Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / İSLAM AHLAKI / Fakirlik ibadet, zenginlik mesuliyettir
imanilmihali.com
kumar ve faiz

Fakirlik ibadet, zenginlik mesuliyettir

Fakirlik ibadet zenginlik mesuliyettir

ALLAH RIZKI ÖLÇÜYE GÖRE AZ VEYA ÇOK VERENDİR

Nimet ve rızkı veren sadece Allah’tır. Yüce Allah insanoğluna demiri, kalemi, havayı, suyu, rızkı, bereketi, hayatı verendir. Kainatın mülkü O’nundur. İrade ve kudret O’nundur. Gayb O’nun ellerindedir. Adaleti tartışılmaz ve ilmi kuşatılamaz olan Yüce Allah, milyonlarca yıldır bir arada yaşayan milyarlarca canlıya rızkını veren, bir tanesini bile aç bırakmayan Malik’imiz, Veli’mizdir.

“Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a ait olmasın. Her birinin (dünyada) duracakları yeri de, (öldükten sonra) emaneten konulacakları yeri de O bilir. Bunların hepsi açık bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da yazılı)dır. (Hud 11/6)”

“Şüphesiz Allah rızık verendir, güçlüdür, çok kuvvetlidir. (Zariyat 51/58)”

“Allah, yeryüzünü sizin için karar kılma yeri, göğü de binâ yapan; size şekil verip de şekillerinizi güzel kılan ve sizi temiz şeylerle rızıklandırandır. İşte Rabbiniz Allah! Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir! (Mü’min 40/64)”

“O, yeryüzünü sizin ayaklarınızın altına serendir. Haydi onun üzerinde yürüyün ve Allah’ın rızkından yiyin. Dönüş ancak O’nadır. (Zariyat 51/15)”

Allah rızkı sadece insanlara değil irili ufaklı, güçlü ve zayıf tüm canlı varlıklara verir. Yüce Rabbin verdiği rızık ekin, su, nefes, para gibi maddi olabileceği gibi sağlık, esenlik, güvenlik ve huzur gibi manevi de olabilir ve bu rızık sadece insanlar için değil canlı tüm varlıklar içindir. Cansız varlıkların da muhakkak bir rızkı vardır lakin bu hikmet Yüce Rabbin bilgisi dahilindedir. Nitekim Kur’an’da anılan “yürüyen dağlar, emir dinleyen rahmet rüzgarları, yuvarlanan taşlar” cansız diye tanımladığımız tüm varlıkların da aslında canlı olduğuna şahitlik ederler. Sözün kısası canlı ve cansız tüm mahlukat ve varlıkların rızkını veren sadece ve sadece Yüce Allah’tır.

“Nice canlılar vardır ki, rızıklarını taşımazlar (yiyecek biriktirmezler). Onları da sizi de Allah rızıklandırır. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. (Ankebut 29/60)”

Durum böyleyken Allah’tan başkasından rızık bekleyenlerin sonu felakettir. Dünyevi ve ahireti çıkarlar uğruna boş hevesler peşinde başkalarından veya Allah’a ilaveten aynı zamanda başkalarından da medet ve rızık umanlar Yüce Allah’ın ilmine ve kudretine karşı gelmiş, Kur’an ayetlerini ve Peygamber hadislerini yalanlamış olurlar ki iman etmemiş olurlar. Kullar ve kulların kendisinden medet ve rızık umduğu diğer kul veya varlıklar aynı günaha ortak olup cehennem yolcularıdır. Çünkü rızkın azını da çoğunu da veren sadece Yüce Allah’tır.

İbrahim’i de peygamber olarak gönderdik. Hani o, kavmine şöyle demişti: “Allah’a kulluk edin, O’na karşı gelmekten sakının. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. Siz, Allah’ı bırakarak ancak putlara tapıyorsunuz ve yalan uyduruyorsunuz. Allah’ı bırakarak taptıklarınızın size hiçbir rızık vermeye güçleri yetmez. Öyle ise rızkı Allah’ın katında arayın. O’na kulluk edin ve O’na şükredin. Siz yalnız O’na döndürüleceksiniz.” (Ankebut 29/16,17)”

“Size ulaşan her nimet Allah’tandır. Sonra size bir sıkıntı ve zarar dokunduğu zaman yalnız O’na yalvarır yakarırsınız. Sonra sizden o sıkıntıyı giderince, bir de bakarsınız, içinizden bir kısmı Rablerine ortak koşar. Kendilerine verdiğimiz nimetlere karşı nankörlük etmek için böyle yaparlar. Bir süre daha faydalanın bakalım! Yakında bileceksiniz! Bir de kendilerine rızık olarak verdiklerimizden (mahiyetini) bilmedikleri şeylere (putlara) pay ayırıyorlar. Allah’a andolsun ki, uydurmakta olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz. (Nahl 16/53-56)”

Kula düşen, kendi ilmi dâhilinde bir deneme vesilesi olarak rızkı az veya çok veren Yüce Allah’a karşı saygılı ve içten olmaktır. Bol rızıkla inkâra ve büyüklenmeye kalkmak Yüce Rabbimize yapılacak en büyük saygısızlık ve nankörlüklerdendir.

“Ey iman edenler! Mallarınız ve evlatlarınız sizi, Allah’ı zikretmekten alıkoymasın. Her kim bunu yaparsa, işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir. Herhangi birinize ölüm gelip de, “Ey Rabbim! Beni yakın bir zamana kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam!” demeden önce, size rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayın. (Münafikun 63/9,19)”

Kendisine rızkı az verilenler yani bir süre fakirlikle yaşamak zorunda kalanlar Allah yolundan ayrılmadıkları sürece bu dünyada bir kez daha sınav vesilesi olarak, ömür boyu fakirlikle yaşamak zorunda kalanlar ise inşallah Allah yolundan ayrılmadıkları sürece ahirette mükâfat olarak elbet rızıklandırılır. Kulun bu mükafata aday olabilmesi için sadece Allah’a tevekkül etmesi, Allah’ın ölçüsüne itaat etmesi ve sabrederek doğru yolda yürümeye devam etmesidir.

Az rızıkla, bol rızık uğruna helalden uzaklaşmayan, Allah’tan sabırla ummaya devam eden, tevazu ile yaşayan, dünya malı uğruna ahireti feda etmeyenlerin bu davranışları ibadet değerindedir. Zenginin infak etmesi de aynı şekilde bir ibadettir. Ama infak etmemekle sadece ibadeti yerine getirmemekle kalmaz aynı zamanda günah işlemiş olurlar.

Çünkü onlar Allah’ı zikretmekte, gücüne ve ölçüsüne iman etmekte, Allah buyruklarına boyun eğmekte ve ahiret yurdunun özlemiyle bu geçici zorluklara asil ve şerefli bir şekilde göğüs germektedir.

“…Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu açar. Onu beklemediği yerden rızıklandırır. Kim Allah’a tevekkül ederse, O kendisine yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah, her şeye bir ölçü koymuştur. (Talak 65/2,3)”

Fakirlikle yaşamamak adına malını sakınanlar, mal ve parayı çok sevenler, haram-helal ayrımı yapmadan yasadışı ve günah işlere kalkışanlar fakirlik sınavında başarısız olmuş, cenneti kaybetmişlerdir. Şeytanın izinden gidip fakirliğe karşı savaş açanlar, fakirlikten kurtulmak uğruna mübah olmayan yollara müracat edenler cenneti kaybedenlerdir.

“Şüphesiz Rabbin, gözetlemededir. İnsan ise; Rabbi onu deneyip de kendisine ikramda bulunduğunda, ona bol bol nimetler verdiğinde, “Rabbim bana ikram etti” der. Ama onu deneyip rızkını daraltınca da, “Rabbim beni aşağıladı” der. Hayır, hayır! Yetime ikram etmiyorsunuz. Yoksulu yedirmek konusunda birbirinizi teşvik etmiyorsunuz. Haram helâl demeden mirası alabildiğine yiyorsunuz. Malı da pek çok seviyorsunuz. Hayır, yeryüzü (kıyamet sarsıntısıyla) parça parça olup dağıldığı zaman, Rabbinin buyruğu ve saf saf dizilmiş olarak melekler geldiği ve o gün cehennem getirildiği zaman, işte o gün insan (yaptıklarını birer birer) hatırlar. Fakat bu hatırlamanın ona nasıl faydası olacak!? “Keşke bu hayatım için önceden bir şey yapsaydım” der. Artık o gün, Allah’ın edeceği azabı kimse edemez. Onun vuracağı bağı kimse vuramaz. (Fecr 89/14-26)”

“Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helâl ve temiz olanlarından yiyin! Şeytanın izinden yürümeyin. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır. (Bakara 2/168)”

Rızkı bol olanların dar olanlara verdiği sadaka ve her çeşit yardım helal ve temiz olmak zorundadır. Yardımlar açıktan yapılabilirse de gizli olması daha da güzeldir. Sadakaların başa kakılması, sadaka verilenin rencide edilmesi, sadaka verenin kendisine dünyevi kazanç sağlaması sadakadan beklenen hayrı zedeler ve yok eder. Çünkü amelden kazanç bu dünyada alınıyorsa ve içine riya yani iki yüzlülük bulaşmışsa, hayır gösteriş için yapılıyorsa değeri yoktur. Nitekim sadece Allah rızası gözetilerek yapılmamış bu yardım maksadına ulaşmamış demektir. Yardımların helal kazançtan ve gizlice yapılması, kulların değil sadece alan, veren ve Yüce Allah’ın bilmesi daha hayırlı olandır. Yardım haram para ile yapılmışsa zaten mübah değildir.

“Allah yolunda her ne harcar veya her ne adarsanız, şüphesiz Allah onu bilir. Zulmedenlerin yardımcıları yoktur. Sadakaları açıktan verirseniz ne güzel! Fakat onları gizleyerek fakirlere verirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır ve günahlarınızdan bir kısmına da keffaret olur. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. Onları hidayete erdirmek sana ait değildir. Fakat Allah, dilediğini hidayete erdirir. Hayır olarak ne harcarsanız, kendiniz içindir. Zaten siz ancak Allah’ın rızasını kazanmak için harcarsınız. Hayır olarak her ne harcarsanız -hiç hakkınız yenmeden- karşılığı size tastamam ödenir. (Sadakalar) kendilerini Allah yoluna adayan, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremeyen fakirler içindir. İffetlerinden dolayı (dilenmedikleri için), bilmeyen onları zengin sanır. Sen onları yüzlerinden tanırsın. İnsanlardan arsızca (bir şey) istemezler. Siz hayır olarak ne verirseniz, şüphesiz Allah onu bilir. Mallarını gece gündüz; gizli ve açık Allah yolunda harcayanlar var ya, onların Rableri katında mükâfatları vardır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir. (Bakara 2/270-274)”

Yüce Allah dilediğini yapandır

Yüce Allah rızkını dilediğine bol, dilediğine az verir. Bu imtihan olan hayatın bir denemesidir. Bunun böyle olması fani dünyanın bir imtihan olmasından dolayıdır ki fakirlik ve musibetlerde sabreden, zenginlik ve bollukta şükreden ve hayırlarda yarışan kullar belli olsun içindir. Hesap, ölçü, irade ve hüküm sadece Allah’ındır.

“Ey Muhammed, de ki: “Şüphesiz, Rabbim rızkı dilediğine bol verir ve (dilediğine) kısar. Fakat insanların çoğu bilmezler.”(Sebe 34/36)” “De ki: “Şüphesiz, Rabbim rızkı kullarından dilediğine bol bol verir ve (dilediğine) kısar. Allah yolunda her ne harcarsanız, Allah onun yerine başkasını verir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” (Sebe 34/39)”

“Bilmediler mi ki, Allah rızkı dilediğine bol bol verir ve (dilediğine) kısar. Şüphesiz bunda inanan bir toplum için elbette ibretler vardır. (Zümer 39/52)”

“Göklerin ve yerin anahtarları O’nundur. Dilediğine rızkı bol verir ve (dilediğine) kısar. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla bilendir. (Şura 42/12)”

“Allah, rızkı dilediğine bol verir, (dilediğine de) kısar. Onlar ise dünya hayatı ile sevinmektedirler. Hâlbuki dünya hayatı, ahiretin yanında çok az bir yararlanmadan ibarettir. (Ra’d 13/26)”

“Allah’ın, rızkı dilediğine bol verdiğini ve (dilediğine) kıstığını görmediler mi? Bunda inanan bir toplum için elbette ibretler vardır. (Rum 30/37)”

“Şüphesiz Rabbin, dilediğine rızkı bol bol verir ve (dilediğine) kısar. Çünkü O, gerçekten kullarından haberdardır ve onları görmektedir. (İsra 17/30)”

“İnkâr edenlere dünya hayatı süslü gösterildi. Onlar iman edenlerle alay etmektedirler. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar ise, kıyamet günü bunların üstündedir. Allah, dilediğine hesapsız rızık verir. (Bakara 2/212)”

“Allah, kullarına çok lütufkârdır, dilediğini rızıklandırır. O, kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir. (Şura 42/19)”

“De ki: “Ey mülkün sahibi olan Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin. Geceyi gündüze sokarsın, gündüzü geceye sokarsın. Ölüden diriyi çıkarırsın, diriden ölüyü çıkarırsın. Dilediğine de hesapsız rızık verirsin.” (Al-i İmran 3/26,27)”

“Allah, rızık konusunda kiminizi kiminizden üstün kıldı. Üstün kılınanlar, rızıklarını ellerinin altındakilere vermezler ki rızıkta hep eşit olsunlar. Şimdi Allah’ın nimetini mi inkâr ediyorlar? Allah, size kendi cinsinizden eşler var etti. Eşlerinizden de oğullar ve torunlar verdi ve sizi temiz şeylerden rızıklandırdı. Öyleyken onlar batıla inanıyorlar da Allah’ın nimetini inkâr mı ediyorlar? Allah’ı bırakıp da, kendilerine göklerden ve yerden hiçbir rızık sağlayamayan ve buna gücü de yetmeyen şeylere tapıyorlar. Artık Allah’a (şanına uymayan) benzetmeler yapmaya kalkmayın. Çünkü Allah bilir, siz bilmezsiniz. Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile, kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak Allah yolunda harcayan kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olur mu? Hamd Allah’a mahsustur, fakat onların çoğu bilmezler. (Nahl 16/71-75)”

Rızkı az olanın zengine haset etmesi ve mübah olmayan yollara müracat etmesi, az da olsa rızkından başkalarına ölçü dahilinde yardım ederken cimrilik yapması nasıl uygun değilse, rızkı bol olanın da fakirlere vermemek veya dünya zevkleri ile sefa sürmek adına mal ve rızkını çarçur edercesine heba ve israf etmesi de doğru değildir. Çünkü kazanılan her bir rızıkta yaşayan tüm canlıların payı, sadakası ve hakkı vardır.

Yüce Allah rızıkları herkese eşit dağıtabilecekken farklı ölçülerde dağıtarak, bu emanet rızkın (yani mal ve paranın) kullar eliyle ve kendi rızalarıyla muhtaçlara verilmesini, rızkın dengelenmesini bir sınav vesilesi kılmıştır.

Kul sahip olduğu bol rızkı çarçur ederken aslında bir başkasına ait olan emaneti sarf ettiğindendir ki israf haramdır! Zenginin bu dengelenmesi gereken rızkı kendisine saklayıp başkasına dağıtmada cimrilik etmesi de başkasının hakkını gasp ediyor olması nedeniyle zaten azaba aday amellerdendir.

“Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin temiz ve helâl olanlarından yiyin. Bu konuda aşırı da gitmeyin, yoksa üzerinize gazabım iner. Gazabım da kimin üzerine inerse, o muhakkak helâk olmuş demektir.” (Ta’ha 20/81)”

İster zengin ister fakir olsun dünya hayatında Allah’ın emir ve yasaklarına itaat edip cennetlerini kazanabilenlere bu dünyada bol rızka kavuşamasa bile ahiret yurdunda nimet ve rızıkların çok daha güzeli vardır. “İçinizden kim Allah’a ve Resûlüne itaat eder ve salih bir amel işlerse, ona mükâfatını iki kat veririz. Biz, ona bereketli bir rızık hazırlamışızdır. (Ahzab 33/31)”

“Allah’ın, iman edip salih amel işleyenleri mükâfatlandırması için (her şey o kitapta tespit edilmiştir.) İşte onlar için bir bağışlanma ve bereketli bir rızık vardır. (Sebe 34/4)”

Allah’ın hikmetinden sual olmaz

Allah tüm kullarına rızkını bol verseydi, bol rızka kavuşan herkes azardı. Tüm kullar sırça saraylarda yaşayacak kadar bol rızka (mal, evlat, makam ve paraya) sahip olsaydı azar, rızkı ve marifeti kendisinden bilir ve inkâra düşerdi. Şükretmediği gibi sabretmeyi de bilemezdi.

“Allah, kullarına (tümüne birden) rızkı bol bol verseydi, yeryüzünde mutlaka azgınlık ederlerdi. Fakat O, rızkı dilediği ölçüde indirir. Şüphesiz O, kullarından hakkıyla haberdardır ve onları hakkıyla görendir. (Şura 42/27)”

Fakirlerin, zengin mallarına bakıp haset etmesi ve dünya süsüne aldanması doğru değildir. Doğru olan, mevcut rızıkla yetinip Allah yolundan ayrılmamak ve sabrederek imanı her geçen gün arttırmak ve Rabbinden nimet ve rızkı beklemektir. Lakin tevekkül etmek bir köşede oturup beklemek değil, elinden geleni yapıp sonrasında Allah’a güvenmek ve O’ndan beklemektir. Yoksa kahve köşelerinde bekleşip amelsiz ve emeksiz vaziyette rızık ummak cahilliktir.

“Onlardan bazı kesimlere, kendilerini sınamak için dünya hayatının süsü olarak verdiğimiz şeylere gözünü dikme. Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha kalıcıdır. (Ta’ha 20/131)”

Gerçek mü’minler Allah’ın kendilerine rızık olarak verdikleri şeylerden Allah yolunda harcayan kimselerdir. Çünkü onlar rızkın bir emanet olduğunu bilir, muhtaçların kendi din kardeşleri olduğunu idrak eder ve rızık ve nimetin bir imtihan vesilesi olduğu bilinciyle paylaşırlar. Böyle yaparak hem Rablerinin rızasını kazanmaları umulur hem de dünya ve ahirette inşallah sonsuz huzura ererler. Çünkü bu davranışları Allah’ın ayetlerine itibar etmelerinin, iman edenleri kardeş görmelerinin, hayırlara gönüllü olduklarının, yüreklerinde içten Allah sevgisini yaşattıklarının delilidir. Bize şah damarından yakın olan Allah niyetimiz gerçekten samimi ve düzgünse amelimizi karşılıksız bırakmayacaktır. Çünkü O bizi bizden iyi bilen, adaleti tam ve merhametli olandır. Mü’minler aynı zamanda paylaşarak ve iyilikte bulunarak işledikleri küçük günahlardan da inşallah kurtulacaklarını umarlar.

“Onlar, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperen, başlarına gelen musibetlere sabreden, namazı dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayan kimselerdir. (Hac 22/35)”

“Şüphesiz, Allah’ın kitabını okuyanlar, namazı kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden, gizlice ve açıktan Allah yolunda harcayanlar, asla zarar etmeyecek bir ticaret umabilirler. (Fatır 35/29)”

“Eli geniş olan, elinin genişliğine göre nafaka versin. Rızkı dar olan da, Allah’ın ona verdiğinden (o ölçüde) harcasın. Allah, bir kimseyi ancak kendine verdiği ile yükümlü kılar. Allah, bir güçlükten sonra bir kolaylık yaratacaktır. (Talak 65/7)”

“İşte onların, sabredip kötülüğü iyilikle savmaları ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcamaları karşılığında, mükâfatları kendilerine iki kez verilecektir. (Kasas 28/54)”

“Mü’minler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. O’nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler. Onlar namazı dosdoğru kılan, kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayan kimselerdir. (Enfal 8/2,3)”

“Onlar, korkarak ve ümid ederek Rablerine ibadet etmek için yataklarından kalkarlar. Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de Allah için harcarlar. (Secde 32/16)”

“Rabbinden sana indirilenin gerçek olduğunu bilen kimse, (onu bilemeyen) kör gibi olur mu? (Bunu) ancak akıl sahipleri anlar. Onlar, Allah’a verdikleri sözü yerine getiren ve sözleşmeyi bozmayanlardır. Onlar, Allah’ın riâyet edilmesini emrettiği haklara riâyet eden, Rablerine saygı besleyen ve kötü hesaptan korkanlardır. Onlar, Rablerinin rızasına ermek için sabreden, namazı dosdoğru kılan, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli olarak ve açıktan Allah için harcayan ve kötülüğü iyilikle ortadan kaldıranlardır. İşte bunlar için dünya yurdunun iyi sonucu vardır. Bu sonuç da Adn cennetleridir. Atalarından, eşlerinden ve çocuklarından iyi olanlarla beraber oraya girerler. Melekler de her bir kapıdan yanlarına girerler (ve şöyle derler): “Sabretmenize karşılık selâm sizlere. Dünya yurdunun sonucu (olan cennet) ne güzeldir!” (Ra’d 13/19-24)

“(Dünyalık olarak) size her ne verilmişse, bu dünya hayatının geçimliğidir. Allah’ın yanında bulunanlar ise daha hayırlı ve kalıcıdır. Bu mükâfat, inananlar ve Rablerine tevekkül edenler, büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınanlar, öfkelendikleri zaman bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namazı dosdoğru kılanlar; işleri, aralarında şûrâ (danışma) ile olanlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcayanlar, bir saldırıya uğradıkları zaman, aralarında yardımlaşanlar içindir. (Şura 42/36-39)”

İnfakların durumu

İnfakları yani gizli veya açık, mal veya para ile yapılan maddi yardımları veya manevi yardım ve destekleri başa kakmamak lazım gelendir.

“Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak bitiren ve her başakta yüz tane bulunan bir tohum gibidir. Allah, dilediğine kat kat verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir. Mallarını Allah yolunda harcayan, sonra da harcadıklarının peşinden (bunları) başa kakmayan ve gönül incitmeyenlerin, Rab’leri katında mükâfatları vardır. Onlar için korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de. Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden gönül kırma gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah, her bakımdan sınırsız zengindir, halîmdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir). Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı hâlde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın.

Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan ve maruz kaldığı şiddetli yağmurun kendisini çıplak bıraktığı bir kayanın durumu gibidir. Onlar kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah, kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez. Allah’ın rızasını kazanmak arzusuyla ve kalben mutmain olarak mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yüksekçe bir yerdeki güzel bir bahçenin durumu gibidir ki, bol yağmur alınca iki kat ürün verir. Bol yağmur almasa bile ona çiseleme yeter. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir. (Bakara 2/261-265)

Allah yolunda harcamayanların durumu hem bu dünyada hem ahirette pek zordur. Çünkü Allah’ın emrini inkâr edenler zalimlerdir ve zalimlerin ahiret mekânı bellidir. Rızkı kullarla paylaşmaya gönüllü olmayanlar öncelikle Allah’ın emrine karşı geldikleri için günah işlemektedirler. Dahası amelleri onların ahiret yurdundan ziyade bu dünya geçimliklerine önem verdiklerinin bir göstergesidir ki sonucundan ahiretten nasip aramadıklarına delildir. Muhakkak ki hakkı olanlara dağıtmayıp kendilerine sakladıkları ve çarçur edip lüks ve şatafat ile israf ettikleri mal ve paralar nedeniyle hakkı olduğu halde alamayan fakirlerin işleyeceği potansiyel suç ve günahlardan da aynı zamanda zenginler suçlu olacaktır.

“Onlara, “Allah’ın sizi rızıklandırdığı şeylerden Allah yolunda harcayın” denildiği zaman, inkâr edenler iman edenlere, “Allah’ın, dilemiş olsa kendilerini doyurabileceği kimselere mi yedireceğiz? Siz ancak apaçık bir sapıklık içindesiniz” derler. (Yasin 36/47)”

“Ey iman edenler! Hiçbir alışverişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı kıyamet günü gelmeden önce, size rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayın. İnkâr edenler ise zalimlerin ta kendileridir. (Bakara 2/254)”

“Allah’a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez. Bunlar cimrilik eden, insanlara da cimriliği emreden ve Allah’ın, lütfundan kendilerine verdiği nimeti gizleyen kimselerdir. Biz de o nankörlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır. Bunlar, mallarını insanlara gösteriş için harcayan, Allah’a ve ahiret gününe de inanmayan kimselerdir. Şeytan kimin arkadaşı olursa, o ne kötü arkadaştır. Bunlar, Allah’a ve ahiret gününe iman etselerdi ve Allah’ın verdiği rızıktan (gösterişsiz olarak) harcasalardı, kendilerine ne zarar gelirdi? Allah, onları en iyi bilendir. (Nisa 4/36-39)”

Allah’ın verdiği rızıklardan gizli ve açık harcamak bir lütuf değil farzdır. Zenginin muhtaç ve fakirlerle paylaşması bir Allah’ın bir emridir ve bu emir maddi sınavın önemli sorularından biridir. Çünkü Allah zenginin fakire ve muhtaca yardımını isteğe bağlı kılmamış farz olarak emretmiştir.

İster zekât, ister sadaka ve infak şeklinde olsun yapılan tüm yardımlar din ulemasınca belirlenmiş miktarlardan az olmamalı, fazlasıyla yapılmaya çalışılmalıdır. Nihayetinde elde tutulan emanet malın “sorumluluğu” çok fazladır ve dağıtılmadığı sürece de cezaya müstahaktır.

“İnanan kullarıma söyle, namazı dosdoğru kılsınlar, hiçbir alışveriş ve dostluğun bulunmadığı bir gün gelmeden önce kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda gizlice ve açıktan harcasınlar. (İbrahim 14/31)”

Nimet ve rızıklar bol verilip ikram olununca da, az verilip kul denenince de imtihanın bir parçasıdır. Az nimet ve rızıkta şükretmeyen ve sabretmeyen, bol rızıkta şükretmeyen kendi sonunu kendisi hazırlar. İnsan aceleci ve nankördür. Bol rızkı kendisi kazandı sanır, az rızıkta Rabbini cimrilikle suçlar. Oysa cahil kullar bilmez ki sabır da şükür de imtihanın birer parçasıdır.

“Şüphesiz Rabbin, gözetlemededir. İnsan ise; Rabbi onu deneyip de kendisine ikramda bulunduğunda, ona bol bol nimetler verdiğinde, “Rabbim bana ikram etti” der. Ama onu deneyip rızkını daraltınca da, “Rabbim beni aşağıladı” der. Hayır, hayır! Yetime ikram etmiyorsunuz. Yoksulu yedirmek konusunda birbirinizi teşvik etmiyorsunuz. Haram helâl demeden mirası alabildiğine yiyorsunuz. Malı da pek çok seviyorsunuz. Hayır, yeryüzü (kıyamet sarsıntısıyla) parça parça olup dağıldığı zaman, Rabbinin buyruğu ve saf saf dizilmiş olarak melekler geldiği ve o gün cehennem getirildiği zaman, işte o gün insan (yaptıklarını birer birer) hatırlar. Fakat bu hatırlamanın ona nasıl faydası olacak!? “Keşke bu hayatım için önceden bir şey yapsaydım” der. Artık o gün, Allah’ın edeceği azabı kimse edemez. Onun vuracağı bağı kimse vuramaz. (Fecr 89/14-26)”

“Kimdir Allah’a güzel bir borç verecek o kimse ki, Allah da o borcu kendisine kat kat ödesin. (Rızkı) Allah daraltır ve genişletir. Ancak O’na döndürüleceksiniz. (Bakara 2/245)”

Allah’ın verdiği daraltılmış rızka tahammül edemeyip, bol rızka ve paraya ulaşmak için haram yollara müracat edenlerin sonu bu dünyada da ahirette de vahimdir! Böyle yapan kul imtihanı geçememiş, rızkı beklemekte aceleci davranmış, ilahi iradeye karşı gelmiş ve şeytana uymuş demektir.

“Yaptıklarına bir karşılık ve Allah’tan caydırıcı bir müeyyide olmak üzere hırsız erkek ile hırsız kadının ellerini kesin. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. Her kim de işlediği zulmünün arkasından tövbe edip durumunu düzeltirse kuşkusuz, Allah onun tövbesini kabul eder. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. (Maide 5/38,39)”

“Ey Peygamber! Mü’min kadınlar, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, hiçbir iyi işte sana karşı gelmemek konusunda sana biat etmek üzere geldikleri zaman, biatlarını kabul et ve onlar için Allah’tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. (Mümtehine 60/12)

Fakirlikle veya zenginlikle yaşamak birer ölçü ve imtihan vesilesi iken, Yüce Allah rızkın paylaşılmasını emrederken zenginin rızkı vermemesi, fakirin rızkı başkalarından umması ve rızık uğruna haram yollara müracat etmesi içler acısı durumdur ve cezaya müstahaktır. Tüm mahlûkatı rızıklandıran mutlak hâkim Yüce Allah’ın emirlerine, Kur’an ayetlerine karşı gelmekten sakınmayanların sonu da hüsrandır.

“De ki: “Sizi gökten ve yerden kim rızıklandırıyor? Ya da işitme ve görme yetisi üzerinde kim mutlak hâkimdir? Ölüden diriyi, diriden ölüyü kim çıkarıyor? İşleri kim yürütüyor?” “Allah” diyecekler. De ki: “O hâlde, Allah’a karşı gelmekten sakınmayacak mısınız?” (Yunus 10/31)”

“Ey insanlar! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Allah’tan başka size göklerden ve yerden rızık veren bir yaratıcı var mı? O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O hâlde nasıl oluyor da haktan döndürülüyorsunuz? (Fatır 35/3)”

Mü’minler kendisine, ailesine, etrafına ve tüm ilişkide olduklarına, toplumlarına izah ve ikna etmelidir ki; Allah’ın emirlerine uymayanların çoğunlukta olduğu bir toplulukta azap sadece zulmedenlere dokunmakla kalmayacak, zulme sessiz kalanlara da dokunacaktır!

Medeti Allah’tan değil kişilerden umanlar dikkat etmelidir ki o kişiyi Rab edinmişler demektir!

“Sadece içinizden zulmedenlere erişmekle kalmayacak olan bir azaptan sakının ve bilin ki Allah, azabı çetin olandır. (Enfal 8/25)”

Unutulmamalıdır ki; Nimetlerden herkes sorguya çekilecektir.

Bu yazıyı okudunuz mu?

vicdan

Vicdan Allah’ın kalplere koyduğu adalet terazisidir

Vicdan Allah’ın kalplere koyduğu adalet terazisidir Vicdan kalp sesidir. Dinleyene de dinlemek istemeyene de aynı ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

15 − = 13