Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Farz zaruri sünnet nasiptir
imanilmihali.com
Farz zaruri sünnet nasiptir

Farz zaruri sünnet nasiptir

Farz zaruri sünnet nasiptir

Yüce Allah’ın dini İslam, Kur’an’dadır, nass iledir. Hz. Peygamber dahi dini Kur’an’dan öğrenmiştir ve Kur’an, insandan önce yaratılmıştır.

“Rahmân, Kur’an’ı öğretti. İnsanı yarattı. Ona beyanı (düşünüp ifade etmeyi) öğretti.” (Rahman 55/1-4)

Müslüman olmak, dinin gereklerini yerine getirmekle mümkündür ve İslam’ın şartları asla beş ile sınırlı değil, tüm nasslardır. Bu da demektir ki nassları kabul edip eda etmek, dinin buyurduğunu yapmak ve dine tabi olmaktır.

Sünnet, Muazzez Peygamberimizin, risaleti ile elçilik görevi yaptığı mukaddes bir görevin hayata yansıması, yaşayarak gösterilmesi, örnek olunması, açıklanmasıdır. Yani sünnetin tamamı da Kur’an’a uygundur ve Hz. Peygamber Kur’an’ın tartışma üstü örneğidir. Kur’an ahlakının yaşayan simgesi olan Rahmet Peygamberi’ne atfedilen söz ve davranışlar bu nedenle Kur’an’a aykırı olamaz, aykırıysa hurafedir, rivayetten ibaret demektir.

Nassların farz olması demek, yapılması mecburi olan demektir ki terki durumunda cezası büyük, inkarı halinde dinde kalmak mümkün değildir. Sünnet ise yapılması halinde sevabı olan ama terki halinde cezası olmayan ve dinden çıkartmayandır. Bu aradaki fark ise bize dinin tek sahibinin Allah olduğunu anlatır.

Vacip ise müteşabih ayetlerin yorumlarından kaynaklanan farklılıkların her biridir ve kesin nass olmadığı için bu yorumlardan herhangi birine tabi olmak kafidir. Vacibin yapılması sevap, terki günahtır, inkarı sadece o yoruma ise zararsız, tümüneyse zararlıdır.

Müslüman, farzları eda etmekle mükellef, vaciplere (yorumların herhangi birine) uymakla görevli, sünnetleri yapmakla bahtiyardır. Örnekleyecek olursak; namaz kılmak, zekat vermek farz, kurban kesmek, bayram namazı kılmak vacip, sünnet namazları kılmak sünnettir.

Allah’ın nassları ise muhkem ayetlerle bildirilen tüm emir ve yasaklar, tüm sınırlardır ki helal ve haramlar, sevap ve günahlar bu daire içindedir. Bunlarda ihmal, unutma, hata elbet olacaktır ama inkar mümkün değildir.

Vacip ve sünnet ise, farzlara ilaveten eda edilen ‘Allah rızasına’ ve ‘şefaate’ mazhar olmaya yardımcı niyet ve amellerdir ki ibadetten amele, ahlaktan hayra kadar herşey buna dahildir.

Farz zaruri sünnet nasiptir çünkü ömür kısa, beşeri telaşlar fazla, insan zayıftır. Tüm farz, vacip ve sünnetleri yerine getirmek, bunlarda hata yapmamak ise mümkün değildir. Ecele dek ömür ise kısadır ve sınavın daha pek çok alanı vardır ki ahlak ve salih amel bunlara örnektir.

Tamamı yapılamayacak kulluk ve ibadet görevlerinin öncelik sırası ise önce farzlar, sonra diğerleridir ve Allah önce ve mutlaka farzlardan soracaktır. Namazın kazasında sadece farzların kılınması da bu yüzdendir.

Bu ibare vacip ve sünnetin terki demek asla değildir. Aksine mü’min nafile ibadetler dahil, imkan ve zaman buldukça tüm gereklere gönlü açık olan, boş işlerle uğraşmaktansa ibadet ve zikirle meşgul olandır.

Sünnetlerdeki tehlike ise özellikle hadislerdeki rivayet ve israiliyat riskidir. Şeytan dini olan şirk Kur’an’a sızamadığı içindir ki (Kur’an Allah himayesindedir ve asırlarca el değmeden durmaktadır) sünnetlere sızmaya meyillidir. Bu önce bazı kimselerin de günahsız sayılması suretiyle başlayan, sonra onlar ağzından Peygambere atfedilen yalan ve uydurmalarla devam eden, sonra dine nass gibi sokulmaya çalışılan şeylerdir ve özellikle tefsir ve meallerdeki israiliyata bu nedenle dikkat etmek gerekir.

Arapçılık, üstün ırk tezine dayanan, Arapça’yı kutsallaştırırken mesajın kutsallığını kaybetmeye sebep olan bir başka tehlikedir ki hem İsrailiyat hem Arapçılık Emevi zulmünün eseri olarak evvela sünneti hedef alır.

Yüce Allah kendi sözünden güzel ve doğru söz kabul etmez ve kullarını da kendi kelamına çağırır.

Bu nedenle asıl olan farzları eda etmek, diğerlerini seçerek, akla ve kalbe danışarak, Kur’an süzgecinden geçirerek hayata sokmaktır. Bu yapılmazsa mesela cennete sadece Arap olanların gireceğine dair hadis doğru kabul edilir, mesela Peygamber aşırı yüceltilerek (Allah korusun) ilahlık mertebesine yükseltilir, din adına hüküm verme yetkisine sahip kılınır ve yine (Allah korusun) sünnetin ayetleri nesh etmesine fırsat tanınır.

O halde mü’min, en yüce fetva makamı kalbe danışarak doğru yolu bulmalı, ayetlerin açıklama, izah ve örneği demek olan sünneti öğrenmeli, Peygamberi örnek almalıdır. Lakin sınav Kur’an iledir, din sadece Allah’Indır ve Kur’an’a tabi olmayanların dahi hesabı Kur’an iledir.

En büyük şefaatçi Kur’an ve inşallah Hz. Peygamberdir. Lakin bunun tek şartı şefaat dilenecek ve hakkında şefaat isteneceklerin Allah RIZASINA mazhar olmasıdır.

Allah rızasına mazhar olabilmek ise Kur’an’ı anlamak, kabullenmek ve hayata yansıtmak iledir.

Farzlar müslümanın Allah’a borcudur. Sünnet ise rahmet Peygamberinin örnek hayatından kopya çekmek, O’ndaki irfana ulaşmayı denemektir.

Son söz Farz zaruri sünnet nasiptir çünkü nasiplik zamana, imkana, kabiliyete, mevki ve servete, yaşa ve cinse, örfe ve kamuya, yasaya ve akla dayalıdır. Yani sünnet her zaman mümkün değildir ve öncelik daima farz olan Allah emirlerindedir.

Sünnetin de Kur’an istikametinde olacağı açıktır ama hesap evvela nasslardan olacaktır.

Zaman ve şartlar müsait olduğu sürece vacip ve sünnetlere de icabet etmek, mü’minin şiarıdır ve farzlara öncelik tanımak sünneti terk asla değildir.

Rabbim tüm farz, vacip ve sünnetlerinizi kabul eylesin. Amin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Hz. Hüseyin neden şehit oldu

Hz. Hüseyin neden şehit oldu

Hz. Hüseyin neden şehit oldu Hz. Hüseyin ve Kerbela şehitleri sadece İslam’ın değil aynı zamanda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir