Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Fetret ve dinden haberi olmayanların durumu
imanilmihali.com
Fetret ve dinden haberi olmayanların durumu

Fetret ve dinden haberi olmayanların durumu

Fetret ve dinden haberi olmayanların durumu

Fetret, gönderilen peygamberler arası zamanda vahyin kesilmesi manasına gelir ve daha ziyade Hz. İsa Peygamber ile Peygamberimiz arasındaki zaman için kullanılır.

“Sözlükte “gevşeme, gücünü ve te’sirini kaybetme” manasına gelmektedir. Dînî literatürde ise bir peygamberin ölümü ile diğerinin zuhuru arasında geçen zaman dilimine denir. Bu kavram daha çok Hz. İsa ile Hz. Muhammed (a.s.) arasında geçen tebliğsiz dönem ile yine Hz. Peygambere nazil olan “Alak” sûresinin ilk âyetlerinden “Müddessir” sûresinin başındaki âyetlerin inişine kadar vahyin geçici bir süre için kesilmesi anı için kullanılmıştır. Her iki anlamda da peygamberlik zincirinde süreklilik ve benzerlik arz eden tebliğ ve davetin belli bir süre için kesintiye uğraması anlaşılmaktadır. Peygamberler tarihi incelendiğinde hangi dönemde ne kadar yıl ve süre nübüvvet zincirinde kesinti olduğu net olarak bilinmemektedir. Ancak Hz. İsa ile Hz. Muhammed arasında yaklaşık 600 yıl gibi bir süre geçmiştir. Böylece Hz. Peygamber’in bi’seti öncesi dönemde yaşayan bazı insanların hanif inancı üzerine, yani Hz. İbrahim’in dinine bağlı olarak yaşadıkları bilinmektedir.

İster İslâm öncesi dönemde, ister İslâmî devirde yaşamış olsun, peygamber davetinden haberdar olmayanların dinî sorumluluğu hususunda kelâm bilginleri başta olmak üzere bütün İslâm müctehidlerince farklı yorumlar yapılmıştır.

Haricî, Şiâ ve Eş’arî mensupları insanların dinî yönden sorumlu tutulmasını peygamber davetinden haberdar olma şartına bağladıklarından “fetret ehlinin” âhirette kurtuluşa ereceği ve cennete gireceği görüşündedirler.

Ebû Hanife, Mu’tezile ve Mâtüridî gibi itikadî ekollerin temsilcileriyle bu ekollere bağlı olan diğer kelam bilginlerine göre, fetret ehli, Allah’ın varlığına ve birliğine inanmak, ayrıca akılla bilinebilecek olan iyi filleri yapmak ve kötü fiillerden kaçınmakla yükümlüdür. Bu sorumluluğu yerine getirenler kurtuluşa erecek, getirmeyenler ise cezaya muhatap olacaklardır.

Selefiyye düşüncesini benimseyen âlimler ise fetret ehlinin durumu, yapılacak bir imtihandan sonra belli olacak derler. Bu durumda aklî melekesi yerinde olmayanlarla geç bir yaşta davete muhatap olanların mazereti kabul edilecek, diğerleri ise fiillerine göre sorumlu olacaklardır.

Hz. Peygamber’in nübüvveti ile onun tebliğ ettiği İslâm dininin son ve evrensel olması dikkate alındığında Hz. Peygamberin döneminde ve sonrasında sorumluluğu tamamen ortadan kaldıracak bir fetret söz konusu değildir. Hz. Peygamber sadece Hira’da başlayan vahyin biraz gecikmesiyle vahyin kendisinden uzaklaşmış olduğu hissine kapılmış ve o yüzden küçük bir manevî üzüntü çekmiştir. Bu durgunluk devri kısa bir süre sonra “Müddessir” sûresinin vahyi ile sona ermiştir. Hz. Peygamber’den sonra da bir fetret söz konusu değildir. Zira insanlık, İslâm vahyinden asla uzak kalmamıştır. (DİB)

Görüldüğü üzere ilahi vahyin kesildiği zaman dilimi olarak anılan bu süre din adına rehbersizlik ve habersizlik sonucu doğuran bir bahistir. Oysa yanlıştır. Fetret dönemi dinin sekteye uğradığı zaman dilimi değil, insanların dini unuttuğu ve şeytana köle olduğu zamanları tanımlar.

Allah’ın dini değişmez, bütündür, kalıcıdır. Allah’ın dini, kitap ve peygamber olmasa da anlaşılacak olandır. Allah’ın yolu, akıl, kalp ve gözlerle bulunabilecek olandır.

Peygamber ve kitaplar, Rabbimizin dilediği anda hayata gelen, bir rahmet vesilesidir. Ama onlar olmadan da fıtrattan itibaren gönüllere konmuş iman, vicdan, ruh ve şuurla, akılla bulunamayacak bir şey yoktur. Kaldı ki Peygamberler biri vefat etmeden diğeri gelecek diye bir kaidede yoktur ve yine kaldı ki Peygamberler arası süreleri eleştirmek haddimize değildir. Bilakis insanlık o kadar nankör ve cahildir ki altı yüzyıl gibi bir sürede Hz. İsa Peygamberin tüm öğretilerini unutmuş, dinden çıkmış, şeytana tapar ve şirk eder hale gelmiştir. Bu muhakkak Rabbimizin dilemesiyledir ve teslis inancını icad eden müşriklerin veballerinin artması içindir.

Öte yandan fetret dönemindeki insanların günahsızlığına hükmetmek dünya sınavının inkârı demektir. İnsan yaptığı tercihlerden vebal sorulacak olandır. Geçmişte veya halen dinin hükümlerinden bihaber olmak, bilmemek, duymamak mazeret değildir.

Kişi aya, yıldıza baksa ve bunu bir yaratan olmalı ve yarattıysa boşuna yaratmamıştır dediği anda herhangi bir dine, kitaba, peygambere tabi olmasa da iman etmiş demektir. Ama bunu yapmayıp, dinsiz, inançsız ve kuralsız yaşamı tercih edip haşa “God is dead” (Allah öldü) gibi saçmalıklara tamah edenler asla ve asla refaha eremeyecek olanlardır.

Fetret dönemine ait insanların iman ve amel durumuna ilişkin birkaç yorum vardır. Doğrusunu Allah bilir ancak insanlığın dinsiz, tevhidsiz kaldığı bir dönemi kabul etmek mümkün değildir. Yine fetret dönemi diye anılan sürede başkaca (Kur’an’da ismi bildirilmeyen) peygamberler gelip gelmediğini de bilemeyiz. Ve yine akıllara şu soru gelebilir; Peygamberimizin vefatından sonra başkaca peygamber gelmeyeceğine göre bu sürede fetret sayılır mı?

Görüldüğü gibi peygamberler arası zaman dilimlerini dinen mesuliyetlerin kalktığı anlar olarak görmek sakıncalıdır. Din, güzel, masum, helal, temiz, adil olan hayattır. Hayatın kendisidir. İman, ahlak, ibadet, salih amel gibi onlarca parçadan müteşekkil din peygamber veya kitaplar arası süre uzadı diye unutulacak ve sarf-ı nazar edilecek değildir.

O zaman birisi çıksa ben Peygambersiz dönemdeyim, günahlardan muhaf’ım dese yanıt veremezsiniz. Her peygamberin elçileri, takipçileri, sahabeleri, bıraktığı eserleri vardır. Peygamber vefat etti diye eskiye dönüş mü yapmak gerekir? O yok diye ilke ve esaslarını inkar mı gerekir?

“Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisingeriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim gerisingeriye dönerse, Allah’a hiçbir zarar veremez. Allah, şükredenleri mükâfatlandıracaktır.” (Al-i İmran 3/144)

Aşağıdaki ayet ise fetret dönemine mazeret değil, merhamet bağlamıdır. Yani doğrusunu Allah bilir, inanmamakta özgürsünüz değil, hata ederseniz de helak edilmezsiniz manasınadır. Bazı alimler, Ayet-i kerimede geçen azabın dünyevî azap ve felâketler olduğunu ifade etmişlerse de büyük çoğunluk, “dünyanın âhiret tarlası olduğu” hadisinden hareketle, bu azabın cehennem azabını ihtar ettiğini, âyetin hem dünya, hem de âhiret azabını kapsadığını beyan etmişlerdir.

“Kim doğru yolu bulmuşsa, ancak kendisi için bulmuştur; kim de sapıtmışsa kendi aleyhine sapıtmıştır. Hiçbir günahkâr, başka bir günahkârın günah yükünü yüklenmez. Biz, bir peygamber göndermedikçe azap edici değiliz.” (İsra Sûresi, 17/15)

Yine Kasas süresinde belirtilen esas; helak’tır. Sorgulamadan kurulmak, sınırsız ve kuralsız yaşamak demek değildir. Helakın gerçekleşeceği zaman ise; yaşayan peygamber olsun veya olmasın, halkın azdığı, zalimlerin egemen olduğu, çoğunluğun zalimlerin tarafında olduğu andır.

“Rabbin, ülkelerin merkezî yerlerine, kendilerine âyetlerimizi okuyan bir peygamber göndermedikçe oraları helâk edici değildir. Zaten biz, halkları zalim olmadıkça memleketleri helâk etmeyiz.” (Kasas 28/59)

Peygamber ve kitapların geliş zamanlarına baktığımızda şunu görürüz; toplum yoldan çıkmış, din ev ahlaktan uzaklaşmış, sapmış, haddi aşmıştır. Peygamber ve kitaplar ilahi ahde uygun olarak insanlara yardım ve ikaz maksadıyla gelmiştir. Demek ki kitap ve peygamberlerin geliş zamanları da bir hikmete bağlıdır ve sorgulanamaz. Ama bu inançsızlık ve kuralsızlık sergilemek için bir mazeret değildir. İnsanlar çığrından çıkana kadar bekleme iradesi ise şüphesiz Rabbimize aittir. Peki Peygamberimizden başka Peygamber gelmeyecekse ve insanlar tüm eski nesillerden çok daha fazla azmış ve haddi aşmış haldeyse ne olacak? Allah’ın rahmetinin azalması, küresel felaketlerin, insan zulümlerinin, kıyamet alametlerinin artması bunun bedeli midir? Rabbimiz bilir!

Günümüzde hâlen fetret karanlıklarında yaşayan insanlar varsa, onlara uygulanacak hüküm de fetret hükmü olacaktır. Fetret döneminde şiddete maruz kalanlar mazlum sıfatına, ahlaklı, düzgün yaşamaya gayretli olanlar ise Müslüman sıfatına haizdir diye düşünülebilir. İbadet konusu ise sadece namazdan ibaret değildir. Amel, değer üretmek, zikretmek, tevekkül etmek, okumak, düşünmek, faydalı işler yapmak, dürüst ve adil yaşamak hep ibadet hükmündedir ve fetret dönemi için konuşacak olursak o insanların düzgün yaşama niyetleri inşallah ödüllendirilecek, çirkin yaşama heves ve arzuları cezalandırılacak olandır.

Sonuç olarak; insan peygamber ve kitaptan şu veya bu dönem ve coğrafyada habersiz olabilir. Rabbimiz bir süre peygamber ve kitaplarını esirgemiş te olabilir. Ama tüm bunlar imansızlık etmeye, yaratılışı ve Allah’ın yeryüzündeki ayetlerini inkara mazeret değildir.

İnsan akletmek, sorgulamak, kalbine danışmak ve görmek zorundadır. İman değişmez ve belki de dinler üstü bir ilkedir. İman bu haldeyken, ibadet, ahlak, helal-haram mukayesesi dönemsel olarak değişebilir. Namaz kılınmayabilir veya eksik, başka türlü kılınabilir. Ahlak çok evliliğe veya tek evliliğe müsaade edebilir, salih amel yardım etmek veya kuruyan ağaçları kesmek şeklinde tezahür edebilir. Şeriatler, meşrebler değişebilir. Ama iman değişmez, tevhid, takva ve tevekkül değişmez. Dua, tövbe, şükür gibi ana gerekler değişmez.

Değişseydi Allah dostu Hz. İbrahim’in puta tapması ve müşrik olması gerekirdi.

Fetret dönemini ve İslam’dan bihaber yaşayanları temize çıkarmaya çalışmak Yahudi oyunudur ve İslam’ı sulandırmak girişimidir.

Allah’ın dini ilk insandan önce vardır, hiçbir peygamber gelmese de kıyamete kadar baki olandır. Peygamber ve kitaplar bir şart ve zorunluluk değil, bizleri çok seven Rabbimizin bizlere bir lütfudur. Bu lütuf gecikir, azalır veya kesilirse, şeytana yenik düşmek değil, hakikati aramaya devam etmek lazım gelir.

Çünkü din denilen şey hak ve hakikat olan herşeydir.

Bunu inkâr edense, cahildir ve nankörlüğüne mazeret arayandır.

Fetret döneminin sözde mesuliyetsizliğine sığınmak dileyenler, baş uçlarında duran Kur’an ile hevesleri boşa çıkacak olandır. Çünkü Kur’an tüm peygamberlerin ortak iletisi, Allah’ın tüm dini, insanlığın bütün kurtuluş yollarıdır.

Rabbim bizleri İslam’sız, Kur’an’sız, Peygambersiz bırakmasın.
Rabbim, İslam’ı, imanı sulandırmaya çalışanlara karşı bizlere yardım etsin.
Rabbim, tevhidi anlayamayanlara, peygamberlerin bir gerek değil lütuf olduğunu idrak edemeyenlere akıl ve fikir ihsan etsin.
Amin!

Fetret ve dinden haberi olmayanların durumu

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir