Anasayfa / AHİR ZAMANLAR / FITRATTAN MAHŞERE İMAN VE İSLAM
imanilmihali.com
Fıtrat ve dünya sınavı

FITRATTAN MAHŞERE İMAN VE İSLAM

FITRATTAN MAHŞERE İMAN VE İSLAM

Fıtratı, insanlık serüvenini, sınavı ve ahireti (gaybı) anlayabilmek için evvela iman ve İslam’ın aynı şey olmadığını anlamak lazım gelir. Çünkü bu ikisinin birbirinin yerine kullanılması veya diğerini gölgede bırakması, hatta din ile ibadetin, din ile diyanetin birbiriyle karıştırılması bugünkü tüm temel meselelerin odak noktasıdır.

En geniş manasıyla İMAN; tevhidin ve takvanın kaçınılmaz bir gereği ve insana yaşama hakkı ve cennetlere varis olma imkânı ile birlikte bahşedilmiş en yüce nimet olarak, SADECE Allah’a, başkaca ilah tanımaksızın, koşulsuz, tam, devamlı, tereddütsüz, samimi, kalbi ve sözlü inanmak, güvenmek, sığınmak ve teslim olmak, rızkı, medeti, yardımı, nimeti sadece O’ndan beklemektir.

İSLAM ise tevhidin son hali ve kıyamete dek baki kalacak nihai din olarak tüm insanlığa emredilen, Allah korumasındaki Kur’an ile sınırları çevrelenmiş, sadece Allah’a ait olan dinin adıdır. İbadet bu dinin niyaz şekli ve göstergesidir. Diyanet, içerisine dini de alan, dine ait tüm beşeri yorum ve izahları da kapsayan izahat, terbiye, öğretinin adıdır.

Özetle, İslam’ın, tevhidin, ibadetin, diyanetin özü, öncesi, abdesti, kaçınılmazı … İMAN’dır.

İman bu nedenle tüm dinlerin, tüm Peygamber ve kutsal kitapların ilk emridir. Çünkü iman İblis’in insana düşman ve ilahi iradeye isyan olarak ettiği lanetlik yemine (İblis’in Ahdi’ne) karşı Yüce Allah’ın bahşettiği koruyucu kalkandır, cennetlere girebilmenin, cehennemlerden kurtulabilmenin umudu, esenlik ve kurtuluşun anahtarıdır. Çünkü Allah şeytana rağmen imanla kalabilenlere ve salih amel işleyenlere cennetlerini vadetmiştir.

Çünkü dünya sınavı, insanın şeytanlara ve nefse ve dünya mallarına kanıp kanmamasının, imanla kalıp kalamamasının, bu fani yaşamı ahirete değişip değişmediğinin, sadece Allah deyip diyemeyişinin sınavıdır.

Yaratılış (Fıtrat)

Yaşam öncesi yaşamı bilemiyoruz ve ayetlerin bize bildirdiği kadarıyla daha insan ortada yokken meleklerin ve cinlerin varlığına, insanın yaratılış serüvenine, insanın emaneti yüklenişine ve cennetlere varis kılınışına, pek çok yaratılmıştan üstün kılınışına şahit oluyoruz. Yine, bu yaratılışı kıskanan, cahil İblis’in isyanla büyüklenişine, hikmeti anlamayıp secde etmeyişine, isyanına devamla tevbe etmek yerine, cennetlere konulan ilk insan ve eşini kandırışına tanıklık ediyoruz.

Sonrası kanan ve tevbe ederek bağışlanan insan ile, kandıran ve cehaletle, kibirle büyüklenip lanetlenen, cehenneme mahkum edilip insanı Allah yolundan çevirmeye yeminli dişi cin İblis’in (kendisine uyan cinlerle) birlikte sınav için dünyaya gönderilişini ayetlerin muazzam ihbarıyla öğreniyoruz.

Tevhid

İblis, insanı Allah yolundan çevirmeye, kandırmaya, yedek ilahlar üretmeye, nefsine köle etmeye, fani dünyaya dalmaya, gizli ve pis şehvetlere dalmaya, gösteriş ve riyaya, münafıklık ve küfre, haram ve günaha kandırır ve çirkinliği fısıldayıp nefisleri körüklerken, kendisine tanınan belirli sürenin sonuna kadar amansız bir nefret ve kesinleşmiş ebedi cehennem mahkûmiyetiyle, tüm ilahi iradeye ve kudrete isyan halini sürdürmektedir. Gizli, amansız, hiyerarşik, yalan ve batıl tüm gayretleri ile ZORLAMAYAN ama kandıran şeytan ve soyu ve askerleri asırlar boyu ki buna insanlık veya dinler tarihi demek daha doğru olacaktır, insanlığı amansız savaşlara, kıtlıklara, gözyaşlarına, zulümlere, acılara sevk etmiş, kanan ve aldanan insanlar eliyle dünya, tabiat ve yaşam kirlenmiştir.

Oysa tevhid, sadece Allah demenin adıdır. Koşulsuz inanç ve teslimiyettir. Allah’tan olan herşeyi sevmek, kabullenmek, Allah için sevmek ve Allah için buğz etmek yani sevmemektir. Tevhid; hanif olmak, mü’min yani kalben imanlı olmak, Müslüman yani İslam içinde olmak demektir. Takva ise Allah’ın sınırlarına azami riayet etmenin adıdır. İslam’a girenlerin adı Müslüman, iman edenlerin adı mü’min, tevhide gönül verenlerin adı tevhid eridir.

İşte tüm bu nitelik ve nicelikleri ustaca karmaşık hale getiren, imanla dini, ibadetle tevhidi, takva ile tesettürü, sünnet ile farzı, batıl ile hak olanı aynı cümlede kullanıp akılları ve kalpleri karıştıran şeytanlar dinin bugünkü acınası halinden de mesul olanlardır. Çünkü her şeye rağmen tevhidi insanların öğrenmesine müsaade eden ama şirkten asla bahsetmeyen ve şirki yok kabul ettiren şeytani zihniyet dini, mezhebi, tarikatı ne olursa olsun insanları cennet masalları ile avuturken cehenneme götüren yolları asla öğretmemiş, öğrenilmesine de engel olmuştur.

Olmuştur ki afsızlığa mahkûm şirk illeti anlaşılırsa, oyunları ortaya çıkacak, düzeni ve asırlar süren tezgâhları anlaşılır olacaktır. Bu nedenle dini kaynağından yani Kur’an’dan değil de etraftan, yorumdan, kullardan öğretmeye çalışmış, Kur’an’ı Arapçaya mahkûm ederek arabizm ve israiliyatın kölesi etmiş, dininden habersiz toplumları şahlandırarak ve destekleyerek adeta müşrikler imparatorluğu kurmuştur.

Aklı, kalbi, ruhu, şuuru, vicdanı olan insan tüm bu gaflet ve delaletten elbette ve sadece kendisi sorumludur. Bu yanılgı dünyalar dolusu insanları yutarken İblis bir yere kadar suçludur çünkü zorlamamış, sadece süslü göstermiştir. İnsan ise zalimdir, kanmaya, günaha, harama meyillidir, cahil, nankör ve acelecidir.

Sonuçta ayetin işaretiyle cehennem ağzına dek dolacaktır çünkü insanların çoğu iman etmemektedir. Allah sadece iman edenlerin dostudur. Bu da demektir ki Allah aksini dilemedikçe cennetler sadece iman edenler yani mü’minler içindir. Nihayet bunun manası Müslüman olmakla, şekli İslam’la, sünnetleri eda etmekle, imanın gereğini yapmamakla, imanı kalbe yerleştirmeyip sadece dilde tutmakla, riya ve gösterişle samimiyetten uzaklaşmakla, yedek ilahlara kurbanlar adayı onlardan medet ummakla, kişilere-servetlere-makamlara-nefislere kul olmakta beis görmemekle yetinenlerin cennetlere asla gidemeyeceğidir.

Bu husus çok iyi anlaşılmalıdır çünkü niyetleri, göğüslerin özünü, gizli ve saklıyı bilen Yüce Allah’ı kandırmak mümkün değildir. Bu yüzden de halis, kâmil, salih ve selim kul olmadıkça, sadece Allah diyemedikçe, kalpten teslim olamadıkça kurtuluş mümkün olmayacaktır.

İşte sınav bu samimi veya yalan amel ve niyetlerin sınavıdır. İblisler soyu ve askerleriyle, evliyalarıyla insanı huşudan uzaklaştırmaya çalışacak, kalp ve akıl şeytanlara teslim olmamaya direnecektir. Başaranlar esenliğe erecek, başaramayanlar şeytanlarla aynı akibete mahkum olacaktır.

Dünya sınavı

İnsan ve cinlerin yeryüzündeki sınavı elbette sonsuza dek değildir. Bilgisi sadece Allah’ta olan bir belirli süre vardır ki melekler dahi o süreyi bilmekten acizdir. Çünkü tıpkı ruh ve kader gibi, niyetler ve nefisler gibi gaybda sadece Allah’a aittir. Din, dünya, ahiret ve ilahi takdir sadece O’nundur.

Kıyamet tüm yaşamın sonu, ecel herkesin kendi kıyametidir. On saniye sonrasını bilmekten aciz insanın ecelini de bilemeyeceği için makul olan davranışı iman edip salih ameller sergilemek ve tevbe ile doğru yola (Sırat-ı Mustakim’e) dönmektir. Elbette bu da kafi değildir. Çünkü din emredileni yapmak, sakındırılanlardan da uzak durmaktır ki haram ve günahtan sakınmak lazımdır. Bu yeterli midir? Hayır! Noksan olan ise şudur ki kul olmanın bir diğer kaçınılmazı zulme bulaşmamak, zulüm üretenlere düşman olmak ve yeryüzünde huzur ve güveni tesis edene, din ve iman dünyaya egemen olana dek Allah yolunda her türlü vasıtayla ve durmaksızın mücadele etmektir. Yani iyilik yapmak yetmez, kötülükten sakınmak ve kötülerle mücadele etmek gerekir.

Dinler tarihi ve İslam

İnsanlık tarihi yeryüzündeki ilk saniyeden itibaren bu mücadele ile doludur. O kadar ki Peygamber evlatları, hanımları dahi şeytanlara kanabilmiş, pek az salih kul nefsini terbiye edebilmiştir. İnsanlık var oldukça her ümmete, her coğrafyaya kendi lisanlarıyla, kendi aralarından güvenilir kimseler aracılığıyla Allah’ın rahmet eli uzanmış ve inanç kaideleri din adıyla tebliğ, davet ve nasihat edilmiştir. Sonuçta Yüce Allah sınav ve adaleti gereği zorlamamış, iyiyi gösterip kalpleri kılavuzlamış ama insanın azmasına ve sapmasına da müsaade etmiştir. Sınav bunca adil olduğu için de ahiret hesabı aynı adaletle yapılacak, herkes ve her şey Kur’an ile hesaba çekilecek, kimseye zerrece haksızlık yapılmayacak ve kimse kimseyi Allah dilemedikçe kurtaramayacaktır.

İslam tüm dinler tarihinin son sayfasıdır. Allah’ın dini elbette değişmez, değişmemiştir. Değişen toplumların azgınlık durumlarına bağlı olarak değişen helal ve haramlardır. Yoksa tevhidin özü ilk gün ile aynıdır, tüm dinler İslam ile aynı istikamettedir. Farklı olan şeriat yani dini usul ve yöntemdir. Ahir zamanda bulunduğumuz şu zamanlarda bundan on dört asır önce bahşedilen İslam’ı bu nedenle dikkate almak lazım gelir ki işin artık şakası yoktur. Kıyamet belki çok daha yakındır ve öyle olmasa bile herkesin eceli on saniye sonra bile gelebilir.

Ahiret yaşamı ise amel değil hesap yeridir.

Kıyamet ve ahiret

Kıyamet yaşamın sonu, var edilenlerin ölmesi, ruhların sahibine geri dönmesi, dünya sınavının sonlanması, hesabın başlamasıdır. Ahiret gaybdır, bilinmeyendir, berzah ötesidir, şu an göremediğimiz âlemdir, sonsuz hayattır.

Ahireti kabir, hesap, helalleşme, şefaat, mizan ve akibet olarak safhalandırsak ta doğrusu daima ve sadece Allah’a aittir. Lakin önemli olan yenilen hakların muhakkak sahiplerine geri döneceğini ve şefaatin yani genel anlamda rahmetin sadece Allah’ın razı olduğu kullara ait olacağının bilinmesidir.

Amel defterlerinde ne yazarsa yazsın niyetler sadece Allah’a malumdur ki niyetler bu nedenle amellerden üstündür. Ahiretin tarlası dünyada, sözler, ibadetler, davranışlar ve hatta cihatlar yeterince samimi ve içten ve sadece Allah rızasını kazanmak için değilse, iyilikler karşılık bekleyerek yapılmışsa, kulların da rıza ve hoşnutlukları aranmışsa o amellerin sahibine faydası asla olmayacaktır.

Kimseye taşıyabileceğinden fazla yük yüklemeyen Yüce Allah, olacaktır ki mazlumların ve yetimlerin inşallah en ufak amel ve niyetlerini dahi misliyle ödüllendirecek ve cennetlerine alıp razı olduğu kullardan edecektir. Olacaktır ki yetmiş yıl secdeden kalkmamış başlar, riya ve gösterişle, hak yemekle cehennemi boylayacaktır.

İman bu nedenle mühimdir. Çünkü iman, tevhidin, takvanın, ibadet ve kulluk bilincinin kalpten gelen sesidir, Allah sevgisi ve Allah korkusudur.

Yaşam sonrası yaşam

Hesap ve mizan sonrası yaşam cennet ve cehennemlerde geçecek, bedenler, ruhlar farklı bir mahiyette yeniden teşkil ve tesis edilecek, cehennemler dolarken cennetler tehna kalacak, küfür ve şirk düşkünleri cehennem azaplarını tadarken, Müslüman olmakla yetinenler dahi ateşlerin tadına bakarken, mü’minler yani samimi ve inançlı Müslümanlar cennetlerde gölgelenecektir.

İşte bu iki yaşamdan birisine hak kazanmanın yeri bu fani yaşamdır. Burada kısacık ömürlerde yapılan ve edilenler, oradaki akibeti belirleyecek olandır. Ve oradaki yaşamda sonsuz esenliğe ermek o kadar da zor değildir.

Sabır ve şükürle bezenmiş, tevbeye ve duaya yatkın, mütevazı ve ahlaklı, imanlı ve ibadetli, şekilsel değil öz inanç sahipleri için, salih ve selim işler yapanlar, yaşamı ve etrafı güzelleştirenler için inşallah korku olmayacaktır. Kötülükten sakınan, kötülerle ve zalimlerle savaşanlar içinse cennetlerin Yüceleri nasip olacaktır ki bu uğurda canları ortaya koyanların inşallah müjdeleri çok daha yüksek olacaktır.

Ancak … bu yaşamda kötülük, hinlik, zulüm ve haksızlık, adaletsizlik ile payelenenler, liyakat ve ehliyetten yoksun iken haksızlık edenler, kan ve gözyaşına sebep olanlar… şeytana, nefse, kul ve makamlara köle olanlar, tuzaklar kurup, hile yapanlar, yalan ve iftira ile bir yerlere gelenler için ahiret korku dolu olacaktır ve akıbetler kararacaktır.

Dinen mükellef olunma yaşından itibaren ki, bu yaş yobaz zihniyetin sübyancı evlilikleri için uydurduğu kılıf olan bedenin adet görme yaşı değil akın emrettiği mesuliyeti yüklenebilecek idrak yaşı olan zihnin ergenlik yaşıdır, kullar için doğru olan Fatiha suresindeki gibi SADECE ALLAH diyebilmek ve buna göre yaşamaktır.

Cennetlere gitmek çok kolay ama kötü olmak ve cehennemde kavrulmakta kolaydır. İnsan hür yaratılmış, günah ve sevap kazanma ihtimalleri hep açık bırakılmıştır. Bir tek kalp vardır ki tüm kapıları cennetlere açılır ve daima “Allah, Allah” diye atar. O halde kalbi ve vicdanı yok saymak cehalet ötesidir.

Şeytan insanın en büyük düşmanı ve yol göstericisidir. İman, esenlik umudu ve şeytanlardan korunma yoludur. Sınav imanı veya şeytanları seçme sınavıdır.

İnsan fıtratta var edildiği yere, kıyamet sonrası dönecek olandır. Bu fani hayatın kısacık ve sahte zevklerine dalıp ahireti feda etmek ise ancak aptallara mahsustur.

Çözüm; aklı ve bilimi öne çıkararak, inancı ve ahlakı fazilete eş değer kılarak, Allah’ın sınırlarına uymaya gayret ederek, günahtan korkarak ama günah işlemenin kaçınılmaz olduğunu bilerek, dua ve tevbe ile aklanmaya çalışarak, kulluk ve ibadette sadece Allah’a yönelerek, sahte ve yedek ilahlar edinmeyerek namuslu, hanif, doğru bir yaşam sürmek, ruhu sahibine teslim ederken inşallah Allah’ın rızasına mazhar olabilmektir.

Akibet, mukadderat, takdir, irade sadece Allah’ındır. Gayret ise bizdendir. Mühim olan doğru tarafta olmak, Peygamberler, şehitler, salih kullar ile aynı safta yer alabilmektir.

Allah’ın rahmeti boldur. Lakin o herkesin her zaman Rahman’ı, dünyada herkesin ama ahirette SADECE mü’minlerin Rahim’idir.

Yaşamın gayesi zengin olmak, cinsel ve maddi zevkler yaşamak, makamlara gelmek değil … adam olmak, kul olmak, salih işler yapıp, namuslu ve faydalı bir yaşam sürmeye çalışarak ALLAH RIZASINA MAZHAR OLMAYA ÇALIŞMAKTIR.

Çünkü şefaat sadece Allah’ın razı olduğu kullarına aittir.

Allah, yaşamı ve ölümü kimlerin iman edip, daha iyi işler yapacağını görmek için yaratandır. 

Rabbim tüm imanlı kullarını korusun, kalplerindeki imanı artırsın, nefislerini temizlesin, şeytanlardan korusun. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir