetle kötülükten de uzaklaşacağından ve kötülük kan kaybedeceğinden sevap kalıcı ve fazla olacaktır.

Doğru ve dürüst olmak, tüm emirlerin nirengisi durumundadır ve kul doğru olunca sadece güvenilir olmakla kalmaz aynı zamanda ve daha çok Sırat-ı Mustakim üzere olmaya, doğrulukta sebata, örnek olmaya, hakikatin değerlenmesine, adalet ve hakkın yerini bulmasına, şahitliklerde adaletin sağlanmasına da katkı sağlar. Yani kişinin doğru olması aileden başlayarak tüm civarına da doğruluk aşılamasına ve hakkın güçlenmesine sebeptir.

Erdemli ve namuslu olmak, doğru ve dürüst olmaya yakın manadaki bu kavramlar korkusuzluğu, pes etmemeyi, menfaat kaybı dahi yaşansa haktan ayrılmamayı işaret eder ki tüm şan ve şeref Kur’an’da olduğu için kulu Kur’an mü’mini yapar. Ahlak yücelir, salih amel artarak devam eder. Kötülük, hile ve tuzaklar kan kaybeder. Adalet ve hak yerini bulur.

İbadet ve kulluk etmek emri ise imanın ve dinin göstergesi olarak kulun tek Maliki’ne acizliğini ve samimiyetle sevgisini göstermesidir. Bunlar aynı zamanda huşuyu yakalamaya, nefsi terbiyeye, güçlü imana sebeptir ve samimiyetle eda edilen ibadet ve kulluk ahlaktan amele, niyetten gayrete kadar her alanda etkindir. Sadece kişisel bazda değil cemaat ve ümmet safhasına kadar her çemberde riya ve gösterişe bulaşmayan ibadet ve kulluk tüm manevi değerleri de yüceltmeye kadirdir.

Kur’an ahlakı ile ahlaklanmak kişisel ve toplumsal bazda eşitlik, hürriyet, akıl, insan hakları, adalet gibi yüce kavramların tesisi için olması, yaşatılması ve egemen kılınması, taviz verilmemesi gereken kabullerdir.

Cihat etmek, Allah’a yardım etmek, Allah dostları safında olmak, Allah uğruna sevmek veya Allah uğruna sevmemek, Allah yolunda kalem ve kılıçla vesair suretle mücadele etmek, canı ve malı ortaya koymaktır. Cihat sadece imanı ispatlamakla kalmaz, iman kardeşliğini güçlendirir, ezilenleri ezenlerin üzerine çıkarır, zulmün yok edilmesine imkan sağlar, Allah’a güvenmeyi mümkün kılar, ahiret için çalışmayı dünyaya kul olmanın üzerine çıkartır.

Kur’an okumak, Allah’ı, dini, imanı bulabilmek akılla mümkündür lakin akıl vahyi idrakten yoksundur. Çünkü görmediği bir alemdir ve akıl ispat ister. vahyin muhatabı bu nedenle kalptir. Kur’an kalbi etkileyecek ama akla da doğruyu gösterecek tarz da okunmalı, anlaşılmalı ve hayata yansıtılmalıdır. Anlamadan okumak hiç okumamak gibidir ve okumakla kast edilen Allah’ın emir ve yasaklarının anlaşılır olması, dinen temellerinin kavranması, tevhidin yakalanmasıdır. Kur’an okunursa dinin tek kaynağı incelenmiş, emir ve yasaklar, öğüt ve tembihler anlaşılmış, geçmiş ve gelecek kıssalar idrake dilmiş ve dinin tüm gereklerinin mantığı anlaşılmış olur. Bu sayede de imandan ibadete, amelden ahlaka kadar her alanda ferdi iyileşme sağlanır ve bu iyileşme iyilik çemberleri veya göle düşen su damlası gibi halkalar halinde topluma yayılır.

Yasakların hikmeti

Şeytanlardan sakınmak, şeytanın adımlarını izlememek, şeytan işi pisliklerden uzak durmak tevhidin ilk şartlarındandır ve şeytan ile kast edilen şer, günah, haram ve yasak adına olan hemen her şeydir. Şeytanlardan uzak durmak kulu sadece kötülükten korumakla kalmaz aynı zamanda iyiliğe sevk eder. Şirk belasından korur, hayatın manasına anlam katar, sınavı unutturmaz, tevhidi fısıldar, nefsin terbiyesini mümkün kılar ve yeryüzüne iyiliğin egemen olmasına katkı sağlar. Aksi durumda ise kötülük yere egemen olur ve bunda kanan ve aldananların da payı olacağından vebal büyük olur.

Haramlardan sakınmak, helal, temiz ve mübah olan rızıklar yeterliyken kati olarak men edilmiş olanlara (zaruret hali ve zaruret miktarı aşılmadan yeme müsadesi hariç) el sürmemektir. Bu yemek veya amel olabilir. Haramdan sakınmak, helale yöneltir, rızkı artırır, nafakayı bereketlendirir, imanı güçlendirir, günahlardan korur, cehennem ateşlerine mahkumiyeti önler, ailenin nimetlerini de temiz kılar, toplumu helale yöneltir, temiz ve güzel olanın yücelmesine imkan sağlar.

Yalan ve iftiradan uzak durmak, sadece kişisel çıkar için değil aynı zamanda kitlesel çıkarlar içinde mümkün olan bu bahis dinin altını oyan lanetliklerdendir ki Allah’a, Kur’an’a, Peygamber’e ve tüm kullara yalan kondurmak ve iftira atmak olasıdır. Allah’a atılan iftira yalanlamakla eş anlamlıdır ve Allah ile aldatmayı da kaçınılmaz kılar. Kulu münafıklaştırır, müteakiben şirke ortak eder ve akibeti karartır. Bulaşıcı bir hastalık gibi bu illet kalplere yerleşince durmaz yayılır ve benliği ve etrafı ele geçirir, bu halde de nefis ve benlik ıslah olmaz hale gelir. Yalan ve iftira güçlenince terazinin diğer küfesindeki adalet ve hak zarar görür, doğruluk ve dürüstlük yara alır, Sırat-ı Mustakim üzere olanlar zamanla teker teker aşağı düşerler.

Zina ve fuhuştan sakınmak, aile bağlarının muhafazası, gelecek nesillerin korunması, nefsin terbiyesi, Allah’tan korkmanın ve sınırlarına uymanın ispatı olarak şarttır. Zina ile günaha giren hem yapan hem ortak olandır. Aldatılan hem kul, hem ortağı hem de zina edenlerin yakınlarıdır. Harama yatırılan harcama ve bedeller ise nafakaya ihanettir. Zina ve fuhuş yapanlar toplumda da hayasızlığı isteyenler, ahlaki sınırları reddedenlerdir. Rızkı harama yatıran bu insanlar hem Allah’ı hem kendilerini hem sevdiklerini hem evlatlarını aldatmakla sayısız günaha girerler ve daha da kötüsü toplumda ahlaksızlığın yayılmasına önderlik ederler.

Hırsızlık, yetim malına dadanmak ve kamu malı talanı ile çalınan sadece paralar değil aynı zamanda haklar ve emeklerdir. Hak edilmeden kazanılan, ter dökülmeden elde edilen, helal olmayan, başkasına ait olan bir şeyi onun rızası olmadan almak demek olan hırsızlık adalet ve doğruluk dengelerini de temelden sarsar ve hakların iadesini zorunlu kılar. Dahası bir hırsızlıkla elde edilen servetin devam eden getirisi de hırsızlık malı sayılır. çalmak için illaki elle almak ta gerekmez, hakkı vermemek de (mesela çalışanın hakkını, maaşını) hırsızlığa girer. Bu iadeler gerek dünyada ve gerekse ahirette ama mutlaka gerçekleşir ve kayba uğrayanların mağduriyeti elbet telafi edilir. Yetimlerin, komşuların ve kamunun hakkı ise kutsaldır ve helalleşme şarttır.

Müşrik, münafık, kafirlerle oturup kalkmak, münafıklaştıran, şirke batıran, inkar ve isyana mahkum eden, maddi getirisi olsa da imanı alıp götüren, iman kardeşliğine zarar veren, paraya tapmayı ispat eden, ihanet ederek yandaşını sırttan bıçaklamayı anımsatan, ayetlerin hükmünü yalanlayan, Peygamberin sünnetini reddeden, Allah dostlarını terk anlamı taşıyan, şeytanın hain fısıltılarıdır.

Gözlerle günah işlemek, harama ve günaha niyetlerle ermek, düşünceler ile açık aramak, ayıp aramak, kötü zanda bulunmak, zanda aşırı gitmek, ispat veya delil istemeden adaletsiz hükküm vermektir. Şehvetin ve hırsın en zararlısı da budur. Haset ve kini kalplere misafir eden bu hal temiz duyguları da, nefsin ıslahını da, imanın yücelmesini de yasak eder. Bu hal alenen günah işlemekten beterdir çünkü anlaşılmaz, sinsidir, münafıklık ve müşriklik kokar. Kul iman eder göründüğü halde imansızdır ve dost görünüp yanaşır ama yürekte patlar. Bu nedenle münafıkların cehennemde yeri kafirlerden de aşağıdadır ve müşriklerin cezası ebedi cehennem yurdudur. Kafirler içinse tevbe kapıları daima açıktır.

Özetleyecek olursak;

İyiliği yapmak kötülüğü azaltır, kötülüğe dalmak iyilik hedefini mahzun bırakır. Zıtlıklar üzerine kurulu dünya imtihanında düz bir çizgi vardır ve bu Sırat-ı Mustakim’dir, Kur’an ahlakı ve tevhid istikameti, iman rotasıdır. Bu çizginin dışına çıkmak ister iyi niyetle yüceltmek adına ister kötü niyetle inkar adına olsun hatadır, yanlıştır.

Adalet ve hak dengesi zerrece haksızlık olmayan teraziler ile tartılır ve günah küfesine konan her bir gram sevap fesini yukarıya kaldırır. Sevap küfesi ağır gelmeyenler için cennetler hayaldir ve günah küfesi ağır çekenler için kurtuluş sadece Allah’ın rahmetine bağlıdır.

Yaşamda icra edilen güzellikler kötülüğe, kötülüğe edilen hizmetler iyiliğe zarar verir. kaldı ki kötülükler mesela gelecek nesilleri de etkiliyorsa veya toplumun geneline zarar veriyorsa vebali de çok büyüktür. Açılan çığırlar iyi ise sevabı, kötüyse günahı, o çığırı açana, o çığır devam ettiği müddetçe devam eder.

Emir ve yasakların hikmeti birini yapmak ve diğerinden sakınmak sınavıdır.

İman, Allah yolunda olmak ama zulümle mücadele etmektir. İbadet Allah’a kulluk etmek ama başkaca ilahlara kurban kesmemektir. Ahlak doğru olmak ama yalana müracat etmemektir. Salih amel iyilik yapmak ama karşılık beklememektir.

Kur’an’ı anlamak ve tabi olmak hem emirleri yapmak hem yasaklardan sakınmaktır.

Bunun ilk şartı da Kur’an’ı anlayarak okumak ve Allah’ın sınırlarını öğrenmektir. Kur’an okunmaz veya anlaşılmadan okunursa bu hem kelam sahibine haksızlıktır, hem kulu hidayetten mahrum bırakır.

Velhasıl din ve yaşam, zıtlıklar arasında doğru tercihi yapmak, doğruyu yaparken yanlışa kanmamak ve yanlışla mücadele etmektir.

Hayra ve güzele dair konan her bir tuğla ise şer duvarından sökülen bir parçadır ve semaya yükselecek duvarın hangisi olacağı hayır ve şer duvarlarının yüksekliği ile belli olur. Tartı ve mizan da budur.

Burada noksan olan tek parça niyettir.

Niyetlere şahit olan sadece Allah’tır ki ne melekler, ne insanlar ve ne de Peygamberler niyetleri bilemez. Allah ise kalpleri ve göğüsleri bilendir. O halde bizlerin emir ve yasaklara uyma derece ve sadakatimizin kıymeti ancak salih ve doğru niyetlerle mümkündür. Niyet işte bu amel duvarının harcıdır.

Niyet güzel olsa da sonuç kötü olabilir bu nedenle niyet sadece güzel değil aynı zamanda doğru olmalıdır ki buna örnek Peygamberi aşırı sevgi ile olması gerekenden de fazla yücelterek ilahlık mertebesine ulaştırmaktır ki Hz. İsa (as) Peygamberi Allah’ın oğlu mertebesine erdirenler sevgi ve yüceltmeden başka bir niyet taşımıyorlardı. Oysa şirke düştüler. 

Kul, has ve doğru niyetle, iyiliğe hizmet ve kötülükten sakınma meburiyetindedir ve bu sakınma aynı zamanda o günah, zulüm veya haramla mücadeleyi de gerekli kılar. Allah yolunda mücadele ile kast edilen budur ve sadece kabuğuna çekilip iyilik yapanlar, şayet kötülükten sakınmıyor veya kötülüğün yeryüzünden silinmesine emek harcamıyorsa dinlerini yarım yaşıyor demektir.

İman; hem Allah’a dost olmak, hem şeytana ve zulme savaş açmaktır.

İman ediliyorsa gereği yapılmalı, Allah’ın sınırlarına uymakla yetinmeden, bu sınırları yıkmaya çalışanlara düşman olunmalıdır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Allahın en büyük üç ayeti akıl, iman ve Kuran’dır

Allahın en büyük üç ayeti akıl, iman ve Kuran’dır

Allahın en büyük üç ayeti akıl, iman ve Kuran’dır Kainat ve bedenler, Yüce Allah’ın ayetleriyle ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir