Anasayfa / İMAN ESASLARI / Kalbin sesi / Firavun imanı nedir
imanilmihali.com
Firavun imanı nedir

Firavun imanı nedir

Firavun imanı nedir

“İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun da, askerleriyle birlikte zulmetmek ve saldırmak üzere, derhal onları takibe koyuldu. Nihayet boğulmak üzere iken, “İsrailoğulları’nın iman ettiğinden başka hiçbir ilâh olmadığına inandım. Ben de müslümanlardanım” dedi. Şimdi mi?! Oysa daha önce isyan etmiş ve bozgunculardan olmuştun. Biz de bugün bedenini, arkandan geleceklere ibret olman için, kurtaracağız. Çünkü insanlardan birçoğu âyetlerimizden gerçekten habersizdir. (Yunus 10/90-92)

Firavun imanı ile kast edilen iman; ardından amel işleme fırsatı olmayan, ecel veya mucizeler görüldüğünde ortaya çıkan, ömür boyu fütursuz yaşarken son anda ve kurtuluş umuduyla çare olarak üdşünülen iman şeklidir ve makbul ancak faydasızdır.

Hz. Musa (as) ve Firavun kıssası Kur’an’da 74 ayrı yerde geçen ve mühim bir kıssadır ki asırlar boyu insanlara hükmedecek zalim hükümdarların hallerini, bu yönetim altında inleyen toplumların çektiği eziyetleri ve hak’kın nasıl zulüm karşısında elbet galip geleceğini anlatır.

Yazımıza esas konu elbette iman konusudur ve tahkiki ve tafsili olmayan, taklidi dahi olmayan icmali bir iman sergileyen firavunun ibret dolu hikayesi ahir zaman insanlarına da çok güzel örnek teşkil eder.

Şöyle ki; iman, dinden ve Kur’an’dan dahi önce kalbe dolması gerken gerçek kurtuluş reçetesidir, Yüce Allah’a sevgi ve rızayla yönelmedir. Sonrasında o imana yakışır hayat sürmek, salih amel ve değerler üretmek, güzel ahlak sahibi olmak, ibadet etmek, iyilik yapmak ve en mühimi de zulme ve kötülüğe karşı durmak lazım gelir.

Bu sayılanların yapılmasına imkan sağlamayacak zaman ve şekilde iman etmek ise makbuldür ancak sahibine fayda sağlamaz çünkü artık mucizeler görünmüş, gayb bilinir olmuş, hakikat gözle görünür hale gelmiştir. Ve tabiki amel üretecek zaman kalmamıştır.

Oysa mesela aynı kıssa üzerinden konuşacak olursak firavun şayet İsrailoğullarını takibe başlamadan ya da sular üzerine gelmeden iman etmiş olsaydı durumu çok daha farklı olacaktı. Keza şayet hem iman edip hem mesela takipten vazgeçseydi ve zulümlerine son verseydi belki günahları af dahi olacaktı. Ama o bunları yapmamış, isyan ve inkarını sürdürmüş, müşrik vaziyette ve ilahlık iddiasıyla hırslarının peşinden katliama kalkmış ve fakat hak karşısında mağlup olmuştur. Yaklaşık 17 sene boyunca yapılan telkin ve uğraşlara, mucizelere rağmen yönetimin hakka teslim olmayışı ama ecel halinde teslim olması ise nasuh yani içten olmaktan bu nedenle uzaktır.

Dinen firavunun diliyle sarf ettiği sözler ile İslam’a girmesi makbuldür. İmanının kabulü ise Yüce Allah’ın takdiridir. Çünkü Bedeviler için İslam ve imanı birbirinden ayıran ayet hatırlanacak olursa dine girmekle, iman etmek farklı şeylerdir ve burada Firavunun yaptığı daha ziyade dine girmektir. Kalpten iman edip etmediğini ise bilen sadece Allah’tır.

“Bedevîler “İman ettik” dediler. De ki: “İman etmediniz. (Öyle ise, “iman ettik” demeyin.) “Fakat boyun eğdik (İslam’a girdik)” deyin. Henüz iman kalplerinize girmedi…” (Hucurat 49/14)

İman ettiği kabul dahi olunsa peşinden salih amel işleme fırsat ve zamanı olmadığı için genel kabule göre imanının fayda sağlamayacağı genel kabuller arasındadır. Nitekim bedeninin ayet ve ibret olmak üzere kurtarılması (halen müzede sergilenmektedir) imanının nasuh olmadığına işarettir ve firavunun cehennemlik olduğuna dair derin kanaat tüm alimlerde hakimdir.

Öte yandan konuyla alakalı olarak daha önce Musa Peygamberi nehirde bulup yanına alan ve öldürülmesine mani olan firavunun eşinin bir zaman önce ve mucizeleri görerek gizliden ve firavuna rağmen iman etmiş ve daha sonra bunu firavunun olduğu ortamda ifşa etmiş olması gerçek imandır ve işkencelere maruz bırakılarak vahşice öldürülen bu kadının cennetlik olduğuna dair görüş hakimdir.

“Allah, iman edenlere ise, Firavun’un karısını örnek gösterdi. Hani o, “Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap. Beni Firavun’dan ve onun yaptığı işlerden koru ve beni zalimler topluluğundan kurtar!” demişti.” (Tahrim 66/11)

“Firavun’un karısı şöyle dedi: “Bana da, sana da göz aydınlığı (bir çocuk)! Sakın onu öldürmeyin. Belki bize faydası dokunur, ya da onu evlat ediniriz.” Oysaki onlar (olacak şeylerin) farkında değillerdi.” (Kasas 28/9)

Yine Hz. Peygamberin, Huneyn seferinde, henüz iman etmemiş birisinin iman ederek yaklaşık on beş dakika sonra şehit olması üzerine cennetlik olduğunu buyurmuş olması nasuh yani makbul imana güzel bir örnektir. Çünkü iman ettikten sonra amel işleme fırsat ve zamanı vardır, o kimse canıyla Allah ve Peygamber yolunda cihat etmiştir ve inşallah şehit olmuştur. Akibeti de bu nedenle inşallah cennettir.

Merhum Elmalılı Hamdi Yazır’ın Firavunun karısına dair tefsiri (tahrim 66/11) şu şekildedir;

“ Allah iman edenler için de şu iki kadını misal gösterdi. Birisi Firavun’un karısı, ki o, Müzâhim’in kızı Âsiye’dir. Hz. Musa Firavun’a karşı âsasını salıverdiği zaman iman etmiş, Firavun da iman etmesinden dolayı ona şiddetle azab etmişti. Ebu Hureyre’den nakledildiğine göre güneşe karşı dört çivi ile çiviletip üzerine kocaman bir kaya koydurtmuştu. O vakit o hatun demişti ki Ya Rab! Benim için katında, cennette bir ev yap! Ruhunun, Allah yolunda iman ile şehid olarak alınıp, bu sebeple Allah’ın yanında rahmete erişmesini ve Arş’a en yakın olan Sidre-i Müntehâ’nın yanında, Cennetü’l-Me’vâ’da kendisine ebedi bir dinlenme yeri inşâ edilmesini istemiş. demişti ki: Bu suretle beni hem Firavun’dan ve onun işinden koru. Hem onun pis nefsinden ve hem kötü işinden; şirk ve zulümle icra ettiği hüküm ve sataşmasından kurtar. Hem de beni o zalimler kavminden koru; zulümde Firavun’a uyup Firavun ailesi ünvanını almış olan Kıptîler’den kurtarıp ebedi olarak kurtuluşa çıkar! Böyle söyleyince rivayet edildiğine göre ona derhal cennetteki makamı keşf yoluyla gösterilmiş ve hiçbir azab duymaksızın ruhu alınmış, üstüne konulan kaya ruhsuz kalan cesedinin üstüne düşmüştür. Bu da, sahib (Habîb b. Musa en-Neccâr) gibi doğrudan doğruya cennetlik olarak Allah’ın rahmetine ve rızasına kavuşmuştur. Evet öbürleri de dünyadan gitmiş, bu da gitmiştir. Fakat arada ne büyük fark vardır! Onlar, kavimlerini cennete götürmek isteyen iki peygamberin elinde, hayır ve iyilik içinde cennete götürülecek halde iken, küfürleri yüzünden cehenneme, ateşe gittiler. Bu hanım ise, kavimlerini ateşe sürükleyenlerin başı, şirk ve zulmün en büyük timsali olan Firavun’un elinde ateşe sürüklenmek istenirken imanı ve ihlası sebebiyle cennetin en yüksek makamına, Rahmân’ın yanına uçmuştur. Herkes kendi yaptığından sorumlu olduğu için kötü kocaların eline düşmüş saliha (iyi) kadınlar her tehlikeye rağmen fenalıktan sakınarak Allah’a karşı iman ve samimiyetlerini korudukları müddetçe kocalarının kötülüklerinden sorumlu olmazlar. Allah, onları sonunda kurtarır. Hem yalnız evli olanlar da değil.”

Anlaşıldığı üzere iman eden hanım ile iman etmemekte direnen ve ancak ecel anında imana sarılmaya teşebbüs eden firavun arasındaki bu devasa fark, mü’minlere ibrettir, nasuh olan ve olmayan imana örnektir.

Ahir zamanda baskılanan, zorlanan, ahlaksızlığa, namussuzluğa, hile ve aldatmaya mahkum edilenlerin, müşriklik ve münafıklığa sevk edilenlerin kurtuluşu Allah’tan beklemesi ve bu uğurda gerekirse canından vazgeçmesi (intihar yoluyla asla değil) lazım olandır. Bunlar ister erkek veya kadın olsun, ister evli veya bekar olsun fark etmez.

Öte yandan her türlü güç ve mevkiye sahip olduğu halde, mucize ve tebliğlere rağmen doğru yola yanaşmayıp, zulüm ve isyanlarını sürdürenlerin imansızlıkları nedeniyle akibetleri kesin ve ecel anında yapacakları iman oyunu da faydasızdır.

Doğru olan vakit varken, mucizeler yaşanmadan, akabinde değer ve iyilik üretebilecek, o imanı hayata yansıtabilecek fırsatlar tükenmeden pişman olmak, kötülük ve pislikleri kalpten terk etmeyi dilemek ve Allah’a teslimiyetle yönelmektir.

Dini literatüre firavun imanı diye geçen bu sahte iman o kulun müslüman olarak ölmesine imkan tanısa da, mü’min olmasına engeldir çünkü o iman kalbe yerleşmemiştir. Kalbe yerleşse dahi bu gayba değil görünene iman olduğundan muteber ve ispat edilmediğinden de kurtarıcı değildir.

Çünkü iman kalpte ise kulun zulmetmesi, eziyet etmesi, kötülük üretmesi, bilerek ve isteyerek başkalarına zarar vermesi mümkün değildir. Hak ve adaletten uzaklaşan, baskı ve eziyet eden, ilahlığa soyunan, Allah’a isyan halinde olanların ise imana yakın olduğunu söylemek mümkün değildir.

Firavun imanı nedir sorusunun asli cevabı elbette Kur’an’da ve Yüce Allah’ın bilgisi dahilindedir. Ama bilinmelidir ki herkese lazım olan iman sahte değil gerçektir, sanal değil ispatlıdır. O iman ile yaşamak ve o hal üzere ölmek boynumuzun borcudur.

O halde son söz; firavun olmaktansa firavunun karısı gibi işkencelerle öldürülmek, bu dünyada servetlerle yaşamaktan ve cehennemlere konuk olmaktansa, iman ile muhtaç ve mazlum bir yaşam sürmek hatta öldürülmek her zaman yeğdir.

Bu yazıyı okudunuz mu?

İslam’ın abdesti iman

Bir çekirdekten dev çınarı çıkartan Allah bizler için iman nüvesini kalplere koymuştur. O iman büyüyecek, ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir