Anasayfa / ALLAH (cc) / FERMAN ALLAH’INDIR
imanilmihali.com
Din Allah’ındır

FERMAN ALLAH’INDIR

“Zalim oldukları hâlde, mühlet verdiğim, sonra da kendilerini azabımla yakaladığım nice memleket halkları vardır. Dönüş yalnız banadır.” (Hac 22/48)

FERMAN ALLAH’INDIR

“…Allah, o zalimleri hakkıyla bilendir.”(Bakara 2/95)

“Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor.” (İbrahim 14/42)

“Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir.” (Ahzab 33/72)

İyi ve kötü, hayır ve şer, yalan ve gerçek, tek ve çift, alt ve üst, yaş ve kuru, erkek ve dişi, kıtlık ve bolluk, karanlık ve aydınlığın içiçe olduğu bir hayatı bahşeden Yüce Allah’ın adıyla.

Kadere ve kazaya iman etmek demek kadercilik veya başka deyişle her şeyi kadere bağlamak değildir. Kader muhakkaktır ve kaza onun bir yerde hayata geçiş şeklidir ve bunda Yüce Allah’ın sonsuz kudret ve ilmi tek egemendir lakin kulun iradesi niyetidir ve ortaya konan bu niyet sorumluluk doğuracak tarzda kulu yaptıklarının ceza veya mükâfatına katlanmayı gerektirir.

Bazı şeyler ise kulun rıza veya iradesine bağlı olmaksızın sadece Yüce Allah’ın dilemesiyle olur ki yağmur, bitkiler, kelebekler, anne şefkati, güneşin doğması hep bundandır. Tüm kainatın ve tüm hayatların tek maliki Yüce Allah’tır. O’nsuz ne bir çekirdek çatlar, ne bir dişi gebe kalır. Ama kula has tercihler kâinattan ziyade özellikle kendisi ve yakın çevresiyle alakalı hususlarda önce kulun dilemesi ve Allah’ın rıza gösterip güç vermesiyle gerçekleşir. Yani kul istemeden başına gelmez ama isterse Yaratan’ın verdiği güçle o şey bir şekilde gerçekleşir ve kul niyet edip istediği için de sonucundan sorumlu olur. O şey iyiyse sevap, şerse günah kazanır.

Oku atmak isteyen kul niyet eder ve Yüce Allah rıza gösterir ve güç verirse o ok atılır. Kul sonucundan sorumlu olsa da oku atan Yüce Allah’tır.

“…Zalimlerden korkmayın, benden korkun. Böylece size nimetlerimi tamamlayayım ve doğru yolu bulasınız.” (Bakara 2/150)

Zalimlere bile zulmetme gücünü veren Allah’tır. Yoksa hiçbir kul değil zulüm art niyet bile taşıyamaz. Yüce Allah hidayeti dilediğine verir. Dileseydi herkese verir ve yeryüzünde kötülüğün olmasına izin vermezdi. Böyledir çünkü hayat bir sınavdır ve sınavda soru o zalimin zulmetmesi karşısında kulların vereceği karşılıklardır. Bu karşılıklar arasında yapılacak seçimler ise en üstte sıralanan karşıtlıklar arası tercihlerdir.

İnsan ömrü bu tercihlerle şekillenen bir yoldur ve nereye çıkacağı bize bağlıdır. Karşımıza çıkan sorun veya meseleler ile Allah’ın iradesi ile başımıza gelenler bu yolda bizi tercih yapmaya zorlar ve yolumuz buna göre şekillenir.

Zalim kendisine bahşedilen gücü Firavun misali fazlasıyla önemseyerek o güce tapar hale gelir ve bir süre sonra kendisini ilahlaştırır. Bir kulla kıyaslanmak bir yana yeryüzünün tek hâkimi olur adeta ve kendisine karşı koyanları da etkisiz hale getirir veya yok eder. Yerin hâkimi, hukukun ta kendisi, gücün timsali, mahiyetinin sahibi oluverir. Emirler verir, kararlar alır, canlar alır, canlar bağışlar.

Kendisine firavun, padişah, kral denir. Şaşalı bir yaşam sürer, kendisine bahşedilen rızk yetmez gibi başkalarının rızkına da el atar ve dilediğine merhamet, dilediğine işkence etmeye başlar. Erkek çocuklarını öldürtür, kızları sokaklara salar, mahiyetine ölmeyecek kadar yaşaması için yiyecek tahsis eder, kararları kendisi verir ama genelde acı ve öfkenin gölgesinde zulmeder.

Mahiyeti ondan korkar doğal olarak. O’na muhtaçtır, Onsuz hayatta kalamam diye korkar. İki tercihi vardır; teslim olmak ve ona taparak yoldan çıkmak ama yaşamaya devam etmek, ya da direnmek ve onurlu bir şekilde ama biraz acı çekerek ölmek. Dünya penceresinden bakılınca acı çekerek ölmek yerine yoldan çıkmak ama yaşamaya devam etmek mantıklı görülse de doğru cevap o değildir. Doğru cevap ahiret penceresinden ve iman gözüyle bakınca görünendir.

“Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ederlerse, babalarınızı ve kardeşlerinizi bile dost edinmeyin. İçinizden kim onları dost edinirse, işte onlar, zalimlerin ta kendileridir.” (Tevbe 9/23)

Yüce Allah ölüm tehdidi altında mahsustan “imandan çıktım” sözüne müsaade etmiştir. Yoksa sahabeden belki de kimse hayatta kalamazdı. Ama mahsustan ve geçici olarak. Akabinde hemen tövbe etmek ve imanın gönülden zedelenmediğine kefil olmak şartıyla.

Bu baskı ve zulümün en aşırı olduğu durumda yapılabilecek bir hal tarzıdır. Korkunun zirve yaptığı, ölümün köprücük kemiğine dayandığı anda.

Teslim olup yaşamaya devam etmenin haysiyetsiz ve basiretsizliği bir yana Allah katında karşılığı şirk’tir. Ve şirk başkasının korkusuyla ya da başkasının isteğiyle dini esaslara başkaca yön vermek, özetle Allah’ın yanına başkaca ortaklar eklemektir ki affedilmeyecek suçlardandır.

Direnmek; acı dolu iki saniyelik bir ölüm getirecek olsa da onur ve şerefle belgelenecek, Allah’ın izniyle şehitlikle ödüllendirilecek ve cennet kapılarını sonuna kadar açacak bir yüceliktir.

Zalime karşı koymamak, zalimle bir olmak, zalimin yaptıklarına ses çıkarmamak onunla aynı kaderi paylaşmaktır. O yaptığının karşılığını görür ama ben o denli kötü şeyler yapmadım, Allah beni affeder demek baştan sona yanlış bir kandırmacadır. Aksine itaat edenin cezası aynı zulmeden gibidir ve yerleri hep birlikte ateştir.

Çünkü zulmeden iradesiyle ihanetini ve isyanını ortaya koyar, Allah azmasına müsaade eder ve ona güç ve saltanat verir, o azar ve zulmeder. Mahiyeti veya halkı ona uydukça daha çok azar ve güçlenir. Güçlendikçe sınır tanımaz, Allah tanımaz, kural tanımaz olur. Diktatörler misali kendisine yandaşlar arttıkça baskı ve zulmün katsayısı da artar. Zalim kendisine tapanlara zararı dokunmasa da diğerlerine kahredici zulmünü uygular. Acı çeken mazlumların ahı sadece zulmedene değil o zulme müsaade edip destekleyenlerededir. Allah’ın da, Peygamberlerin de, Meleklerin de, tüm insanların da laneti işte bu zalime ve ona destek verenleredir.

“Kim Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalimdir? İşte bunlar, Rablerine arz edilecekler ve şâhitler de, “Rablerine karşı yalan söyleyenler işte bunlardır” diyeceklerdir. Biliniz ki, Allah’ın lâneti zalimler üzerinedir.” (Hud 11/18) Zalime zulmetme yetkisini veren, başı ve sonu bilen Allah’tır. Kötülüğün ve işkencenin yeryüzünde kol gezmesine müsaade etmesinin nedeni musibetler ile insanların doğru yolu bulmalarını dilemesi ve o zulüm altında yapacakları tercihlerle cennetine pek çok aday seçme isteğidir. Yoksa Yüce Allah kimsenin kılıç kullanmasına gerek kalmadan bir sözüyle en kuvvetli orduları yerle bir etmeye kafidir. Firavunun hakkından gelmek ise çok daha kolaydır. Ama Allah ona riayet etmeyecek cennetlik kullarına bir şans vermekte, gerçekten iman edenler ile sahte müminleri – münafıkları- ayırt etmek istemektedir. Delilli, ispatlı ve şahitli olarak!

“İşte biz, kazanmakta oldukları günahlar sebebiyle zalimlerin bir kısmını diğer bir kısmına böyle musallat ederiz.” (En’am 6/129)

Fani dünyada birkaç ay daha fazla yaşamak, paraya para katmak, altın sırçalı saraylarda zevk ve sefa içinde nefes almak değildir yaşamak. Yaşamak; kul olmanın bilinciyle doğru yoldan ayrılmama isteğidir. Baki hayat tahmin edilenden çok daha yakın ve müjdelidir. Ama bu müjde dünya hayatında Allah’tan vazgeçmeyenlere aittir. Allah’tan vazgeçip zalime pes diyenlerin yeri ateştir. Sözün kısası; ferman ve buyruk Allah’ındır.

Başa gelen afetler sabrın, şükrün ve niyaz/dua etmenin sınavıdır, bereketli müjdeler, bol rızıklar azmak ya da infak etmek sınavıdır.

“Ey iman edenler! Hiçbir alışverişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı kıyamet günü gelmeden önce, size rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayın. İnkâr edenler ise zalimlerin ta kendileridir.” (Bakara 2/254)

İnsandan kaynaklanan musibetler ise yine Allah’ın iradesiyle kazasına müsaade ettiği işlerdir. Durum böyleyken; zalime boyun eğmek, Allah’tan sırt çevirmektir.

“…Allah, zalimleri sevmez.” (Al-i İmran 3/57)

“…Allah, zalim toplumu doğru yola iletmez.” (Al-i İmran 3/86)

“…Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, zalimlerin ta kendileridir.” (Maide 5/45)

Bu iş menfaat, çıkar, mevki, makam için hele başkalarının hakkı yenerek yapılıyorsa çok daha kötüdür. Bu durumda hakkı yenen sadece Yüce Allah değil aynı zamanda diğer kullardır da. Bunun vebali ise bir hayli büyüktür çünkü hakkı yenen sadece bir tek kişi değil binlercedir ve bu dünyada hepsiyle helalleşmek mümkün olamayacağından hesap ahirete kalacaktır ve ahirette hesap vermek çok zordur.

Bilen bilir hakkı yenenler hak yiyenin karşısına dikilir ve hakkını ister. Hak yiyen bağışlanmak için sevaplarından verir. Vere vere sevapları tükenir ve bu kez hakkını yediklerinin günahlarından almaya başlar. Alır, alır, alır. Ömrü boyunca iyilik ve ibadet etmiş bile olsa hak yediklerine dağıttıkça iyilik adına üzerinde bir şey kalmaz ve cehennemin en derin yerine atılır.

Zulmedenle bir olup Allah’ı inkar etmek ise zaten şirktir ve yeri ilelebet ve doğrudan ateştir.

“(Ey Muhammed!) Onlara, Âdem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak oku. Hani ikisi de birer kurban sunmuşlardı da, birinden kabul edilmiş, ötekinden kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, “Andolsun seni mutlaka öldüreceğim” demişti. Öteki, “Allah, ancak kendisine karşı gelmekten sakınanlardan kabul eder” demişti. “Andolsun! Sen beni öldürmek için elini bana uzatsan da ben seni öldürmek için sana elimi uzatacak değilim. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım. Ben istiyorum ki, sen benim günahımı da, kendi günahını da yüklenip cehennemliklerden olasın. İşte bu zalimlerin cezasıdır.” (Maide 5/27-29)

“…Şüphesiz zalimler birbirinin dostlarıdır. Allah ise kendisine karşı gelmekten sakınanların dostudur.” (Casiye 45/19)

Şimdi düşünmek zamanıdır. Ferman kimindir? Zulmeden kimdir? Zulmedene gücü veren kimdir? Allah zulmedene gücü neden verir? Zulmedene çanak tutanın hali nicedir?

Doğru cevap; ferman sadece ve sadece Allah’ındır. Allah’ın sınavı zalimin yaptığı değil, zalime kimin uyup kimin uymayacağıdır.

“…Zalimlerin şiddetli ölüm sancıları içinde çırpındığı; meleklerin, ellerini uzatmış, “Haydi canlarınızı kurtarın! Allah’a karşı doğru olmayanı söylediğiniz ve O’nun âyetlerinden kibirlenerek yüz çevirdiğiniz için bugün aşağılayıcı azap ile cezalandırılacaksınız” diyecekleri zaman hâllerini bir görsen!” (En’am 6/93)

Herkes şapkasını önüne alıp bir daha düşünsün.

“Zalim oldukları hâlde, mühlet verdiğim, sonra da kendilerini azabımla yakaladığım nice memleket halkları vardır. Dönüş yalnız banadır.” (Hac 22/48)

Etrafınızda kim ki işçinin sigortasını yatırmıyorsa, kim ki bir nevi zekâtı olan vergisini vermiyorsa, kim ki ölçüde tartı yapıyorsa, kim ki hak yiyip adaletsizlik yapıyorsa zalimdir. Allah’ın rızkını hayırda harcamayan aksine bunu baskı ve işkence unsuru yapan, gücü bahşedenin Allah olduğunu unutup şükretmeyerek mazlumları ezen zalimdir. Kara arabalarla gezip, siyah gözlüklerle mafyalık yapanlar zalimdir. Rüşvet alan, ihalelere fesat karıştıran, yerleştirmeli okul sınavlarında haksızlık yapan, kaldırımları vitrin gibi kullanıp gasp eden zalimdir. Kur’an’ı değiştirip sahte din üretenler zalimdir. Şeytan evliyası olduğu halde mümin görünenler zalimdir.

Zalime boyun eğense zalime ortaktır.

“Kim Allah’a karşı yalan uydurandan, ya da O’nun âyetlerini yalanlayandan daha zalimdir? Şüphesiz ki, zalimler kurtuluşa eremez.” (En’am 6/21)

“…Zaten biz, halkları zalim olmadıkça memleketleri helâk etmeyiz.” (Kasas 28/59)

“O, dilediği kimseyi rahmetine sokar. Zalimlere ise elem dolu bir azap hazırlamıştır.” (İnsan 76/31)

“Onlar için cehennem ateşinden döşek, üstlerinde de cehennem ateşinden örtüler var. İşte biz zalimleri böyle cezalandırırız.” (A’raf 7/41)

“Cennetlikler cehennemliklere, “Rabbimizin bize va’dettiğini biz gerçek bulduk. Siz de Rabbinizin va’dettiğini gerçek buldunuz mu?” diye seslenirler. Onlar, “Evet” derler. O zaman aralarında bir duyurucu, “Allah’ın lâneti zalimlere!” diye seslenir.” (A’raf 7/44)

“De ki: “Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” Biz zalimlere öyle bir ateş hazırladık ki, onun alevden duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) feryat edip yardım dilediklerinde, maden eriyiği gibi, yüzleri yakıp kavuran bir su ile kendilerine yardım edilir. O ne kötü bir içecektir! Cehennem ne korkunç bir yaslanacak yerdir.” (Kehf 18/29)

“(Ey insanlar!) Sizden cehenneme varmayacak hiç kimse yoktur. Rabbin için bu, kesin olarak hükme bağlanmış bir iştir. Sonra Allah’a karşı gelmekten sakınanları kurtarırız da zalimleri orada diz üstü çökmüş hâlde bırakırız.” (Meryem 19/71,72)

“İnsanların hepsi Allah’ın huzuruna çıkacak ve güçsüzler büyüklük taslayanlara diyecek ki: “Şüphesiz bizler size uymuştuk; şimdi siz az bir şey olsun, Allah’ın azabından bizi koruyabilecek misiniz?” Onlar da, “Eğer Allah bizi doğru yola eriştirseydi, biz de sizi doğru yola eriştirirdik. Şimdi sızlansak da, sabretsek de bizim için birdir. Artık bizim için hiçbir kurtuluş yoktur” derler. İş bitirilince şeytan da diyecek ki: “Şüphesiz Allah, size gerçek olanı söz verdi. Ben de size söz verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de hemen bana geliverdiniz. O hâlde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Şüphesiz ben, daha önce sizin, beni Allah’a ortak koşmanızı kabul etmemiştim. Şüphesiz, zalimlere elem dolu bir azap vardır.” (İbrahim 14/21,22)

“Yaklaşmakta olan gün konusunda onları uyar. O gün yürekler gam ve tasa ile dolu, (sanki) gırtlaklara dayanmıştır. Zalimlerin ne sıcak bir dostu, ne de sözü dinlenir bir şefaatçisi vardır.” (Mü’min 40/18)

“O gün zalimlere, mazeretleri fayda vermez. Lânet de onlaradır, kötü yurt da onlaradır.” (Mü’min 40/52)

“Nihayet ikisinin de (azdıranın da azanın da) akıbeti, ebediyen ateşte kalmaları olmuştur. İşte zalimlerin cezası budur.” (Haşr 59/17)

“Nûh, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Kâfirlerden hiç kimseyi yeryüzünde bırakma! Çünkü sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar; sadece ahlâksız ve kâfir kimseler yetiştirirler. Rabbim! Beni, ana babamı, iman etmiş olarak evime girenleri, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla. Zalimlerin de ancak helâkini arttır.” (Nuh 71/26-28)

Yüce Allah Kur’an’da zalimler ile ilgili sözlerini İnsan suresi (76.sure) de bitirmiştir. Çünkü o sureye kadar binlerce örnekle söz tamamlanmıştır. Artık isteyen iman eder, isteyen etmez. İsteyen hak yoluna girer isteyen zalimle aşık atar.

Fermanın ve tartının kime ait olduğunu unutmamak gerekir.

“Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ederlerse, babalarınızı ve kardeşlerinizi bile dost edinmeyin. İçinizden kim onları dost edinirse, işte onlar, zalimlerin ta kendileridir.” (Tevbe 9/23)

FERMAN ALLAH’INDIR

Bu yazıyı okudunuz mu?

Din Allah’ındır

Doğrusunu daima ve sadece Allah bilir

Doğrusunu daima ve sadece Allah bilir Pek çok Müslümanın diline pelesenk olmuş bu sözün derin ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir