Anasayfa / KUR'AN-I KERİM / Karşılaştırmalı Kur'an Mealleri / Enbiya suresi – Karşılaştırmalı meal
imanilmihali.com
Karşılaştırmalı Kur'an Mealleri

Enbiya suresi – Karşılaştırmalı meal

Enbiya suresi – Karşılaştırmalı meal

Karşılaştırmalı Kur’an Mealleri

ENBİYA SURESİ

Ali Bulaç Rahman ve Rahim Olan Allah`ın Adıyla
Diyanet Vakfı Rahmân ve Rahîm (olan) Allah’ın adıyla.
Elmalılı Hamdi Yazır Bismillahirrahmanirrrahim
Süleyman Ateş Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla..
Yaşar Nuri Öztürk Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla…
Ali Bulaç 1- İnsanları sorgulama (zamanı) yaklaştı, kendileri ise gaflet içinde yüz çeviriyorlar.
Diyanet Vakfı 1. İnsanların hesaba çekilecekleri (gün) yaklaştı. Hal böyle iken onlar, gaflet içinde yüz çevirdiler.
Elmalılı Hamdi Yazır 1-İnsanlara hesap zamanı yaklaştı. Onlar ise hala gaflet içinde aldırmıyorlar.
Süleyman Ateş 1. İnsanların hesapları yaklaştı, fakat onlar hala gaflet içinde yüz çevirmektedirler.
Yaşar Nuri Öztürk 1 Yaklaştı insanlara hesapları! Ve onlar hâlâ gaflet içinde yüz çevirip durmadalar.
Ali Bulaç 2- Rablerinden kendilerine yeni bir hatırlatma gelmeyiversin, bunu mutlaka oyun konusu yaparak dinliyorlar.
Diyanet Vakfı 2. Rablerinden kendilerine ne zaman yeni bir ihtar gelse, onlar bunu, hep alaya alarak dinlerler.
Elmalılı Hamdi Yazır 2-Rablerinden kendilerine gelen her yeni uyarıyı ancak alaya alarak dinliyorlar.
Süleyman Ateş 2. Kendilerine Rablerinden gelen her yeni ikazı mutlaka eğlenerek dinlerler.
Yaşar Nuri Öztürk 2 Rablerinden kendilerine ulaşan, söze bürünmüş her yeni öğüt ve hatırlatmayı ancak eğlenerek dinliyorlar.
Ali Bulaç 3- Onların kalpleri tutkuyla oyalanmadadır. Zulmedenler, gizlice fısıldaştılar: ‘Bu benzeriniz olan bir beşer değil mi? Öyleyse, göz göre göre büyüye mi geleceksiniz?’
Diyanet Vakfı 3.Kalpleri hep eğlencede(gaflette),hem o zalimler şu gizli fısıltıyı yaptılar: Bu (Muhammed), sizin gibi bir beşer olmaktan başka nedir ki! Siz şimdi gözünüz göre göre büyüye mi kapılıyorsunuz?
Elmalılı Hamdi Yazır 3-Kalpleri hep oyunda, hem o zalimler gizlice fısıldaştılar : “Bu ancak sizin gibi bir insan! Artık göz göre göre büyüye mi gidiyorsunuz?”
Süleyman Ateş 3. Kalbleri eğlencededir. O zulmedenler, aralarında şu konuşmayı gizlediler: “Bu (Muhammed) de sizin gibi bir insan değil mi? Şimdi siz, göre göre büyüye mi kapılacaksınız?”
Yaşar Nuri Öztürk 3 Kalpleri hep oyun ve oyalanmada. O zulüm sergileyenler, şu yolda bir fısıldaşmayı iyice koyulaştırdılar: “Bu adam, sizin gibi bir insandan başkası değil. Gözünüz baka baka büyüye mi gidiyorsunuz!”
Ali Bulaç 4- Dedi ki: ‘Benim Rabbim, gökte ve yerde söylenen-sözü bilir; O, işitendir, bilendir.’
Diyanet Vakfı 4. (Peygamber) dedi ki: Rabbim, yerde ve gökte (söylenmiş) her sözü bilir. O, hakkıyla işiten ve bilendir.
Elmalılı Hamdi Yazır 4-(Peygamber) dedi ki: “Rabbim gökte ve yerde söyleneni bilir; O, herşeyi işitendir, bilendir”
Süleyman Ateş 4. Dedi ki: “Rabbim gökte ve yerde konuşulan her sözü bilir, (O’ndan gizli kalan hiçbir şey yoktur). O, işitendir, bilendir.”
Yaşar Nuri Öztürk 4 Dedi: “Rabbim, gökteki sözü de yerdeki sözü de bilir. O, herşeyi duyan, her şeyi bilendir!”
Ali Bulaç 5- ‘Hayır’ dediler. ”(Bunlar) Karmakarışık düşlerdir; hayır, onu kendisi uydurmuştur; hayır o bir şairdir. Böyle değilse, öncekilere gönderildiği gibi bize de bir ayet (mucize) getirsin.’
Diyanet Vakfı 5. “Hayır, dediler, (bunlar) saçma sapan rüyalardır; bilakis onu kendisi uydurmuştur; belki de o, şairdir. (Eğer öyle değilse) bize hemen, öncekilere gönderilenin benzeri bir âyet getirsin.”
Elmalılı Hamdi Yazır 5-(Onlar): “Bunlar bir takım karışık rüyalar; yok onu kendisi uydurdu; yok o bir şairdir; öyle değilse, önceki peygamberlerin gönderdikleri gibi, bize bir mucize getirsin!” derler.
Süleyman Ateş 5. Hayır, dediler, (bu) karmakarışık hayallerdir; hayır onu uydurmuş; hayır o şa’irdir. (Eğer gerçekten peygamberse) öncekilerin, (mu’cizelerle) gönderildikleri gibi o da bize bir mu’cize getirsin.
Yaşar Nuri Öztürk 5 Şöyle de dediler: “Saçma sapan rüyalar bunlar! Belki de uydurduğu bir yalandır. Belki de bir şairdir o. Hadi bir mucize getirsin bize, öncekilere gönderildiği gibi…”
Ali Bulaç 6- Kendilerinden evvel yıkıma uğrattığımız hiç bir ülke (halkı) iman etmemişti; şimdi bunlar mı iman edecek?
Diyanet Vakfı 6. Bunlardan önce helâk ettiğimiz hiçbir belde iman etmemişti; şimdi bunlar mı iman edecekler?
Elmalılı Hamdi Yazır 6-Onlardan önce helak ettiğimiz hiçbir belde halkı iman etmedi. Şimdi bunlar mı iman edecekler?
Süleyman Ateş 6. Bunlardan önce helak ettiğimiz hiçbir kent (halkı) inanmamıştı, şimdi bunlar mı inanacaklar?
Yaşar Nuri Öztürk 6 Onlardan önce yere batırdığımız hiçbir yurt ve uygarlık iman etmemiştir. Onlar mı iman edecekler!…
Ali Bulaç 7- Biz senden önce de kendilerine vahyettiğimiz erkekler dışında elçi göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, o halde zikir ehline sorun.
Diyanet Vakfı 7. Biz, senden önce de, kendilerine vahiy verdiğimiz kişilerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bilmiyorsanız bilenlerden sorunuz.
Elmalılı Hamdi Yazır 7-Senden önce de Biz, sadece kendilerine vahiy gönderdiğimiz birtakım erkekler gönderdik; bilmiyorsanız, haydi bilgisi olanlara sorun!
Süleyman Ateş 7. Biz, senden önce yalnız kendilerine vahyedilen erkeklerden başkasını elçi göndermedik. Eğer bilmiyorsanız Zikir ehline (Kitap sahiplerine) sorun.
Yaşar Nuri Öztürk 7 Senden önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz erler gönderdik. Hadi, sorun zikir/Kur’an ehline, eğer bilmiyorsanız…
Ali Bulaç 8- Biz onları, yemek yemez cesetler kılmadık ve onlar ölümsüz değillerdi.
Diyanet Vakfı 8. Biz onları (peygamberleri), yemek yemez birer (cansız) ceset olarak yaratmadık. Onlar (bu dünyada) ebedî de değillerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır 8-Biz onları yemek yemez bir ceset yapmadık; ölümsüz de değildiler.
Süleyman Ateş 8. Biz onları yemek yemeyen ceset(ler) yapmadık. (Onlar), ölümsüz de değillerdi.
Yaşar Nuri Öztürk 8 Biz onları yemek yemez bir ceset olarak yaratmadık. Onlar sonsuza dek kalıcı da değillerdi.
Ali Bulaç 9- Sonra onlara verdiğimiz söze sadık kaldık, böylece onları ve dilediklerimizi kurtardık da ölçüsüz davrananları yıkıma uğrattık.
Diyanet Vakfı 9. Sonra onlara (verdiğimiz) sözü yerine getirdik; böylece, hem onları hem de dilediğimiz (başka) kimseleri kurtuluşa erdirdik; müsrifleri de helâk ettik.
Elmalılı Hamdi Yazır 9-Sonra onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik, kendilerini ve dilediklerimizi kurtardık; aşırı gidenleri helak ettik.
Süleyman Ateş 9. Sonra onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik, onları ve dilediklerimizi kurtardık, aşırı gidenleri helak ettik.
Yaşar Nuri Öztürk 9 Sonra onlara verilen söze sadık kaldık da onları ve dilediklerimizi kurtardık. Ve israfa saplanıp haddi aşanları helâk ettik.
Ali Bulaç 10- Andolsun, size (bütün durumlarınızı kapsayan) zikrinizin içinde bulunduğu bir Kitap indirdik. Yine de akıllanmayacak mısınız?
Diyanet Vakfı 10. Andolsun, size içinde sizin için öğüt bulunan bir kitap indirdik. Hâla akıllanmaz mısınız?
Elmalılı Hamdi Yazır 10-Andolsun ki, size öyle bir kitap indirdik ki. bütün şanınız ondadır; hala akıllanmayacak mısınız?
Süleyman Ateş 10. Andolsun, size, içinde Zikr’iniz bulunan bir Kitap indirdik. Aklınızı kullanmıyor musunuz?
Yaşar Nuri Öztürk 10 Yemin olsun, size bir Kitap gönderdik ki, öğüt ve uyarınız/zikriniz/şerefiniz yalnız ondadır. Hâlâ aklınızı çalıştırmayacak mısınız?
Ali Bulaç 11- Biz, zulmeden ülkelerden nicesini kırıp geçirdik ve bunun ardından bir başka kavmi meydana getirdik.
Diyanet Vakfı 11. Zalim olan nice beldeyi kırıp geçirdik; arkasından da nice başka topluluklar vücuda getirdik.
Elmalılı Hamdi Yazır 11-Oysa Biz zulmetmekte olan nice memleket halkını kırıp geçirdik , arkasından da diğerlerini başka bir topluluk olarak meydana getirdik.
Süleyman Ateş 11. (Halkı) zulmeden nice şehri kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka bir topluluk getirdik.
Yaşar Nuri Öztürk 11 Zulmetmiş nice kenti/medeniyeti biz kırıp geçirdik ve arkalarından başka bir topluluk oluşturduk.
Ali Bulaç 12- Bizim zorlu-azabımızı hissettikleri zaman, oradan büyük bir hızla uzaklaşıp kaçıyorlardı.
Diyanet Vakfı 12. Azabımızı hissettiklerinde bir de bakarsın ki oralardan (azap bölgesinden) kaçıyorlar!
Elmalılı Hamdi Yazır 12-Azabımızı hissettikleri zaman, hemen oradan üzengi tepiyorlardı (kaçıyorlardı).
Süleyman Ateş 12. Azabımızı hissettikleri zaman onlar, derhal oradan (kaçmak için hayvanlarını) mahmuzluyorlardı.
Yaşar Nuri Öztürk 12 Şiddetimizi hissettiklerinde hiç vakit geçirmeksizin oradan dört nala kaçıyorlardı.
Ali Bulaç 13- ‘Uzaklaşıp-kaçmayın, içinde şımarıp azdığınız refaha ve yurtlarınıza dönün; çünkü sorguya çekileceksiniz.’
Diyanet Vakfı 13. “Kaçmayın! İçinde bulunduğunuz refaha ve yurtlarınıza dönün! Çünkü size sorular sorulacak!”
Elmalılı Hamdi Yazır 13-“Yok tepinmeyin, dönün içinde şımartıldığınız nimetlere ve yurtlarınıza ki, sorguya çekileceksiniz!” dedik.
Süleyman Ateş 13. (Boşuna) Kaçmayın, (bol bol verilip) içinde şımartıldığınız(ni’metler)e ve yurtlarınıza dönün, çünkü sorguya çekileceksiniz!
Yaşar Nuri Öztürk 13 Kaçmayın, içinde servet şımarıklığına düştüğünüz yere, meskenlerinize dönün ki, hesaba çekilebilesiniz.
Ali Bulaç 14- ‘Yazıklar bize’ dediler. ‘Gerçekten biz, zalimmişiz.’
Diyanet Vakfı 14. “Vay başımıza gelenlere! dediler; gerçekten biz zalim insanlarmışız.”
Elmalılı Hamdi Yazır 14-(Onlar da): “Vay bizlere! Gerçekten bizler zalim insanlardık!” dediler.
Süleyman Ateş 14. Eyvah bize, dediler, gerçekten biz zalimlermişiz!
Yaşar Nuri Öztürk 14 Dediler: “Eyvah bize! Biz gerçekten zalimlermişiz.”
Ali Bulaç 15- Onların bu yakınmaları, biz onları biçilmiş ekin, sönmüş ocak durumuna getirinceye kadar son bulmadı.
Diyanet Vakfı 15. Biz kendilerini, kuruyup biçilmiş ekine, sönmüş ateşe çevirinceye kadar bu feryatları sürüp gider.
Elmalılı Hamdi Yazır 15-Artık olanca feryatları bu oldu kaldı. Neticede onları öyle yaptık ki, biçildiler, söndüler.
Süleyman Ateş 15. Bu mırıldanmaları sürüp giderken biz onları, biçilmiş (ekin gibi) yaptık, sönüp gittiler.
Yaşar Nuri Öztürk 15 Bu davaları sürüp giderken biz onları kökten biçiverdik, sönüp silindiler.
Ali Bulaç 16- Biz, bir ‘oyun ve oyalanma konusu’ olsun diye göğü, yeri ve ikisi arasında bulunanları yaratmadık.
Diyanet Vakfı 16. Biz, göğü, yeri ve bunlar arasındakileri, oyuncular (işi, eğlencesi) olarak yaratmadık.
Elmalılı Hamdi Yazır 16-Biz, göğü, yeri ve arasındakileri oyunculuk etmek üzere yaratmadık.
Süleyman Ateş 16. Biz göğü, yeri ve bunlar arasında bulunanları, eğlence için yaratmadık.
Yaşar Nuri Öztürk 16 Biz, gökleri de yeri de bunlar arasındakileri de eğlenip eğlendirelim diye yaratmadık.
Ali Bulaç 17- Eğer bir ‘oyun ve oyalanma’ edinmek isteseydik, bunu, kendi katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık, böyle yapardık.
Diyanet Vakfı 17. Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, onu kendi tarafımızdan edinirdik. (Bu irademizin eseri olurdu. Ama) biz (bunu) yapanlardan değiliz.
Elmalılı Hamdi Yazır 17-Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, onu kendi tarafımızdan yapardık. Yapacak olsaydık öyle yapardık.
Süleyman Ateş 17. Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, kendi katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık, böyle yapardık.
Yaşar Nuri Öztürk 17 Eğer bir eğlence edinmek isteseydik onu kendi katımızdan edinirdik. Ama böyle yapanlar değildik/yapsaydık öyle yapardık.
Ali Bulaç 18- Hayır, biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir. (Allah’a karşı) Nitelendiregeldiklerinizden dolayı eyvahlar size.
Diyanet Vakfı 18. Bilakis biz, hakkı bâtılın tepesine bindiririz de o, bâtılın işini bitirir. Bir de bakarsınız ki, bâtıl yok olup gitmiştir. (Allah’a) yakıştırdığınız sıfatlardan dolayı yazıklar olsun size!
Elmalılı Hamdi Yazır 18-Hayır, Biz hakkı batılın tepesine fırlatırız da beynini parçalar, bir de görürsün ki, (batıl) o anda yok olup gitmiştir! Allah’a isnad ettiğiniz o nitelikler yüzünden vay sizlere.
Süleyman Ateş 18. Hayır, biz hakkı batılın üstüne atarız da o onun beynini parçalar, derhal (batılın) canı çıkar. Allah’a yakıştırdığınız niteliklerden ötürü de vay siz(in haliniz)e!
Yaşar Nuri Öztürk 18 Hayır, biz hakkı, bâtılın üzerine fırlatırız da o, onun beynini parçalar. Bir de bakarsın o yok olup gitmiştir. Yakıştırdığınız niteliklerden ötürü yazıklar olsun size!
Ali Bulaç 19- Göklerde ve yerde kim varsa O’nundur. O’nun yanında olanlar, O’na ibadet etmekte büyüklüğe kapılmazlar ve yorgunluk duymazlar.
Diyanet Vakfı 19. Göklerde ve yerde kimler varsa O’na aittir. O’nun huzurunda bulunanlar, O’na ibadet hususunda kibirlenmezler ve yorulmazlar.
Elmalılı Hamdi Yazır 19-Oysa göklerde, yerde kim varsa O’nundur, O’nun huzurundakiler O’na ibadet etmekten ne çekinirler ne de yorgunluk duyarlar.
Süleyman Ateş 19. Göklerde ve yerde kim varsa hep O’nundur. O’nun yanında bulunanlar, O’na kulluk etmekten büyüklenmez ve yorulmazlar.
Yaşar Nuri Öztürk 19 Göklerde ve yerde kim varsa O’na aittir. Ve O’nun katındakiler, O’na ibadet etmekten ne çekinirler ne de yorulurlar.
Ali Bulaç 20- Gece ve gündüz, hiç durmaksızın tesbih ederler.
Diyanet Vakfı 20. Onlar, bıkıp usanmaksızın gece gündüz (Allah’ı) tesbih ederler.
Elmalılı Hamdi Yazır 20-Gece gündüz O’nu tesbih ederler, usanmazlar.
Süleyman Ateş 20. Gece gündüz tesbih ederler, hiç ara vermezler.
Yaşar Nuri Öztürk 20 Gece ve gündüz tespih ederler, bıkıp usanmazlar.
Ali Bulaç 21- Yoksa yerden birtakım ilahlar edindiler de, onlar mı (ölüleri) diriltecekler?
Diyanet Vakfı 21. Yoksa (o müşrikler), yerden birtakım tanrılar edindiler de, (ölüleri) onlar mı diriltecekler?
Elmalılı Hamdi Yazır 21-Yoksa bir takım tanrılar edindiler de yeryüzünden; diriltmeyi onlar mı yapacaklar?
Süleyman Ateş 21. Yoksa (o müşrikler), yerden birtakım tanrılar edindiler de (ölüleri) onlar mı diriltecek?
Yaşar Nuri Öztürk 21 Yoksa yerden bazı ilahlar edindiler de topraktan çıkarıp diriltme işini onlar mı yapacak?
Ali Bulaç 22- Eğer her ikisinde (gökte ve yerde) Allah’ın dışında ilahlar olsaydı, elbette, ikisi de bozulup gitmişti. Arşın Rabbi olan Allah onların nitelendiregeldikleri şeylerden yücedir.
Diyanet Vakfı 22. Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka tanrılar bulunsaydı, yer ve gök, (bunların nizamı) kesinlikle bozulup gitmişti. Demek ki Arş’ın Rabbi olan Allah, onların yakıştırdıkları sıfatlardan münezzehtir.
Elmalılı Hamdi Yazır 22-Yerde. Gökte Allah’ tan başka tanrılar olsaydı bunların ikisi de mahvolup gitmişti. O Arş’ın Rabbi olan Allah onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzehtir, beridir.
Süleyman Ateş 22. Eğer yerde, gökte Allah’tan başka tanrılar olsaydı, ikisi de (yer de, gök de) bozulup gitmişti. Arş’ın sahibi Allah, onların nitelendirmelerinden yüce(münezzeh)dir.
Yaşar Nuri Öztürk 22 Eğer yerde-gökte Allah’tan başka tanrılar olsaydı, o ikisi de mutlaka fesada uğrardı. Arşın Rabbi o Allah, onların nitelendirmelerinden yücedir, uzaktır.
Ali Bulaç 23- O, yaptıklarından sorulmaz, oysa onlar sorguya çekilirler.
Diyanet Vakfı 23. Allah, yaptığından sorumlu tutulamaz; onlar ise sorguya çekileceklerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır 23-O yaptığından sorumlu olmaz, onlar ise sorumludurlar.
Süleyman Ateş 23. O, yaptığından sorulmaz, ama onlar, sorulurlar.
Yaşar Nuri Öztürk 23 O, yaptığından hesaba çekilmez ama onlar hesaba çekilirler.
Ali Bulaç 24- Yoksa O’ndan başka ilahlar mı edindiler? De ki: ‘Kesin-kanıt (burhan)ınızı getirin. İşte benimle birlikte olanların zikri (Kitabı) ve benden öncekilerin de zikri.’ Hayır, onların çoğu hakkı bilmiyorlar, bundan dolayı yüz çeviriyorlar.
Diyanet Vakfı 24. Yoksa O’ndan başka birtakım tanrılar mı edindiler? De ki: Haydi delillerinizi getirin! İşte benimle beraber olanların Kitab’ı ve benden öncekilerin Kitab’ı. Hayır, onların çoğu hakkı bilmezler; bu yüzden de yüz çevirirler.
Elmalılı Hamdi Yazır 24-Yoksa O’ndan başka tanrılar mı edindiler? De ki. Haydi getirin delilinizi; işte benimle beraber onların kitabı ve benden öncekilerin kitabı! ” Fakat çoğu gerçeği bilmezler de onun için yüz çevirirler.
Süleyman Ateş 24. Yoksa O’ndan başka tanrılar mı edindiler? De ki: “(Bu hususta kesin) delilinizi getirin. İşte benimle beraber olanların da öğütü ve benden öncekilerin de öğütü budur.” Ama çokları hakkı bilmezler, bundan dolayı onlar, (haktan) yüz çevirirler.
Yaşar Nuri Öztürk 24 Yoksa O’nun dışında bazı ilahlar mı edindiler? De ki: “Susturucu delilinizi getirin! Benimle beraber olanların da benden öncekilerin de Zikir’i budur. Ne yazık ki onların çokları hakkı bilmezler; bu yüzden de yüz çevirirler.”
Ali Bulaç 25- Senden önce hiç bir elçi göndermedik ki, ona şunu vahyetmiş olmayalım: ‘Benden başka ilah yoktur, öyleyse bana ibadet edin.’
Diyanet Vakfı 25. Senden önce hiçbir resûl göndermedik ki ona: “Benden başka İlâh yoktur; şu halde bana kulluk edin” diye vahyetmiş olmayalım.
Elmalılı Hamdi Yazır 25-Biz senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki, ona şöyle vahyetmiş olmayalım:’ “Gerçek şu ki, Benden başka ilah yoktur; onun için hep Bana ibadet edin.”
Süleyman Ateş 25. Senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki ona: “Benden başka tanrı yoktur, bana kulluk edin!” diye vahyetmiş olmayalım.
Yaşar Nuri Öztürk 25 Senden önce hiçbir resul göndermedik ki ona şöyle vahyetmiş olmayalım: “Gerçek şu: İlah yok benden başka, artık bana kulluk/ibadet edin.”
Ali Bulaç 26- ‘Rahman (olan Allah) çocuk edindi’ dediler. O, (bu yakıştırmadan) yücedir. Hayır, onlar (melekler) ikrama layık görülmüş kullardır.
Diyanet Vakfı 26. Rahmân (olan Allah, melekleri) evlât edindi, dediler. Hâşâ! O, bundan münezzehtir. Bilakis (melekler), lütuf ve ihsana mazhar olmuş kullardır.
Elmalılı Hamdi Yazır 26-Böyle iken dediler ki: “Rahman çocuk edindi.” Allah bundan münezzehtir. Doğrusu (o çocuk dedikleri) sadece şerefli bir takım kullardır;
Süleyman Ateş 26. Rahman çocuk edindi. dediler. O, yücedir. Hayır (Rahman’ın çocukları sanılan melekler, O’nun) değerli kullar(ı)dır.
Yaşar Nuri Öztürk 26 “Rahman çocuk edindi” dediler. Hâşâ, bundan arınmıştır O! Onlar, lütuflandırılmış kullardır.
Ali Bulaç 27- Onlar sözle (bile olsa) O’nun önüne geçmezler ve onlar O’nun emriyle yapıp-etmektedirler.
Diyanet Vakfı 27. O’ndan (emir almazdan) önce konuşmazlar; onlar, sadece O’nun emri ile hareket ederler.
Elmalılı Hamdi Yazır 27-onlar Allah’ın sözünün önüne geçmezler, hep O’nun emriyle hareket ederler.
Süleyman Ateş 27. O’ndan önce söz söylemezler ve onlar, O’nun buyruğunu yaparlar.
Yaşar Nuri Öztürk 27 Onlar O’nun sözünün önüne geçmezler; onlar yalnız O’nun emriyle iş yaparlar.
Ali Bulaç 28- O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir; onlar şefaat etmezler (kendisinden) hoşnut olunandan başka. Ve onlar, O’nun haşmetinden içleri titremekte olanlardır.
Diyanet Vakfı 28. Allah, onların önlerindekini de, arkalarındakini de (yaptıklarını da, yapacaklarını da) bilir. Allah rızasına ulaşmış olanlardan başkasına şefaat etmezler. Onlar, Allah korkusundan titrerler!
Elmalılı Hamdi Yazır 28-Allah onların önlerindekini de, arkalarındakini de bilir. Allah’ın razı olacağı kimselerden başkasına şefaat etmezler. Hepsi O’nun korkusundan titrerler.
Süleyman Ateş 28. (Allah) Onların önlerinde ve arkalarında olanı bilir. (Allah’ın) razı olduğundan başkasına şefa’at edemezler ve onlar, O’nun korkusundan titrerler.
Yaşar Nuri Öztürk 28 O, onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir. Onlar, O’nun hoşnutluk verdiklerinden başkasına da şefaat etmezler. Ve onlar O’nun korkusundan titrerler.
Ali Bulaç 29- Onlardan her kim: ‘Gerçekten ben, O’nun dışında bir ilahım’ diyecek olsa, bu durumda biz onu cehennemle cezalandırırız. Zalimleri biz böyle cezalandırırız.
Diyanet Vakfı 29. Onlardan her kim: “Tanrı O değil, benim!” derse, biz onu cehennemle cezalandırırız. İşte biz, zalimlere böyle ceza veririz!
Elmalılı Hamdi Yazır 29-İçlerinden her kim: “Ben O’ndan başka ilahım!” derse, Biz ona cehennemi ceza olarak veririz; zalimleri Biz böyle cezalandırırız.
Süleyman Ateş 29. Onlardan her kim: “Ben O’ndan başka bir tanrıyım!” derse onu cehennemle cezalandırırız. Biz zalimleri böyle cezalandırırız.
Yaşar Nuri Öztürk 29 İçlerinden her kim, “Ben O’nun berisinden/alt mertebesinden bir ilahım!” derse böylesini cehennemle cezalandırırız. Zalimleri işte böyle cezalandırırız biz.
Ali Bulaç 30- O inkâr edenler görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) göklerle yer, birbiriyle bitişik iken, biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı?
Diyanet Vakfı 30. İnkâr edenler, göklerle yer bitişik bir halde iken bizim, onları birbirinden kopardığımızı ve her canlı şeyi sudan yarattığımızı görüp düşünmediler mi? Yine de inanmazlar mı?
Elmalılı Hamdi Yazır 30-O küfredenler görmediler mi ki, gökler ve yer bitişik idiler de Biz onları ayırdık; canlı olan her şeyi sudan yaptık. Hala inanmıyorlar mı?
Süleyman Ateş 30. O nankörler görmediler mi ki göklerle yer bitişik idi, biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık? Hala inanmıyorlar mı?
Yaşar Nuri Öztürk 30 O küfre sapanlar görmediler mi ki gökler ve yer bitişik idi, biz onları ayırdık. Her canlı şeyi sudan oluşturduk. Hâlâ iman etmeyecekler mi?
Ali Bulaç 31- Yeryüzünde, onları sarsmasın diye, sabit dağlar yarattık ve doğru gidebilsinler diye geniş yollar açtık.
Diyanet Vakfı 31. Onları sarsmasın diye yeryüzünde bir takım dağlar diktik. Orada geniş geniş yollar açtık; ta ki maksatlarına ulaşsınlar.
Elmalılı Hamdi Yazır 31-Yeryüzünde de onları çalkalar diye, baskılar oturttuk (sabit dağlar yerleştirdik), doğru gidebilsinler diye orada bol bol açıklıklar (yollar) yaptık.
Süleyman Ateş 31. Yer, onları sarsar diye, onun üstünde yüksek dağlar yarattık. Ve istedikleri yere gidebilmeleri için orada geniş yollar açtık.
Yaşar Nuri Öztürk 31 Yerküreye, onları çalkalamasın diye bir takım dağlar diktik. Ve orada geniş geniş yollar açtık ki, doğru gidebilsinler.
Ali Bulaç 32- Gökyüzünü korunmuş bir tavan kıldık; onlar ise bunun ayetlerinden yüz çeviriyorlar.
Diyanet Vakfı 32. Biz, gökyüzünü korunmuş bir tavan gibi yaptık. Onlar ise, gökyüzünün âyetlerinden yüz çevirirler.
Elmalılı Hamdi Yazır 32-Gökyüzünü korunmuş bir tavan yaptık. Onlar ise O’nun ayetlerinden yüz çeviriyorlar.
Süleyman Ateş 32. Göğü, korunmuş bir tavan yaptık; onlarsa hala göğün, (Allah’ın) ayetlerinden yüz çevirmektedirler.
Yaşar Nuri Öztürk 32 Göğü, korunmuş bir tavan yaptık. Ama onlar göğün ayetlerinden hâlâ yüz çeviriyorlar.
Ali Bulaç 33- Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O’dur; her biri bir yörüngede yüzüp gidiyor.
Diyanet Vakfı 33. O, geceyi, gündüzü, güneşi, ayı… yaratandır. Her biri bir yörüngede yüzmektedirler.
Elmalılı Hamdi Yazır 33 -Oysa, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O’dur; bunların herbiri birer yörüngede yüzüyorlar.
Süleyman Ateş 33. Geceyi, gündüzü, güneşi, ayı yaratan O’dur. (Bunların) her biri bir yörüngede yüzmektedir.
Yaşar Nuri Öztürk 33 O odur ki, geceyi, gündüzü, Güneş’i ve Ay’ı yarattı. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.
Ali Bulaç 34- Senden önce hiç bir beşere ölümsüzlüğü vermedik; şimdi sen ölürsen onlar ölümsüz mü kalacaklar?
Diyanet Vakfı 34. Biz, senden önce de hiçbir beşere ebedîlik vermedik. Şimdi sen ölürsen, sanki onlar ebedî mi kalacaklar?
Elmalılı Hamdi Yazır 34-Bir de Biz senden önce hiçbir kimseye ölümsüzlük vermedik. Eğer sen ölürsen onlar baki mi kalacaklar?
Süleyman Ateş 34. Senden önce hiçbir insana ebedi yaşama vermedik. Şimdi sen ölürsen onlar ebedi mi kalacaklar?
Yaşar Nuri Öztürk 34 Senden önce hiçbir insana ölümsüzlük vermedik. Şimdi sen ölürsen, onlar ölümsüz mü olacaklar?”
Ali Bulaç 35- Her nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi, şerle de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz bize döndürüleceksiniz.
Diyanet Vakfı 35. Her canlı, ölümü tadar. Bir deneme olarak sizi hayırla da, şerle de imtihan ederiz. Ve siz, ancak bize döndürüleceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır 35-Her canlı ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilik ile deneyeceğiz; hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz.
Süleyman Ateş 35. Her nefis, ölümü tadacaktır. Biz sizi sınamak için şerre de hayra da müptela kılıyoruz. Ve (sonunda) bize döndürüleceksiniz.
Yaşar Nuri Öztürk 35 Her canlı, ölümü tadacaktır. Biz bir imtihan olarak sizi şer ile de hayır ile de deniyoruz. Sonunda bize döndürüleceksiniz.
Ali Bulaç 36- İnkâr edenler seni gördüklerinde, seni yalnızca alay-konusu ediyorlar (ve:) ‘Sizin ilahlarınızı diline dolayan bu mu?’ (derler.) Oysa Rahman (olan Allah)ın sözünü (Kitabını) inkar edenler kendileridir.
Diyanet Vakfı 36. (Resûlüm!) Kâfirler seni gördükleri zaman: “Sizin ilâhlarınızı diline dolayan bu mu?” diyerek seni hep alaya alırlar. Halbuki onlar, çok esirgeyici Allah’ın Kitabını inkâr edenlerin ta kendileridir.
Elmalılı Hamdi Yazır 36-O küfredenler seni gördükleri zaman, seni alaya alıyorlar ve: “İlahlarınızı diline dolayan bu mudur?” diyorlar. Halbuki, onlar hep Rahman’ın zikrine küfür ediyorlar.
Süleyman Ateş 36. Kafirler seni gördükleri zaman: “Sizin tanrılarınızı diline dolayan bu mu?” diye seninle alay ederler. Oysa kendileri Rahman’ın Zikri(uyarısı)nı kabul etmiyorlar.
Yaşar Nuri Öztürk 36 O küfredenler seni gördüklerinde, seni şu şekilde alaya almaktan başka birşey yapmazlar: “İlahlarınızı diline dolayan bu mu?” Ama Rahman’ın zikrini/Kur’an’ı bizzat onlar örtüp inkâr ediyorlar.
Ali Bulaç 37- İnsan aceleden (aceleci olarak) yaratıldı. Size ayetlerimi yakında göstereceğim. Şimdi hemen acele etmeyin.
Diyanet Vakfı 37. İnsan, aceleci (bir tabiatta) yaratılmıştır. Size âyetlerimi göstereceğim; benden acele istemeyin.
Elmalılı Hamdi Yazır 37-İnsan aceleci olarak yaratılmıştır; ama yarın ben onlara delillerimi göstereceğim; şimdi siz acele etmeyin!
Süleyman Ateş 37. (İnsanın tabiatinde acelecilik vardır. Öye acelecidir ki, sanki) İnsan aceleden yaratılmıştır. (Durun,) Size ayetlerimi göstereceğim, benden acele istemeyin.
Yaşar Nuri Öztürk 37 İnsan, aceleden yaratılmıştır. Ayetlerimi size göstereceğim. Benden acele istemeyin!
Ali Bulaç 38- ‘Eğer doğruyu söylüyor iseniz, bu vaid (edilen günün sorgu ve azabı) ne zamandır?’ derler.
Diyanet Vakfı 38. “Eğer, diyorlar, doğru iseniz, ne zaman (gerçekleşecek) bu tehdit?”
Elmalılı Hamdi Yazır 38-Bir de: “Bu tehdit ne zaman gerçekleşecektir; eğer doğru söylüyorsanız?” diyorlar.
Süleyman Ateş 38. Doğru söyleyenler iseniz bu (bizi) tehdid(ettiğiniz azab) ne zaman? diyorlar.
Yaşar Nuri Öztürk 38 Diyorlar ki: “Eğer doğru sözlüler iseniz bu vaat ne zaman?”
Ali Bulaç 39- O inkâr edenler, yüzlerinden ve sırtlarından ateşi püskürtemeyecekleri ve hiç yardım alamayacakları zamanı bir bilselerdi.
Diyanet Vakfı 39. İnkâr edenler, yüzlerinden ve sırtlarından (saran) ateşi savamayacakları, kendilerine yardım dahi edilmeyeceği zamanı bir bilselerdi!
Elmalılı Hamdi Yazır 39-Bir bilseler o küfredenler, ateşi yüzlerinden ve sırtlarından savamayacakları ve hiçbir taraftan yardım görmeyecekleri zamanı?
Süleyman Ateş 39. İnkar edenler, ne yüzlerinden, ne de sırtlarından ateşi savamayacakları ve yardım da olunmayacakları zamanı bir bilselerdi (onu böyle acele istemezlerdi)!
Yaşar Nuri Öztürk 39 O inkâr edenler, ne yüzlerinden ne sırtlarından azabı uzak tutamayacakları ve hiçbir yardım da göremeyecekleri zamanı bir bilselerdi!
Ali Bulaç 40- Hayır, onlara apansız gelecek de, böylece onları şaşkına çevirecek; artık ne onu geri çevirmeye güçleri yetecek ve ne onlara süre tanınacak.
Diyanet Vakfı 40. Bilâkis kendilerine o (kıyamet) öyle âni gelir ki, onları şaşırtır. Artık, ne reddedebilirler onu, ne de kendilerine mühlet verilir.
Elmalılı Hamdi Yazır 40-Doğrusu o azap onlara ansızın gelecek de kendilerini dondurakalacaktır; artık ne geri çevrilmesine göçleri yetecek, ne de kendilerine mühlet verilecektir.
Süleyman Ateş 40. Doğrusu o, onlara ansızın gelecek, onları şaşırtacak, ne onu reddedebilecekler, ne de kendilerine süre verilecek.
Yaşar Nuri Öztürk 40 Doğrusu şu ki, o onlara ansızın gelecek de onları şaşkınlıktan donduracak. Artık ne onu geri çevirmeye güçleri yetecek ne de yüzlerine bakılacak.
Ali Bulaç 41- Andolsun, senden önceki elçilerle de alay edildi, fakat içlerinden küçük düşürenleri, o alaya aldıkları (azap) sarıp-kuşatıverdi.
Diyanet Vakfı 41. Andolsun, senden önceki peygamberlerle de alay edildi; ama onları alaya alanları, o alay konusu ettikleri şey kuşatıverdi.
Elmalılı Hamdi Yazır 41-Andolsun ki, senden önce bir çok peygamberlerle istihza edildi de içlerinden alay edenleri o alay ettikleri şey kuşatıverdi.
Süleyman Ateş 41. Andolsun, senden önceki peygamberlerle de alay edildi, ama onlarla alay edenleri, o alay ettikleri şey kuşatıverdi.
Yaşar Nuri Öztürk 41 Yemin olsun, senden önceki resullerle de alay edilmiştir. Sonunda, onlarla eğlenenleri, alay konusu yaptıkları şey kuşatıverdi.
Ali Bulaç 42- De ki: ‘Gece ve gündüz sizi Rahman (olan Allah)tan kim koruyabilir?’ Hayır, onlar Rablerini zikirden yüz çevirenlerdir.
Diyanet Vakfı 42. De ki: Allah’a karşı sizi gece gündüz kim koruyacak? Buna rağmen onlar Rablerini anmaktan yüz çevirirler.
Elmalılı Hamdi Yazır 42-De ki: “Sizi gece ve gündüz o Rahman’dan kim koruyabilir Ama onlar Rablerinin zikrinden yüz çevirmişlerdir.
Süleyman Ateş 42. De ki: “Gece gündüz, sizi Rahman’dan kim koruyacak?” Hayır, onlar, Rablerinin Zikr’inden yüz çeviriyorlar.
Yaşar Nuri Öztürk 42 De ki: “Sizi gece ve gündüz Rahman’dan kim koruyabilir?” Hayır, hayır! Onlar, Rablerinin zikrinden/Kur’an’ından yüz çeviriyorlar.
Ali Bulaç 43- Yoksa bize karşı kendilerini, engelleyerek koruyabilecek ilahları mı var? Onların kendi nefislerine bile yardıma güçleri yetmez ve onlar bizden yakınlık bulamazlar.
Diyanet Vakfı 43. Yoksa kendilerini bize karşı savunacak birtakım ilâhları mı var? (O ilâh dedikleri şeyler) kendilerine bile yardım edecek güçte değildirler. Onlar bizden de alâka ve destek görmezler.
Elmalılı Hamdi Yazır 43-Yoksa onlar için kendilerini önümüzden koruyacak tanrılar mı var? Onlar kendilerini kurtaramayacakları gibi Bizden himaye de görmezler.
Süleyman Ateş 43. Yoksa onları, bize karşı koruyacak tanrıları mı var? Onlar, ne kendilerine yardım edebilirler, ne de bizim tarafımızdan onlara sahip çıkılır.
Yaşar Nuri Öztürk 43 Yoksa onların; kendilerini bize karşı siperleyecek tanrıları mı var? Ne kendilerine yardıma güç yetirebilirler ne de bizden bir dostluğa muhatap olurlar.
Ali Bulaç 44- Evet, biz onları ve atalarını yararlandırdık; öyle ki, ömür onlara (hiç bitmeyecekmiş gibi) uzun geldi. Fakat şimdi, bizim gerçekten yere gelip onu etrafından eksiltmekte olduğumuzu görmüyorlar mı? Şu halde, üstün gelenler onlar mı?
Diyanet Vakfı 44. Evet, onları da, atalarını da barındırdık. Nihayet ömür kendilerine (hiç bitmeyecek gibi) uzun geldi. Oysa onlar, bizim gelip (kâfirlere ait) araziyi çevresinden eksilteceğimizi görmezler mi? Şu halde, üstün gelen onlar mı?
Elmalılı Hamdi Yazır 44-Doğrusu Biz onları ve atalarını yaşattık, hatta o ömür onlara uzun geldi. Fakat şimdi görmüyorlar mı ki, yeryüzünü etrafından eksiltip duruyoruz? O halde üstün gelen onlar mıdır?
Süleyman Ateş 44. Biz onları ve atalarını yaşattık, nihayet kendilerine ömür uzun geldi, (ebedi yaşayacaklarını sandılar). Bizim, yere gelip, onu uçlarından eksilttiğimizi görmüyorlar mı? Üstün gelen onlar mı (yoksa biz miyiz)?
Yaşar Nuri Öztürk 44 Gerçek şu ki, biz onları ve atalarını, ömür kendilerine uzun gelecek kadar nimetlendirdik. Hâlâ görmüyorlar mı ki, biz yerküreye geliyor, onu uçlarından eksiltiyoruz. Galip gelenler onlar mı?
Ali Bulaç 45- De ki: ‘Ben sizi yalnızca vahy ile uyarıp-korkutuyorum. Ancak sağır olanlar, uyarıldıklarında çağrıyı işitmezler.’
Diyanet Vakfı 45. De ki: Ben, sadece, vahiy ile sizi ikaz ediyorum. Fakat, sağır olanlar, ikaz edildikleri zaman bu çağrıyı duymazlar.
Elmalılı Hamdi Yazır 45-De ki: “Ben sizi ancak vahy ile uyarıyorum; ama sağırlar ne kadar uyarılsalar çağrıyı işitmezler.
Süleyman Ateş 45. De ki: “Ben ancak sizi vahiyle uyarıyorum. Ama sağır(lar) uyarıldıkları zaman çağırıyı işitmez(ler).”
Yaşar Nuri Öztürk 45 De ki: “Ben sizi ancak vahiyle uyarıyorum.” Ama sağırlar, uyarıldıklarında çağrıyı işitmezler ki!
Ali Bulaç 46- Andolsun, onlara Rabbinin azabından ‘bir ufak esinti’ dokunacak olsa hiç tartışmasız; ‘Eyvahlar bize, gerçekten bizler zulme sapanlarmışız’ diyecekler.
Diyanet Vakfı 46. Andolsun, onlara Rabbinin azabından ufak bir esinti dokunsa, hiç şüphesiz, “Vah bize! Hakikaten biz zalim kimselermişiz!” derler.
Elmalılı Hamdi Yazır 46-Yemin olsun ki, Rabbinin azabından çok az birşey onlara dokunursa, muhakkak diyeceklerdir ki:”Vay bizlere, biz gerçekten zalimlerdik”
Süleyman Ateş 46. Andolsun, onlara Rabbinin azabından bir esinti dokunsa, “Eyvah bize, biz gerçekten zalimlermişiz,” derler.
Yaşar Nuri Öztürk 46 Rabbinin azabından onlara bir esinti dokunsa, yemin olsun şöyle diyecekler: “Vay bizlere, biz zalimlermişiz!”
Ali Bulaç 47- Biz ise, kıyamet gününe ait duyarlı teraziler koyarız da artık, hiç bir nefis hiç bir şeyle haksızlığa uğramaz. Bir hardal tanesi bile olsa ona (teraziye) getiririz. Hesap görücüler olarak biz yeteriz.
Diyanet Vakfı 47. Biz, kıyamet günü için adalet terazileri kurarız. Artık kimseye, hiçbir şekilde haksızlık edilmez. (Yapılan iş,) bir hardal tanesi kadar dahi olsa, onu (adalet terazisine) getiririz. Hesap gören olarak biz (herkese) yeteriz.
Elmalılı Hamdi Yazır 47-Biz ise, kıyamet günü içln dürüst teraziler koyarız; hiçbir kimseye zerre kadar zulmedilmez; bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa,onu getirir koruz. Hesap gören olarak da Biz yeteriz.
Süleyman Ateş 47. Kıyamet günü için adalet terazileri kurarız. Hiç kimseye bir haksızlık edilmez (insanın yaptığı iş), bir hardal danesi ağırlığınca da olsa onu getiririz. Hesab gören olarak biz yeteriz.
Yaşar Nuri Öztürk 47 Kıyamet günü için adalet terazilerini kuracağız/adaleti terazilere koyacağız. Hiç kimseye zere kadar zulüm edilmeyecek. Hardal tanesi kadar birşey olsa onu ortaya getiririz. Hesapçılar olarak biz yeteriz!
Ali Bulaç 48- Andolsun, biz Musa’ya ve Harun’a, takva sahipleri için bir aydınlık ve bir öğüt (zikir) olarak, hak ile batılı birbirinden ayıran (furkan)ı verdik.
Diyanet Vakfı 48. Andolsun biz, Musa ve Harun’a, takvâ sahipleri için bir ışık, bir öğüt ve Furkan’ı verdik.
Elmalılı Hamdi Yazır 48-Andolsun ki: “Musa ile Harun’a Furkan’ı (Tevrat’ı) bir de ışık ve Allah’tan korkanlar için de bir öğüt vermiştik.
Süleyman Ateş 48. Andolsun biz, Musa’ya ve Harun’a hak ve batılı ayırdeden ve korunanlar için bir ışık ve öğüt olan Kitabı verdik.
Yaşar Nuri Öztürk 48 Yemin olsun, biz, Mûsa’ya ve Hârun’a hak ile bâtılı ayıran, korunanlar için bir ışık ve öğüt olan furkanı verdik.
Ali Bulaç 49- Onlar, Rablerine karşı gayb ile (O’nu görmedikleri halde) bir haşyet içindedirler ve onlar, kıyamet saatinden ‘içleri titremekte olanlardır.’
Diyanet Vakfı 49. (O takvâ sahipleri ki) onlar, görmedikleri halde Rablerine candan saygı gösterirler. Yine onlar, kıyametten korkan kimselerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır 49-O takva sahipleri için ki, gıyabında Rablerinden korkarlar ve kıyamet endişesiyle titrer dururlar.
Süleyman Ateş 49. Korunanlar görmeden Rablerinden korkarlar ve (Duruşma) sa’at(in)den de titrerler.
Yaşar Nuri Öztürk 49 O korunanlar ki, hiç görmeden Rablerinden korkarlar. Kıyamet saatinden de ürperirler onlar.
Ali Bulaç 50- Bu, ona indirdiğimiz mübarek bir zikirdir. Şu halde onu inkar edecek olanlar siz misiniz?
Diyanet Vakfı 50. İşte bu (Kur’an) da, bizim indirdiğimiz hayırlı ve faydalı bir öğüttür. Şimdi onu inkâr mı ediyorsunuz?
Elmalılı Hamdi Yazır 50-İşte bu (Kur’an) da Bizim indirdiğimiz mübarek bir uyarıdır. Şimdi siz bunu mu inkar ediyorsunuz?
Süleyman Ateş 50. Bu (Kur’an) da ona (yani Muhammed’e) indirdiğimiz mübarek (çok faydalı) bir öğüttür. Şimdi siz onu inkar mı ediyorsunuz? (Ne kadar gafilsiniz siz)!
Yaşar Nuri Öztürk 50 Bu, bereketli bir Zikir’dir ki, onu indirdik. Yoksa siz onu inkâr mı ediyorsunuz?
Ali Bulaç 51- Andolsun, bundan önce İbrahim’e rüşdünü vermiştik ve biz onu (doğruyu seçme yeteneğinde olduğunu) bilenlerdik.
Diyanet Vakfı 51. Andolsun biz İbrahim’e daha önce rüşdünü vermiştik. Biz onu iyi tanırdık.
Elmalılı Hamdi Yazır 51-Andolsun ki, bundan önce de İbrahim’e olgunluğunu vermiştik ve onun buna layık olduğunu da biliyorduk.
Süleyman Ateş 51. Andolsun biz, daha önceden İbrahim’e de doğru yolu bulma yeteneğini vermiştik. Zaten biz onu(n olgun insan olduğunu) biliyorduk.
Yaşar Nuri Öztürk 51 Yemin olsun, İbrahim’e daha önceden, doğruyu bulma gücünü vermiştik. Onu bilmekteydik biz.
Ali Bulaç 52- Hani babasına ve kavmine demişti ki: ‘Sizin, önlerinde bel büküp eğilmekte olduğunuz bu temsili heykeller nedir?
Diyanet Vakfı 52. O, babasına ve kavmine: Şu karşısına geçip tapmakta olduğunuz heykeller de ne oluyor? demişti.
Elmalılı Hamdi Yazır 52-O vakit babasına ve kavmine dedi ki : “Başına toplanıp durduğunuz şu putlar nedir?”
Süleyman Ateş 52. Babasına ve kavmine demişti ki: “Sizin şu karşısında durup taptığınız heykeller nedir?”
Yaşar Nuri Öztürk 52 Babasına ve toplumuna şöyle demişti: “Şu başına toplanıp durduğunuz heykeller de ne?”
Ali Bulaç 53- ‘Biz atalarımızı bunlara tapıyor bulduk’ dediler.
Diyanet Vakfı 53. Dediler ki: Biz, babalarımızı bunlara tapar kimseler bulduk.
Elmalılı Hamdi Yazır 53-“Atalarımızı bunlara tapar bulduk.” dediler.
Süleyman Ateş 53. Babalarımızı onlara tapar bulduk (da onun için biz de onlara tapıyoruz.) dediler.
Yaşar Nuri Öztürk 53 Dediler: “Atalarımızı onlara kulluk/ibadet eder bulduk.”
Ali Bulaç 54- Dedi ki: ‘Andolsun, siz ve atalarınız apaçık bir sapıklık içindesiniz.’
Diyanet Vakfı 54. Doğrusu, siz de, babalarınız da açık bir sapıklık içindesiniz, dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır 54-İbrahim: “Andolsun ki, siz de, atalarınız da açık bir sapıklık içindesiniz !” dedi.
Süleyman Ateş 54. Doğrusu siz de, babalarınız da açık bir sapıklık içine düşmüşsünüz! dedi.
Yaşar Nuri Öztürk 54 Dedi: “Vallahi, siz de atalarınız da açık bir sapıklık içine düşmüşsünüz.”
Ali Bulaç 55- ‘Sen bize gerçeği mi getirdin, yoksa (bizimle) oyun oynayanlardan mısın?’
Diyanet Vakfı 55. Dediler ki: Bize gerçeği mi getirdin, yoksa sen oyunbazlardan biri misin?
Elmalılı Hamdi Yazır 55-“Ciddi mi söylüyorsun, yoksa sen şakacılardan mısın?” dediler.
Süleyman Ateş 55. Dediler ki: “Sen bize gerçeği mi getirdin, yoksa şaka yapanlardan mısın?”
Yaşar Nuri Öztürk 55 Dediler: “Sen gerçeği mi getirdin yoksa oynayıp eğlenenlerden biri misin?”
Ali Bulaç 56- ‘Hayır’ dedi. ‘Sizin Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir, onları kendisi yaratmıştır ve ben de buna şehadet edenlerdenim.’
Diyanet Vakfı 56. Hayır, dedi, sizin Rabbiniz, yarattığı göklerin ve yerin de Rabbidir ve ben buna şahitlik edenlerdenim.
Elmalılı Hamdi Yazır 56-İbrahim: “Doğrusu, Rabbiniz o göklerin ve yerin Rabbidir ki, onları O yaratmıştır ve ben buna şehadet edenlerdenim.
Süleyman Ateş 56. Hayır, dedi, Rabbiniz, göklerin ve yerin Rabbidir ki, onları yaratmıştır. Ben de buna şahidlik edenlerdenim.
Yaşar Nuri Öztürk 56 Dedi: “Hiç de değil! Sizin Rabbiniz, göklerin ve yerin Rabbidir ki, onları yaratmıştır. Ben de bunlara tanıklık edenlerdenim.”
Ali Bulaç 57- ‘Andolsun Allah’a, arkanızı dönüp gittikten sonra, ben sizin putlarınıza muhakkak bir tuzak kuracağım.’
Diyanet Vakfı 57. Allah’a yemin ederim ki, siz ayrılıp gittikten sonra putlarınıza bir oyun oynayacağım!
Elmalılı Hamdi Yazır 57-Vallahi siz dönüp gittikten sonra putlarınıza mutlaka bir tuzak kuracağım!” dedi.
Süleyman Ateş 57. Allah’a and olsun ki siz dönüp gittikten sonra putlarınıza bir tuzak kuracağım!
Yaşar Nuri Öztürk 57 “Allah’a yemin ederim, sırtınızı dönüp gidişinizden sonra, putlarınıza bir oyun çevireceğim.”
Ali Bulaç 58- Böylece o, yalnızca büyükleri hariç olmak üzere onları paramparça etti; belki ona başvururlar diye.
Diyanet Vakfı 58. Sonunda İbrahim onları paramparça etti. Yalnız onların büyüğünü bıraktı; belki ona müracaat ederler diye.
Elmalılı Hamdi Yazır 58-Derken, onları parça parça etti. Ancak büyüklerinden birini bıraktı ki belki ona müracaat ederler.
Süleyman Ateş 58. Nihayet (İbrahim) onları parça parça etti, yalnız onların büyüğünü bıraktı; belki ona müracaat ederler diye(!)
Yaşar Nuri Öztürk 58 Sonunda onları parça parça etti. Yalnız en büyüklerini bıraktı ki, dönüp ona başvurabilsinler.
Ali Bulaç 59- ‘Bunu ilahlarımıza kim yaptı? Şüphesiz o, zalimlerden biridir’ dediler.
Diyanet Vakfı 59. Bunu tanrılarımıza kim yaptı? Muhakkak o, zalimlerden biridir, dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır 59-“Bunu bizim tanrılarımıza kim yapmış? Muhakkak o zalimlerden biridir.” dediler.
Süleyman Ateş 59. (Döndükleri zaman): “Bunu tanrılarımıza kim yaptı? Muhakkak o zalimlerden biridir.” dediler.
Yaşar Nuri Öztürk 59 Dediler: “Tanrılarımıza bunu yapan kesinlikle zalimlerdendir.”
Ali Bulaç 60- ‘Kendisine İbrahim denilen bir gencin bunları diline doladığını işittik’ dediler.
Diyanet Vakfı 60. (Bir kısmı:) Bunları diline dolayan bir genç duyduk; kendisine İbrahim denilirmiş, dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır 60-(Aralarında): “İbrahim adında bir delikanlının, bunlara dil uzattığını duymuştuk;
Süleyman Ateş 60. Onları diline dolayan bir genç işittik, kendisine İbrahim deniliyormuş, dediler.
Yaşar Nuri Öztürk 60 Dediler: “Onları diline dolayan bir genç duymuştuk. Kendisine ‘İbrahim’ deniyor.”
Ali Bulaç 61- Dediler ki: ‘Öyleyse, onu insanların gözü önüne getirin ki ona (nasıl bir ceza vereceğimize) şahid olsunlar.’
Diyanet Vakfı 61. O halde, dediler, onu hemen insanların gözü önüne getirin. Belki şahitlik ederler.
Elmalılı Hamdi Yazır 61-hadi onu halkın gözleri önüne getirin, belki (onlar da aleyhinde) şehadet ederler.” dediler.
Süleyman Ateş 61. Onu insanların gözü önüne getirin de (nasıl cezalandırılacağına) tanık olsunlar dediler.
Yaşar Nuri Öztürk 61 Dediler: “Halkın gözleri önüne getirin onu ki, açıkça görebilsinler.”
Ali Bulaç 62- Dediler ki: ‘Ey İbrahim, bunu ilahlarımıza sen mi yaptın?’
Diyanet Vakfı 62. Bunu ilâhlarımıza sen mi yaptın ey İbrahim? dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır 62-Dediler ki: “Sen mi yaptın bunu tanrılarımıza ey İbrahim?”
Süleyman Ateş 62. (İbrahim’i getirdiler), dediler ki: “İbrahim, tanrılarımıza sen mi bunu yaptın?”
Yaşar Nuri Öztürk 62 Dediler: “Tanrılarımıza bunu sen mi yaptın, ey İbrahim?”
Ali Bulaç 63- ‘Hayır’ dedi. ‘Bu yapmıştır, bu onların büyükleridir; eğer konuşabiliyorlarsa, onlara sorun.’
Diyanet Vakfı 63. Belki de bu işi şu büyükleri yapmıştır. Hadi onlara sorun; eğer konuşuyorlarsa! dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır 63-(İbrahim): “Belki onu şu büyükleri yapmıştır; sorun bakalım onlara, eğer söyleyebilirlerse” dedi.
Süleyman Ateş 63. Hayır dedi, (büyük putu göstererek) işte şu büyükleri yapmış; onlara sorun, eğer konuşurlarsa (!)
Yaşar Nuri Öztürk 63 Dedi: “Hayır, ben değil. Şu büyükleri yapmıştır onu. Hadi, sorun onlara eğer konuşabiliyorlarsa!”
Ali Bulaç 64- Bunun üzerine kendi vicdanlarına başvurdular da; ‘Gerçek şu ki, zalim olanlar sizlersiniz (biziz)’ dediler.
Diyanet Vakfı 64. Bunun üzerine, kendi vicdanlarına dönüp (kendi kendilerine) “Zalimler sizlersiniz, sizler!” dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır 64-Bunun üzerine vicdanlarına müracaat ettiler de: “Doğrusu siz haksızsınız!” dediler.
Süleyman Ateş 64. Kendi vicdanlarına başvurup (içlerinden): “Hakikaten sizler haksızsınız!” dediler.
Yaşar Nuri Öztürk 64 Bunun üzerine kendi benliklerine döndüler de şöyle dediler: “Siz, zalimlerin ta kendilerisiniz.”
Ali Bulaç 65- Sonra, yine tepeleri üstüne ters döndüler: ‘Andolsun, bunların konuşamayacaklarını sen de bilirsin.’
Diyanet Vakfı 65. Sonra tekrar eski inanç ve tartışmalarına döndüler: Sen bunların konuşmadığını pek âlâ biliyorsun, dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır 65-Sonra tepeleri üstü ters döndüler: “Sen gerçekten bunların konuşmadığını bilirsin.” dediler.
Süleyman Ateş 65. Sonra yine eski kafalarına döndürüldüler: “Sen de bilirsin ki bunlar konuşmazlar,” dediler.
Yaşar Nuri Öztürk 65 Sonra, yine kendi kafalarına döndürüldüler: “Vallahi, sen de bilirsin ki, bunlar konuşamazlar.”
Ali Bulaç 66- Dedi ki: ‘O halde, Allah’ı bırakıp da sizlere yararı olmayan ve zararı dokunmayan şeylere mi tapıyorsunuz?’
Diyanet Vakfı 66. İbrahim: Öyleyse, dedi, Allah’ı bırakıp da, size hiçbir fayda ve zarar vermeyen bir şeye hâla tapacak mısınız?
Elmalılı Hamdi Yazır 66-(İbrahim) dedi: “O halde Allah’ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar vermeyecek nesnelere mi tapıyorsunuz?
Süleyman Ateş 66. Peki, dedi, siz Allah’ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar vermeyen şeylere mi tapıyorsunuz?
Yaşar Nuri Öztürk 66 İbrahim dedi: “Siz, Allah’ın berisinden, size hiçbir şekilde yarar sağlamayan, zarar veremeyen şeylere mi tapıyorsunuz?”
Ali Bulaç 67- ‘Yuh size ve Allah’tan başka taptıklarınıza. Siz yine de akıllanmayacak mısınız?’
Diyanet Vakfı 67. Size de, Allah’ı bırakıp tapmakta olduğunuz şeylere de yuh olsun! Siz akıllanmaz mısınız?
Elmalılı Hamdi Yazır 67-Yuh size ve Allah’ tan başka taptıklarınıza! Hala akıllanmayacak mısınız!” dedi.
Süleyman Ateş 67. Yuh size ve Allah’tan başka taptıklarınıza. Aklınızı kullanmıyor musunuz siz?
Yaşar Nuri Öztürk 67 “Yazıklar olsun size ve Allah’ın berisinden taptıklarınıza! Siz hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?”
Ali Bulaç 68- Dediler ki: ‘Eğer (bir şey) yapacaksanız, onu yakın ve ilahlarınıza yardımda bulunun.’
Diyanet Vakfı 68. (Bir kısmı:) Eğer iş yapacaksanız, yakın onu da tanrılarınıza yardım edin! dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır 68-(Onlar): “Siz bunu yakın da tanrılarınızın öcünü alın, eğer birşey yapacaksanız!” dediler.
Süleyman Ateş 68. Dediler: “Onu yakın, tanrılarınıza yardım edin, eğer bir iş yapacaksanız.”
Yaşar Nuri Öztürk 68 Dediler: “Yakın bunu! Eğer birşey yapacak kişilerseniz, ilahlarınıza yardım edin.”
Ali Bulaç 69- Biz de dedik ki: ‘Ey ateş, İbrahim’e karşı soğuk ve esenlik ol.’
Diyanet Vakfı 69. “Ey ateş! İbrahim için serinlik ve esenlik ol!” dedik.
Elmalılı Hamdi Yazır 69-Biz: “Ey ateş, İbrahim’e serin ve zararsız ol!” dedik.
Süleyman Ateş 69. Biz de: “Ey ateş, İbrahim’e serin ve esenlik ol!” dedik.
Yaşar Nuri Öztürk 69 Biz de şöyle dedik: “Ey ateş, İbrahim’e bir serinlik ol, bir selam ol!”
Ali Bulaç 70- Ona bir düzen (tuzak) kurmak istediler, fakat biz onları daha çok hüsrana uğrayanlar kıldık.
Diyanet Vakfı 70. Böylece ona bir tuzak kurmak istediler; fakat biz onları, daha çok hüsrana uğrayanlar durumuna soktuk.
Elmalılı Hamdi Yazır 70-O’na bir dolap kurmak istediler, fakat Biz kendilerini daha fazla hüsrana uğrattık.
Süleyman Ateş 70. Ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de, asıl kendilerini hüsrana uğrattık.
Yaşar Nuri Öztürk 70 Ona tuzak kurmak istediler de biz onları hüsranın en beterine uğrayanlar yaptık.
Ali Bulaç 71- Onu ve Lut’u kurtarıp içinde, alemler (insanlık) için bereketler kıldığımız yere (ülkeye) çıkardık.
Diyanet Vakfı 71. Biz, onu ve Lût’u kurtararak, içinde cümle âleme bereketler verdiğimiz ülkeye ulaştırdık.
Elmalılı Hamdi Yazır 71-Onu Lut ile beraber kurtarıp içinde alemlere bereketler verdiğimiz yere çıkardık.
Süleyman Ateş 71. Onu ve Lut’u kurtarıp, alemlere bereketli kıldığımız bir yere getirdik.
Yaşar Nuri Öztürk 71 Biz onu da Lût’u da kurtarıp içinde âlemlere bereketler sakladığımız toprağa ulaştırdık.
Ali Bulaç 72- Ona İshak’ı armağan ettik, üstüne de Yakub’u; her birini salihler kıldık.
Diyanet Vakfı 72. Ona (İbrahim’e), İshak’ı ve fazladan bir bağış olmak üzere Ya’kub’u lütfettik; herbirini sâlih insanlar yaptık.
Elmalılı Hamdi Yazır 72-Ona İshak’ı lütfettik, üstelik Yakub’u da; ve onların herbirini iyi kimseler yaptık.
Süleyman Ateş 72. Ona İshak’ı hediye ettik, üstelik (torunu) Ya’kub’u da (verdik). Hepsini de iyi insanlar yaptık.
Yaşar Nuri Öztürk 72 Ona İshak’ı bağışladık, ayrıca Yakub’u da hediye ettik. Hepsini hak ve barış için çalışan insanlar yaptık.
Ali Bulaç 73- Ve onları, kendi emrimizle hidayete yönelten önderler kıldık ve onlara hayrı kapsayan-fiilleri, namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize ibadet edenlerdi.
Diyanet Vakfı 73. Onları, emrimiz uyarınca doğru yolu gösteren önderler yaptık ve kendilerine hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı, zekât vermeyi vahyettik. Onlar, daima bize ibadet eden kimselerdi.
Elmalılı Hamdi Yazır 73-Ve hepsini, emrimizle yol gösteren rehberler yaptık ve kendilerine hayırlı işler işlemeyi, namaz kılmayı, zekat vermeyi vahyettik. Hepsi Bize kulluk eden kimselerdi.
Süleyman Ateş 73. Onları, emrimizle doğru yolu gösteren önderler yaptık ve onlara hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize kulluk eden(insan)lardı.
Yaşar Nuri Öztürk 73 Onları, bizim buyruğumuzla yol alan önderler yaptık. Onlara iyilikler yapmayı, duayı/namazı yerine getirmeyi, zekât vermeyi vahyettik. Onlar, yalnız bize kulluk ediyorlardı.
Ali Bulaç 74- Lut’a da hüküm ve ilim verdik ve onu çirkin işler yapmakta olan şehirden kurtardık. Şüphesiz onlar, bozulmaya uğrayan kötü bir kavimdi.
Diyanet Vakfı 74. Lût’a gelince, ona da hüküm (hakimlik, peygamberlik, hükümdarlık) ve ilim verdik; onu, çirkin işler yapmakta olan memleketten kurtardık. Zira onlar (o memleketin halkı), gerçekten fena işler yapan kötü bir kavimdi.
Elmalılı Hamdi Yazır 74-Lut’a, ona da bir hüküm ve ilim verdik. Onu çirkeflikler işleyen o beldeden kurtardık; doğrusu onlar kötü ve fasık bir kavim idiler.
Süleyman Ateş 74. Lut’a da hüküm (hükümranlık, peygamberlik, hikmet) ve ilim verdik ve onu çirkin işler yapan bir kentten kurtardık. Gerçekten onlar yoldan çıkan kötü bir kavim idiler.
Yaşar Nuri Öztürk 74 Lût’a da hükümranlık ve ilim verdik. Onu, pislikler üretip duran bir kentten kurtardık. O kent halkı yoldan çıkmış kötü bir kavimdi.
Ali Bulaç 75- Onu rahmetimize soktuk, çünkü o, salihlerdendi.
Diyanet Vakfı 75. Onu (Lût’u) rahmetimize kabul ettik; çünkü o, sâlihlerden idi.
Elmalılı Hamdi Yazır 75-Onu ise rahmetimizin içine aldık. Çünkü o iyi kişilerdendi.
Süleyman Ateş 75. Ve onu rahmetimizin içine soktuk. Çünkü o, Salihlerden idi.
Yaşar Nuri Öztürk 75 Onu rahmetimizin içine soktuk. O, hak ve barış için çalışanlardandı.
Ali Bulaç 76- Nuh da; daha önce çağrıda bulunduğu zaman, biz onun çağrısına cevap verdik, onu ve ailesini büyük bir üzüntüden kurtardık.
Diyanet Vakfı 76. Daha önce Nuh da dua etmiş, biz onun duasını kabul etmiştik. Böylece, kendisini ve (iman eden) yakınlarını büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.
Elmalılı Hamdi Yazır 76-Nuh’u da. Zira daha önce dua etmişti. Biz de onun duasını kabul ettik; kendisini ve ailesini büyük bir sıkıntıdan kurtardık.
Süleyman Ateş 76. Nuh’u da (an), o da bunlardan önce bize yalvarmıştı. Biz de onun du’asını kabul edip kendisini ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.
Yaşar Nuri Öztürk 76 Nûh’a gelince, o da daha önce bize yakarmıştı. Yakarışına cevap verdik de onu ve ailesini, o büyük sıkıntıdan kurtardık.
Ali Bulaç 77- Ve ayetlerimizi yalanlayan kavimden ‘ona yardım edip-öcünü aldık’. Şüphesiz onlar, kötü bir kavimdi, biz de onların tümünü suya batırıp boğduk.
Diyanet Vakfı 77. Onu, âyetlerimizi inkâr eden kavimden koruduk. Gerçekten onlar, fena bir kavim idi; bu yüzden topunu birden (suya) gömdük.
Elmalılı Hamdi Yazır 77-Ayetlerimize yalan diyen kavimden öcünü aldık. Gerçekten onlar kötü bir kavimdiler, Biz de hepsini birden boğuverdik.
Süleyman Ateş 77. Ve ayetlerimizi yalanlayan kavimden onun öcünü almıştık. Onlar, kötü bir kavim olmuşlardı, biz de onların hepsini boğmuştuk.
Yaşar Nuri Öztürk 77 Ona, ayetlerimizi yalanlayan topluluğa karşı yardım ettik. Kötülüğün toplumuydu onlar. Hepsini birden batırıp boğduk.
Ali Bulaç 78- Davud ve Süleyman da; hani kavmin hayvanlarının içine girip yayıldığı ekin-tarlaları konusunda hüküm yürütüyorlardı. Biz onların hükmüne şahid idik.
Diyanet Vakfı 78. Davud ve Süleyman’ı da (an). Bir zaman, bir ekin konusunda hüküm veriyorlardı: bir gurup insanın koyun sürüsü, geceleyin başıboş bir vaziyette bu ekinin içine dağılıp ziyan vermişti. Biz onların hükmünü görüp bilmekte idik.
Elmalılı Hamdi Yazır 78-Davud ile Süleyman’ı da. Hani ikisi de ekin hakkında hüküm veriyorlardı. Hani bir kavmin davarları ekin içinde geceleyin yayılmıştı; Biz de hükümlerine şahittik.
Süleyman Ateş 78. Davud ile Süleyman’ı da (an); hani onlar, toplumun davarının yayıldığı bir ekin hakkında hükmediyorlardı, biz de onların hükümlerine tanık idik.
Yaşar Nuri Öztürk 78 Ve Dâvud ile Süleyman… Hani, halkın davarının yayıldığı ekinler hakkında hüküm veriyorlardı da biz hükümlerine tanıklar olmuştuk.
Ali Bulaç 79- Biz bunu (hükmü) Süleyman’a kavrattık, her birine hüküm ve ilim verdik. Davud ile birlikte tesbih etsinler diye, dağlara ve kuşlara boyun eğdirdik. (Bunları) Yapanlar biz idik.
Diyanet Vakfı 79. Böylece bunu (bu fetvayı) Süleyman’a biz anlatmıştık. Biz, onların her birine hüküm (hükümdarlık, peygamberlik) ve ilim verdik. Kuşları ve tesbih eden dağları da Davud’a boyun eğdirdik. (Bunları) biz yapmaktayız.
Elmalılı Hamdi Yazır 79-Derhal onu Süleyman’a anlattık; bununla beraber herbirine bir hüküm ve bir ilim vermiştik. Dağları Davud’un emrine amade kılmıştık, kuşlarla beraber tesbih ediyorlardı; Biz bunları yaparız!
Süleyman Ateş 79. O hükmü Süleyman’a bellettik. Onların hepsine de hükümdarlık ve bilgi verdik. Davud’a dağları ve kuşları boyun eğdirdik, onunla beraber tesbih ediyorlardı. Biz (bunları) yaparız.
Yaşar Nuri Öztürk 79 Onu Süleyman’a derhal kavrattık. Her birine hükümdarlık ve bilgi verdik. Dâvud’a dağları boyun eğdirdik. Kuşlarla beraber tespih ediyorlardı. Yapmak isteyince yapanlarız biz!
Ali Bulaç 80- Ve sizin için ona, zorlu-savaşınızda sizi korusun diye, ‘(madeni) giyim-sanatını’ öğrettik. Buna rağmen siz şükredenler misiniz?
Diyanet Vakfı 80. Ona, savaş sıkıntılarınızdan sizi koruması için zırh yapmayı öğrettik. Artık şükredecek misiniz?
Elmalılı Hamdi Yazır 80-Bir de ona sizin için, sizi savaşınızın şiddetinden korusun diye giyecek sanatım öğretmiştik; şimdi siz şükrünü yerine getiriyor musunuz?
Süleyman Ateş 80. Ona, sizi, savaşın şiddetinden korumak için zırh yapmayı öğretmiştik. Ama siz şükrediyor musunuz ki?
Yaşar Nuri Öztürk 80 Ona, sizi sizin şiddetinizden koruyacak olan zırh yapma sanatını öğrettik. Peki, siz şükrediyor musunuz?
Ali Bulaç 81- Süleyman için de, fırtına biçiminde esen rüzgara (boyun eğdirdik) ki, kendi emriyle, içinde bereketler kıldığımız yere akıp giderdi. Biz her şeyi bilenleriz.
Diyanet Vakfı 81. Süleyman’ın emrine de kasırga (gibi esen) rüzgârı verdik; onun emriyle içinde bereketler yarattığımız yere doğru eserdi. Biz herşeyi biliriz.
Elmalılı Hamdi Yazır 81-Süleyman için de, bereketli kıldığımız yere doğru emriyle esip giden şiddetli rüzgarı verdik; Biz herşeyi biliriz.
Süleyman Ateş 81. Süleyman’a da fırtınayı (boyun eğdirmiştik). Onun emriyle, içinde bereketler yarattığımız yere akıp giderdi. Biz her şeyi biliriz.
Yaşar Nuri Öztürk 81 Ve Süleyman’a kasırgayı boyun eğdirdik. İçini bereketlerle doldurduğumuz toprağa doğru onun emriyle akıp giderdi. Her şeyi bilenleriz biz!
Ali Bulaç 82- Onun için denizde dalgıçlık yapan ve bundan başka iş(ler) de gören şeytanlardan kimseleri de (emrine verdik). Biz onların koruyucuları idik.
Diyanet Vakfı 82. Şeytanlar arasından da, onun için dalgıçlık eden (ve inciler çıkaran) ve bundan başka işler görenler vardı. Biz onları gözetim altında tutuyorduk.
Elmalılı Hamdi Yazır 82-Şeytanlardan da onun için dalgıçlık yapan ve daha başka işler için çalışanları emrine vermiştik ve onların hepsini zapteden Bizdik.
Süleyman Ateş 82. Kendisi için denize dalan ve bundan başka işler yapan bazı şeytanları da emrine vermiştik. Biz onları onun emrinde tutuyorduk.
Yaşar Nuri Öztürk 82 Kendisi için dalgıçlık eden, daha başka iş de yapan bazı şeytanları da onun emrine verdik. Biz onları koruyup gözetiyorduk.
Ali Bulaç 83- Eyüp de; hani o Rabbine çağrıda bulunmuştu: ‘Şüphesiz bu dert (ve hastalık) beni sarıverdi. Sen merhametlilerin en merhametli olanısın.’
Diyanet Vakfı 83. Eyyub’u da (an). Hani Rabbine: “Başıma bu dert geldi. Sen, merhametlilerin en merhametlisisin” diye niyaz etmişti.
Elmalılı Hamdi Yazır 83-Eyyüb’u da. Zira: “Bana bu hastalık mübtela oldu; Sen merhametlilerin en merhametlisisin.” diye Rabbine dua etti.
Süleyman Ateş 83. Eyyub’u da an. O, Rabbine: “Bu dert bana dokundu, sen merhametlilerin en merhametlisisin!” diye du’a etmişti.
Yaşar Nuri Öztürk 83 Ve Eyyûb… Rabbine şöyle yakarmıştı: “Dert/zorluk gelip çattı bana; sen, rahmet edenlerin en merhametlisisin!”
Ali Bulaç 84- Böylece onun duasına icabet ettik. Kendisinden o derdi giderdik; ona katımızdan bir rahmet ve ibadet edenler için bir zikir olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir katını daha verdik.
Diyanet Vakfı 84. Bunun üzerine biz, tarafımızdan bir rahmet ve kulluk edenler için bir hatıra olmak üzere onun duasını kabul ettik; kendisinde dert ve sıkıntı olarak ne varsa giderdik ve ona aile efradını, ayrıca bunlarla birlikte bir mislini daha verdik.
Elmalılı Hamdi Yazır 84-Biz de duasını kabul ettik; hemen kendisindeki sıkıntıyı giderdik. Tarafımızdan bir rahmet ve kulluk edenlere bir uyarı olmak üzere ona ailesini ve onlarla birlikte olanların bir mislini daha verdik!
Süleyman Ateş 84. Biz de onun du’asını kabul etmiş, kendisine bulaşan derdi kaldırmıştık; ona tarafımızdan bir rahmet ve ibadet edenler için bir öğüt olarak ailesini ve onlarla beraber bir katını daha vermiştik.
Yaşar Nuri Öztürk 84 Hemen cevap verdik ona, kendisindeki derdi kaldırdık. Tarafımızdan bir rahmet ve ibadet edenler için bir hatırlatma olarak, ona ailesini ve beraberinde, benzerlerini de verdik.
Ali Bulaç 85- İsmail, İdris ve Zü’l-Kifl, hepsi sabredenlerdendi.
Diyanet Vakfı 85. İsmail’i, İdris’i ve Zülkifi de (yâdet). Hepsi de sabreden kimselerdendi.
Elmalılı Hamdi Yazır 85-İsmail, İdris ve Zülkifl’i de. Hepsi sabredenlerdendi.
Süleyman Ateş 85. İsma’il’i, İdris’i, Zu’l-Kifl’i de an; hepsi de sabredenlerdendi.
Yaşar Nuri Öztürk 85 İsmail, İdris, Zülkifl, hepsi sabredenlerdendi.
Ali Bulaç 86- Onları rahmetimize soktuk, şüphesiz onlar salih kimselerdi.
Diyanet Vakfı 86. Onları rahmetimize kabul ettik. Onlar hakikaten iyi kimselerdendi.
Elmalılı Hamdi Yazır 86-Bunları da rahmetimizin içine aldık. Çünkü onlar gerçekten iyi kimselerdendirler.
Süleyman Ateş 86. Onları rahmetimize soktuk, çünkü onlar Salihlerdendi.
Yaşar Nuri Öztürk 86 Hepsini rahmetimize soktuk. Onlar hak ve barış için çalışanlardandı.
Ali Bulaç 87- Balık sahibi (Yunus’u da); hani o, kızmış vaziyette gitmişti ki; bundan dolayı kendisini sıkıntıya düşürmeyeceğimizi sanmıştı. (Balığın karnındaki) Karanlıklar içinde: ‘Senden başka ilah yoktur, sen yücesin, gerçekten ben zulmedenlerden oldum’ diye çağrıda bulunmuştu.
Diyanet Vakfı 87. Zünnûn’u da (Yunus’u da zikret). O öfkeli bir halde geçip gitmişti; bizim kendisini asla sıkıştırmayacağımızı zannetmişti. Nihayet karanlıklar içinde: “Senden başka hiçbir tanrı yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum!” diye niyaz etti.
Elmalılı Hamdi Yazır 87-Zünnun’u (Yunus’u) da. Hani öfkelenerek gitmişti de Bizim kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı; derken karanlıklar içinde: “Senden başka ilah yoktur, seni tenzih ederim, ben gerçekten zalimlerden oldum diye.” seslendi.
Süleyman Ateş 87. Zünnun’u (balık karnına girmiş olan Yunus ibn Matta’yı) da an; zira (o, kavmine) kızarak gitmişti, bizim kendisine güç yetiremeyeceğimizi, (kavminin arasından çıkmakla kendisini kurtaracağını) sanmıştı. Nihayet karanlıklar içinde (kalıp): “Senden başka tanrı yoktur. Senin şanın yücedir, ben zalimlerden oldum!” diye yalvardı.
Yaşar Nuri Öztürk 87 Ve Zünnûn. Hani, kızarak gitmişti de ona asla güç yetiremeyeceğimizi/ölçüyü kendisine uygulamayacağımızı sanmıştı. Sonra, karanlıkların bağrında şöyle yakardı: “Senden başka ilah yok, tespih ederim seni! Kuşkusuz, ben zalimlerden oldum.”
Ali Bulaç 88- Bunun üzerine duasına icabet ettik ve onu üzüntüden kurtardık. İşte biz, iman edenleri böyle kurtarırız.
Diyanet Vakfı 88. Bunun üzerine onun duasını kabul ettik ve onu kederden kurtardık. İşte biz müminleri böyle kurtarırız.
Elmalılı Hamdi Yazır 88-Biz de duasını kabul ettik, kendisini üzüntüden kurtardık ve işte müminleri böyle kurtarırız.
Süleyman Ateş 88. Biz de onun du’asını kabul ettik ve onu tasadan kurtardık. İşte biz, inananları böyle kurtarırız.
Yaşar Nuri Öztürk 88 Hemen imdadına yetiştik. Gamdan kurtardık onu. İnananları işte böyle kurtarırız biz!
Ali Bulaç 89- Zekeriya da; hani Rabbine çağrıda bulunmuştu: ‘Rabbim, beni yalnız başıma bırakma, sen mirasçıların en hayırlısısın.’
Diyanet Vakfı 89. Zekeriyya’yı da (an). Hani o, Rabbine şöyle niyaz etmişti: Rabbim! Beni yalnız bırakma! Sen, vârislerin en hayırlısısın, (her şey sonunda senindir).
Elmalılı Hamdi Yazır 89-Zekeriyya’yı da. Hani Rabbine: “Rabbim! Beni tek başıma bırakma, sen varislerin en hayırlısısın.” diye yalvarmıştı.
Süleyman Ateş 89. Zekeriyya’yı da (an). Rabbine: “Rabbim, beni tek bırakma! Sen, varislerin en iyisisin (her şeyim sana kalacaktır)” diye du’a etmişti.
Yaşar Nuri Öztürk 89 Ve Zekeriyya. Hani, Rabbine yakarmıştı: “Rabbim, beni yapayalnız, bir başıma bırakma! Sen, Vâris olanların/mirasçıların en hayırlısısın!”
Ali Bulaç 90- Onun duasına icabet ettik, kendisine Yahya’yı armağan ettik, eşini de doğurmaya elverişli kıldık. Gerçekten onlar hayırlarda yarışırlardı, umarak ve korkarak bize dua ederlerdi. Bize derin saygı gösterirlerdi.
Diyanet Vakfı 90. Biz onun da duasını kabul ettik ve ona Yahya’yı verdik; eşini de kendisi için (çocuk doğurmaya) elverişli kıldık. Onlar (bütün bu peygamberler), hayır işlerinde koşuşurlar, umarak ve korkarak bize yalvarırlardı; onlar, bize karşı derin saygı içindeydiler.
Elmalılı Hamdi Yazır 90-Biz de duasını kabul ettik de kendisine Yahya’yı verdik ve onun için eşini çocuk doğurmaya elverişli hale getirdik. Doğrusu bunlar hayırlı işlerde yarışır, Bize umut ve korkuyla dua ederlerdi. Bize karşı derin saygı duyuyorlardı.
Süleyman Ateş 90. Onun du’asını da kabul buyurduk ve ona Yahya’yı armağan ettik. Eşini de kendisi için ıslah ettik (çocuk doğurmağa elverişli bir hale getirdik). Gerçekten onlar hayır işlere koşarlar, umarak ve korkarak bize du’a ederlerdi ve bize derin saygı gösterirlerdi.
Yaşar Nuri Öztürk 90 Kendisine hemen cevap vermiş. Yahya’yı ona hediye etmiş, karısını kendisi için doğurmaya elverişli hale getirmiştik. Onlar, hayırlarda yarışırlar, umarak ve korkarak bize yalvarırlardı. Onlar, bize ürpererek saygı gösterirlerdi.
Ali Bulaç 91- İffetini koruyan (Meryem); ona kendi ruhumuzdan üfledik, onu ve çocuğunu insanlığa bir ayet kıldık.
Diyanet Vakfı 91. Irzını iffetle korumuş olanı (Meryem’i de an.) Biz ona ruhumuzdan üfledik; onu ve oğlunu cümle âlem için bir ibret kıldık.
Elmalılı Hamdi Yazır 91-Ve o dişiyi (Meryem’ i) de ki, o namusunu korudu da kendisine ruhumuzdan üfledik ve kendisiyle oğlunu alemlere bir mucize yaptık.
Süleyman Ateş 91. O ırzını korumuş olan(Meryem)i de an; ona ruhumuzdan bir çocuk üflemiş, kendisini ve oğlunu alemlere bir ibret yapmıştık.
Yaşar Nuri Öztürk 91 Ve o, cinsiyet organını/ırzını titizlikle koruyan kadın. Onun bağrına ruhumuzdan üfledik de kendisini ve oğlunu âlemler için bir mucize yaptık.
Ali Bulaç 92- Gerçekten, sizin bu ümmetiniz tek bir ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim, öyleyse bana ibadet ediniz.
Diyanet Vakfı 92. Hakikaten bu (bütün peygamberler ve onlara iman edenler) bir tek ümmet olarak sizin ümmetinizdir. Ben de sizin Rabbinizim. Öyle ise bana kulluk edin.
Elmalılı Hamdi Yazır 92-İşte bu, İslam milleti bir tek millet olarak sizin milletinizdir. Rabbiniz de yalnız Benim; onun için hep Bana kulluk edin!
Süleyman Ateş 92. İşte bu sizin ümmetiniz (olan tevhid ve İslam milleti), bir tek ümmettir. Rabbiniz de benim. Yalnız bana kulluk edin.
Yaşar Nuri Öztürk 92 İşte şu sizin ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de Rabbinimiz. O halde bana ibadet edin.
Ali Bulaç 93- Onlar, işlerini kendi aralarında parça parça dağıttılar (dinlerinde bölünmeler yaptılar); hepsi bize döneceklerdir.
Diyanet Vakfı 93. (İnsanlar) kendi aralarında (din ve devlet) işlerinin birliğini bozdular. Halbuki hepsi bize döneceklerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır 93-Onlar kumandanlarını aralarında parçaladılar, fakat hepsi Bize dönecektir.
Süleyman Ateş 93. İşlerini aralarında parçaladılar (Tanrıdan gelen dini parça parça ettiler, ayrılığa düştüler); hepsi (sonunda) bize döneceklerdir.
Yaşar Nuri Öztürk 93 İşlerini aralarında parçaladılar. Hepsi bize dönecekler.
Ali Bulaç 94- Artık kim, bir mü’min olarak salih amellerde bulunursa, onun çabası için (karşılık olarak) küfran (nankörlük) yoktur. Şüphesiz biz, onun yazıcılarıyız.
Diyanet Vakfı 94. Bu durumda her kim mümin olarak iyi davranışlar yaparsa onun çabasını görmezlikten gelmek olmaz. Zira biz onu yazmaktayız.
Elmalılı Hamdi Yazır 94-Artık kim mü’min olarak yararlı işlerden bir iş yaparsa, onun çalışmasına nankörlük edilmeyecek; şüphesiz Biz onun hesabına yazarız.
Süleyman Ateş 94. İmdi kim inanmış olarak iyi işlerden yaparsa onun çalışmasına nankörlük edilmez, biz (onun çalışmasını) yazanlarız.
Yaşar Nuri Öztürk 94 Kim inanmış olarak hayra ve barışa yönelik işlerden bir şey yaparsa, onun gayretine nankörlük edilmez. Biz böylesi lehine kâtiplik ederiz.
Ali Bulaç 95- Yıkıma uğrattığımız bir ülkeye (tekrar dünya hayatı) imkansız (haram)dır; hiç şüphesiz onlar, (dünyaya) bir daha geri dönmeyecekler.
Diyanet Vakfı 95. Helâk ettiğimiz bir belde için artık (yeniden mâmur olmak) imkânsızdır; çünkü onlar geri dönemeyeceklerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır 95-Helak ettiğimiz bir belde (halkı) nın Bize dönmemesi imkansızdır.
Süleyman Ateş 95. Helak ettiğimiz bir ülkeye artık (yaşamak) haramdır: Onlar bir daha geri dönemezler.
Yaşar Nuri Öztürk 95 Helâk ettiğimiz bir kente/medeniyete yaşamak haram edilmiştir. Onlar bir daha geri dönemezler.
Ali Bulaç 96- Yecuc ve Mecuc (un sedleri) açıldığında, onlar her bir tepeden akın ederler;
Diyanet Vakfı 96. Nihayet Ye’cûc ve Me’cûc (sedleri) açıldığı ve onlar her tepeden akın ettiği zaman;
Elmalılı Hamdi Yazır 96-Nihayet Ye’cuc ve Me’cuc(un seddi) açılıp da her tepeden saldırdıkları;
Süleyman Ateş 96. Nihayet Ye’cuc ve Me’cuc’un önü açıldığı ve onlar her tepeden akın etmeye başladıkları zaman,
Yaşar Nuri Öztürk 96 Ye’cûc ve Me’cûc’ün önü açıldığı zaman onlar, her tepeden akın ederler.
Ali Bulaç 97- Gerçek olan va’d yaklaşmıştır, işte o zaman, inkâr edenlerin gözleri yuvalarından fırlayacak: ‘Eyvahlar bize, biz bundan tam bir gaflet içindeydik, hayır, bizler zalim kimselerdik’ (diyecekler).
Diyanet Vakfı 97. Ve gerçek vaad (ölüm, kıyamet) yaklaşınca, birden, inkâr edenlerin gözleri donakalır! “Yazıklar olsun bize! (derler), gerçekten biz, bu durumdan habersizmişiz; hatta biz zalim kimselermişiz.”
Elmalılı Hamdi Yazır 97-ve gerçek va’d yaklaştığı vakit, işte o zaman o küfredenlerin gözleri belerecek (bir noktaya dikilip kalacak): “Eyvah bizlere, biz bundan gaflet ettik! Hayır, kendimize zulmetmiş olduk!” diyecekler.
Süleyman Ateş 97. Gerçek va’d (yani kıyamet) yaklaşmış olur. İnkar edenlerin gözleri birden donup kalır. “Vah bize, biz bundan gaflet içinde idik (bunun doğru olacağını hiç düşünmüyorduk). Meğer biz zulmediyormuşuz!” (diye mırıldandılar).
Yaşar Nuri Öztürk 97 Hak olan vaat yaklaşmıştır. İnkâr edenlerin gözleri birden donup kalmıştır. “Vay başımıza! Biz bundan gafil bulunuyorduk. Hayır, biz zalimlerdik!” derler.
Ali Bulaç 98- Gerçekten siz de, Allah’ın dışında taptıklarınız da cehennemin odunusunuz, siz ona varacaksınız.
Diyanet Vakfı 98. Siz ve Allah’ın dışında taptığınız şeyler cehennem yakıtısınız. Siz oraya gireceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır 98-Haberiniz olsun ki, siz ve Allah’tan başka taptığınız nesneler cehennem mermisisiniz; siz oraya gireceksiniz.
Süleyman Ateş 98. Siz ve Allah’tan başka taptıklarınız cehennemin odunusunuz. Siz, oraya gireceksiniz.
Yaşar Nuri Öztürk 98 Siz ve Allah’ın berisinden, kulluk/kölelik ettikleriniz, cehennem odunusunuz. Hepiniz oraya gireceksiniz.
Ali Bulaç 99- Eğer onlar (gerçek) ilahlar olsalardı, ona girmeyeceklerdi. Oysa onların tümü içinde temelli kalıcıdırlar.
Diyanet Vakfı 99. Eğer onlar birer tanrı olsalardı oraya (cehenneme) girmezlerdi. Halbuki hepsi (tapanlar da tapılanlar da) orada ebedî kalacaklardır.
Elmalılı Hamdi Yazır 99-Onlar ilah olsalardı, oraya girmezlerdi, oysa hepsi orada ebedi kalacaktır.
Süleyman Ateş 99. Eğer onlar tanrı olsalardı oraya girmezlerdi. Oysa hepsi orada sürekli kalacaklardır.
Yaşar Nuri Öztürk 99 Eğer onlar ilah olsalardı, oraya girmezlerdi. Oysaki, hepsi orada uzun süre kalacaklardır.
Ali Bulaç 100- Orda kendileri için, ‘kemikleri çatırdatan inlemeler’ vardır. Onlar orada işitmezler de.
Diyanet Vakfı 100. Orada onlara inim inim inlemek düşer. Yine onlar orada (hiçbir iyi haber) duymazlar.
Elmalılı Hamdi Yazır 100-Onların orada öyle bir iç çekişleri var ki, tapılanlar orada oldukları halde işitmezler.
Süleyman Ateş 100. Onlar için bir inleme ve soluma vardır! Ve onlar orada (azabın dehşeti içinde hiçbir şey) işitmezler.
Yaşar Nuri Öztürk 100 Onlar için orada derin bir iç çekiş var. Ve onlar orada hiçbir şey işitmezler.
Ali Bulaç 101- Ama bizden kendilerine güzellik geçmiş bulunanlar; işte, onlar, ondan uzaklaştırılmışlardır.
Diyanet Vakfı 101. Tarafımızdan kendilerine güzel âkıbet takdir edilmiş olanlara gelince, işte bunlar cehennemden uzak tutulurlar.
Elmalılı Hamdi Yazır 101-Şüphe yok ki, haklarında Bizden güzellik takdir edilmiş olanlar ondan (cehennemden) uzaklaştırılmışlardır.
Süleyman Ateş 101. Ama bizden kendilerine (ezelde) güzellik geçmiş (mutluluk takdir edilmiş) olanlar, işte onlar, ondan (cehennemden) uzaklaştırılmışlardır.
Yaşar Nuri Öztürk 101 Tarafımızdan kendilerine güzellik hazırlananlara gelince, bunlar cehennemden uzaklaştırılmışlardır.
Ali Bulaç 102- Onun uğultusunu bile duymazlar. Nefislerinin arzuladığı (sayısız nimet) içinde ebedi kalıcıdırlar.
Diyanet Vakfı 102. Bunlar onun uğultusunu duymazlar; gönüllerinin dilediği nimetler içinde ebedî kalırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır 102-Onun uğultusunu bile duymazlar. Bunlar canlarının istediği şeyler içinde sonsuza dek katacaklardır.
Süleyman Ateş 102. Onun uğultusunu duymazlar. Ve canlarının çektiği (ni’metler) içinde ebedi kalırlar.
Yaşar Nuri Öztürk 102 Onun uğultusunu duymazlar. Onlar, gönüllerinin istediği şeyler içinde sürekli yaşayacaklardır.
Ali Bulaç 103- Onları, o en büyük korku hüzne kaptırmaz ve: ‘İşte bu sizin gününüzdür, size va’dedilmişti’ diye melekler onları karşılayacaklardır.
Diyanet Vakfı 103. En büyük dehşet dahi onları tasalandırmaz. Melekler kendilerini şöyle karşılar: İşte bu size vâdedilmiş olan (mutlu) gününüzdür.
Elmalılı Hamdi Yazır 103-O büyük korku bunları mahzun etmeyecek ve bunları melekler şöyle karşılayacaklar: “İşte bu size va’dedilen gününüzdür.”
Süleyman Ateş 103. O en büyük korku, onları asla tasalandırmaz. Melekler onları şöyle karşılar: “İşte bu, size va’dedilen gününüzdür!”
Yaşar Nuri Öztürk 103 O en büyük korku onları tasalandırmaz. Melekler onları şöyle karşılarlar: “Bu size o vaat edilen gününüzdür!”
Ali Bulaç 104- Bizim, göğü kitabın sahifelerini katlar gibi katlayacağımız gün, ilk yaratmaya başladığımız gibi, yine onu (eski durumuna) iade edeceğiz. Bu üzerimizde bir vaiddir. Elbette, biz yapıcılarız.
Diyanet Vakfı 104. (Düşün o) günü ki, yazılı kâğıtların tomarını dürer gibi göğü toplayıp düreriz. Tıpkı ilk yaratmaya başladığımız gibi onu tekrar o hale getiririz. (Bu,) üzerimize aldığımız bir vaad oldu. Biz, (vâdettiğimizi) yaparız.
Elmalılı Hamdi Yazır 104-O gün ki, göğü kitaplar için defter dürer gibi düreceğiz, yaratmaya ilk başladığımız gibi yeniden yaratacağız, bu va’dimizdir. Doğrusu Biz bunları yaparız.
Süleyman Ateş 104. O gün göğü yazı tomarlarını dürer gibi toplarız. İlk yaratmaya başladığımız gibi onu iade ederiz. Üzerimize sözdür; biz bunu mutlaka yapacağız.
Yaşar Nuri Öztürk 104 Gün olur, göğü, yazı tomarlarını dürer gibi düreriz. İlk yaratılışta başladığımız gibi onu baştan yaparız. Üzerimizde bir vaat olarak biz bunu mutlaka yapacağız.
Ali Bulaç 105- Andolsun, biz Zikirden sonra Zebur’da da: ‘Şüphesiz Arz’a salih kullarım varisçi olacaktır’ diye yazdık.
Diyanet Vakfı 105. Andolsun Zikir’den sonra Zebur’da da: “Yeryüzüne iyi kullarım vâris olacaktır” diye yazmıştık.
Elmalılı Hamdi Yazır 105-Andolsun ki, Tevrat’tan sonra Zebur’da da yazmıştık ki: ” Muhakkak yeryüzüne benim iyi kullarım varis olacaktır.”
Süleyman Ateş 105. Andolsun Tevrat’tan sonra Zebur’da da: “Arza mutlaka iyi kullarım varis olacak (bu yer onların eline geçecek)” diye yazmıştık.
Yaşar Nuri Öztürk 105 Yemin olsun, zikirden sonra Zebur’da şunu yazmıştık: Yeryüzüne benim iyilik ve barış seven kullarım vâris olacaktır.
Ali Bulaç 106- Gerçek şu ki kulluk eden bir topluluk için bunda (Kur’an’da) ‘açık bir mesaj’ (veya gerçek bir çıkış yolu) vardır.
Diyanet Vakfı 106. İşte bunda, (bize) kulluk eden bir kavim için bir mesaj vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır 106-Şüphesiz ki, bu Kur’an’da ibadet eden bir kavim için yeterli bir öğüt vardır.
Süleyman Ateş 106. Şüphesiz bunda kulluk eden kimseler için yeterli bir öğüt vardır.
Yaşar Nuri Öztürk 106 Kuşkusuz, bunda, ibadet eden/iş yapıp değer üreten bir topluluk için kesin bir tebliğ vardır.
Ali Bulaç 107- Biz seni alemler için yalnızca bir rahmet olarak gönderdik.
Diyanet Vakfı 107. (Resûlüm!) Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.
Elmalılı Hamdi Yazır 107-Seni sadece bütün kainata rahmet olarak göndermişizdir.
Süleyman Ateş 107. (Ey Muhammed) Biz seni ancak alemlere rahmet için gönderdik.
Yaşar Nuri Öztürk 107 Ve biz seni ancak âlemlere bir merhamet/bir sevgi olman dışında bir şey için göndermedik.
Ali Bulaç 108- De ki: ‘Gerçekten bana: -Sizin ilahınız yalnızca bir tek ilahtır’ diye vahyolunuyor; artık siz müslüman olacak mısınız?’
Diyanet Vakfı 108. De ki: Bana sadece, sizin ilâhınızın ancak bir tek Allah olduğu vahyedildi. Hâla müslüman olmayacak mısınız?
Elmalılı Hamdi Yazır 108-De ki: “Bana ancak ilahınızın bir tek ilah olduğu vahyolunuyor. şimdi siz müslüman oluyor musunuz?”
Süleyman Ateş 108. De ki: “Bana, Tanrınız, ancak bir tek Tanrıdır; diye vahyolunur. O’na teslim ol(up putperestliği bırak)cak mısınız?
Yaşar Nuri Öztürk 108 De ki: “Bana şu vahyediliyor: “Tanrınız ancak bir tek tanrıdır. Peki, siz, müslümanlar/Allah’a teslim olanlar mısınız?”
Ali Bulaç 109- Buna rağmen yüz çevirecek olurlarsa, de ki: ‘Size eşitlik üzere açıklamada bulundum. Tehdit edildiğiniz (sorgu ve azab günü) yakın mı, uzak mı, bilemem.’
Diyanet Vakfı 109. Eğer yüz çevirirlerse de ki: (Bana emrolunanı) hepinize açıkladım. Artık size vâdolunan şey (mahşerde toplanma zamanınız) yakın mı uzak mı, bilmiyorum.
Elmalılı Hamdi Yazır 109-Yine de aldırmazlarsa de ki: “Size düpedüz açıkladım, tehdit edildiğiniz şeyin yakın mı yoksa uzak mı olduğunu bilmem.”
Süleyman Ateş 109. Eğer yüz çevirirlerse de ki: “Ben sizin hepinize eşit biçimde açıkladım. Artık tehdidedildiğiniz şeyin yakın mı, yoksa uzak mı olduğunu bilmem.”
Yaşar Nuri Öztürk 109 Eğer yüz çevirirlerse de ki: “Hepinize aynı şekilde, aynı düzeyde açıkladım. Artık bilmiyorum, tehdit edildiğiniz şey yakın mıdır, uzak mıdır?”
Ali Bulaç 110- ‘Şüphesiz O, sözün açıkta söylenenini de bilmekte, saklamakta olduklarınızı da bilmektedir.’
Diyanet Vakfı 110. Şüphesiz Allah sözün açığını da bilir, gizli tuttuklarınızı da bilir.
Elmalılı Hamdi Yazır 110-Şüphesiz ki O, söylenenin açığa vurulanını da bilir gizlediğinizi de bilir.
Süleyman Ateş 110. Şüphesiz O, sözün açığını da bilir, gizlediklerinzi de bilir.
Yaşar Nuri Öztürk 110 Kuşkusuz O, sözün açığa vurulanını da bilir; saklamakta olduklarımızı da bilir.
Ali Bulaç 111- ‘Bilemem; belki bu (sürenin açıklanmaması), sizin için bir (fitne) denemedir, (belki de) belli bir vakte kadar yararlanma (meta)dır.’
Diyanet Vakfı 111. Bilmiyorum, belki de o (azabın ertelenmesi), sizi denemek ve bir zamana kadar sizi (imkânlardan) faydalandırmak içindir.
Elmalılı Hamdi Yazır 111-Bilmem belki bu (gecikme) sizin için bir imtihan ve bir süreye kadar faydalanmak içindir.
Süleyman Ateş 111. Bilmem belki de o (azabın ertelenmesi) sizi denemek ve bir süreye kadar yaşatmak içindir
Yaşar Nuri Öztürk 111 Bilmiyorum, belki de o, sizin için bir fitnedir. Belirli bir süreye kadar bir nimetlendirmedir.
Ali Bulaç 112- (Resulullah) Dedi ki: ‘Rabbim, hak ile hükmet. Bizim Rabbimiz, sizin her türlü nitelendirmelerinize karşı yardımına sığınılan Rahman (olan Allah)dır.’
Diyanet Vakfı 112. (Muhammed:) Rabbim! (Onlar hakkında) adaletinle hükmünü ver. Bizim Rabbimiz Rahmân’dır. Sizin anlattıklarınıza karşı yardımı umulandır, dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır 112-(Peygamber şöyle) dedi: “Ey Rabbim, hakettikleri gibi hükmet! Rabbiıniz isnad ettiğiniz iftiralarınıza karşı sığınılacak Rahman’dır.
Süleyman Ateş 112. (Allah’ın Resulü) Dedi: “Rabbim (aramızda) hak ile hükmet, Rabbimiz çok merhamet edendir. Sizin nitelendirdiğinize (iftiralarınıza) karşı O’nun yardımına sığınılır (O, bizi her tehlikeden korur)!”
Yaşar Nuri Öztürk 112 Resul şöyle yakardı: “Rabbim, hak ile hükmet! Bizim Rabbimiz Rahman’dır. Sizin nitelendirmelerinize karşı yardımına başvurulandır, Müsteân’dır.”

 

 

http://www.kuranikerim.gen.tr sitesinden alınmıştır.

 

Enbiya suresi – Karşılaştırmalı meal

Bu yazıyı okudunuz mu?

Karşılaştırmalı Kur'an Mealleri

Nahl suresi – Karşılaştırmalı meal

Nahl suresi – Karşılaştırmalı meal Karşılaştırmalı Kur’an Mealleri NAHL SURESİ Ali Bulaç Rahman ve Rahim ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir