Anasayfa / AHİR ZAMANLAR / En büyük günahlar
imanilmihali.com
En büyük günahlar

En büyük günahlar

En büyük günahlar

Günah, dinen yasak edilen ve suç sayılan, söz ve davranışları yapmak durumunda amel defterlerine yazılan ve affedilmediği takdirde cezayı gerektiren kötü veballerdir.

Büyük günahlar ise kebair denilen ve vebali de cezası da büyük, isyan ve inkarda haddi aşan, küfürle yetinmeyip şirke varan söz ve davranışlardır.

Kur’an, günahları da, büyük günahları da okuyucusuna anlatır ki bunlar şayet Allah’ın rahmet ve şefaati ile affolunmaz ise cezası katidir.

En büyük günahlar ise Allah’a, Kur’an’a, Peygamber’e, fıtrata, insanlığa ve hak ile adalete karşı işlenen günahlardır ki bunların adı kısaca ZULÜM’dür.

Allah hakkını zedeleyen bu en büyük günahları (doğrusunu daima ve sadece Allah bilir) şu şekilde ifade etmek inşallah yanlış olmayacaktır.

1. Allah’tan başka ilahlar edinmek.

Allah’tan başka ilah yoktur. Yaratan, öldüren, rızıklandıran, hesap soran sadece O’dur. Başkaca ilahlar atamak küfürdür, yedek ilahlar atamak şirktir ve her ikisi de sonsuz cehennem azaplarına razı olmaktır. Şirkin en tabi görünümü olan bu gafletler, Allah’ın kuluna şah damarından yakın olma halini inkarı da içeren isyanlardır ve aracı, şefaatçi, put arayışları asla Allah’ı inkarı içermez. Modern zamanda ise bu putlar daha ziyade para, makam, nüfus şeklinde kendisini gösterir ve tesettürden ibadete, nefisten dünya malına dek uzanan çok sayıda putun gönüllerdeki iman tahtalarına Allah’ın yanı başına isimlerini yazdırmaya sebeptir. Kişileri ilahlaştırmak bu işin en vahim durumudur ki başkalarının helal ve haramlarına uymak, Allah rızası yanında onların da rızasını aramak onları ilahlaştırmaktır ve bunun adı şirktir ve şirk afsızlığa mahkum tek günahtır.

2. Şeytanın dini şirke tabi olmak.

Şirk, Yüce Allah’ı inkar değil, inkar etmeden varlık, yaratış ve yönetimde yedek ilahlar üreterek ilahi mülk ve kudreti parçalamak, Allah haklarına isyan etmektir. Sistemlidir, organizedir, maksatlıdır ve bu yüzden bir cehalet ve gaflet değil düpedüz isyandır. Şirk bu hal üzere ölündüğü takdirde afsızlığa mahkumdur ve İblisin ahdi şirk dininin anayasasıdır. Şirkin açık olanı doğrudan Allah’ın otoritesini alenen bölüştürürken, gizli olanı riya, gösteriş ve gizli şehvetlerle şirkin daha hain ve sinsi halini sergiler.

3. Her türlü zulüm ve eziyet.

Zulüm ilahi denge ve ahengi yerinden oynatan, hak ve adaleti yerle bir eden, fıtrata isyan ve imana düşmanlık halidir. Zulüm öldürmekten beterdir ve şirk dahi zulüm olduğu için afsızlığa mahkumdur. Kur’an’ın savaşı zulümledir, cihad ancak zulme karşıdır ve Allah zalimleri affetmeyecektir. Öte yandan Allah zalimlere tevbe için veya helakleri hak olsun diye veyahut o zalime uyacaklar belli olsun diye süre verendir.

4. Kur’an’ı hiç okumamak, anlayarak okumamak, biat etmemek.

Kur’an, Allah kelamıdır ve okunması bizzat Allah tarafından emredilendir. O yüzden ilk kelimesi “Oku!” emridir. Kur’an, okunmalı ve anlaşılmalıdır ki ilahi mesaj, emir ve yasakalr anlaşılır olsun, din hayata yansıtılabilsin ve Kur’an saadet kapılarını açabilsin. Bunu inkar yani okumamak veya anlaşılmayan dille okumak Kur’an’a ve Kur’an yazarına ihanet ve haksızlıktır. Çünkü Kur’an’ı anlayarak okumak her müslümana farzdır. Okunmayan, başkalarından dinlenen Kur’an noksandır, yanlışa gebedir, insanı mahva götürür. Anlaşılmadan okunan Kur’an sevap kazandırsa da erdirici değildir ve cennetlere sevapla değil imanla gidilir. İman ise Kur’an’ın manalarından fışkıran lezzetin adıdır. En büyük şefaatçi Kur’an, kendisini anlayarak okumayanlara ve hayata yansıtmayanlara şefaat etmeyecek, Peygamber böylelerinden ahirette şikayetçi olacaktır. Kur’an’a biat ise Müslüman olsun olmasın herkese farzdır çünkü İslam evrenseldir, herkesedir, kıyamete dektir.

5. Allah’a, Kur’an’a, Peygamber’e velhasıl dine yalan söyletmek.

Dinin ve imanın gerçeklerine, Sünnetullah’a, Kur’an’a aykırı söz ve fikirleri dincilik adına ve çıkar uğruna kasti olarak üretmek, bunlardan menfaat elde etmek, ayrıştırmak, dini bölmek ve tanınmaz hale getirmek dine yalan söyletmektir. Ayetlerin manasını saklamak, değiştirmek, meal ve tefsirler yoluyla evrensel ilkeleri sadece o anılan olaya indirgemek, kelime oyunlarıyla dine yanlış istikamet vermek, parantez içi açıklamalarla ilahi mesajın manasını değiştirmek bu cümledendir. Tarifinden anlaşıldığı üzere de dinden çıkartacak kadar büyük bir günahtır.

6. Dinde zorlama ve baskı uygulamak.

Dine giriş, içinde olma ve çıkış tamamen kulun kendi hür iradesi ile vereceği bir durumdur, haktır. İslam, kula cennet kapılarını vadederken, cehenneme giden kapıları da gösterir ve günah işlemeyi dahi serbest bırakır ki sınav hür iradelerin tercih değerlendirmesidir. Dine tabi olmak, dinin gereklerini yapmak, dinde kalmak olması gerekendir, sevaptır. Dine girmemek, dinin gereklerini yapmamak veya dinden çıkmak yanlıştır, günahtır ama tüm bunlar kulun kendi rızasına dayalıdır. Başkasının hakkaniyet ve adalet adına nasihatten öte söz söyleme, zorlama hakkı yoktur. Zorlayanlar, baskı uygulayanlar sınava ve fıtrata ihanet eden, ilahiliğe soyunan, yobaz zihniyetli mücrimlerdir. Sadece dine değil, dinin içindeki gerekler için de zorlama aynı cümledendir. Hele ki birilerini menfaat uğruna kendi rızası dışında din dışı göstermek büyük vebaldir.

7. Dini bölmek.

Din Allah’ındır, tamdır, sondur, bakidir. Dinin kitabı Kur’an, Peygamberi Hz. Muhammed(sav)’dir. Aynı Allah, kitap v peygambere biat edenler Müslümandır, kardeştir. Bunların kardeşliğini bozacak, dini parçalayacak her türlü girişim ve müdahale büyük günahtır ki din adına Peygamber üstü kişi ve Kur’an üstü kitap tanımak dini bölmektir. Maalesef günümüz mezhep, tarikat, cemaat, hizip, fıkraları dini bölmek adına muazzam bir yarıştadır ve yapılan küfre hizmet etmektir. Bu kapsamda yaşananlar ise; hür iradeyi sıfırlayan, Peygamber ve Kur’an üstü kişi ve kitapları dinleştiren, vahiy denmese de ilham ve rüya ile sahte peygamberlik iddiasını seslendiren uygulamalardır ve bunların bu şirk kokulu hali ile mali-siyasi destekçilerinin mahiyeti büyük günah olmalarının da sebebini açıklar.

8. Allah’tan umut kesmek.

Allah’ın Rahim sıfatını yok saymak, rahmetin sınırlarını azımsamak, umutsuzluğu kışkırtarak tevbe kapılarını kapamak, moralsiz ve umutsuzları şeytanın ağlarına sevk etmektir.

9. Cihat etmemek.

Cihad, Allah yolunda verilen her türlü mücadeledir ve kılıçla da kalemle de yapılır. hacılara su dağıtmakta, savaşmak ta, bilimsel keşifler için ter dökmek de cihattır. Savaşmak cihadın son mertebesidir ve ancak zulme karşıdır. Çünkü cihadın tamamı Allah dostları safında, Allah adına ve Allah düşmanları olan zalimlere karşı yapılır. Bu görevden kaçmak, imanın zayıflığına ve yüzeyselliğine işarettir ve vebali büyüktür. O kadar ki zulüm altında inleyenler Müslüman olmasalar dahi yardım etmek Allah emridir.

10. Zulme karşı gelmemek.

Zulüm, Kur’an’ın tek savaş açtığı konudur ve iman sadece inanmak ve sevmek değil aynı zamanda kötülüğe bulaşmamak ve kötülükle mücadele etmektir. Cihat zulme karşıdır ve zulme karşı sessiz kalanlar, yardım eden ve ortam sağlayanlar dahi zalimdir. Zulümle savaşı emreden Kur’an’dır ve zulme uğradığı halde sessiz kalmak; hem haklarından mahrum olmak hem de zulme elle, dille, kalple karşı koymayı emreden Allah emrine karşı olmak, Allah’tan değil o zulmedenden korkmaktır ki bu tamamen imansızlık demektir.

11. Tefecilik, aşırı faiz.

Enflasyonun olmadığı zamanlarda faiz almak, enflasyonla yaşanan modern zamanlarda yıllık enflasyon üzerinde bir haksız faiz almak demek olan riba, bildiğimiz anlamıyla tefeciliktir, her türlü haksız kazançtır. Kötülüğü, hem haksız olmasında, hem muhtacın muhtaçlığından istifade edilmesindedir. Adı sanı nasıl konulursa konulsun her türlü haksız kazanç, alın teri dökülmeden elde edilen gelirler haram ve günah iken, paranın yıl içinde kaybedeceği değerin altında faizlendirilen kazançlar mübahtır. Çünkü asıl olan hak ve adalettir, hakların korunmasıdır.

12. Haksızlık ve adaletsizlik.

Bu günah; yapan için de, yapana göz yuman için de, yapana yardım eden için de, yapana ortam ve destek sağlayan için de, yapanı cezalandırmayan kayıran için de geçerlidir. Yani hak ve adalete aykırı olan en ufak bir şeye zerrece katkısı olan vebale ortaktır ve hak Yüce Allah’ın en kıymetli emanetlerindendir. Yalancı şahitlik de bu cümledendir. Çünkü Allah, ana baba aleyhine de olsa Allah adına şahitlik ederken adaletin dimdik ayakta tutulmasını emreder.

13. Kibirle büyüklenmek, servetlerle şımarmak ve ezmek.

Kur’an insanları ezenler ve ezilenler yahut yukarıdakiler ve aşağıdakiler diye ikiye ayırır ki ezilenleri ezenlerin üzerine ama şimdi ama ahirette çıkarmayı murad eder. Kibir, şeytanın en büyük silahıdır, aldatma vasıtasıdır. Çünkü kibir haksız büyüklenme ve acizliğini unutmaktır ki beraberinde aç nefisler ve doyumsuz hırslar getirir. Bu hırslar helal haram tanımayan inançlara gebedir ve yığılan servetler, makamlar, nüfuslar bu kibri daha da artırır, aşağıdakileri ezmeyi adeta zorunlu kılar. kendisinden aşağı gördüklerinin kendisine eşit olduğunu unutanlar, rızkı bileklerinin hakkı sanırlar ve o makamların onlara sınav için verildiğini inkar ederek ahirette de aynı servet ve makamlarla ödüllendirileceklerini sanırlar. Oysa şımarmak da, haddini bilmezlik de, eziyet etmek de büyük günahtır ve vebali çok ama çok büyüktür. Çünkü Allah itidali, tevazuyu ve merhameti emredendir.

14. Sihir ve büyüden medet ummak.

Fıtrata, Sünnetullah’a, kadere, cüzi irade ile yaşadığımız sınava aykırı, haksız ve batıl yollarla menfaat arayışı demek olan sihir ve büyü gerçektir lakin yasak olandır. Kulları, iradesi dışında bir şekle ve davranışa zorlayan bu haller, yapana çıkar sağlasa da cehennemi garanti eden büyük günahlardandır.

15. Ölülerden medet ummak.

Türbecilik de denen bu zararlı alışkanlık, minnet ve duanın ötesine geçen aracılık ve şefaatçiliğe uzanan bir illettir ve dinen büyük günahtır. Allah’tan başka gerçek Veli yoktur ve imana sarılan, Allah’a dost olmaya gayretli imanlı kullar veli olarak anılsalar da sonuçta yaratılmış birer beşerdir. Hz. Peygamberimiz de aynı durumdadır ve ilahi değil, melek hiç değildir. Şefaat tümden ve sadece Allah’a aittir. Kabirlerdekileri kendi şirkimize alet etmek ise onları da vebal altına sokmaktır.

16. Öfke ve kin duymak, merhametsizlik.

Yüce Allah merhameti ve affetmeyi emreder ki bunun istisnası zulme karşı dirençtir. yani hatasız yaşaması mümkün olmayan insan hata yapacak, kırıp dökecek, kalp kıracaktır. hatta haksızlık ve adaletsizlik edecektir. Lakin affetmek dinin gereğidir. Bunu bir öfke ve intikam melodisine dönüştürmek, kin duymak ise iman kardeşliğini yok saymak ve kibirle düşmanlık dilemektir. Tevazu yerine şiddeti ve hainliği dileyenler içinse din erdirici olmaktan uzaktır.

17. Yeryüzünde bozgunculuk yapmak, haset, fitne ve fesat.

Yaşamın her anında huzur ve sükunet olması gerekendir ve buna aykırı eylem ve sözler bozgunculuk kapsamındadır. İnsanları kutuplaştırmak, dini bölmek, hile ve yalanlarla sinsi planlar yapmak, fitne ve fesat üretmek hep bozgunculuk cümlesindendir ve helak sebebidir.

18. Şeytan işi pisliklerden uzak durmamak.

Şeytanın kışkırtmasıyla hak görünen batıllıklar, helal görünen haramlardan sakınmak imanlı kalplerin görevidir. Çünkü şeytan aldatmakta ustadır ve o diler ki kul sözlerini unutsun, kontrol mekanizmalarını devre dışı bıraksın, bilincini kaybetsin, yasaklara uyma melekesini yitirsin, aldansın, yanlış mecralara dalsın ve kendisine tabi olsun. Zihni, nefsi, kalbi, aklı, sözleri hedef alan bu şeytani saldırılara karşı koruyucu kalkan elbette iman zırhıdır. Çünkü bu Allah’ın vaadidir. İmandan yoksun olanlar ise bir süre direnecek ama sonra kanacak ve sonsuz karanlık akibetlere mahkum olacaktır.

19. Ölçü ve tartıda hile.

Kısaca ticaret ahlakından yoksunluk olarak adlandırılabilecek bu durum hak ve adalet adına olan doğruları yok saymak, kandırmak, fahiş fiyatla satmak, kötü malı kakalamak, rekabette adil olmayan koşullar yaratmak, haksız kazançlar elde etmek, malı reklam edilen halinden daha kötü sunmak, borçları ödememek gibi sayısız hileyi içerir. Ahlaksızlıktır, iman yoksunluğudur.

20. Eşcinsellik, tecavüzler ve diğer cinsel sapıklıklar.

Yüce Allah bedenleri ve kalpleri sevgi ve mahremiyet için yaratmış, eşler arasına sevgi koymuş, şehvetin yasal ve mübah olanını bahşederek caiz ve meşru ilişkilere tat katmıştır. Bu anılanlar dışındaki tüm ensest ilişkiler, sapıklıklar, aynı cinse yakınlaşmalar, mahrem ve helal olmayana istek duymalar, para karşılığı veya gönül eğlendirmek için yapılan fuhuş ve zinalar, taciz ve tecavüzler haddi aşmak, sınırları tanımamak ve nefse kurban olmaktır. Taciz ve tecavüz ise istek dışı gerçekleştiği için ayrıca gasp ve hak ihlali suçunu da işler ki cehennemin ebediliği helallik alınmazsa ve Allah affetmezse katidir. Çünkü büyük zulümdür.

21. Nimetlere nankörlük ve şükretmemek.

Mutlaka sorulacağımız nimetleri veren sadece Allah’tır ve şükretmek kulun borcudur. Şükür, nimet verene duyulan minnetin ifadesidir. Şükretmemek, o kazanç veya makamı veya serveti bileğinin hakkı sanmak zulümdür, nimet verene haksızlıktır ve büyük günahtır.

22. Hayatı sonlandırmak, intihar veya öldürmek.

Canı veren ve alacak olan sadece Allah’tır. Ömür, doğum ile ecel arası bizlerce malum olmayan süreçtir ve bu sınav bu süreçte sergilediğimiz doğru ve yanlışların muhasebesidir. Bu hak ve yetki sadece Allah’tadır ve ister kendisini ister başkasını öldürmek, haksız yere, bu hak ve yetkiye müdahaledir.

23. Ehliyet ve liyakata sadık kalmamak.

Ehliyet ve liyakat, o iş için ehil olmak, yeterli ve uygun olmak halidir ve o işe talip olmak da ehliyete haiz olanların hakkıdır. Sadakat veya kayırma ile işin başkasınca talep edilmesi de, işin ehliyetli başka adaylar varken ehliyetsiz olana verilmesi de haramdır. Emeğe, hakka, nizama aykırı bu hal, sadece ferdin değil toplumun ve tüm insanlığın hakkına tecavüzdür.

24. İşleri zorlaştırmak.

Peygamberimizin üç lanetinden birisi olan bu konu mühimdir çünkü Allah kolaylık diler, din kolaylık dinidir. Dini ve hayatı zorlaştıran her şey zorlamadır, zorluktur, yokuşa sürmek ve bıktırmaktır.

25. Çevreye zarar vermek.

Yeryüzü veya çevre denilen şey yaşam alanımızdır, ortaktır, temiz ve güzeldir. Sayısız canlıya ev sahipliği yapan tabiat sonsuz ayetlerle doludur. Bunları kirletmek, yakıp yok etmek, yerine beton binalar yapmak, tarıma, güzelliklere savaş açmak, kirletmek, pisletmek, ekim alanlarını sınırlayarak açlığa sebep vermek, kullanılabilirliğini engellemek demektir. Dünya sınavı için tesis edilen bu muazzam şaheserlikteki yaşamı kirletmek ise en büyük zulümdür, dengeleri bozmaktır, Sünnetullah’a karşı gelmektir.

26. Hırsızlık ve rüşvet.

Bilgi, mal, para veya hak çalmak demek olan hırsızlık, karşısındakine ait olanı habersiz, yetkisiz ve haksız vaziyette almak, el koymak veya yer değiştirtmektir. Hak edilmeden kazanılan her şey bu cümledendir ki ehliyetsiz olduğu halde ihale almaktan, sınavda kopya çekmeye kadar uzanır. Rüşvet ise haksız olarak birilerini kayırmak, o kayırmadan dolayı hak yemek ama yine hak olmayan gelir elde etmektir ki kamuya, sırada bekleyenlere haksızlık, olmayacak işin oldurulması ile sahtecilik ve haksızlıktır.

27. Haram yemek.

Allah’ın haram kıldıklarını mecburi sebepler olmadan ve vebalden çekinmeden yemek, içmek ve işlemek en büyük günahlardandır, imanın yokluğuna, dini akidenin zayıflığına, kulluk bilincinin acınası haline delildir. Leş, kan ve domuz eti ile sınırlı olmayan haramlar, çalmaktan, öldürmeye, yetim hakkı yemekten, kamu malına el uzatmaya kadar gider ve tamamı Kur’an’da yazılıdır. Yani Kur’an’da alenen haram sayılmayanlar mübah ve helaldir. Çünkü haram ve helal belirleme yetkisi (tahrim) sadece Allah’ındır. Bu yetkinin azının dahi bir başkalarına verilmesi veya kulun bu anlamda insiyatif kullanması da haram yemekten de büyük günahtır.

28. Ahde vefasızlık, Allah’ın yarattığını değiştirmek.

Fıtratta verdiğimiz misaka, verdiğimiz sözlere, yüce ve kutsal değerlere saygı ve riayet demek olan ahde vefa boynumuzun borcudur, erdemimiz ve iman göstergemizdir. Ahde vefasızlık ise bu sözü unutmak, inkar etmek veya yalanlamak, hiç değilse gereğini yapmamaktır ki vebali büyüktür. İmandan küfre dönmek, borçları inkar etmek, ana baba haklarını yok saymak, vatana saygı ve sevgide kusur etmek, vatanı kurtaranlara minnet duymamak bu günah cümlesindendir. Allah’ın yarattığını değiştirmek ise doğumla verilen bedenleri veya yaratılışla gelenleri beğenmemek, tıbbi zorunluluk olmaksızın güzelleşmek adına değiştirmektir ki her şeyi güzel yaratan Allah’ın işine karışmak, haddi aşmaktır. Estetik ameliyatlar bu cümledendir.

29. Muhtaç, yaşlı, zayıf, güçsüz ve fakirlere kötü davranmak.

Makam, servet veya beden gücünden kaynaklanan kudret ile zayıf ve muhtaçları ezmek, eziyet etmek, haklarına tasallut etmek zulümlerin en yücelerindendir ki kendisini savunma kabiliyetine sahip olmayan bu insanların (hayvanlar ve tabiat varlıkları dahil) temel haklarına saldırı cehennem azaplarına razı olmaktır. Oysa din tam tersidir ve bunlara yardımı emreder. Dolayısıyla sergilenen bu zulüm dine de isyan suçunu teşkil eder.

30. Yalan, iftira, gıybet, kötü zan.

Hakikat ve hak olmayanı söylemek, ima etmek, gerçeği değiştirmek demek olan bu hallerde anılan kişinin savunma hakkı elinden alınmış, masumiyetine tecavüz edilmiş, yaratılıştan gelen zaafları alay konusu edilmiş, yok yere suç isnat edilmiş demektir ve büyük günahtır. Dedikodu da, açık aramak da, aşırı zanda bulunmak da bu cümledendir. İffetli kadınlara iftira atmak ise günahın katmerlisidir.

31. Çoklukla övünmek (Tekasur)

Mal, servet, evlatlar veya başkaca kudretlerle övünmek, büyüklük taslamak günahtır. Çünkü bunları veren Allah’tır ve bu sınav olsun diyedir. Kudret, imandan gelir, gelmelidir. Mal ve servetlere güvenmek ise Allah’a güvenmemek demektir ki bu imanın yokluğuna delalettir. Plansız nüfus artışları da, servet yığmalar da, kabirlere kadar gidip saymalar da aynı cümledendir. Çünkü kontrolsüz güç güç değildir ve Allah güçlerin uygun ve doğru istikamette kullanılmasını, zulme araç yapılmamasını ister.

32. Cimrilik, aşırı cömertlik, lüks ve israf.

Rızık, Yüce Allah’ın yeryüzüne gönderdiği ve herkese fazlasıyla yetecek nimetlerdir. Zalim insan ise o rızkı aç gözlülükle gasp eden, fazlasını isteyen, haklara saldıran, herkesin doyması gibi bir ideal taşımayan, bazılarının aç kalması ihtimaline rağmen kendisine rızık yedekleyen, servet biriktirendir. Yüce Allah, aç gözlülüğü, servet biriktirmeyi, cimriliği, lüks ve israfı yasak eden haram kılandır. Yüce Allah cömertliği emreder lakin aşırı cömertliği de yasak eder. İsraf ise çoğusu başkalarına ait olan ve ihtiyaç fazlası durumundaki nimetlerin çöpe gitmesidir ki o heba edilenler aslında o kulun hakkı ve malı dahi değildir.

33. Tassupluk – muhfazakarlık – içtihada karşı olmak.

Din Kur’an’dadır ve diyanet ile şeriat dini ve dine insanlarca getirilen yorumları da alan idraklerdir. Din değişmez ama diyanet çağın gereklerine, kamunun çıkarlarına, bilimsel keşiflere, vahim durumlara, zor şartlara göre değişir, değişmelidir. Yoksa din on dört asır önceki yansımasına mahkum edilir ki Kur’an değişim emreder. Bu değişim ana ilkelerde asla değil ama bu ilkelerin hayata yansımasındadır. İçtihat zaman zaman yapılan bu düzenlemelerdir ve tecdit belki yüz yılda bir ilahi rıza ile gerçekleşen külli tanzimlerdir, yaban otları ve yanlışların temizlenme hareketidir. Yobazlık, muhafazakarlık veya taassup denilen şey işte bu değişimi inkardır ki aklı ve bilimi inkarı içerir. Dahası içtihat kapılarını kapatmak dinin erdiriciliği önünde en büyük engeldir.

34. Allah’ın korunmasını emrettiği bağları koparmak.

Aile bağlarına, ana baba haklarına, akraba ilişkilerine, iman kardeşliğine değer vermemek, yardımlaşmamak, destek olmamak diye tarif edilen bu günah, ahde vefasızlıkla birlikte değerlendirilmeli, merhametle eda edilmeli ve Allah emri olduğu unutulmamalıdır. Çünkü bir ve birlik olmak güçtür, güçlükler bu sayede yenilir ve güzellikler paylaştıkça artar.

35. Mahremiyete riayetsizlik ve teberruc.

Mahremiyet, hak ve lazım olan namusa, İslam’ın gelecek salih nesillere kavuşmasına dair Allah’ın koyduğu erdem ve fazilet sınırlarıdır. Bu sınırlar yabancılar ve yakınlar için farklıdır ve bu sınırlara riayet namusu, fazileti, iffeti korumak için şarttır. Bunlara riayetsizlik ise hafifliktir, zinaya davettir, aile bağlarına ve sadakat yeminlerine aykırı davranmaktır, bedensel şehvetlere tabi olmaktır.

Sonuç;

İslam dini hoşgörü ve tevazu dinidir. Affetmeyi, yardımı, iyilik yapmayı ve kötülükle mücadeleyi emreder. Allah’ın sınırları herkes için aynıdır ve herkes kendi vebalinden sorulacaktır. kur’an en büyük şefaatçidir ve şefaat sadece Allah’ın razı olduğu kullara hastır. Rızkı ve medeti veren Allah kötü sözün açıklanmasını dahi yasak eder ki bunun tek istisnası zulme uğrayanın feryadıdır. Bilakis o güzel söz ve davranış ister, salih amel ve Kur’an ahlakı ister.

Kul, emir ve yasakları, helal ve haramları sadece Kur’an’dan öğrenmesi gerekendir. Bu yüzden Kur’an’ı anlayarak okumak günahları, büyük günahları ve en büyük günahları bilindik kılacaktır. Bunlardan bihaber olmak ise sadece gaflet olmakla kalmaz ihanet ve haksızlık suçunu da işler ki bunun sonu acı azaplardır.

Kul, iman etmek, imanla yaşayıp ölmek mecburiyetinde olandır. Çünkü Allah’a söz vermiştir.

Tüm bu sayılan büyük günahlar işte bu ahdi unutanların, aksine iblisin ahdine asker olanların gafletidir ve imanın kalplerine giremediği bu kullar için cennetler hayal olmaktan dahi uzaktır.

Doğrusunu daima ve sadece Allah bilir.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Sünnetullah yaratışın ve dünya sınavının değişmezleridir

Sünnetullah yaratışın ve dünya sınavının değişmezleridir

Sünnetullah yaratışın ve dünya sınavının değişmezleridir Yüce Allah kainatı bir ölçü, kader, nizam, ahenk ve ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir