Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Farzları bırakıp sünnete sarılmak
imanilmihali.com
Farzı terk edip sünnete sarılmak

Farzları bırakıp sünnete sarılmak

Farzları bırakıp sünnete sarılmak

Farz; Yüce Rabbin yapmamızı kesin olarak istediği ve emrettiği şeylerdir. Bu kapsamdaki emirler yapana sevap yapmayana günah kazandırır. Dinen en güçlü emirler farzlardır ki inkârı küfürdür. Farzlar kişinin kendisinin yapması gerekenler (farz-ı ayn) ve toplumda bazılarının yapması yeterli olanlar (farz-ı kifaye) olarak ikiye ayrılır.

Farzlardan sorumlu olmak için mükellef olmak yani buluğ (dinen reşit) olmak, akli ve bedeni olarak (yani maddi ve manevi olarak) mazeretsiz olmak şartı gereklidir.

Vacip; farz ile sünnet arasında bir terim olup farz kadar kuvvetli olmayan ancak yapılması istenen işlerdir. Bayram Namazları, Vitir Namazı, Kurban Kesmek vacip ibadetler arasındadır.

Farzı inkâr eden kimse dinden çıkar, vacibi inkâr eden kimse dinden çıkmaz ama günah işlemiş olur. (Doğrusunu Allah bilir) Örneğin; namazın vaciplerinden herhangi birinin terkedilmesi namazı bozmaz. Namazın vaciplerinden biri sehven terkedilmişse sehiv secdesi yapmak gerekir. Eğer kasten terkedilmişse, namazın iade edilmesi yani yeniden kılınması gerekir.

Sünnet ise; Hz. Peygamber’in devamlı olarak yaptığı, söz ve davranışları ile işaret ettiği, sakındığı veya teşvik ettiği ve bir mazeret olmaksızın terk etmediği farz ve vacip olmayan şeylerdir.

Farzlar; Yüce Allah emri olduğundan, Kur’an’da yer aldığından ve iman, ibadet ile İslam’ın vazgeçilmezi olduğundan önemlidir, yapılması gerekendir. Zaruret halinde kazası bazen mümkünse de yerine getirilmesi zorunludur.

Farzları sadece 32 veya 54 farz ile basitleştirmek ise yapılacak en büyük haksızlıklardandır. Keza Yüce Rabbin farzları sadece iman, namaz, abdest, ibadet ile alakalı değildir. 32 farz ile ifade edilmeye çalışılan, dinin komple tasarımı değil maddelenmiş vaziyette ve daha ziyade şekli olarak dini çerçevelemeye çalışan bir kurallar bütünüdür.
Ama Kur’an 32 farzdan çok daha fazlası ve detaylısıdır.

Farzları terk etmemek, vacip ve diğerlerini yerine getirmeye çalışmak gerekir. Bunun içinde öncelikle dini terimleri tam manası ile anlamak ve farklarını bilmek gerekir ki toplumun bugün yaşadığı kaos bu bilinmediği içindir.

Söz gelimi Kur’an okumak, Kur’an’ı anlamaya ve tanımaya çalışmak meşhur farzlar arasında yoktur. Ahlaklı olmak farz değil sünnet mahiyetine sokulmuştur. Mazeretler ve buluğ olma bahsi farzlar arasında yer almamaktadır ve sözgelimi imana ait farzlar birer kelime ile özetlenmiştir.

Namaz ve abdest ile alakalı olanlar daha ziyade şekli olduğu ve toplumda yerleştiği üzere nispeten daha anlaşılır ve uygulanır haldedir. Yani namaza niyet eden kişi öğrendiği şekilde abdestini alır ve namazını kılar. Ama iman, ahlak gibi şekilsel olmayan hususlarda toplumun değer yargıları, gelişmişlik durumu ve alışılagelmişlikler farklılık arz eder. Oysa farzların tatbiki Kur’an’da yazılıdır.

Kutsal kitaplara iman ediyorum demek kalp ile tasdik ve dil ile ikrar mıdır Yüce Rabbim bilir! Ama toplumun büyük kesiminin imandan anladığı ne yazık ki imanın altı şartına -sadece- inanıyorum demektir.

İmanın farzlarının terki kulu cehenneme götürür. Kur’an’da yazılı farz mahiyetindeki ahlaki vasıfların, toplumsal hayatın vazgeçilmezi dürüstlük, fedakârlık, yardımlaşma, paylaşma ve tevazu gibi ahlaki emirlerin terki kulu yine cehenneme götürür.

Farzları tatbik etmek, pek çok beşeri meselenin başıyken ve Kur’an’da yazılı emirlerin tamamı farz kabilindeyken zordur. Zordur çünkü delilli ve ispatlıdır. Zordur çünkü kalp ile desteklenmek ister, riya ve gösterişe mahal vermez.

Zordur çünkü kıyafet, söz, mücevherler ile değil doğrudan tutum ve davranışlarla alakalıdır. Zordur çünkü o farza göre yaşamayı gerektirir.

Ancak cennete, farzları yerine getirenler, farzların tamamını anlayıp yaşamına rehber edinenler girecektir. Peygamberlere iman etmenin mahiyetini bilemeyen, manasını düşünmeyen, Allah’ın birliğini kalbi ile tasdik etmeyenler söz ile ifa etseler de yeterli olmayacaktır. Allah’ın dinin tevhid dini olduğunu, tüm Peygamberlerin seçilmiş üstün beşerler olduğunu, Allah’ın dininin değişmediğini anlayamayanlar Peygamberlere iman etmiş sayılabilir mi?

Ahlak ve iman detayları ile ilgili konuların Kur’an hükmü yerine yani farz sayılmayıp daha ziyade rivayet, hadis ve sünnetlere dayandırılması maksatlıdır. Arapçaya gömülü İslam başını kaldıramaz haldeyse Kur’an okunmadığı ve anlaşılmadığı içindir. Daha namazda okuduğu surenin mealini bilmeyen bir Müslümanın İslam’a katkısı ne kadar olabilir? İmanının derinleştiremeyen ve ahlaklı yaşamayı farz kabul etmeyen (sünnet sayan) bir toplum ne kadar başarılı ve refah olabilir?

Kur’an bir hatim kitabı, ölülere okunacak bir dua kitabı değildir. Kur’an hidayet rehberi, yol gösterici ve en büyük şefaatçidir. Ayetlerde geçen iman ve ahlak gibi manevi vasıfları sünnetlere havale etmek bu yüzden başta Kur’an’a haksızlıktır.

Sünnete sarılmak kolaydır. Ahlak ve imanı sünnete havale etmek kolaydır. Çünkü bu sayede oluşturulan algı kulu fazla korkmaya, özenle uzak durmaya teşvik etmez. Şekli bir iki oynamayla kul sünnete bürünüverir. Dahası toplumda sünnetin manası gereği ahlaksızlık sergileyenlere bakış farzı terk edene bakıştan farklıdır. Oysa ahlak ve imana ait farzları terk edenler ateşin ilk misafirleri olacaktır.

Cemaatin tepkisi farzı terk eden ile sünneti terk edene bir midir?

Ahlaki ve imani farzları sünnete havale edenler bizzat ahlaksızlığı yaşam tarzı edinenler değil midir?

Sözün kısası; farz Yüce Rabbimizin emirleridir ve Allah’ın farzları sadece 32 tane değildir. Bunları terk edenin akıbetini Rabbimiz bilir ama inkârı küfürdür. Ama farzların bazılarını yok saymak, bazı farzların derecesini farzdan sünnete düşürmek dine hakarettir.

Farzı terk edip sünnete sarılmak ise şekilcilik ve gösterişten öte bir şey değildir.

Çünkü sünnet ve cemil cümle Hz. Peygamberimizin her bir söz ve davranışı Kur’an’a göredir (zaten aksi düşünülemez) ve ayetleri veya emirleri açıklar vaziyettedir. Böyleyken esas olan Kur’an’dır. Ve Kur’an’ın her emri farzdır.

Peygamberimiz rehberimizdir, söz ve davranışları bizim için emir kipindedir ve O’nun asla yanlış yapmayacağını biliriz. Ama sorun O’nun söyledikleri ve yaptıkları değil, zaman içinde bazılarının bu söz ve davranışların naklinde yaptığı küçük oynamalardadır.

Dahası dini bölmek adına mezhepleri, tarikat ve cemaatleri teşkil ve teşvik edenler Peygamberimizin söz ve davranışlarını aksettirirken ufak değişiklikler yapmaya kendilerini haklı bile bulmuşlar ve mazeret olarak kamu yararı gibi şeyleri bahane etmişlerdir.

Zamanla pek çok sünnet, içtihad, istişare ve rivayetler değişebilir ama Kur’an değişmez.

Kur’an kıyamete kadar dik kalacak kale surudur ve O’na sığınıp güvenenler bedbaht olmayacaktır. Ama onu terk edenleri hali nicedir.

Müslümanlık sadece sakalla, elbiseyle, başkaca maddi sembollerle değil kalp ile salih amel ile iman ile olur.

Hırsızlık yapmamak, ölçüde tartıda hile yapmamak, kibirlenmemek, zulmetmemek, hak yememek, komşusu açken tok yatmamak…. Kur’an’ın farzlarındandır. Yine imanın tahkiki, detayı, her bir iman vesilesinin vasfı, kıssası ve mahiyeti Kur’an’ın farzlarındandır.

O halde bu farzları da terk etmemek gerekir.

Sünnetler sahih ve Kur’an’a uygun olduğu müddetçe başımızın tacıdır ama önce Kur’an gelir.

Kur’an’ın farzlarını terk edip sünnete sığınan ise ateşlere odun olur.

Farzları bırakıp sünnete sarılmak

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir