Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / İSLAM AHLAKI / Eşcinsellik en büyük günahlardandır
imanilmihali.com
örümcek

Eşcinsellik en büyük günahlardandır

Eşcinsellik en büyük günahlardandır

Lût’u da Peygamber olarak gönderdik. Hani o kavmine şöyle demişti: “Sizden önce âlemlerden hiçbir kimsenin yapmadığı çirkin işi mi yapıyorsunuz? Hakikaten siz kadınları bırakıp, şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Hayır, siz haddi aşan bir toplumsunuz.(A’raf,7/80,81)

“PEYGAMBER HANIMI OLMAK BİLE KULU CEHENNEMDEN KURTARAMAZ”

AYETLERLE ÇİRKİN İŞLERE (EŞCİNSELLİĞE) DALAN LUT KAVMİ’NİN İBRET DOLU AKIBETİ

(Kısa özet; Melekler önce İbrahim Peygambere gelmiş ve O’nu evlatla müjdelemiş ve sonra yoldan çıkan Lut kavmini ‘kurtarılacak iyiler müstesna’ ertesi sabah helak etmek üzere geldiklerini açıklamışlardır. Melekler Lut Peygambere gelince azgın kavmi çirkin arzularını gidermek üzere Lut Peygamberin evine doluşmuşlar ancak meleklerce kör edilmişlerdir. Nitekim helak ertesi sabah erken saatte gerçekleşmiş ve kurtarılmışlardan geri kalan kavmin üzerine balçıktan pişirilmiş taşlar savuran rüzgârlar ile iş bitirilmiştir. Lut peygamberin karısı da helak edilenler arasındadır.)

İsmail’i, Elyasa’ı, Yûnus’u ve Lût’u da doğru yola erdirmiştik. Her birini âlemlere üstün kılmıştık. (6/86)

Şüphesiz Lût da peygamberlerdendi. (37/133)

Lût kavmi de uyarıcıları yalanladı.(54/33)

Andolsun, Lût onları bizim şiddetli azabımızla uyardı. Fakat onlar bu uyarıları kuşkuyla karşıladılar. (54/36)

Lut’u da gönderdik. O kavmine demişti ki: “Gerçekten siz, daha önce hiçbir milletin yapmadığı bir hayasızlığı yapıyorsunuz!” (29/28)

Lût’u da Peygamber olarak gönderdik. Hani o kavmine şöyle demişti: “Sizden önce âlemlerden hiçbir kimsenin yapmadığı çirkin işi mi yapıyorsunuz?”(7/80)

Hakikaten siz kadınları bırakıp, şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Hayır, siz haddi aşan bir toplumsunuz.”(7/81)

“(Bu ilâhî ikazdan sonra) siz, ille de erkeklere yaklaşacak, yol kesecek ve toplantılarınızda edepsizlik yapacak mısınız?” Kavminin cevabı ise, şöyle demelerinden ibaret oldu: “Doğru söyleyenlerden isen Allah’ın azabını getir bize!”(29/29)

(Lut:) “Ey Rabbim! Şu fesatçılar güruhuna karşı bana yardım eyle” dedi. (29/30)

Kavminin cevabı ise sadece, “Çıkarın bunları memleketinizden! Güya onlar kendilerini fazla temiz tutan insanlar!..” demek oldu. (7/82)

Lût’un kavmi de peygamberleri yalanladı. (26/160)

Hani kardeşleri Lût, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” (26/161)

“Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.” (26/162)

“Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.” (26/163)

“Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.” (26/164)

“Rabbinizin, sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyor da insanlar arasından erkeklere mi yanaşıyorsunuz? Siz gerçekten haddi aşan bir topluluksunuz.” (26/165,166)

Dediler ki: “Ey Lût! (İşimize karışmaktan) vazgeçmezsen mutlaka (şehirden) çıkarılanlardan olacaksın!” (26/167)

Lût, şöyle dedi: “Şüphesiz ben sizin yaptığınız bu çirkin işe kızanlardanım.” (26/168)

“Ey Rabbim! Beni ve ailemi onların yaptıkları çirkin işten kurtar.” (26/169)

Lût’u da (Peygamber olarak gönderdik.) Hani o, kavmine şöyle demişti: “Göz göre göre, o çirkin işi mi yapıyorsunuz?” (27/54)

“Siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi varıyorsunuz? Doğrusu siz ne yaptığını bilmez bir toplumsunuz.” (27/55)

Bunun üzerine kavminin cevabı ancak şöyle demek oldu: “Lût’un ailesini memleketinizden çıkarın. Çünkü onlar temiz kalmak isteyen insanlarmış(!)” (27/56)

Ey Muhammed! İbrahim’in şerefli misafirlerinin haberi sana geldi mi? (51/24)

Hani onlar İbrahim’in huzuruna girmişlerdi de “Selam sana!” demişlerdi. İbrahim: “Size de selam” demiş ve içinden: “Bunlar tanınmamış bir topluluk!” diye geçirmişti. (51/25)

İbrahim, sonra ailesine giderek semiz bir buzağı (eti) getirdi. (51/26)

Onu önlerine sürerek: “Yemez misiniz?” dedi. (51/27)

Yemediklerini görünce onlardan içine bir korku düştü. Onlar İbrahim’e: “Korkma!” dediler ve onu çok bilgili bir oğul ile müjdelediler. (51/28)

Bunun üzerine karısı (Sâre) bir çığlık atarak geldi ve elini yüzüne vurarak: “Ben kısır bir kocakarıyım nasıl çocuğum olur?” dedi. (51/29)

Misafir melekler: “Evet bu böyledir. Rabbin böyle buyurdu. Gerçekten O hüküm ve hikmet sahibidir. Her şeyi hakkıyla bilir.” dediler.( 51/30)

Andolsun, elçilerimiz (melekler), İbrahim’e müjde getirip “Selâm sana!” dediler. O, “Size de selâm” dedi ve kızartılmış bir buzağı getirmekte gecikmedi. (11/69)

Ellerini yemeğe uzatmadıklarını görünce, onları yadırgadı ve onlardan dolayı içinde bir korku duydu. Dediler ki: “Korkma, çünkü biz Lût kavmine gönderildik.” (11/70)

İbrahim’in karısı ayakta idi. (Bu sözleri duyunca) güldü. Ona da İshak’ı müjdeledik; İshak’ın arkasından da Yakûb’u. (11/71)

Karısı, “Vay başıma gelenler! Ben bir kocakarı ve bu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım? Gerçekten bu, çok şaşılacak bir şey!” dedi. (11/72)

Melekler, “Allah’ın emrine mi şaşıyorsun? Allah’ın rahmeti ve bereketi size olsun ey (peygamber ocağının) ev halkı! Şüphesiz O, övülmeye lâyıktır, şanı yücedir.” dediler. (11/73)

Onlara İbrahim’in misafirlerinden de haber ver. (15/51)

Hani misafirler İbrahim’in yanına girmiş ve “Selâm” demişlerdi. O da, “Gerçekten biz sizden korkuyoruz” demişti. (15/52)

Onlar, “Korkma, biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz” dediler. (15/53)

İbrahim, “Bana yaşlılık gelip çatmış iken beni mi müjdeliyorsunuz? Bana neyi müjdeliyorsunuz?” dedi. (15/54)

“Biz sana gerçeği müjdeledik. Sakın ümitsizlerden olma” dediler. (15/55)

Dedi ki: “Rabbinin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?” (15/56)

İbrahim, kendisine misafir olarak gelen meleklere: “Acaba sizin asıl önemli işiniz nedir ey elçiler?” dedi. (51/31)

İbrahim, “Ey Elçiler! Göreviniz nedir?” dedi. (15/57)

Şöyle dediler: “Şüphesiz biz suçlu bir millete gönderildik. (15/58)

Lût’un ailesi başka (Onlar suçlu değillerdir). Lût’un karısı dışında onların hepsini kurtaracağız. Biz, onun geride kalanlardan olmasını takdir ettik. (15/59,60)

Elçilerimiz İbrahim’e (iki oğul vereceğimize dair) müjdeyi getirdiklerinde şöyle dediler: “Biz bu memleket halkını helak edeceğiz. Çünkü oranın halkı zalim kimselerdir.” (29/31)

(İbrahim) dedi ki: “Ama orada Lut var!” Şöyle cevap verdiler: “Biz orada kimlerin bulunduğunu çok iyi biliyoruz. Onu ve ailesini elbette kurtaracağız. Yalnız karısı müstesna; o geride (azabda) kalacaklar arasındadır. “(Lut Aleyhisselâm, Hz. İbrahim’in neslinden değil, kardeşinin oğludur.) (29/32)

İbrahim’den korku iyice geçip gidince, bu müjde de kendisine gelince, bizim (meleklerimiz)le Lut kavmi hakkında tartışmaya girişti. (11/74)

Çünkü İbrahim, çok yumuşak huylu ve çok yufka yürekli (yanık kalbli) idi. (11/75)

Melekler: “Ey İbrahim! Bu konuda bizimle tartışmaktan vazgeç. Çünkü Rabbinin emri kesin olarak geldi ve onlara geri çevrilmesi mümkün olmayan bir azap gelecektir. (11/76)

Onlar: “Gerçekten biz günahkâr bir kavim (olan Lût kavmine) gönderildik. (51/32)

Onların üzerine çamurdan pişirilmiş sert taşlar yağdıracağız. (51/33)

O taşlardan her birinin haddi aşanlardan kime isabet edeceği Rabbin katında işaretlenmiştir.” dediler. (51/34)

Elçiler (melekler) Lût’un ailesine gelince, Lût onlara, “Gerçekten siz tanınmayan kimselersiniz” dedi. (15/61,62)

Dediler ki: “Evet, fakat biz sana (kavminin) şüphe etmekte olduğu azabı getirdik.” (15/63)

“Biz, sana gerçeği getirdik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz.” (15/64)

“Gecenin bir bölümünde aile fertlerini yola çıkar, sen de arkalarından git. Hiçbiriniz arkaya bakmasın. Emrolunduğunuz yere (doğru) geçin gidin.” (15/65)

Ona şu durumu kesin olarak bildirdik: “Sabaha çıkarken onların sonu kesilmiş olacak.” (15/66)

Ne zaman ki, elçilerimiz Lut’a geldiler, bunların gelişleri yüzünden Lut fenalaştı, eli ayağı birbirine dolaştı ve “Bu gün çetin bir gündür.” dedi. (11/77)

Melekler dediler: “Ey Lut! Şundan emin ol ki, biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla zarar veremezler. Sen, gecenin bir kısmı olunca ailenle birlikte hemen buradan çık git. İçinizden hiç kimse geri kalmasın, eşin başka. Çünkü ona da onlara gelecek olan musibet gelecektir. Haberin olsun, helâk zamanları sabah vaktidir. Zaten sabah yakın değil mi?” (11/81)

Elçilerim iz Lut’a gelince, onlar hakkında tasalandı. Ve onlar(ı düşünmesi) sebebiyle takatten düştü. O’na: “Korkma, tasalanma! Çünkü biz seni de, aileni de kurtaracağız. Yalnız (azabda) kalacaklar arasında bulunan karın müstesna” dediler. (29/33)

“Biz şüphesiz bu memleket halkının üzerine, yoldan çıkmalarına karşılık (feci) bir azab indireceğiz.”(dediler). (29/34)

Daha önceleri çirkin işler yapmış olan kavmi harıl harıl koşup geldiler. ( Rivayet olunduğuna göre, karısı o azgınlara haber göndermiş. Ve onlar daha önceden kötülük yapıyorlardı. Yani utanıp sıkılmıyorlardı, çirkin işler yapageliyorlardı, buna alışmışlardı. Utanma duyguları silinmişti, hayaları kalmamıştı. Onun için hiç utanmadan ve arlanmadan fenalık niyetiyle koşup Lut’a kadar gelmişlerdi.) Lut onlara: “Ey kavmim! İşte size kızlarım, onlar sizin için daha temizdirler. (Yani onlardan istediğinizi nikah edip güzel güzel alırsınız, pisliğe ve günaha bulaşmazsınız. Katade, “kızlarım” tabirinden maksat Hz. Lut’un kendi öz kızları olduğunu söylemiş ise de, Mücahid ve Said b. Cübeyr’den rivayet olunduğu üzere, kavmin kızlarıdır, muhtar olan görüş de budur. Bir peygamber ümmetinin babası durumunda olduğundan sevgi ve şefkatten dolayı kızlarım, demiştir. Nitekim “Peygamberin hanımları ümmetin analarıdır.” (Ahzab 33/6) buyurulmuştur.) Gelin Allah’tan korkun, beni misafirlerime rezil rüsvay etmeyin. İçinizde hiç aklı başında bir adam yok mu?” dedi. (11/78)

Onlar: “Sen de bilirsin ki, bizim senin kızlarınla bir ilgimiz yoktur. Sen bizim ne istediğimizi gayet iyi biliyorsun.” dediler. (11/79) Lut dedi: “Ne olurdu size karşı bir kuvvetim olsaydı, ya da çok sarp bir yere sığınabilseydim.” (11/80)

Şehir halkı sevinerek geldiler. (15/67) Lût, dedi ki: “Şüphesiz bunlar benim misafirlerimdir. Sakın beni rezil etmeyin.” (15/68) “Allah’a karşı gelmekten sakının, beni utandırmayın” dedi. (15/69) Onlar, “Biz seni insanlarla ilgilenmekten men etmemiş miydik” dediler. (15/70) Lût: “İşte kızlarım. Eğer yapacaksanız (onlarla evlenebilirsiniz)” dedi. (15/71)

(Melekler, Lût’a:) “Ömrüne andolsun ki onlar (şehvetten) gözleri dönmüş hâlde, sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlar (Bu durumda asla seni dinlemezler)” dediler. (15/72)

Andolsun, onlar onun (meleklerden olan) misafirlerinden nefislerindeki kötü arzuları tatmin etmek istediler. Biz de onların gözlerini silme kör ettik. “Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın!” dedik. (54/37)

Nihayet biz müminlerden orada bulunan kimseleri çıkardık. (51/35)

Fakat biz orada Müslümanlardan bir ev halkından başka kimseyi de bulamadık. (51/36)

Bunun üzerine biz de onu ve karısı dışında aile fertlerini kurtardık. Karısı ise azab içinde kalanlardan oldu. (7/83)

Onların üstüne bir azap yağmuru yağdırdık.” Bak, suçluların akıbeti nasıl oldu. (7/84)

Ne zaman ki, emrimiz geldi, o ülkenin altını üstüne getirdik ve üzerlerine istif edilip pişirilmiş çamurdan taşlar yağdırdık. (Öyle taşlar ki, siccildendir.) (11/82)

Bu taşlar Rabbinin katında damgalanmışlardı. Bunlar zalimlerden uzak şeyler değildir.( Kil taşından, yani kumla, çamurdan yapılmış dondurulmuş, cehennemde pişirilmiş ve taşlaşmış, Rabbin katında damgalanarak istif edilmiştir. Yani, her taşın kime ve nereye isabet edeceği ezelde takdir edilmiş, suretine nakşedilip işlenmiş idi. Ve bunu Allah’tan başka bilen yoktu. Yaratılışta böylece yapılmış, kendi özel yerlerine istif edilmiş, hazırlanmıştı. Yani bu gibi olayları tesadüfen meydana gelmiş, durup dururken kendiliğinden meydana gelmiş bir tabiat olayı gözüyle görüp geçmemek gerekir. Çünkü gerçekte tesadüf diye birşey yoktur. Âlemleri yaratan yüce kudretin tasarrufu vardır. Ve bunlar zalimlerden uzak değildir. Yani, böyle taşlar, genellikle, zalim olan kimselerden, özellikle de sûrenin başında geçtiği üzere haktan göğüs büken ve yüz çeviren, sıkışınca “Bu bir sihir” diyen, “peki o azabı engelleyen nedir?” diyerek küstahlık eden Mekke müşrikleri içindeki zalimlerden ve kıyamete kadar gelecek olan öteki zalimlerden uzak değildir.) (11/83)

Derken güneşin doğuşu sırasında, o korkunç uğultulu ses onları yakalayıverdi. (15/73)

Andolsun, onlara sabahleyin erkenden kalıcı bir azap geldi. (54/38)

“Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın!” dedik. (54/39)

Hemen onların altını üstüne getirdik. Üzerlerine de balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık. (15/74)

Şüphesiz bunda düşünüp görebilen kimseler için ibretler vardır. (15/75)

O şehrin kalıntıları hâlâ mevcut olan bir yol üstünde duruyor. (15/76)

Şüphesiz bunda inananlar için bir ibret vardır. (15/77)

Bunun üzerine biz de onu ve geri kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın hariç bütün ailesini kurtardık. (26/170,171)

Biz de onu ve ailesini kurtardık. Ancak karısı başka. Onun geride kalıp helâk olmasını takdir ettik. (27/57)

Onların üzerine bir yağmur (gibi taş) yağdırdık. (Başlarına gelecekler konusunda) uyarılanların yağmuru ne kötüydü! (27/58)

Hani biz onu ve geride kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın (kâfir olan eşi) dışında bütün ailesini kurtarmıştık. (37/134,135)

Sonra da diğerlerini yok ettik. (37/136)

Sonra diğerlerini helâk ettik. (26/172)

Onların üzerine bir yağmur (gibi taş) yağdırdık. (Başlarına gelecekler konusunda) uyarılanların yağmuru ne kadar da kötü idi! (26/173)

Şüphesiz biz de üzerlerine taşlar savuran bir rüzgâr gönderdik. Yalnız Lût’un ailesi başka. Katımızdan bir nimet olarak bir seher vakti onları kurtardık. Şükredenleri işte böyle mükâfatlandırırız. (54/34,35)

Şüphesiz bunda büyük bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir. (26/174)

Andolsun ki biz, aklını kullanacak bir kavim için oradan apaçık bir ibret nişanesi bırakmışızdır. (29/35)

Biz orada acı bir azabdan korkan kimseler için bir ibret nişanesi bıraktık. (51/37)

Biz, Lût’a da bir hikmet ve bir ilim verdik ve onu çirkin işler yapan memleketten kurtardık. Gerçekten onlar kötü bir toplum idiler, fasık (Allah’ın emrinden çıkan kimseler) idiler. (21/74)

Onu rahmetimizin içine soktuk. Çünkü o, gerçekten salih kimselerdendi. (21/75)

Allah, inkâr edenlere, Nûh’un karısı ile Lût’un karısını örnek gösterdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki salih kişinin nikâhları altında bulunuyorlardı. Derken onlara hainlik ettiler de kocaları, Allah’ın azabından hiçbir şeyi onlardan savamadı. Onlara, “Haydi, ateşe girenlerle beraber siz de girin!” denildi. (66/10)

Kıssadan alınacak önemli dersler;

1. Peygamber hanımı bile olmak günahlardan kaçınmaya (cehennemden kurtulmaya) yeterli değildir.

2. Eşcinsellik cezası büyük olan günahlardandır.

3. Allah’ın rahmet ve hikmeti her şeyin üstündedir ve Allah’ın gücü her şeye yeter.

4. Helak edilecek toplumların her birine mutlaka uyarıcı gelmiş ve Peygamberler sapık topluluklara Allah yolunu mutlaka tebliğ etmiştir.

5. Helak edilen topluluklarda iyiler mutlaka ve öncesinde kurtarılmıştır.

6. İbret alınacak helak ile ilgili kıssalarda ortak noktalardan birisi de helakten geriye mutlaka nişane bırakılmış olmasıdır ki gelecek nesillere ders olsun!

” Allah, inkâr edenlere, Nûh’un karısı ile Lût’un karısını örnek gösterdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki salih kişinin nikâhları altında bulunuyorlardı. Derken onlara hainlik ettiler de kocaları, Allah’ın azabından hiçbir şeyi onlardan savamadı. Onlara, “Haydi, ateşe girenlerle beraber siz de girin!” denildi. (Tahrim,66/10) “

Eşcinsellik en büyük günahlardandır

 

Bu yazıyı okudunuz mu?

vicdan

Vicdan Allah’ın kalplere koyduğu adalet terazisidir

Vicdan Allah’ın kalplere koyduğu adalet terazisidir Vicdan kalp sesidir. Dinleyene de dinlemek istemeyene de aynı ...