Anasayfa / KUR'AN-I KERİM / Karşılaştırmalı Kur'an Mealleri / Fussilet suresi – Karşılaştırmalı meal
imanilmihali.com
Karşılaştırmalı Kur'an Mealleri

Fussilet suresi – Karşılaştırmalı meal

Fussilet suresi – Karşılaştırmalı meal

Karşılaştırmalı Kur’an Mealleri

FUSSİLET SURESİ

Ali Bulaç Rahman ve Rahim Olan Allah`ın Adıyla
Diyanet Vakfı Rahmân ve Rahîm (olan) Allah’ın adıyla.
Elmalılı Hamdi Yazır Bismilahirrahmanirrahim
Süleyman Ateş Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla..
Yaşar Nuri Öztürk Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla…
Ali Bulaç 1- Ha, Mim.
Diyanet Vakfı 1. Hâ. Mîm.
Elmalılı Hamdi Yazır 1-Ha, Mim.
Süleyman Ateş 1. Ha mim.
Yaşar Nuri Öztürk 1 Hâ, Mîm.
Ali Bulaç 2- (Bu Kur’an,) Rahman ve Rahim’den indirilmiştir.
Diyanet Vakfı 2. (Kur’an) rahmân ve rahîm olan Allah katından indirilmiştir.
Elmalılı Hamdi Yazır 2-O Rahman (bağışlaması, bütün varlıkları kapsayan) ve Rahim (çok merhametli Allah) tarafından indirilmiştir.
Süleyman Ateş 2. (Bu,) Rahman, Rahim’den indirilmiştir.
Yaşar Nuri Öztürk 2 Rahman ve Rahîm’den indirilmedir bu…
Ali Bulaç 3- Bilen bir kavim için, ayetleri (çeşitli biçimlerde, birer birer) ‘fasıllar halinde açıklanmış’ Arapça Kur’an (veya okunan) kitaptır;
Diyanet Vakfı 3. (Bu,) bilen bir kavim için, âyetleri Arapça okunarak açıklanmış bir kitaptır.
Elmalılı Hamdi Yazır 3-Öz Arapça bir Kur’an olmak üzere, bitecek bir topluluk için ayetleri ayırt edilmiş, açıklanmış bir kitap.
Süleyman Ateş 3. Bilen bir toplum için ayetleri açıklanmış, Arapça okunan bir Kitaptır.
Yaşar Nuri Öztürk 3 Bilgi ile donanmış bir toplum için ayetleri, Arapça bir Kur’an halinde ayrıntılı kılınmış bir kitaptır bu.
Ali Bulaç 4- Bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak. Ama çoğu yüz çevirdiler. Artık onlar dinlemezler.
Diyanet Vakfı 4. Bu kitap müjdeleyici ve uyarıcıdır. Fakat onların çoğu yüz çevirdi. Artık dinlemezler.
Elmalılı Hamdi Yazır 4-Hem müjdeci olarak, hem gocundurucu; onun için çokları onlara basını çevirmiştir de işitmezler
Süleyman Ateş 4. Müjdeleyici ve uyarıcı olarak (gönderilmiştir). Fakat çokları yüz çevirmiştir; onlar işitmezler.
Yaşar Nuri Öztürk 4 Muştulayıcı ve uyarıcı olarak. Onların pek çoğu yüz çevirdi; kulak verip dinlemezler onlar.
Ali Bulaç 5- Dediler ki: ‘Bizi kendisine çağırdığın şeye karşı kalblerimiz bir örtü içindedir, kulaklarımızda bir ağırlık, bizimle senin aranda bir perde vardır. Artık sen, (yapabileceğini) yap, biz de gerçekten yapıyoruz.’
Diyanet Vakfı 5. Ve dediler ki: Bizi çağırdığın şeye karşı kalplerimiz kapalıdır. Kulaklarımızda da bir ağırlık vardır. Bizimle senin aranda bir perde bulunmaktadır. Onun için sen (istediğini) yap, biz de yapmaktayız!
Elmalılı Hamdi Yazır 5-ve şöyle demektedirler: “Kalplerimiz, senin bizi çağırdığın şeye karşı örtüler içinde, kulaklarımızda da bir ağırlık var ve seninte aramıza bir gergi (perde) çekilmiştir. Haydi, yap yapacağını çünkü biz yapıyoruz!”.
Süleyman Ateş 5. Dediler ki: “Bizi çağırdığın şeye karşı kalblerimiz kılıflar içinde, kulaklarımızda bir ağırlık ve seninle bizim aramızda bir perde var. Sen (istediğini) yap, biz de (istediğimizi) yapıyoruz.”
Yaşar Nuri Öztürk 5 Dediler ki: “Bizi çağırdığı o şeye karşı kalplerimiz kılıflar içinde; kulaklarımızda bir ağırlık, seninle bizim aramızda da bir perde var. O halde, sen işini yap, muhakkak biz de işimizi yapacağız.”
Ali Bulaç 6- De ki: ‘Ben ancak benzeriniz olan bir beşerim. Bana yalnızca, sizin ilahınızın bir tek ilah olduğu vahyolunur. Öyleyse O’na yönelin ve O’ndan mağfiret dileyin. Vay haline o müşriklerin.’
Diyanet Vakfı 6. De ki: Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana ilâhınızın bir tek İlâh olduğu vahy olunuyor. Artık O’na yönelin, O’ndan mağfiret dileyin. Ortak koşanların vay haline!
Elmalılı Hamdi Yazır 6-De ki: “Ben, sadece sizin gibi bir insanım, ancak bana tanrınızın bir tek tanrı olduğu vahyolunuyor. Onun için hep O’na yönelin ve O’nun bağışlamasını isteyin; vay haline o ortak koşanların
Süleyman Ateş 6. De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana, tanrınızın bir tek Tanrı olduğu vahyediliyor. O’na doğrulun (O’na yönelerek işlerinizi düzeltin), O’ndan mağfiret dileyin. (O’na) Ortak koşanların vay haline!”
Yaşar Nuri Öztürk 6 De ki: “Ben sadece sizin gibi bir insanım. İlahınızın bir tek ilah olduğu bana vahyediliyor. O halde şaşıp sendelemeden O’na yönelin ve O’ndan af dileyin. Vay haline ortak koşanların!
Ali Bulaç 7- Ki onlar, zekatı vermeyenler ve ahireti inkâr edenlerdir.
Diyanet Vakfı 7. Onlar zekâtı vermezler; ahireti inkâr edenler de onlardır.
Elmalılı Hamdi Yazır 7-ki, zekatı vermezler ve onlar ahireti de inkar ediyorlar.
Süleyman Ateş 7. Onlar ki zekat vermezler ve onlar ahireti de inkar ederler.
Yaşar Nuri Öztürk 7 Onlar zekâtı vermezler. Ölüm sonrası hayatı inkâr edenler de onlardır.
Ali Bulaç 8- Şüphesiz, iman edip salih amellerde bulunanlar; onlar için kesintisiz bir ecir vardır.
Diyanet Vakfı 8. Şüphesiz iman edip iyi iş yapanlar için tükenmeyen bir mükâfat vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır 8-Şüphesiz, iman edip iyi iyi işler yapanlar için minnetsiz bir mükafat vardır.
Süleyman Ateş 8. İnanıp iyi işler yapanlara gelince; onlar için kesintisiz bir mükafat vardır.
Yaşar Nuri Öztürk 8 İman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanlara gelince, onlar için minnet altına sokmayan bir ödül vardır.
Ali Bulaç 9- De ki: ‘Gerçekten siz mi yeri iki günde yaratanı inkâr ediyor ve O’na birtakım eşler kılıyorsunuz? O, alemlerin Rabbidir.’
Diyanet Vakfı 9. De ki: Gerçekten siz, yeri iki günde yaratanı inkâr edip O’na ortaklar mı koşuyorsunuz? O, âlemlerin Rabbidir.
Elmalılı Hamdi Yazır 9-De ki: “Siz gerçekten yeri iki günde yaratanı inkar edip duracak mısınız? Birde O’na eşler mi koşuyorsunuz? O, bütün alemlerin Rabbidir.
Süleyman Ateş 9. De ki: “Siz mi arzı iki günde Yaratan’a nankörlük ediyor ve O’na eşler koşuyorsunuz? O, alemlerin Rabbidir.”
Yaşar Nuri Öztürk 9 De ki: “Siz, yerküreyi iki günde yaratana gerçekten nankörlük edip O’na ortaklar mı koşuyorsunuz? Âlemlerin Rabbi’dir O.”
Ali Bulaç 10- Orada (yerde) onun üstünde sarsılmaz dağlar var etti, onda bereketler yarattı ve isteyip-arayanlar için eşit olmak üzere oradaki rızıkları dört günde takdir etti.
Diyanet Vakfı 10. O, yeryüzüne sabit dağlar yerleştirdi. Orada bereketler yarattı ve orada tam dört günde isteyenler için fark gözetmeden gıdalar takdir etti.
Elmalılı Hamdi Yazır 10-Hem ona üstünden ağır baskılar (dağlar) yaptı, onda bereketler meydana getirdi ve onda azıklarını dört gün içinde araştıranlar için bir düzeyde takdir buyurdu.
Süleyman Ateş 10. Arza, üstünden ağır baskılar (sağlam dağlar) yaptı. Onda bereketler yarattı ve onda arayıp soranlar için gıdalarını (bitkilerini ve ağaçlarını) tam dört günde takdir etti (düzene koydu).
Yaşar Nuri Öztürk 10 O, yeryüzüne, denge ve dayanıklık sağlayan dağları üstünden yerleştirdi. Onda bereketlere vücut verdi. Ve onda, azıklarını dört günde takdir edip düzenledi. İsteyip duranlar için eşit miktarda olmak üzere…
Ali Bulaç 11- Sonra, duman halinde olan göğe yöneldi; böylece ona ve yere dedi ki: ‘İsteyerek veya istemeyerek gelin.’ İkisi de: ‘İsteyerek (İtaat ederek) geldik’ dediler.
Diyanet Vakfı 11. Sonra duman halinde olan göğe yöneldi, ona ve yerküreye: İsteyerek veya istemeyerek, gelin! dedi. İkisi de “İsteyerek geldik” dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır 11-Sonra göğe doğruldu da o bir duman iken ona ve yere: “İkiniz de ister istemez gelin!” dedi. İkisi de: “isteye isteye geldik.” dediler.
Süleyman Ateş 11. Sonra duman (gaz) halinde bulunan göğe yöneldi, ona ve arza: “İsteyerek veya istemeyerek (buyruğuma) gelin” dedi. “İsteyerek (buyruğuna) geldik.” dediler.
Yaşar Nuri Öztürk 11 Sonra buhar/duman halindeki göğe yöneldi de ona ve yerküreye şöyle seslendi: “İsteyerek veya istemeyerek gelin!” Onlar şöyle dediler: “İsteyerek geldik!”
Ali Bulaç 12- Böylece onları iki gün içinde yedi gök olarak tamamladı ve her bir göğe emrini vahyetti. Biz dünya göğünü de kandillerle süsleyip-donattık ve bir koruma (altına aldık). İşte bu, üstün ve güçlü olan, bilen (Allah)’ın takdiridir.
Diyanet Vakfı 12. Böylece onları, iki günde yedi gök olarak yarattı ve her göğe görevini vahyetti. Ve biz, yakın semâyı kandillerle donattık, bozulmaktan da koruduk. İşte bu, azîz, alîm Allah’ın takdiridir.
Elmalılı Hamdi Yazır 12-Böylece onları iki günde yedi gök olmak üzere yerine koydu ve her gökte (bulunan meleklere) işlerine ait emrini vahyetti. Dünya gökyüzünü kandillerle donattık ve koruduk, işte bu, hep o çok güçlü ve herşeyi bilenin takdiridir.
Süleyman Ateş 12. Böylece onları, iki günde yedi gök yaptı ve her göğe emrini (kanunlarını) vahyetti. Biz, en yakın göğü lambalarla ve koruma ile (koruyucu güçlerle) donattık. İşte bu, o güçlü, bilen (Allah)ın takdiridir.
Yaşar Nuri Öztürk 12 Böylece onları, iki günde yedi gök halinde takdir edip her göğe kendi iş ve oluşunu vahyetti. Ve biz, arza en yakın göğü kandillerle ve bir korumayla donattık. İşler bunlar Azîz ve Alîm olanın takdiridir.
Ali Bulaç 13- Bu durumda eğer yüz çevirirlerse, artık de ki: ‘Ben sizi, Ad ve Semud (kavimlerinin) yıldırımına benzer bir yıldırımla uyardım.’
Diyanet Vakfı 13 Eğer onlar yüz çevirirlerse de ki: İşte sizi Ad ve Semûd’un başına gelen kasırgaya benzer bir kasırgaya karşı uyarıyorum!
Elmalılı Hamdi Yazır 13-Bunun üzerine yine başlarım çevirirlerse, o zaman de ki: “Size Ad ve Semud’u (çarpan) yıldırım gibi bir yıldırım haber veriyorum.
Süleyman Ateş 13. Eğer yüz çevirirlerse, de ki: “Ben sizi ‘Ad ve Semud’un başına düşen yıldırım gibi bir yıldırıma karşı uyardım.”
Yaşar Nuri Öztürk 13 Yüz çevirirlerse şöyle de: “Sizi, Âd ve Semûd’a çarpan yıldırıma benzer bir yıldırıma karşı uyarıyorum.”
Ali Bulaç 14- Onlara ‘Yalnızca Allah’a kulluk edin’ diye önlerinden ve arkalarından elçiler gelince, dediler ki: ‘Eğer dileseydi Rabbimiz melekler indirirdi. Bundan dolayı biz, kendisiyle gönderildiğiniz şeyi inkâr edicileriz.”
Diyanet Vakfı 14. Peygamberler onlara: Önlerinden ve arkalarından gelerek Allah’tan başkasına kulluk etmeyin, dedikleri zaman, “Rabbimiz dileseydi elbette melekler indirirdi. Onun için biz sizinle gönderilen şeyleri inkâr ediyoruz” demişlerdi.
Elmalılı Hamdi Yazır 14-Onlara:” Allah’tan başkasına tapmayın!” diye önlerinden ve arkalarından peygamberler geldiği zaman “Rabbimiz dileseydi. melekler gönderildi. Onun için biz sizin gönderildiğiniz şeylere inanmayız!” dediler.
Süleyman Ateş 14. Onlara: “Yalnız Allah’a kulluk edin!” diye önlerinden ve arkalarından elçiler gelmişti. “Rabbimiz dileseydi, melekler indirirdi. Biz sizinle gönderilen mesajı tanımıyoruz.” dediler.
Yaşar Nuri Öztürk 14 Hani, resuller onlara önlerinden, arkalarından gelerek şöyle demişlerdi: “Allah’tan başkasına ibadet/kulluk etmeyin!” Şöyle cevap vermişlerdi: “Eğer Rabbimiz isteseydi, kesinlikle melekler indirirdi. Bu yüzden biz sizinle gönderileni tanımıyoruz.”
Ali Bulaç 15- Ad (kavmin)e gelince; onlar yeryüzünde haksız yere büyüklendiler ve dediler ki: ‘Kuvvet bakımından bizden daha üstünü kimmiş?’ Onlar, gerçekten kendilerini yaratan Allah’ı görmediler mi? O, kuvvet bakımından kendilerinden daha üstündür. Oysa onlar, bizim ayetlerimizi (bilerek) inkar ediyorlardı.
Diyanet Vakfı 15. Ad kavmine gelince, yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve: Bizden daha kuvvetli kim var? dediler. Onlar kendilerini yaratan Allah’ın, onlardan daha kuvvetli olduğunu görmediler mi? Onlar bizim âyetlerimizi (mucizelerimizi) inkâr ediyorlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır 15-Sonra Ad (kavmi) yeryüzünde haksız yere kibirlenmek istediler ve: “Bizden daha kuvvetli kim var?” dediler. Ya kendilerini yaratmış olan Allah’ın onlardan daha kuvvetli olduğunu bir düşünmediler de mi? Fakat ayetlerimizi inkar ediyorlardı.
Süleyman Ateş 15. Ad (kavmi), yeryüzünde haksız olarak büyüklük tasladılar ve: “Bizden daha kuvvetli kim var?” dediler. Onları yaratan Allah’ın kendilerinden daha güçlü olduğunu görmediler mi? Bizim ayetlerimizi de inkar ediyorlardı.
Yaşar Nuri Öztürk 15 Âd toplumu yeryüzünde haksız bir biçimde büyüklük tasladı da şöyle dediler: “Bizden daha güçlü kim var?” Onlar, kendilerini yaratan Allah’ın, evet O’nun, onlardan daha kuvvetli olduğunu görmediler mi? Bunlar, bizim ayetlerimize de karşı çıkıyorlardı.
Ali Bulaç 16- Böylece biz de onlara dünya hayatında aşağılanma azabını taddırmak için, o uğursuz (felaketler yüklü) günlerde üzerlerine ‘kulakları patlatan bir kasırga’ gönderdik. Ahiret azabı daha (büyük) bir aşağılanmadır. Ve onlara yardım edilmeyecektir.
Diyanet Vakfı 16. Bundan dolayı biz de onlara dünya hayatında zillet azâbını tattırmak için o uğursuz günlerde soğuk bir rüzgâr gönderdik. Ahiret azabı elbette daha çok rüsvay edicidir. Onlara yardım da edilmez.
Elmalılı Hamdi Yazır 16-Biz de kendilerine dünya hayatında zillet azabını tattırmak için uğursuz günlerde üzerlerine sarsar rüzgarı (dondurucu veya çok gürültülü bir kasırga) gönderdik. Elbette ki, ahiret azabı daha zahmetlidir; hem de onlar kurtarılamayacaklardır.
Süleyman Ateş 16. Biz de onlara dünya hayatında rezillik azabını taddırmak için o uğursuz günlerde, üzerlerine dondurucu bir rüzgar gönderdik. Ahiret azabı ise daha da kepaze edicidir. Onlara hiç yardım edilmeyecektir.
Yaşar Nuri Öztürk 16 Biz de onlara dünya hayatında zillet azabını tattırmak için o uğursuz günlerde üzerlerine dondurucu bir rüzgâr gönderdik. Âhiretin azabı elbette ki daha rezil edicidir. Üstelik onlar hiçbir yardım da görmeyeceklerdir.
Ali Bulaç 17- Semud’a gelince; Biz onlara doğru yolu gösterdik, fakat onlar körlüğü hidayete tercih ettiler. Böylece kazandıkları şeyler yüzünden onları alçaltıcı azabın yıldırımı yakalayıverdi.
Diyanet Vakfı 17. Semûd’a gelince onlara doğru yolu gösterdik, ama onlar körlüğü doğru yola tercih ettiler. Böylece yapmakta oldukları kötülükler yüzünden alçaltıcı azabın yıldırımı onları çarptı.
Elmalılı Hamdi Yazır 17-Semud’a gelince, Biz onlara yolu gösterdik de onlar, hidayete karşı körlüğü sevmek istediler, derken yaptıktan yüzünden kendilerini o hor azap yıldırımı alıverdi.
Süleyman Ateş 17. Semud(kavmin)e gelince onlara yol gösterdik; fakat onlar, körlüğü doğru yolu bulmağa yeğlediler. Böylece yaptıkları yüzünden alçaltıcı azab yıldırımı onları yakaladı.
Yaşar Nuri Öztürk 17 Semûd’a gelince, biz onlara kılavuzluk ettik ama onlar körlüğü hidayete tercih ettiler. Bunun üzerine, kazandıkları yüzünden, alçaltıcı azabın yıldırımı onları yakaladı.
Ali Bulaç 18- İman edenleri ve sakınanları ise kurtardık.
Diyanet Vakfı 18. İnananları kurtardık. Onlar (Allah’tan) korkuyorlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır 18-İman edip de korunanları ise kurtardık.
Süleyman Ateş 18. İnananları ve korunanları kurtardık.
Yaşar Nuri Öztürk 18 İnananları kurtardık, onlar korunuyorlardı.
Ali Bulaç 19- Allah’ın düşmanlarının bir araya getirilip-toplanacakları gün, işte onlar, ateşe bölükler halinde dağıtılırlar.’
Diyanet Vakfı 19. Allah’ın düşmanları, ateşe sürülmek üzere toplandıkları gün, hepsi bir araya getirilirler.
Elmalılı Hamdi Yazır 19-Allah düşmanlarının toplanıp ateşe sevkolunacakları gün ise artık onlar, baştan sona hep tutuklanırlar.
Süleyman Ateş 19. Allah’ın düşmanları ateşe sürüldükleri gün toplanıp bir araya getirilirler.
Yaşar Nuri Öztürk 19 Gün olur, Allah’ın düşmanları, düzenli bir biçimde bir araya toplanıp ateşe sürülürler.
Ali Bulaç 20- Sonunda oraya geldikleri zaman, işitme, görme (duyuları) ve derileri kendi aleyhlerine şahitlik edecektir.
Diyanet Vakfı 20. Nihayet oraya geldikleri zaman kulakları, gözleri ve derileri, işledikleri şeye karşı onların aleyhine şahitlik edecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır 20-Hatta ona vardıklarında kulakları, gözleri ve derileri neler yaptıkları konusunda aleyhlerine şahitlik ederler.
Süleyman Ateş 20. Nihayet oraya vardıklarında kulakları, gözleri ve derileri, yaptıkları işler hakkında aleyhlerine şahidlik ettiler.
Yaşar Nuri Öztürk 20 Nihayet, oraya geldiklerinde kulakları, gözleri, derileri, yapıp-ettikleri hakkında onlar aleyhine tanıklık edecektir.
Ali Bulaç 21- Kendi derilerine dediler ki: ‘Niye aleyhimizde şahitlik ettiniz?’ Dediler ki: ‘Her şeye nutku verip-konuşturan Allah, bizi konuşturdu. Sizi ilk defa O yarattı ve O’na döndürülüyorsunuz.’
Diyanet Vakfı 21. Derilerine: Niçin aleyhimize şahitlik ettiniz? derler. Onlar da: Her şeyi konuşturan Allah, bizi de konuşturdu. İlk defa sizi o yaratmıştır. Yine O’na döndürülüyorsunuz, derler.
Elmalılı Hamdi Yazır 21 -Derilerine: “Niçin aleyhimizde şahitlik ettiniz?” derler. “Bizi herşeyi söyleten Allah söyletti. Sizi de ilk defa O yarattı, yine O’na götürülüyorsunuz.” derler.
Süleyman Ateş 21. Derilerine: “Niçin aleyhimize şahidlik ettiniz?” dediler. (Derileri): “Her şeyi konuşturan Allah bizi konuşturdu. İlk defa sizi O yaratmıştı, işte O’na döndürülüyorsunuz.” dediler.
Yaşar Nuri Öztürk 21 Derilerine: “Aleyhimizde neden tanıklık ettiniz?” derler. Derileri derler ki: “O her şeyi konuşturan Allah konuşturdu bizi. Hani, sizi ilk seferinde de O yaratmıştı ya! Ve siz O’na döndürüleceksiniz.”
Ali Bulaç 22- ‘Siz, işitme, görme (duyularınız) ve derileriniz aleyhinize şahitlik eder diye sakınmıyordunuz. Aksine, yaptıklarınızın birçoğunu Allah’ın bilmeyeceğini sanıyordunuz.’
Diyanet Vakfı 22. Siz ne kulaklarınızın, ne gözlerinizin, ne de derilerinizin aleyhinize şahitlik etmesinden sakınmıyordunuz, yaptıklarınızdan çoğunu Allah’ın bilmeyeceğini sanıyordunuz.
Elmalılı Hamdi Yazır 22 -İlkin kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin aleyhinize şahitlik edeceğinden sakınmazdınız, fakat Allah ‘in yaptıklarınızdan birçoğunu bilmeyeceğim zannetmiştiniz.
Süleyman Ateş 22. Siz (günah işlerken) kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin, aleyhinize şahidlik etmesinden gizlenmiyordunuz, yaptıklarınızın çoğunu Allah’ın bilmeyeceğini sanıyordunuz.
Yaşar Nuri Öztürk 22 Siz, işitme gücünüzün, gözlerinizin, derileriniz aleyhinize yapacağı tanıklıktan gizlenmiyordunuz. Tam aksine siz, yaptıklarınızdan birçoğunu Allah’ın bilmeyeceğini sanıyordunuz.
Ali Bulaç 23- ‘İşte bu sizin zannınız; Rabbiniz hakkında beslediğiniz-zannınız, sizi bir yıkıma uğrattı, böylelikle hüsrana uğrayan kimseler olarak sabahladınız.’
Diyanet Vakfı 23. Rabbiniz hakkında beslediğiniz zan var ya, işte sizi o mahvetti ve ziyana uğrayanlardan oldunuz.
Elmalılı Hamdi Yazır 23-İşte Rabbinize beslediğiniz o zannınız, sizi helaka sürükledi de hüsrana düşenlerden oldunuz.
Süleyman Ateş 23. İşte Rabbinize karşı beslediğiniz bu zannınız, sizi helak etti, ziyana uğrayanlardan oldunuz!
Yaşar Nuri Öztürk 23 İşte, Rabbiniz hakkında beslediğiniz bu zannınız sizi mahvetti de hüsrana uğrayanlardan oldunuz.
Ali Bulaç 24- Şimdi eğer sabredebilirlerse, artık onlar için konaklama yeri ateştir. Ve eğer hoşnut olma (dünya)ya dönmek isterlerse, artık hoşnut olacaklardan değildirler.
Diyanet Vakfı 24. Şimdi eğer dayanabilirlerse, onların yeri ateştir. Ve eğer (tekrar dünyaya dönüp Allah’ı) hoşnut etmek isterlerse, memnun edilecek değillerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır 24-Artık sabredebilirlerse ateş kendilerine bir ikametgahtır. Yok eğer hoşnutluğa dönmek isterlerse, hoşnut edileceklerden değildirler.
Süleyman Ateş 24. Şimdi eğer dayanabilirlerse, ateştir onların yeri. Ve eğer özür dileyip Rablerini razı etmek isterlerse özürleri kabul edilmeyecektir (çünkü özür dileme vakti geçmiştir artık).
Yaşar Nuri Öztürk 24 Şimdi eğer dayanabilirlerse, barınakları ateştir. Yok eğer özür dileyip hoşnutluk sağlamak istiyorlarsa, özürleri kabul edilmeyecektir.
Ali Bulaç 25- Biz onlara birtakım yakın-kimseleri ‘kabuk gibi üzerlerine kaplattık,’ onlar da, önlerinde ve arkalarında olanları kendilerine süslü gösterdiler. Cinlerden ve insanlardan kendilerinden önce gelip-geçmiş ümmetlerde (yürürlükte tutulan azab) sözü onların üzerine hak oldu. Çünkü onlar, hüsrana uğrayan kimselerdi.
Diyanet Vakfı 25. Biz onlara birtakım arkadaşlar musallat ettik de onlar önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bunlara süslü gösterdiler. Kendilerinden önce gelip geçmiş olan cinler ve insanlar için (uygulanan) azap onlara da gerekli olmuştur. Kuşkusuz onlar hüsrana düşenlerdi.
Elmalılı Hamdi Yazır 25-Hem onlara bir takım yanaşıklar sardırmışızdır da (tebelleş ettirmişizdir de) onlar, kendilerine önlerindekini ve arkalarındakini süsleyivermişlerdir. Cinlerden ve insanlardan kendilerinden önce geçen ümmetler içinde onların aleyhine de (azap) söz(ü) hak olmuştur; çünkü hep kendilerine yazık etmişlerdir.
Süleyman Ateş 25. Biz onlara birtakım (kötü) arkadaşlar sardırdık. Onların önlerinde ve arkalarında bulunan herşeyi onlara süslü gösterdiler (yaptıkları işlerin güzel olduğunu söylediler). Kendilerinden önce gelip geçmiş olan cin ve insan topluluklarına (uygulanan) söz, kendilerine de gerekli oldu (bunlar da azabı hak ettiler), çünkü hep ziyanda idiler.
Yaşar Nuri Öztürk 25 Biz onları birtakım yakınlarla/dostlarla çevreleyip sardık da onlar, önlerinde ve arkalarında ne varsa bunlara süslü gösterdiler. Kendilerinden önceki cin ve insan ümmetleri için hak olan söz, bunlar aleyhine de hak oldu. Çünkü bunlar, hüsrana uğrayanlardı.
Ali Bulaç 26- İnkar edenler dediler ki: ‘Bu Kur’an’ı dinlemeyin ve onda (okunurken) yaygaralar koparın. Belki üstün gelirsiniz.’
Diyanet Vakfı 26. İnkâr edenler: Bu Kur’an’ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın. Umulur ki bastırırsınız, dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır 26-Bir de küfredenler: “Şu Kur’an’ı dinlemeyin ve ona (okunurken) yaygara yapın, belki bastırırsınız,” dediler.
Süleyman Ateş 26. İnkar edenler dediler ki: “Bu Kur’an’ı dinlemeyin, o(okunduğu)nda gürültü edin, (böylece onun anlaşılmasına engel olun), belki ona galib gelirsiniz (başka türlü onunla başa çıkmanıza imkan yoktur).”
Yaşar Nuri Öztürk 26 İnkâr edenler dediler ki: “Şu Kur’an’ı dinlemeyin! O okunurken yaygara koparın ki, galip gelesiniz.”
Ali Bulaç 27- Artık gerçekten o inkar edenlere şiddetli bir azap taddıracağız ve yaptıklarının en kötüsüyle cezalandıracağız.
Diyanet Vakfı 27. O inkâr edenlere şiddetli bir azabı tattıracağız ve onları yaptıklarının en kötüsüyle cezalandıracağız.
Elmalılı Hamdi Yazır 27-işte Biz de onun için o küfredenlere şiddetli bir azap tattıracağız ve kendilerine yaptıkları amellerin en kötüsünün cezasını vereceğiz.
Süleyman Ateş 27. İnkar edenlere şiddetli bir azab taddıracağız ve onları, yaptıklarının en kötüsüyle cezalandıracağız.
Yaşar Nuri Öztürk 27 Yemin olsun, o inkârcılara şiddetli bir azabı tattıracağız ve elbette ki onları, yapıp-ettiklerinin en kötüsüyle cezalandıracağız!
Ali Bulaç 28- Bu, Allah’ın düşmanlarının cezası olan ateştir. Bizim ayetlerimizi inkar etmeleri dolayısıyla bir ceza olarak, orada onlar için ebedilik yurdu vardır.
Diyanet Vakfı 28. İşte bu, Allah düşmanlarının cezası, ateştir. Ayetlerimizi inkâr etmelerinden dolayı, orada onlara ceza olarak ebedî kalacakları yurt (cehennem) vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır 28-“Allah düşmanlarının cezası, işte odur: Ateş! Ayetlerimizi inkar etmelerinin cezası olarak, ondadır ancak onların ebedilik evi!
Süleyman Ateş 28. O Allah düşmanlarının cezası: Ateştir. Ayetlerimizi inkar etmelerinin cezası olarak onlara, orada sürekli kalma yurdu vardır.
Yaşar Nuri Öztürk 28 İşte bu, Allah düşmanlarının cezası olan ateştir. Ayetlerimize karşı çıkmalarından ötürü, orada kendileri için uzun süreli kalış yeri vardır.
Ali Bulaç 29- İnkâr edenler dediler ki: ‘Rabbimiz, cinlerden ve insanlardan bizi saptırmış olanları bize göster, ayaklarımızın altına alalım, en aşağılarda bulunanlardan olsunlar.’
Diyanet Vakfı 29. Kâfirler cehennemde: Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan bizi saptıranları bize göster de aşağılanmışlardan olsunlar diye onları ayaklarımızın altına alalım! diyecekler.
Elmalılı Hamdi Yazır 29-Ve o küfredenler muhakkak diyecekler ki: “Ey Rabbimiz göster bize, cinlerden ve insanlardan bizi saptıranların ikisini de onları ayaklarımızın altına alalım, en aşağılıklardan olsunlar!”
Süleyman Ateş 29. (Ateşe giren) Kafirler dediler ki: “Rabbimiz, bizi saptıran cin ve insanları bize göster, onları ayaklarımızın altına alalım da alçaklardan olsunlar!”
Yaşar Nuri Öztürk 29 O küfre sapanlar şöyle diyecekler: “Rabbimiz, cinlerden ve insanlardan bizi saptıranları bize göster ki, onları ayaklarımızın altına alalım da en aşağıda kalanlardan olsunlar.”
Ali Bulaç 30- Şüphesiz: ‘Rabbimiz Allah’tır’ deyip sonra dosdoğru bir istikamet tutturanlar (yok mu); onların üzerine melekler iner (ve der ki:) ‘Korkmayın ve hüzne kapılmayın, size vadolunan cennetle sevinin.’
Diyanet Vakfı 30. Şüphesiz, Rabbimiz Allah’tır deyip, sonra dosdoğru yolda yürüyenlerin üzerine melekler iner. Onlara: Korkmayın, üzülmeyin, size vâdolunan cennetle sevinin! derler.
Elmalılı Hamdi Yazır 30-Haberiniz olsun ki “Rabbimiz Allah’tır.” deyip de sonra doğru gidenler yok mu, onların üzerine melekler şöyle iner: ” Korkmayın, üzülmeyin, va’dolunup durduğunuz cennet ile neşelenin !
Süleyman Ateş 30. Rabbimiz Allah’tır deyip, sonra doğru olanların üzerine melekler iner: “Korkmayın, üzülmeyin, size söz verilen cennetle sevinin! (derler).”
Yaşar Nuri Öztürk 30 Şu bir gerçek ki, “Rabbimiz Allah’tır!” deyip sonra hiç şaşmadan yol alanlar üzerine, melekler ha bire iner de şöyle derler: “Korkmayın, üzülmeyin! Size vaat edilen cennetle sevinin.”
Ali Bulaç 31- ‘Biz, dünya hayatında da, ahirette de sizin velileriniziz. Orda nefislerinizin arzuladığı her şey sizindir ve istediğiniz her şey de sizindir.’
Diyanet Vakfı 31. Biz dünya hayatında da, ahirette de sizin dostlarınızız.Orada sizin için canlarınızın çektiği her şey var ve istediğiniz her şey orada sizin için hazırdır.
Elmalılı Hamdi Yazır 31-Bizler sizin hem dünya hayatında, hem de ahirette dostlarınızız, size orada canınızın çektiği vardır ve size orada ne isteseniz vardır.
Süleyman Ateş 31. Biz dünya hayatında da, ahirette de sizin dostlarınızız. Orada size canlarınızın çektiği her şey var. Orada size istediğiniz her şey var.
Yaşar Nuri Öztürk 31 “Biz sizin, dünya hayatında da âhirette de dostlarınızız. Cennette sizin için nefislerinizin arzuladığı her şey var. Orada sizin için istediğiniz her şey var.
Ali Bulaç 32- ‘Çok bağışlayan, çok esirgeyen (Allah)tan bir ağırlanma olarak.’
Diyanet Vakfı 32.Gafûr ve rahîm olan Allah’ın ikramı olarak.
Elmalılı Hamdi Yazır 32-Bağışlamasına ve merhametine nihayet olmayan Allah ‘tan konukluk olarak!
Süleyman Ateş 32. (Bütün bunlar) Çok bağışlayan, çok esirgeyen(Allah)ın ağırlaması olarak (size lutfedilir).
Yaşar Nuri Öztürk 32 “Gafûr ve Rahîm Allah’tan bir ikram olarak…”
Ali Bulaç 33- Allah’a çağıran, salih amelde bulunan ve: ‘Gerçekten ben müslümanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kimdir?
Diyanet Vakfı 33. (İnsanları) Allah’a çağıran, iyi iş yapan ve “Ben müslümanlardanım” diyenden kimin sözü daha güzeldir?
Elmalılı Hamdi Yazır 33-“Ben şüphesiz müslümanlardanım.” deyip dürrüstlükle çalışarak Allah’a davet eden kimseden daha güzel sözlü de kim olabilir?
Süleyman Ateş 33. (İnsanları) Allah’a çağıran, iyi iş yapan ve “Ben müslümanlardanım” diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?
Yaşar Nuri Öztürk 33 Allah’a çağırıp/yakarıp hayra ve barışa yönelik iş yapan ve “Ben, Müslümanlardanım/Allah’a teslim olanlardanım” diyen kimseden daha güzel sözlü kim vardır?!
Ali Bulaç 34- İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir.
Diyanet Vakfı 34. İyilikle kötülük bir olmaz, Sen (kötülüğü) en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur.
Elmalılı Hamdi Yazır 34-Hem hasene (güzellik, iyilik) de bir değildir kötülük de. Kötülüğü, en güzel olan hasene ile önle. O zaman bakarsın ki, seninle arasında bir düşmanlık bulunan kimse yakılgan(şefkatli) bir hısım gibi olmuş!
Süleyman Ateş 34. İyilikle kötülük bir olmaz. (Sen kötülüğü) En güzel olan şeyle sav. O zaman bir de bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dosttur.
Yaşar Nuri Öztürk 34 Güzellikle çirkinlik/iyilikle kötülük bir olmaz! Kötülüğü, en güzel tavarla sav! O zaman görürsün ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sımsıcak bir dost gibi oluvermiştir.
Ali Bulaç 35- Buna sabredenlerden başkası kavuşturulamaz. Ve buna, büyük bir pay sahibi olanlardan başkası da kavuşturulamaz.
Diyanet Vakfı 35. Buna (bu güzel davranışa) ancak sabredenler kavuşturulur; buna ancak (hayırdan) büyük nasibi olan kimse kavuşturulur.
Elmalılı Hamdi Yazır 35-O rütbeye ise ancak sabredenler kavuşturulur ve o rütbeye ancak (fazilette) büyük pay sahibi olan kavuşturulur.
Süleyman Ateş 35. Bu(kötülüğü iyilikle savma olgunluğu)na ancak sabredenler kavuturulur. Buna ancak büyük şansı olan kavuşturulur.
Yaşar Nuri Öztürk 35 Böyle bir tavra, sabredenlerden başkası ulaştırılmaz. Böyle bir tavra, büyük nasip sahibinden başkası ulaştırılmaz.
Ali Bulaç 36- Şayet sana şeytandan bir kışkırtma gelecek olursa, hemen Allah’a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir.
Diyanet Vakfı 36. Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa, hemen Allah’a sığın. Çünkü O, işiten, bilendir.
Elmalılı Hamdi Yazır 36-Şayet seni şeytandan (gelen) bir dürtüş dürtecek olursa, hemen Allah’a sığın, O’dur ancak işiten. bilen!
Süleyman Ateş 36. Eğer şeytandan kötü bir düşünce, seni dürtecek olursa hemen Allah’a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir.
Yaşar Nuri Öztürk 36 Eğer şeytandan gelen kötü bir dürtü seni dürtecek olursa hemen Allah’a sığın! Çünkü en iyi işiten O’dur, en iyi bilen O…
Ali Bulaç 37- Gece, gündüz, güneş ve ay O’nun ayetlerindendir. Siz güneşe de, aya da secde etmeyin. Allah’a secde edin, ki bunları kendisi yaratmıştır. Eğer O’na ibadet edecekseniz.
Diyanet Vakfı 37. Gece ve gündüz, güneş ve ay O’nun âyetlerindendir. Eğer Allah’a ibadet etmek istiyorsanız, güneşe de aya da secde etmeyin. Onları yaratan Allah’a secde edin!
Elmalılı Hamdi Yazır 37-Gece ile gündüz ve güneş ile ay, O’nun (kudretinin) delillerindendir. Güneşe ve aya secde etmeyi de onları yaratan Allah’a secde edin, gerçekten O’na ibadet edecekseniz!
Süleyman Ateş 37. Gece, gündüz, güneş ve ay O’nun ayetlerindendir. Eğer Allah’a tapıyorsanız, güneşe ve aya secde etmeyin; onları yaratan Allah’a secde edin.
Yaşar Nuri Öztürk 37 Gece ve gündüz, Güneş ve Ay onun ayetlerindendir. Eğer sadece Allah’a kulluk/ibadet ediyorsanız, Güneş’e, Ay’a secde etmeyin; onları yaratan Allah’a secde edin!
Ali Bulaç 38- Şayet onlar büyüklenecek olurlarsa, Rabbinin katında bulunanlar, O’nu gece ve gündüz tesbih ederler ve (bundan) bıkkınlık duymazlar.
Diyanet Vakfı 38. Eğer insanlar büyüklük taslarlarsa (bilsinler ki) Rabbinin yanında bulunan (melekler) hiç usanmadan, gece gündüz O’nu tesbih ederler.
Elmalılı Hamdi Yazır 38-Buna karşı kibirlenmek isterlerse, haberleri olsun ki, Rabbinin huzurundakiler gece-gündüz O’nu teşbih ederler hem onlar usanmazlar.
Süleyman Ateş 38. Eğer büyüklük taslarlarsa (bilsinler ki) Rabbinin yanında bulunan(melek)ler, gece gündüz O’nu tesbih ederler ve onlar hiç usanmazlar.
Yaşar Nuri Öztürk 38 Eğer büyüklük taslarlarsa bilsinler ki, Rabbin katındakiler hiç usanmadan, gece ve gündüz O’nu tespih ederler.
Ali Bulaç 39- O’nun ayetlerinden biri de, senin gerçekten yeryüzünü huşu içinde (solmuş, boynu bükülmüş ve kupkuru) görmendir. Ama Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman, deprenir ve kabarır. Şüphesiz onu dirilten, ölüleri de elbette dirilticidir. Çünkü O, her şeye güç yetirendir.
Diyanet Vakfı 39. Senin yeryüzünü kupkuru görmen de Allah’ın âyetlerindendir. Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman, harekete geçip kabarır. Ona can veren, elbette ölüleri de diriltir. O, her şeye kadirdir.
Elmalılı Hamdi Yazır 39-Senin yeryüzünü (kuraklıktan) boynu bükük huşu halinde görmen de O’nun ayetlerindendir; Biz ona suyu indiriverdiğimizde hareketlenir ve kabarır. Şüphe yok ki, ona o hayatı veren elbette ölüleri dirilticidir. Doğrusu O, herşeye gücü yetendir.
Süleyman Ateş 39. O’nun ayetlerinden biri de (şudur): Sen, toprağı, boynu bükük görürsün. Onun üzerine suyu döktüğümüz zaman titreşir ve kabarır. Onu dirilten, elbette ölüleri de diriltir. O, her şeye kadirdir.
Yaşar Nuri Öztürk 39 Sen, toprağı huşû halinde boynu bükük görüyorsun ya, işte o da Allah’ın ayetlerindendir. Onun üzerine suyu indirdiğimizde, o titrer ve kabarır. Hiç kuşkusuz, onu dirilten Muhyi ölüleri de mutlaka diriltecektir. O, her şey üzerinde güç sahibidir.
Ali Bulaç 40- Ayetlerimiz konusunda çarpıtma yapanlar, Bize gizli kalmazlar. Öyleyse ateşin içine bırakılan mı daha hayırlıdır yoksa kıyamet günü güvenle gelen mi? Siz dilediğinizi yapın. Çünkü O yaptıklarınızı gerçekten görendir.
Diyanet Vakfı 40. Åyetlerimiz hakkında doğruluktan ayrılıp eğriliğe sapanlar bize gizli kalmaz. O halde, ateşin içine atılan mı daha iyidir, yoksa kıyamet günü güvenle gelen mi? Dilediğinizi yapın! Kuşkusuz O, yaptıklarınızı görmektedir.
Elmalılı Hamdi Yazır 40-Ayetlerimizde ilhada sapan sapkınlar (ayetlerimize yalan diyenler) elbette Bize gizli kalmazlar. O halde ateşe atılan mı hayırlıdır, yoksa kıyamet gününde güven içinde gelecek olan mı? Düşünün de istediğinizi yapın, çünkü o her ne yaparsanız görür.
Süleyman Ateş 40. Ayetlerimiz hususunda doğruluktan sapanlar bize gizli kalmazlar. Şimdi, ateşin içine atılan mı daha iyidir, yoksa kıyamet günü güvenle gelen mi? Dilediğinizi yapın, O, yaptıklarınızı görmektedir.
Yaşar Nuri Öztürk 40 Ayetlerimiz hakkında eğri ile doğruyu birbirine katanlar, bize gizli kalmazlar. Şimdi, ateşin içine atılan mı hayırlıdır, kıyamet günü güven içinde gelen mi? Dilediğinizi yapın. O, yapıp ettiklerinizi iyice görmektedir.
Ali Bulaç 41- Şüphesiz, kendilerine zikir gelince onu inkâr edenler (ateşin içine bırakılırlar); oysa o, aziz (şerefi yüksek, üstün) bir Kitaptır.
Diyanet Vakfı 41. Kendilerine Kitap geldiğinde onu inkâr edenler (şüphesiz bunun sonucuna katlanacaklardır). Halbuki o, eşsiz bir kitaptır.
Elmalılı Hamdi Yazır 41-Onlar, O Kur’an kendilerine geldiğinde onu inkar edenlerdir. Halbuki o, benzeri bulunmaz bir kitaptır.
Süleyman Ateş 41. Onlar, kendilerine gelen Kur’an’ı inkar ettiler. Halbuki o, öyle eşsiz bir Kitaptır,
Yaşar Nuri Öztürk 41 Onlar, o zikiri/Kur’an’ı kendilerine geldiğinde inkâr ettiler. Halbuki o, eşsiz yücelikte bir Kitap’tır.
Ali Bulaç 42- Batıl, ona önünden de, ardından da gelemez. (Çünkü Kur’an,) Hüküm ve hikmet sahibi, çok övülen (Allah)tan indirilmedir.
Diyanet Vakfı 42. Ona önünden de ardından da bâtıl gelemez. O, hikmet sahibi, çok övülen Allah’tan indirilmiştir.
Elmalılı Hamdi Yazır 42-Ona ne önünden, ne ardından batıl yaklaşamaz. O, bütün kaniatın övdüğü bir hikmet sahibi tarafından peyderpey indirilmiştir.
Süleyman Ateş 42. Ki ne önünden, ne de arkasından onu boşa çıkaracak bir söz gelmez. (O) Hüküm ve hikmet sahibi, çok övülen(Allah)dan indirilmiştir.
Yaşar Nuri Öztürk 42 Bâtıl ona, ne önünden gelebilir ne de arkasından. Hakîm ve Hamîd Allah’tan bir indirmedir o.
Ali Bulaç 43- Sana söylenen şeyler, senden önceki elçilere söylenenden başkası değildir. Şüphesiz, Rabbin, hem elbette mağfiret sahibidir, hem de acı bir azab sahibidir.
Diyanet Vakfı 43. (Resûlüm!) Sana söylenen, senden önceki peygamberlere söylenmiş olandan başka bir şey değildir. Elbette ki senin Rabbin, hem mağfiret sahibi hem de acı bir azap sahibidir.
Elmalılı Hamdi Yazır 43-Sana senden önceki peygamberlere denilenden başkası denilmiyor ve şüphe yok ki, Rabbin hem bir bağışlama sahibidir, hem de elem verici bir azap.
Süleyman Ateş 43. Sana söylenen, senden önceki elçilere söylenmiş olandan başka bir şey değildir . Kuşkusuz Rabbin, hem bağışlama sahibi, hem de acı azab sahibidir.
Yaşar Nuri Öztürk 43 Senin için söylenen, senden önceki resuller için söylenenden başka şey değildir. Hiç kuşkusuz, senin Rabbin hem çok affedicidir hem de acıklı bir azabın sahibidir.
Ali Bulaç 44- Eğer biz onu A’cemi (Arapça olmayan bir dilde) olan bir Kur’an kılsaydık, herhalde derlerdi ki: ‘Onun ayetleri açıklanmalı değil miydi? Arap olana, A’cemi (Arapça olmayan bir dil)mi?’ De ki: ‘O, iman edenler için bir hidayet ve bir şifadır. İman etmeyenlerin ise kulaklarında bir ağırlık vardır ve o (Kur’an), onlara karşı bir körlüktür. İşte onlara (sanki) uzak bir yerden seslenilir.’
Diyanet Vakfı 44. Eğer biz onu, yabancı dilden bir Kur’an kılsaydık, diyeceklerdi ki: Ayetleri tafsilatlı şekilde açıklanmalı değil miydi? Arab’a yabancı dilden (kitap) olur mu? De ki: O, inananlar için doğru yolu gösteren bir kılavuzdur ve şifadır. İnanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır ve Kur’an onlara kapalıdır. (Sanki) onlara uzak bir yerden bağırılıyor (da Kur’an’da ne söylendiğini anlamıyorlar.)
Elmalılı Hamdi Yazır 44-Ve eğer Biz onu yabancı dilde bir Kur’an yapsaydık diyeceklerdi ki: “Ayetleri genişçe açıklansaydı ya! Arab’a yabancı dil (öyle) mi?” De ki: “O iman edenler için bir rehber ve şifadır, iman etmeyenlerin ise kulaklarında bir ağırlak vardır ve o, onlara karşı körlüktür. Onlara uzak bir yerden haykırılır.
Süleyman Ateş 44. Eğer biz onu, yabancı (dilde) bir Kur’an yapsaydık derlerdi ki: “Ayetleri (anlayacağımız) bir dille açıklanmalı değil miydi? Araba yabancı söz mü (geliyor)?” De ki: “O, inananlar için bir yol gösterici ve (gönüllere) şifadır. İnanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır ve o, onlara bir körlüktür. (Sanki) Onlar, uzak bir yerden çağırılıyorlar (da duymuyorlar).
Yaşar Nuri Öztürk 44 Eğer biz onu yabancı dilde bir Kur’an yapsaydık, elbette şöyle diyeceklerdi: “Ayetleri ayrıntılı kılınmalı değil miydi?/Arap’a yabancı dil mi?/ister yabancı dilde, ister Arapça!” De ki: “O, iman edenler için bir kılavuz, bir şifadır. İnanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır. Ve Kur’an, onlar için bir körlüktür. Böylelerine, çok uzak bir mekândan seslenilmektedir.”
Ali Bulaç 45- Andolsun, Musa’ya kitabı verdik, fakat onda anlaşmazlığa düşüldü. Eğer Rabbinden (daha önce) bir söz geçmiş (verilmiş) olmasaydı, mutlaka aralarında hüküm verilmiş (iş bitirilmiş)ti. Gerçekten onlar, bundan yana kuşku verici bir tereddüt içindedirler.
Diyanet Vakfı 45. Andolsun biz Musa’ya Kitab’ı verdik, onda da ayrılığa düşüldü. Eğer Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, aralarında derhal hükmedilirdi (işleri bitirilirdi). Onlar Kur’an hakkında derin bir şüphe içindedirler.
Elmalılı Hamdi Yazır 45-Andolsun ki. Musa’ ya o kitabı verdik de onda ihtilaf edildi. Eğer Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı aralarında iş bitirilirdi. Kesinlikle onlar, onun hakkında kuşkulu bir şüphe içindedirler.
Süleyman Ateş 45. Andolsun biz Musa’ya Kitabı vermiştik, onda da ayrılığa düşülmüştü. Eğer Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, aralarında derhal hüküm verilir(işleri bitirilir)di. Onlar ondan işkilli bir kuşku içindedirler.
Yaşar Nuri Öztürk 45 Yemin olsun, biz Mûsa’ya Kitap’ı verdik de onda ihtilafa düşüldü! Eğer Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, aralarında iş mutlaka bitirilirdi. Hiç kuşkusuz, onlar, Kur’an hakkında, sürekli işkillendiren bir kuşku içindedirler.
Ali Bulaç 46- Kim salih bir amelde bulunursa, kendi lehinedir, kim de kötülük ederse, o da kendi aleyhinedir. Senin Rabbin, kullara zulmedici değildir.
Diyanet Vakfı 46. Kim iyi bir iş yaparsa, bu kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa aleyhinedir. Rabbin kullara zulmedici değildir.
Elmalılı Hamdi Yazır 46-İyi iş yapan kendi yarama, kötü yapan da kendi zararına yapmıştır. Yoksa Rabbin, kullara zulmeden değildir.
Süleyman Ateş 46. Kim iyi iş yaparsa yararı kendisinedir ve kim kötülük yaparsa zararı kendisinedir. Rabbin kullara zulmedici değildir.
Yaşar Nuri Öztürk 46 Kim hayra ve barışa yönelik bir iş yaparsa kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Rabbin, kullara asla zulmetmez.
Ali Bulaç 47- Kıyamet-saatinin ilmi O’na döndürülür. O’nun ilmi olmaksızın, hiç bir meyve tomurcuğundan çıkmaz, hiç bir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz da. Onlara: ‘Benim ortaklarım nerede’ diye sesleneceği gün, dediler ki: ‘Sana arzettik ki, bizden hiç bir şahid yok.’
Diyanet Vakfı 47. Kıyamet gününün bilgisi, O’na havale edilir. O’nun bilgisi dışında hiçbir meyve (çekirdeği) kabuğunu yarıp çıkamaz, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz. Allah onlara: Ortaklarım nerede! diye seslendiği gün: Buna dair bizden hiçbir şahit olmadığını sana arzederiz, derler.
Elmalılı Hamdi Yazır 47-Kıyametin saatini bilmek O’na havale edilir. O’nun bilgisi olmaksızın ne meyvelerden biri tomurcuklarından çıkar, ne bir dişi gebe kalır ne de doğurur. (Allah): “Ortaklarım neredeymiş?” diye onlara haykıracağı gün, (onlar) : “Bizden hiçbir şahit olmadığım huzurunuza arz ederiz.” diyeceklerdir.
Süleyman Ateş 47. (Duruşma) Sa’ati(ni) bilmek, Allah’a havale edilir. O’nun bilgisi olmadan ne meyvalar kabuklarından çıkar, ne bir dişi gebe kalır ve ne de doğurur. (Alah) Onlara: “Ortaklarım nerede?” diye ünlediği gün: “Sana arz ederiz ki bizden hiçbir gören yok.” dermişlerdir.
Yaşar Nuri Öztürk 47 Kıyamet saatine ilişkin bilgi, Allah’a bırakılır. Onun ilmi dışında ne meyveler kabuğundan çıkar ne de bir dişi gebe kalır veya doğurur. “Ortaklarım nerede?” diye seslendiği gün, şöyle diyeceklerdir: “Bizden hiçbir tanık olmadığını sana arz ederiz.”
Ali Bulaç 48- Önceden kendilerine taptıkları (bugün) onlardan kaybolup gitti ve onlar kaçacak hiç bir yerleri olmadığını anlamışlardır.
Diyanet Vakfı 48. Böylece önceden yalvarıp durdukları onlardan uzaklaşmıştır. Kendilerinin kaçacak yerleri olmadığını anlamışlardır.
Elmalılı Hamdi Yazır 48-Önceden tapıp durdukları şeyler onlardan kaybolup gitmişler ve onlar kendileri için kaçacak bir yer kalmadığım anlamışlardır.
Süleyman Ateş 48. Önceden yalvarıp durdukları şeyler, onlardan sapıp gitmiş ve onlar, kendileri için kaçacak bir yer olmadığını anlamışlardır.
Yaşar Nuri Öztürk 48 Daha önce yakarıp durdukları, onlardan uzaklaşıp kaybolmuştur. Kaçacak hiçbir yerleri olmadığını anlamışlardır.
Ali Bulaç 49- İnsan, hayır istemekten bıkkınlık duymaz; fakat ona bir şer dokundu mu, artık o, ye’se düşen bir umutsuzdur.
Diyanet Vakfı 49. İnsan hayır istemekten usanmaz. Fakat kendisine bir kötülük dokunursa hemen ümitsizliğe düşer, üzülüverir.
Elmalılı Hamdi Yazır 49-İnsan hayır istemekten usanmaz da kendisine bir kötülük dokunuverirse hemen ümidi keser, ümitsizliğe düşer.
Süleyman Ateş 49. İnsan hayır istemekten usanmaz (daima malının artamasını diler). Ama kendisine bir şer dokundu mu hemen üzülür, ümitsiz olur.
Yaşar Nuri Öztürk 49 İnsan, hayır istemekten/hayır için dua etmekten bıkıp usanmaz. Kendisine bir şey dokunmaya görsün; hemen ümidini keser, yıkılır.
Ali Bulaç 50- Oysa ona dokunan bir zarardan sonra tarafımızdan bir rahmet taddırsak, mutlaka: ‘Bu benim (hakkım)dır. Ve ben kıyamet-saatinin kopacağını da sanmıyorum; eğer Rabbime döndürülsem bile, muhakkak O’nun katında benim için daha güzel olanı vardır.’ der. Ama andolsun biz, o kâfirlere yaptıklarını haber vereceğiz ve andolsun onlara, en kaba bir azabtan taddıracağız.
Diyanet Vakfı 50. Andolsun ki, kendisine dokunan bir zarardan sonra biz ona bir rahmet tattırırsak: Bu, benim hakkımdır, kıyametin kopacağını sanmıyorum, Rabbime döndürülmüş olsam bile muhakkak O’nun katında benim için daha güzel şeyler vardır, der. Biz, inkâr edenlere yaptıklarını mutlaka haber vereceğiz ve muhakkak onlara ağır azaptan tattıracağız.
Elmalılı Hamdi Yazır 50-Şayet kendisine dokunan bir sıkıntıdan sonra, ona tarafımızdan bir rahmet tattırırsak mutlaka der ki: “Bu benim hakkımdır. Kıyametin başıma dikileceğini (kopacağını) de sanmıyorum. Faraza Rabbime döndürülecek olursam mutlaka benim için O’nun yanında daha güzeli vardır.” Fakat o zaman Biz o inkar edenlere ne yaptıklarım haber vereceğiz ve onlara mutlaka yoğun bir azap tattıracağız.
Süleyman Ateş 50. Eğer kendisine dokunan bir zarardan sonra biz ona bir rahmet taddırırsak: “Bu benim hakkımdır; kıyametin kopacağını sanmıyorum; (kıyamet kopsa da) Rabbime götürülmüş olsam bile muhakkak O’nun yanında benim için daha güzel şeyler vardır” der. Biz, o nankörlere, yaptıklarını mutlaka haber vereceğiz ve mutlaka onlara kaba azabdan taddıracağız.
Yaşar Nuri Öztürk 50 Eğer kendisine dokunan bir zorluktan/zarardan sonra bizden bir rahmet tattırsak, yemin olsun, şöyle diyecektir: “Bu benim hakkım! Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Rabbime döndürülmüş olsam da şüphesiz, O’nun katında benim için şaşmaz güzellikler vardır.” Yemin olsun, biz o nankörlük edenlere, yapıp ettiklerini haber vereceğiz. Yemin olsun, o çetin azabı onlara tattıracağız!
Ali Bulaç 51- İnsana nimet verdiğimiz zaman, yüz çevirir ve yan çizer; ona bir şer dokunduğu zaman ise, artık o, geniş (kapsamlı ve derinlemesine) bir dua sahibidir.
Diyanet Vakfı 51. İnsana bir nimet verdiğimiz zaman (bizden) yüz çevirir ve yan çizer. Fakat ona bir şer dokunduğu zaman da yalvarıp durur.
Elmalılı Hamdi Yazır 51-Evet, insana bir nimet verdiğimiz zaman yan büker, basının tutuğuna gider, bildiği gibi hareket eder. Kendisine bir kötülük de dokunuverdi mi artık enine boyuna duaya dalar.
Süleyman Ateş 51. İnsana bir ni’met verdik mi yüz çevirir; yan çizer. Ona bir şer dokundu mu yalvarıp durur.
Yaşar Nuri Öztürk 51 İnsana nimet verdiğimizde yüz çevirir, yan yatar. Kendisine şer dokununca, hemen duaya koyulur.
Ali Bulaç 52- De ki: ‘Gördünüz mü haber verin; eğer o (Kur’an) Allah katından ise, sonra siz onu inkâr etmişseniz (bu durumda) uzak bir ayrılık içinde olandan daha sapık kimdir?’
Diyanet Vakfı 52. De ki: Ne dersiniz, eğer o (Kur’an), Allah tarafından ise siz de onu inkâr etmişseniz o zaman (haktan) uzak bir aynlığa düşenden daha sapık kim vardır?
Elmalılı Hamdi Yazır 52-De ki: “Söyleyin bakalım! Eğer o Kur’an Allah tarafından (gelmiş olup) da sonra siz onu inkar etmişseniz o zaman uzak bir ayrılığa düşenden daha şaşkın kim olabilir?”
Süleyman Ateş 52. De ki: “Gördünüz mü, ya o (Kur’an) Allah tarafından ise ve siz de onu inkar etmişseniz, o zaman uzak bir ayrılığa düşenden daha sapık kim olabilir?”
Yaşar Nuri Öztürk 52 De ki: “Söyleyin bakalım, o Kur’an Allah katından ise, siz de onu inkâr ettinizse/onun üstünü örttünüzse, dönüşü olmayan kopukluğa düşenden daha sapık kim vardır?”
Ali Bulaç 53- Biz ayetlerimizi hem afakta, hem kendi nefislerinde onlara göstereceğiz; öyle ki, şüphesiz onun hak olduğu kendilerine açıkça belli olsun. Her şeyin üzerinde Rabbinin şahid olması yetmez mi?
Diyanet Vakfı 53. İnsanlara ufuklarda ve kendi nefislerinde âyetlerimizi göstereceğiz ki onun (Kur’an’ın) gerçek olduğu, onlara iyice belli olsun. Rabbinin her şeye şahit olması, yetmez mi?
Elmalılı Hamdi Yazır 53-İleride Biz onlara hem ufuklarda (kendilerinin bulunduğu Harem sınırları dışında), hem kendi nefislerinde delillerimizi öyle göstereceğiz ki, sonunda onun gerçek olduğu kendilerine açıkça belli olacak. Rabbinin herşeye şahit olması kafi değil mi?
Süleyman Ateş 53. Biz onlara, ufuklarda ve kendi canlarında ayetlerimizi göstereceğiz ki o(Kur’a)n’ın gerçek olduğu, onlara iyice belli olsun. Rabbinin her şeye tanık olması yetmez mi?
Yaşar Nuri Öztürk 53 Onlara ayetlerimizi ufuklarda ve öz benliklerinin içinde göstereceğiz. Ta ki, onun hak olduğu kendilerine ayan-beyan belli olsun. Kendisinin her şey üzerinde bir tanık oluşu, senin Rabbine yetmez mi?
Ali Bulaç 54- Dikkatli olun; gerçekten onlar, Rablerine kavuşmaktan yana derin bir kuşku içindedirler. Dikkatli olun; gerçekten O, her şeyi sarıp-kuşatandır.
Diyanet Vakfı 54. Dikkat edin; onlar, Rablerine kavuşma konusunda şüphe içindedirler. Bilesiniz ki O, her şeyi (ilmiyle) kuşatmıştır.
Elmalılı Hamdi Yazır 54-Uyan! Onlar Rablerinin karşısına çıkacaklarından şüphe içindedirler; uyan ki, O herşeyi kuşatmıştır.
Süleyman Ateş 54. İyi bil ki onlar, Rablerine kavuşmaktan kuşku içindedirler. İyi bil ki O, her şeyi kuşatmıştır (her şey Allah’ın bilgisi içindedir).
Yaşar Nuri Öztürk 54 Dikkat edin, onlar Rablerine kavuşma konusunda bir şüphe içindedirler. Gözünüzü açın! Allah Muhît’tir, her şeyi çepeçevre kuşatmıştır.

 

 

http://www.kuranikerim.gen.tr sitesinden alınmıştır.

 

Fussilet suresi – Karşılaştırmalı meal

Bu yazıyı okudunuz mu?

Karşılaştırmalı Kur'an Mealleri

Nahl suresi – Karşılaştırmalı meal

Nahl suresi – Karşılaştırmalı meal Karşılaştırmalı Kur’an Mealleri NAHL SURESİ Ali Bulaç Rahman ve Rahim ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir