Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Fıtratı unutturan üç perde yani hicap
imanilmihali.com
Fıtratı unutturan üç perde yani hicap

Fıtratı unutturan üç perde yani hicap

Fıtratı unutturan üç perde yani hicap

İnsana fıtratını, fıtratın yapısını unutturan, kendisini kendisine dahi yabancılaştıran, fıtrati terbiyeden mahrum eden üç şey vardır ki bunlara perde veya hicap denir. ‘Hicap’ kelime olarak, perde, kapı, aynı zamanda örtmek, gizlemek ve ulaşmayı engellemek demektir.

Bunlar; tabiat, nefis ve yanlış bilgidir.

Büyük İslam bilgini Şah Veliyyullah Dehlevi’nin tarifi ve izahı da bu yöndedir.

İslam alemi nedense hicap’ı perde manasından ziyade tesettürle bağdaştırmaya ve bu şekilde de perde yani engelleme manasını sadece ırzın korunmasına endeksleme meyilinde ve gafletindedir.

Günah ve haramların, sadece görünen ve dokunulanda değil, sadece yenen bir et veya leşte değil de asıl kalpte yaşandığını anlamaktan aciz bu kesim, hicabı örtünmeyle eş değer tutarak diğer manaları gizleme ve bu arada da kadınları suistimal etme niyetindedir.

Oysa fıtrati terbiye özellikle maneviyat alanında zuhur eder ve kulu imana, misaka, Sırat’ı Mustakim’in tüm yollarına kılavuzlar. Ayıp yerlerin örtülmesi veya göğüs çatalının gizlenmesi bu binlerce emirden sadece biri, fıtri terbiyenin ise ancak zerresidir. Çünkü iman yapılan amelin sevabına razı olmak değil, o amelle kast edileni anlayarak genele uyarlayıp perdelerle yasaklarla aramıza duvar örmektir.

Tabiat perdesi

Tabiat, Rabbimizin ölçüsü ve ilmi ile şekillenen, çekirdeklerin çatlamasına imkan hazırlayan bir düzen, gerek, ortamın adıdır. Yaratıcı asla değildir. Dünya sınavının sınav salonu mahiyetindeki yaşam, tabiat sayesinde döngüler kurar, kainat yıldızları onunla döner, mevsimler değişir, yağmur veya kar yağar yahut uzun aylar yeryüzüne damla düşmez.

Tabiata (insan eliyle yapılanları da eklersek) etrafımızda olanların tümü diye tarif etmek lazımdır. Bunun fıtrata perde olan yanı ise aldatıcılığı ve asıl ustayı unutturuculuğudur.

Yani her sonun bir başlangıcı olur diye düşünmek veya başka yaratanlar da var diye hesap etmek yahut evrensel bir ilah olmadan da bunlar pekala yaşanabilir diye düşünmeye sebep bu perde aldatıcı olduğu kadar fıtratı da inkar ettirir. Oysa tabiat sırf kendisi bile bir ilahi mucizedir, ayettir.

Tabiat akıllarla birlikte kalpleri de kirletmekte hünerlidir. Pozitif ilimleri, bilimi kendisine kalkan edinen tabiat, kulları sıradanlığa veya tesadüfçülüğe, salt matematiğe ikna etmeye çalışır. Bu sayede de tek Yaratıcı’yı unutturmayı gaye edinir. Oysa kainatta kesin gerçeklerle, matematik ve geometri ile konuşan Yüce Rabbimizin ilmi, her şeyi kuşatmış vaziyettedir ve ufacık bir sapma dahi yoktur.

Nefis perdesi

Nefis terbiye edilmedikçe kötülüğü emreden, temizlenmesi sadece Allah elinde olan içsel istek ve dürtülerin adıdır. Nefsin istekleri sonsuzdur ve kolay ve güzel olanı, mübah ve helal olsa da ister. Bu sayede kulu günaha, harama, çirkine, haksız ve adaletsiz olana sevk eder ki fıtrati terbiyeden yoksun bırakır.

Nefis, egodur, bitmek bilmeyen istekler ve işe gelen (!) sözde çözümlerdir. Aklı vahyin çok üzerine çıkartan, bazen de aklı dahi saf dışı bıraktıran, sorumsuz ve özensiz yaşamı emreden nefis, terbiyeyi de işine gelen kısmıyla kabul eder ve yaratılışın gaye ve ilkelerine hak ettiği kıymeti vermekten de uzaktır.

Nefis gerçekleri değil, görmek istediklerini görür.

Yanlış bilgi perdesi

Bilmemek, anlamamak, merak etmemekten kaynaklanan hiç bilmemek veya yanlış bilmek halidir ki yanlışı doğru kabullenenlerin doğruyu bulması, hiç bilmeyenlere göre çok daha zordur.

Cehalet, Kur’an’ın da savaş açtığı bir zulüm vesilesidir ve nankörlükle isyanı getirir. Fıtrata dair beşeri bilgilerin azlığı, az sayıdaki ayet ve mucizenin ise yanlış anlaşılmasına sebep bu perde kulu yanlış yollara sevk eder, aldatır, yanlışı doğru kabul ettirir.

Sadece akla hürmet edip kalbi dışlamak cisim ve oluşların bir yanını hep noksan yaşamak, resmin tamamını görememektir. Bilinen de mutlak değil örfi, kültürel veya zamansal olursa ebedilik asla yakalanamaz ve ilahi nizamın kaideleri asla anlaşılamaz. Oysa fıtrat olmuş ve olacakların tamamıdır, mutlak doğrudur, kesin ve güzel olandır. Yanlış olan ise çirkin, batıl ve sahtedir.

Şeytanların sıkça müracat ettiği bu kavram malesef kulları kandırmada ve hizada tutmada etkili bir yoldur ve Kur’an’a mesafeli toplumlar malesef bu aldanışta ısrarcıdır.

Hurafe ve rivayetleri, ayetlerin üzerine çıkartmak, örfleri dinleştirmek gayretleri bu cümledendir.

Üç perdenin etkisi

Bu üç perde fıtrat düzeni olan; iman, amel ve hesap döngüsünü, insan yaratılmdan önce başlayan safahatı, iblisin isyanını ve ahdini, İslam’ın zaman ötesiliğini, sonsuz yaşama dair sınavı, ahiretin milim şaşmayan adaletini zedeler ve imanı zayıflatır.

Fıtrat kulu sadece Allah’a teslimiyete, bşka ilah tanımamaya sevk ederken bu üç perde tevhidin kalplere girmesine manidir.

Fıtratın Tek usta elinden çıktığı, başkaca ilah olmadığı ve olamayacağı açıkken, kainatta düzen ve ahenk sadece bir elden çıkarsa sağlanabilecekken bu üç perde fıtratın yapısını unutturur, vahyin ve aklın müşterekliğine engel olur.

Kulu kendisine dahi yabancılaştıran bu perdeler, neden ve nasıl yaratıldığı sorusunu kula sordurmayarak sınavı da unutturur. Bu ellerin kimin olduğunu kendisine sormayan, nasıl konuşabildiğini merak etmeyen, vicdanın nasıl bir şey olduğunu bilmeyen bir kulun terbiyesi de kolay değildir.

Kul bu perdeler nedeniyle bazen inanmadığı veya istemediği şeylere dahi imza atabilir ve dimağı ve kalbi kilitleniverir. nefis kumandayı ele alır, ayetler manasızlaşır (haşa), ispatlar yanlış temellere dayandırılarak hüküm verilir ve o hükümler de yanlışlara çıkar.

Fıtrati terbiye kulu tertemiz kabul eder ve büyüdükçe kirlenen insanı temizlemeye çalışır. Tüm kainat ona ayet, tüm yaşananlar ispattır lakin perdeler arasında yaşamaya mahkum kalanalr perdeyi aralayıp hakikati görmekten de uzaktır.

Aslı idrakten yoksun bu perde gerisindekiler hayata ancak o gözlüklerle bakarlar ve onlar için doğru olan değil görünendir. Bu ise gerçek değil veya gerçeğin bir kısmıdır.

Perdelerden sıyrılmak ve gerçeği çıplak gözle görmek ise evvela Allah’ın dilemesi sonra kulun isteği iledir ki kul diledikçe Allah inşallah nasip edecektir. Çünkü O dileyene dilediğini nasip edendir.

İnsan denen varlık diğer semavi dinlerde olduğu gibi doğuşta kirli değildir. Lakin büyüdükçe günahlarla kirlenir ve bu temizlik sonradan kaybolur. İnsan bu suretle kendisine yabancılaşır, kendisini unutur, sanala tabi olur.

İnsan ruh denen ilahi özle, beden denen ve toprakımsı unsurlardan oluşan bir yapıdadır. Toprak kaynaklı unsurlar dikkatli olunmaz ve tedbir alınmazsa ilahi özüne musallat ve hakim olarak benliğin esas varlığını, sonuç olarak fıtrat ve Yaratıcısını tanımasını engeller, unutturur.

Bu haldeki insanlarda kötü kuvvetler saltanat kurar ve bunun adı nefistir.

Tabiat ve nefis insanın kendi ürünü veya dıştan empoze edilen yanlış bilgilerle de birleşince ortaya kirli bir nefis ve fıtrattan-temizlikten uzaklaşmış kul çıkar. Bu ise insanın eğitilmesini şart koşar.

Özetle, kuldaki bozulan fıtratın tamiri de yine fıtrata, öze dönüşledir ve tüm sanal ve yalan kabullere rağmen, yaşam bir sınav olmanın yanı sıra bir ebedi mukabeledir ve fıtratta verilen sözün hesabı ahirette sorulacaktır. İlk anı hatırlamasa da her kul söz vermiş ve “işittik itaat ettik” demekle söz vermiştir. Başkaca ilah tanımamaya dair bu söz yaşamda aranılan riayettir ve hesap ta bu söze ne kadar sadık kalındığının hesabıdır.

Fıtrati terbiye kulu, temiz, günahsız, doğru yaşama geri getirmeye çalışır ki hicap yani perdeler buna mani olur.

Hicabı sadece kumaş parçasına indirgemek ve genel manasını saklamak ise dine ihanettir.

O halde kul, nefsini fıtrat ile terbiye etmekle mükelleftir ve perdelerden sıyrılıp hakikat görebilenler cennetlere varacak olanlardır.

Yüce Allah’ın fıtratı, dini, ilkeleri, ölçüleri asla değişmez. Değişen toplumların azgınlık durumlarına göre değişen helal ve haramlardır. Ötesi sabittir ve ilk insandan son insana (kıyamete) dek bu yaratış kanunları değişmeyecektir.

O halde değişmesi gereken kuldur. Kulu terbiye edecek olan da fıtratın kendisidir.

Ve hicap sadece tesettürün adı değildir.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Allah’tan başkasına dayanan her ümit dipsizdir

Allah’tan başkasına dayanan her ümit dipsizdir

Allah’tan başkasına dayanan her ümit dipsizdir Yüce Allah, hayatın, ecelin, mülk ve kudretin, dinin, beraat ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir