Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Fetva-i Azam (En büyük Fetva)
imanilmihali.com
Fetva-i Azam (En büyük Fetva)

Fetva-i Azam (En büyük Fetva)

Fetva-i Azam (En büyük Fetva)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla!

Değerli Müslümanlar,

Allah Bir’dir, Tek’tir, O’ndan başka ilah yoktur!

Yüce Allah kutsal kelamı Kur’an’ı Kerim’de hayatı kimin daha iyi işler yapacağını görmek için yarattığını, fani dünya süslerinin aldatıcı bir oyundan başka bir şey olmadığını ve şeytanın en büyük düşman olduğunu bildirerek, sadece iman sahiplerinin şeytanın oyunlarından ve tuzaklarından kurtulabileceğini, cennetlerin de sadece iman sahiplerine nasip olacağını buyurmuştur.

Yine Yüce Allah buyurmuştur ki sadece Allah diyebilmek, Allah’tan başka ilah tanımamak, Allah’ın kitaplarına ve peygamberlerine, hesap gününe ve sonsuz yaşama, meleklerine görmeden inanmak, gaybın bilgisini sadece Allah’a atfetmek gerekir ki bu derin ve samimi inancın adı imandır.

Rahmet Peygamberinin davet ve tebliği önce Kur’an ve sonra imandır.

Kardeşlerim,

Dünya imtihanını akıl sahipleri için kaçınılmaz kılan Yüce Allah, ruhundan üflediği ve çokça sevip yücelttiği insanın güzel ve iyi şeyler yapmasını, ibadet ve kulluk etmesini ama aynı zamanda da kötülük ve zulümle cihat etmesini emreder. Yani imanın ve dinin bir yarısı Allah’ı sevmek ve hoşnut olacağı şeyleri yapmak bir diğer yarısı yeryüzünde bozgunculuk yapanlarla cihat ederek O’nun rızasına mazhar olmaya çalışmaktır. Ancak Allah rızasına ermek durumundadır ki şefaat nasip olur, esenlikler yaşanılabilir ve kurtuluş inşallah mümkün olur.

İblis aldığı belirli sürenin sonuna dek ve tüm güçleriyle, zorlamadan ama süslü göstererek insanı kandıracağına ve Allah yolundan şaşırtacağına, kendisi gibi lanetli duruma getireceğine ahdetmiş, Yüce Allah ise imanlı kulları üzerinde şeytanın sultası olmayacağını, şeytana uyanların akıbetlerinin şeytanlarla bir olacağını, sadece imanda sabit kalanların, şeytanlara, nefse ve dünya süslerine, insanların çoğuna kanmayanların cennetlere ereceğini buyurmuştur.

Değerli Müslümanlar,

Kur’an’a kulak tıkamak bu hayatta yapılacak en büyük hatadır. O’nu okumamak ve anlamamak evvela Allah’a ve sonra Peygamberimize haksızlıktır. Dinin tamamı Kur’an’dayken, tevhid gülleri ve şirk dikenleri ayetlerle bildirilmişken, 23 sene boyunca vahiyle bildirilen sureler hayatı ve sınavı tanıtırken, mutlak doğrular sadece Kur’an’dayken Kur’an’ı okumamak veya anlamadan okumak, belli kısmını okuyup geri kalan kısmına hiç bakmamak gafletten öte bir isyandır.

En büyük şefaatçi okunan ve anlaşılan Kur’an’dır. Şefaate muhtaç olmayan kul ise yoktur. Kur’an’ı tanımayanların yaşamı, sınavı ve hesabı dahi Kur’an iledir ki Müslüman olmayanların dahi Kur’an’ı tanımak ve bilmek mecburiyeti vardır. Böyleyken Türk ve Müslüman bir anadan doğanların Kur’an ile gönül bağı kuramamasının izahı yoktur, bu durumda din erdirici olmaz kahredici olur. Kur’an ışığı yoksa Tevhid yolunda, cennet hayalleriyle yürüyenlerin yolu elbet şirkin dikenli tarlalarına mahkûm olur ve afsızlık akıbetleri karartır.

Fatiha ile başlayan, Nas suresi ile biten Yüce Kur’an, fıtrattan ahirete dek uzanan, sadece doğruları yazan bir kütüphanedir. Bizler dini Kur’an’dan öğrenir, O’nunla ibadet eder ve O’nunla hesaba çekiliriz. Tüm haram ve helaller, emir ve yasaklar sadece O Yüce Allah kelamındadır. O, tamdır, kolaydır, sadedir, anlayarak okuyana her defasında yeni ufuklar açar, kalpleri genişletir.

Kıymetli Müslümanlar,

İslam’ın abdesti imandır. İçerisinde iman olmayan hiçbir söz, amel veya niyet din adına hüküm taşımaz ve sıradan bir beşeri faaliyetten ibarettir. Müslüman ile mü’min arasındaki fark da bu imandır. Müslüman olarak kalmaya rıza göstermek, cennetlerden mahrum olmaya razı olmaktır ve imansız ibadetlerin makbul ve makul olacağı şüphelidir.

Kur’an’ın ilk emri Kur’an’ı anlayarak okumak, ikinci emri iman etmek ve sonra ki emri ibadet ve kulluktur. Yani dinin, tevhidin, yaşam ve imtihanın ilk sıradaki şartı Kur’an ve ikincisi imandır. İmanı veren ve bilen Yüce Allah’tır. Kula düşen kalplerdeki imanı muhafaza ederek güçlendirmek ve Allah’tan yardım dilemektir. Ancak bu sayededir ki nefisler terbiye olacak, söz ve ameller güzele yönelecek, niyetler mutlak doğrulara çıkacak ve aldanışlar inşallah bitecektir.

Dinde bilmemek mazeret değildir. Allah’ın sınırları, emir ve yasakları sadece Kur’an’dadır ve iman bu sınırların dışına çıkmamaktır. En büyük gaye Allah rızasına erebilmek, en büyük şefaatçi Kur’an, en büyük imtihan şeytanla cihat, en zor terbiye nefsin terbiyesidir.

İman, daha doğmadan Allah’a verdiğimiz itimat, itaat ve itikad sözümüzdür. İşittik ve itaat ettik diyerek başladığımız dünya sınavının en kıymetli sorusu bu ahdimize sadık yaşayıp yaşamayacağımızdır. Tüm dinler, tüm kitaplar, tüm Peygamberler sadece tevhidi tebliğ eder, tüm dinler Allah’ındır. Lakin sadece İslam’dır ki Peygamberi ve Kitabı ile sondur, kıyamete dek bakidir, hesap İslam iledir.

İslam ise sadece Allah’a teslimiyet, huzur, barış ve esenliktir.

Pek değerli Müslümanlar,

Yeryüzünde huzur ve barışı bozan, Allah’tan başkalarını da din adına hüküm sahibi yapan ne varsa din dışıdır, isyandır, büyük günahtır.

İyilik önce Allah’a, sonra etrafa ve nihayet kulun kendisine yaptığıdır ki Allah kendisine yardım edene yardım eder. Yüce Allah’ın elbette yardıma ihtiyacı yoktur lakin O kulları rıza ve iradeleri ile emirlerine uysunlar, kötülükle ve şeytanlarla mücadele etsinler, iyiliği yaysınlar, kardeşlik ve güzelliği dünyaya egemen kılsınlar. Etrafa iyilik ise yeryüzüne, insanlara iyilik, kulun kendisine iyilik ise salih amel ve ibadetlerdir. Yani ibadetlere değin yapılması şart olan başka pek çok iyilik vardır.

İmtihan, sadece iyilik yapmak değil aynı zamanda ve daha da çok şeytanlara karşı durmaktır. Ana babaya riayeti şart koşan Yüce Allah, şirk koşmaları halinde, zulmü emretmeleri durumunda onları dinlememe ruhsatı vermiştir.

Münafık, kâfir ve müşriklerle oturup kalkmak, onların tuzaklarına alet ve aracı olmak, para ve makamlar için, gizli şehvetler ve meşru ve caiz olmayan zevkler peşinde koşmak, yalan ve iftira üretmek, aşırı ve kötü zanda bulunmak, gıybet ve dedikodu yapmak, karalamak, kibirle büyüklenmek, servetlerle şımarmak, özel hayatlara zarar vermek, günah ve haramdan çekinmemek kalplerdeki iman nurunu söndüren illetlerdir.

Kimsenin başkasının günahını üstlenemeyeceği o günde mahcup olmamak için, utanarak evlatlardan kaçmamak için, ateşlere mahkûm olmamak için, defteri soldan almamak için gayret sadece bu dünyadadır. İmtihan ecelle biter ve sonra hesap başlar. Herkesin kıyameti kendi ecelidir.

Kıymetli cemaat,

Kur’an, kainat ve bedenler ayetlerle doluyken, akıl ve kalp güzeli işaret ederken kötülük üretmek, nefsin açlıklarına karşı koyamamak olur şey değildir. Şeytan zorlamaz, çünkü bilir ki zorlama ile yapılan şeyin vebali zorlayanadır. Dinde de bu yüzden zorlama yoktur. Çünkü dine girişte, içinde ve çıkışta zorlama varsa samimiyet ve rıza yoktur ve bu durumda vebal zorlayanadır. Zorlama bu nedenle şekilcilik kadar faydasız ve sahtedir.

Batıl hak karşısında yenilmeye mahkûm, haklar sahiplerine dönmeye mecbur, adalet temin edilmeye zorunludur. Bu sebeple yapılan zulümler, yenen haklar, yapılan adaletsizliklerin hiçbiri karşılıksız kalmayacak, en geç hesap günü herkes hakkına kavuşacaktır. Lakin dünyada halledilemeyen bu mesele ahirete kalır ise helalleşme servetlerle değil sevaplardan feragat etmek ve günahları üstlenmek suretiyle olacaktır. Bu ise akıl karı değildir.

Kalpler Allah’ı anmakla huzur bulur. O halde boşa yaratılmayan bu kâinatı ve yaşamı derin derin düşünmek, fıtratı ve tevhidi bize tanıtandır. Tevekkül sadece Allah’adır ve O’ndan başka sığınılacak liman yoktur. Rızkı, medeti, nimet ve şifayı veren sadece Allah’tır ki, O’ndan habersiz ve izinsiz bir tek kuş uçamaz, bir tek yaprak yere düşemez ve bir gebe kadın doğuramaz.

Hal böyleyken sadece Allah diyebilmek, sadece O’ndan beklemek lazım gelir ki Fatiha suresi daha en başta bize bu hakikati hatırlatır ve biz her namazda Fatiha okuyarak Yüce Allah’a başkaca ilah aramayacağımıza dair söz veririz.

Ancak şeytanlar kandırmakta hünerli, nefisler kanmaya meyillidir. Kişileri, makamları, varlıkları, parayı, dünya süslerini ilahlaştırmakta usta şeytanlar ibadeti, tesettürü dahi ilah yapmakta gayet azimli ve başarılıdır ki ehliyetsiz ve liyakatsiz iken bu gaflete düşmek, haksız kazanç sağlamak, hak yemek, kanmak ve aldanmaktır.

Kardeşlerim,

Allah’a ortak koşmak demek olan şirk, sadece ağzımızla o kişi veya varlıkları ilah tanıdığımızı söylemek demek değildir. Yaptığımız iş ve oluşlarda Allah’ın yanı sıra o kişi ve varlıkların da rızasını aramak, o kişi ve varlıkların sözlerini dinden saymak, din adına hüküm yetkisini paylaştırmak, haram ve helal belirleme noktasında Allah’tan başkalarına da selahiyet vermek de şirktir. Şirk afsızlığa mahkum tek zulümdür.

Kur’an’ın savaşı işte bu şirk belası dâhil sadece zulümledir ki şirk dahi zulüm olduğu için afsızlığa mahkûmdur. Cihat ise en başta zulme karşı yapılması gerekendir ki bu cihat elle, dille, hiç olmazsa kalple yapılması gerekendir. Yani değiştirip engellemek veya sözle karşı durmak, bu dahi yapılamıyorsa kalple itiraz etmek zulme karşı koymaktır. Bunların hiçbiri yapılmıyor veya yapılamıyorsa da o kişi zalimlerden yana olmuş demektir.

Dünyada bazı şeyleri değiştirmek mümkün değildir lakin tutulan taraf muhakkak belli olmalıdır. Hz. İbrahim’i yakan ateşe bir damla su taşıyan karınca misali kul, Allah tarafında olduğunu gücü ve imkânı nispetinde göstermek mecburiyetindedir.

Şeytanlarla yatıp kalkanlar kaçınılmaz olarak şeytanlaşır. Vurdumduymazlıkla kanmak, nasılsa şefaatle affedilirim diye aldanmak şeytanlara yem olmaktır. Çünkü şefaat sadece Allah’ın razı olduğu kullara mahsustur ve aldanmak aklı ve iradeyi yanlış kimselere teslim etmektir ki affı yoktur.

Ömür kısa, imtihan çetin, cennetler güzel, ahiret azabı fenadır.

Güven sadece iman sahiplerinin hakkıdır ve güven sadece Allah’a mahsustur. O’ndan başka güvenilecek dost yoktur. Din sadece Allah’ındır ve Allah sadece iman edenlerin dostudur.

Değerli Mülümanlar,

Yaklaşmakta olan mübarek Ramazan ayı kalplerin, ruhların, nefislerin, bedenlerin ve akılların muhasebesi ayıdır. Müslüman dünya halen dünyada yaşanmakta olan kan ve gözyaşından kurtulmak için, İslam âlemi bir ve birlik olabilmek için, ülkemiz iman kardeşliği etrafında birleşebilmek için Kur’an’a ve Allah’a geri dönmek mecburiyetindedir.

Halen sokaklardaki, ekranlardaki İslam diye yaşanan din, Allah’ın dini değildir. Arabizm ve israiliyat altında inim inim inleyen Kur’an dini, münafıkların, müşriklerin, kâfirlerin tahakkümü altında kabuk değiştirmiş vaziyettedir ve Müslüman dünya bu nedenle Kur’an’a müracata mecburdur.

Kur’an’ı bilmemek, Allah’ın emirlerinden habersiz olmak sizi kurtaramaz. Kimse günahlarınızı üstlenemez ve kimse başkası yerine hesap veremez, kimse günahkâr kimseyi şefaatle kurtaramaz. Dünya imtihan, ahiret hesabı hak, şeytan en kötü arkadaştır.

Sonsuz hayatta esenlik ve güven için, ateşlerden sakınmak için lazım olan tek şey Allah rızasıdır ve Allah sadece kullarının iman etmesine razı olur. İman etmedikçe kimse cennetlere giremeyecektir ve Allah sadece iman edenlerin dostudur.

Kardeşlerim toparlayacak olursak,

Müslüman kalmakla yetinmek yerine dille değil kalple iman etmeyi dilemek, mü’min olmak doğru olandır. Yoksa azap fena, hesap çetindir.

İşlenen günahlar verdiği zarar nispetinde, etkilediği mazlum sayısınca ve zarar vermeye devam ettiği süre kadar yakıcıdır. Ama günahlardan tevbe ile kurtulmak her zaman mümkündür.

Şirk, Allah’ın yanına ortaklar koymak, ilahi iradeyi paylaştırmaktır ki afsızlığa mahkûmdur. O ilah diye tapılanlardan umulacak şey ancak onların verebileceği kadardır. Oysa Allah’ın nimetleri ve müjdeleri sonsuzdur.

Kur’an en gerçek ve mutlak olandır. Din Kur’an’dadır. İslam son ve muteber Tek dindir.

Şeytan en kötü yol gösterendir, akıbetleri karartandır, cehenneme mahkum edendir.

Allah rızası bu dünyadaki tek gayemiz, iman cennet biletimiz ve şeytanlara karşı koruyucu siperimizdir.

Dünya ahiretin tarlası, ahiret hesap meydanıdır.

Boynuzlu hayvanın boynuzsuzla helalleşeceği o günde tüm haklar sahiplerine iade edilecektir.

İçerisinde iman olmayan ibadetin, güzel niyet taşımayan salih amelin, anlamadan Kur’an okuyuşların, karşılık bekleyerek yapılan iyiliklerin, takva olmaksızın örtünmelerin zerrece kıymeti yoktur.

Gerçek Takva Allah’ın sınırlarına riayet, Allah sevgisi ve Allah korkusunu yürekte hissetmektir.

Muhabbetsiz, samimi olmayan din, din değil hobidir.

Yalan ve iftiralar ile kazanılanlar sahte zaferlerdir ancak vebali büyüktür. Haksız kazançlar haramdır, helal kazanç kutsaldır.

Cennetler kolay değil, cehennemler kolaydır. Cennetler kolay olsaydı Hz. Peygamber yıllar boyu dürüst ve doğru kalmaya çalışmaz, cihat etmez, mallarını infak etmez, servetsiz sıradan yaşamaya razı olmazdı. O’nun örnek hayatı ve ahlakı tüm mü’minlere örnektir. Oysa İslam alemi bugün hala O’nun ahlakı ve davası yerine, kıyafet ve diş fırçalarıyla ilgilenmekte, sakalına, tesbihine bakmaktadır.

Sünnet ve hadisler, Peygamberimizin din adına ve din dışında sarf ettiği her şey beşeridir, yorumdur, dini açıklar ancak din adına hüküm koyamaz. İbadete dair kendisine öğretilenler dışında din sadece Kur’an’dadır ve Peygamber dahi dini Kur’an’dan öğrenmiştir. Çünkü din sadece Allah’ındır. Müslüman için farz olan Allah’ın farzları, vacipleridir. Sünnetleri farzların üzerine çıkarmaya çalışmak, sünnetleri yeter sanmak ve sünnetleri dini hüküm kabul etmek doğru değildir.

Hz. Peygamber dünyanın en seçkin kulu olsa da kuldur, beşerdir. O’na aşırı yükselterek ilahlık mertebesi vermek nasıl yanlışsa, O’nu yok sayıp değersizleştirmek te o denli yanlıştır.

Türk Ulusu Türklüğün mertliği ile İslam’ı en güzel yaşayan millettir, cihana örnektir, aklı rehber, Kur’an’ı mücevher kabulüyle laik ve doğru iman nirengisidir. Allah sevgisine dayanan Anadolu İslam’ının, Allah korkusuna dayalı Ortadoğu İslam’ından en büyük farkı da budur.

Allah, korkulmaya ve sevilmeye tek başına layık olandır.

Zaman, imansızlık dehlizlerinden çıkmak, günah ve haram koşturmacalarına tevbe etmek, Kur’an’a dönmek ve şeytanlardan sıyrılmak zamanıdır.

Münafıklarla kol kola geçen bir hayatın sonu sadece karanlıktır. Dincilik yaparak kazanılan her bir kuruşun karşılığı sadece ateştir. Yenen hakların, yapılan adaletsizlik ve zulümlerin sonucu sadece derin cehennem çukurlarıdır.

En yüce kardeşlik iman kardeşliğidir. Mü’minler ancak kardeştir.

Bu dünyada biriktirilen haram servetlerin sizi götüreceği yer sadece katmerli ateşlerdir. Çünkü Allah cehennemi dolduracağına ahdetmiştir. Oysa O’nun cennetleri dolduracağım diye ahdi yoktur ve O insanların çoğunun iman etmediğini bildirendir.

Esenlik ve kurtuluş Kur’an’da, çare imanda, güven sadece Allah’tadır.

Yaklaşan Ramazan ayınız mübarek ve kutlu olsun, bu ay vicdanlarınıza ve kalplerinize terbiye ve temizlik ayı olsun.

Zaman beşeri çekişme ve galibiyetlerle oyalanma zamanı değil, bir an önce ahir zamanın sonuna gelinen şu günlerde öğüt vermek, nasihat etmek, Allah yoluna davet etmek, Kur’an’ı tebliğ etmek zamanıdır, dine ve imana, İslam’a dönmek zamanıdır.

Çocuklara tecavüz eden, taciz ve tecavüze yeltenen, yetim malına, kamu mallarına göz dikenler, sebepsiz yere cana kıyanlar, çalanlar, hortumlayanlar, aldatanlar, Allah ile kandıranlar bizden değildir. Tabiata, mahlukata, kainata olan borç ve vebalimiz kul hakkı kadar mühimdir. Yeş,ile düşman, sokak hayvanlarına acımasız, fanatik yobazlar bizden değildir.

Aslolan dindarlıktır, dine saygılı ve taraftar olmaktır. Dincilik ise münafıklıktır, Allah’ın ayetleriyle kandırmaktır, gösterişle ve kibirle büyüklenmek, servetlere tapmaktır. Beşeri işleri dine sokmak, dini beşeri galibiyetlere alet etmek dinciliktir, günahtır.

Vicdan işi dinde zorlama yoktur, din Allah ile kul arasındadır. Çünkü hesap müstakildir, hesaptan kaçacak yoktur. Her can ölümü tadacak ve herkes hesap verecektir.

Arap örflerini, israiliyatı, kişisel çıkarları din diye tezgahlayanlar çirkin kimselerdir. Yobazlık dine zarar vermektir. Yobaz; kalpte, fikirde, dilde zehirli yılandır, dini kirleten, şahsi çıkarı için dine yalan söyleten, hakikate tuzak kurandır. Lakin Yüce Allah tuzak kuranların en çetinidir.

Allah’ın emri ortak insanlık değerleri, barış ve huzurla yaşamdır.

Bu vatan şehit kanlarıyla sulanmış aziz bir vatandır ve bu topraklar üzerinde aynı Allah’a, Peygamber’e ve Kur’an’a tabi herkes ancak kardeştir. Mezhepler yorumdur, beşeridir. Din ise Allah’ındır.

İslam’ı, kardeşliği zaman içinde tanınmaz hale gelmiş tarikatlara bölmek ise dini parçalamak, dini kişilere mahkum etmek, irade ve hürriyetleri mürşit’e teslim etmektir ki buna Allah’ın rızası yoktur. Allah’ın rızası tüm müslümanların iman kardeşliği etrafında birleşmesindedir.

Kur’an’la kalın, imanla kalın, Allah dostları ile kalın.

Bu güzel vatanı bizlere nasip eden Yüce Allah’a hamdolsun. Rabbim bu vatan ve İslam uğruna emeği geçen, canını ve malını ortaya koyan başta Peygamberimiz ve sahabeler ile Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve dava arkadaşlarından razı olsun. Allah dirlik ve düzenimizi muhafaza ettirsin, kardeşliğimizi bozmasın.

Amin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Bütünleşemeyen İslam

İslam’a hizmet nedir

İslam’a hizmet nedir “… Eğer Allah’ın, insanların bir kısmını bir kısmıyla defetmesi olmasaydı, içlerinde Allah’ın ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir