Anasayfa / Global siyonizm / Gizli örgütler
imanilmihali.com
Gizli örgütler

Gizli örgütler

Tarih boyu yaşananlar göstermiştir ki doğru ve güzel olan şeffaftır, alenidir, ortadadır. Kötülük ise karanlıktır, gizlidir, saklanmak zorundadır. Gizli olmak, geride sinsi ve kötü bir gaye taşımanın göstergesidir. İnsanlık mazisi sıradan hayatlarla paralel yaşayan gizliliklerin acılarıyla doludur. Tüm gizli anlaşmalar, yapılanmalar, dostluklar çağlar boyu kötüye ve kötülüğe hizmet etmiştir. Çünkü gizliliği süslü gösteren Şeytan karanlıktır, sisli havayı sever, sinsidir.

Tüm ezoterik örgütlerin tanrısı Lucifer, peygamberi akıl ve Mesih’i paradır. Bütün gizli örgütlerin ortak teması; efsanelere dayalı olması, kutsal kitaplardan ziyade din adamlarının kaleme aldığı eserlere dayanması, tamamının İblis’in ahdi istikametinde kötülük üretmesi, ahir zaman planlarının acımasız olması, tevhidin reddettiği şeyleri içermesi, şeytani ayin ve öğretilerin tüm örgütler için esas olması, sembollere yaslanması, gizli eylem ve yapılanmaların vazgeçilmez olmasıdır. Bu da gösterir ki gizli örgütler şeffaf olamayacak kadar batıldır, şeytanidir. Hiçbiri hak olmayan bu örgütlenmeler dine beşeriliği katmak şeklinde çalışmaktadır, başlarında daima din adamı bulunmaktadır ve zamanla kendilerini yeniden tarif etmektedir. Bu hak ve kutsal olmadıklarına bir başka delildir, sebep oldukları dehşet ve azap rüzgârlarının temelidir.

Bizlerce en mühim mana ise şudur ki tüm bu örgüt diye anılan yapılanmalar şeytanidir ancak zalimleşen insanın türlü açlıklarla hırs ve para sevdası ile ürettiği sanalcılıklardır, savaşlara da bu hırslar mesnettir, ahir zamanda bu kadim intikam hırsları sürmektedir. Lakin şeytan artık koltuğunu insana devretmiştir ki bunca organize günahı akıl edecek kapasitede olmayan iblis öğrencilerini seyretmekle yetinmektedir.

İblis, o kadar çok yönlü ve kendisine asker olanlar o kadar çoktu ki şeffaflık İblise zarar vermekten başka işe yaramıyordu. O da doğası gereği ve biraz da mecbur olarak yer altına indi. Yer altına çekildikten sonraysa, tahmin etmediği kadar taraftar topladı ve virüs gibi tüm dünyaya yayıldı. Gizlilik ve karanlıktan aldığı gücü ütopyalarla birleştirince tüm mali, sağlık, ekonomik, siyasi, askeri kuruluşlara lider oldu, devrimler yaptırıp, krallıkları, papalığı dize getirmeyi başardı. Bunu yaparken de çoğu zaman tek kurşun bile atmadı.

Aşağıda resmedilecek şeytani yapılanmaların izah maksadı; vahşetin atası durumundaki örgütlerin anlaşılması, hala muktedir oluşlarının ispatı, tapınak savaşçıları ile başlayıp, 1789 devrimiyle devam eden ve bugün zirve yapan tüm tarikat ve zehirli mantıkların aynı temelde olduğunun gösterilmesi, aynı strateji ve sinsilikle iş yapmaları noktasından hareketle… insanlık tarihinde gelmiş geçmiş her türlü din dışı eylem, yapılanma ve olağandışılığın ancak ve daima şeytana hizmet ettiğinin anlaşılması maksadıyladır.

Yine anlaşılmalıdır ki bu örgütlerin çoğu kafa karıştırmak maksatlıdır, bir kısmı diğerlerinin ellerini pisletmemesi için vardır, hepsinin ata kökü siyonizm ve şeytandır, akılları karıştırmak ve sözde alternatif yaratmak için kurulan onlarcası vardır. Söz gelimi evanjelizm siyonist emeller için tesis edilmiştir, Yahudi Müslüman savaşı çıkartmak gayelidir, dini değil siyasidir. Ama kendini ayrı bir dini akım gibi göstermektedir. Bugün bu akım ardına saklananlar da sözde siyonizmle alakaları yokmuş gibi davranmaktadır. Oysa tüm çabaları o istikamettedir. Ayrıca meseleyi kendi zamanı ve şartları içinde değerlendirmek, hedef aldığı inanç veya halkı bilmek gerekir. Çünkü usul ve silah buna göre değişmektedir. Ayrıca burada yazılanların bir kısmının doğru olmama ihtimali daima vardır. Çünkü veriler eski, şaşırtmalı, gizli ve rivayetlere-efsanelere-tahminlere dayalıdır. Medya veya internete koydukları web sitelerindeki resmi beyanlı maksatlarına aldanmayıp gerçek niyetlerine ulaşabilmek ise zordur.

Komplo yalan demek değildir, tuzak, kurgu, kumpas, düzen demektir, gerçektir. Teori ise tezdir, iddiadır, düşüncedir. Teoriyi yok sayarken komployu da yok saydığı için insanlık başını beladan kurtaramamaktadır. Komplo teorileri şüpheciliğin de felsefesidir. Vardır veya yoktur ama tüm teoriler üzerinde düşünülmeyi hak etmektedir. Şüphe etmek ise aldanmamanın ilk şartıdır, aklın kapılarının sorgulamaya açılmasıdır. Zira bunun aksi yem olmak, ağlara düşmek, yanlış hayatlar yaşamaktır. Yaşananların planlı birer şeytanlık değil de sıradan suçlar kabul ettiğimiz anda iblisin istediği gibi düşünmüş oluruz ki bu durumda çözüm üretmek ve kurtulmak imkansızlaşır.

Topraktan yaratılan insanın tabiatı, bedenini yaşatmaya çalışırken, ruhunda taşıdığı ilahi hikmete uymak için elinden geldiğince düzgün yaşamak üzerine kuruludur. Ama insanın içinde bir de nefis vardır ve sürekli kötülüğü fısıldamaktadır. Bu nefse fısıldamaları ilham eden ise İblis ve soyudur. Bu sebeple bazılarından üstün olmak, sahip olmak, güç ve mevkilere erişmek gayesiyle hak etmese bile elde etmek isteyen insan, ilk günden itibaren zulüm üretmeye başlamıştır. Bu zulümde en etkili silah da her devirde inanç boyutu yani din olmuştur. Cinlerden yalan yanlış bilgi alan kahinlerin ve dinine sahip çıkamayan, bunun yerine ruhbanlığı ilahlaştıran ve teslis denen yanlışı bile bile dinleştiren Hristiyanlığın bunda büyük payı vardır ve bugün başa bela olan akım ve inançların azmasına Yahudilikten de önce Hristiyanlık sebeptir.

Kahinler cinlerden bilgi kırıntısı aldıkça halka satmış, Kralların kulağına giden hadiseler kıymetlenmelerine sebep olmuş, meraklı Kralların altın torbalarıyla güçlenen kahinlerin cinlere merak ve yakarışları arttıkça insanlık cinlerin abartılı egemenliğine hepten teslim olmuştur. Ruhani bazdaki bu deformasyon hak olarak bildirilen kutsal mesajların önüne geçmiş, kolay yoldan, sihir ve büyü ile elde edilenler insanlığın gözlerini kamaştırdıkça azgınlıklar da artmıştır. Nihayetinde cinlere ilah diye tapan bir insanlık ve sihre dayalı bir dinleşme, sinsi ve ahlakdışı olduğu için yeraltına inmek zorunda kalan bir tarikatlaşma tüm insanlığın kaderi oluvermiştir. Bunda engizisyonun da çokça etkisi vardır.

Nuh tufanı ile bir kez ciddi olarak hizaya çekilen insanlık bundan ve çağlar boyu yaşanan şeytanlıklardan ders almayarak, İblisin oyununa gelmeye, kan dökerek zulüm üretmeye devam etmiştir. Oysa … İblis ahdetmiştir, kandıracaktır, kararlıdır.

Mitolojik pek çok tarikat olsa da ilk ciddi tarikatlaşma veya sapış Sümerlerden de önce pagan kültürü ile karşımıza çıkmaktadır. Buzağı veya sığıra (Sahte tanrılarının simgesi boğadır) tapınma şeklinde gerçekleşen bu sahte din zulme dayalıdır, din adamlarınca şekillendirilmiştir, büyü ve sihir odaklıdır. Görmeden inanmayı emreden Yüce Allah’a rağmen insanlık ve özelde İsrailoğulları her defasında görmeden inanmamayı seçmiş, ilahları da maddeyle tasvir ederek (putlaştırarak) görsellik ihtiyacını karşılamayı düşünmüştür. Putçuluğun çıkış noktası da budur. Lakin o putlar Allah sevgisinden değil, zamanın korkularından türediğinden her bir korku ayrı bir put olunca ortalık binlerce ilahla dolmuştur. Sonraları bereket, nimet, servet temennisi ile hayata geçen olumlu putlar da devreye girince putperestlik vazgeçilmez bir insan icadı olmuştur.

Putsevicilik, çağlar boyu ayakta kalabilmiş, semavi davetlere rağmen insanlığı kendisine aşık edebilmiştir. Türeyen sayısız merdiven altı yapılanmada pagan kültürü etkisinin görülmesi boşuna değildir. O kadar ki Hz. Musa’nın Sina dağında vahiy aldığı kırk günlük sürede, sabırsızlanan İsrailoğulları Samiri’ye kanarak ziynetleri eritip buzağı heykeli yapmış ve Harun Peygamberin nasihatlerine rağmen o buzağıya ilahlık mertebesi verebilmiştir. Sahabelerin de Peygamberimizden hem de risaletin on kusuruncu senesinde bir adak ağacı dilemesi unutulmamalıdır.

Tüm peygamber mucizelerine, Firavun’un zulmüne, kutsal emirlere rağmen İsrailoğulları o pagan kültüründen kopmamış, kopamamıştır. Bu da bizi İsrailoğulları ile şeytan arasında bir ahitleşmenin yaşandığını ciddi olarak düşündürmektedir. Siyonist felsefenin göz bebeği büyü kitabı Kabala’nın, Sümerler’den eskiye dayandırılmasının izahı da budur. Kabala ilk anki gibi kalmamış, her çağda eklemeler yapılarak, içerisine sayısız büyü ve gizem katılarak, manasız numara ve şifre üretme teknikleri icat edilerek ama bu arada gözlerden saklanıp, herkesin okumasına mani olunarak, önce sözlü iken sonra kağıda dökülerek, sır gibi saklanmış ve üçler, yetmişler meclisine teslim edilmiştir. Saklanmıştır çünkü beşeridir, kehanetleri sıklıkla boş çıkmaktadır, her yeni olayda güncellenmek zorundadır, ilahilik vasfı olmadığından evrensel ve zaman ötesi değildir. Öngörülü olmadığı gibi gerçek de değildir, hayaller ve ütopyalar yaratmak gayelidir. Sahte ve şeytani olduğunun anlaşılmaması için gizlenmek mecburiyeti vardır ve aynı durum tüm tarikat ve şeytan yuvalanmaları için de geçerlidir. İbranice okumaktan uzak halk ise din adamlarının anlattıklarıyla tefsir şeklinde kanunlaştırılan Talmud’la yetinme kaderini yaşamış, söylenenleri din diye kabul etmiştir. (Tıpkı şu an İslam aleminin yaşadığı gibi.)

Tapınak şövalyeleri yada tapınakçılar diye bilinen ilk ciddi tarikat, Kudüs’te bu mabet tepesine konuşlanmış, burada yetmiş yıl kadar kaldıktan sonra Avrupa’ya geri dönmüştür ama en yaygın kabul odur ki Hz. Süleyman zamanına ait sihir kitaplarından hiç değilse bazısı burada yaptıkları aralıksız kazılar neticesinde ele geçmiştir. Tarikat, Katolik inançla kurulduğu ve Hristiyan hacıların emniyetini sağlamak için görevlendirildiği halde sonraları görülmüştür ki mensuplarının tamamı şeytan adına keçi kafalı puta (Baphomet) tapmaktadır, Hristiyanlığı daha girişte inkar etmekte, sihir ve büyü tabanlı vahşi ayinler yapmakta, velhasıl pagan kültürü geleneklerine uygun olarak şeytana, kabalaya tabi bir yol izlemektedir. Bunlardan türeyen masonluk veya bunlardan da önce masonluk da aynı çizgiyi takip etmiştir ve zirvede şeytana tabilik varken alt kademelerde vitrine hep insan sevgisi, hoşgörü ve barış konmaktadır. Sinsilik, gizlilik, sapkınlık onlarda da esastır, usul ve ayinler aynıdır.

Detaya inildikçe görülecektir ki bu şeytani hevesler istikametinde teşkil edilmiş tarikatların, sinsi yapılanmaların, ülkemizdeki dini yapılarla inanç bağlamında olmasa da teşkil, hedef ve işleyiş anlamında pek çok ortak yanı vardır. Zaten bu yurt dışı orijinli tapınakların Türkiye şubesinin olmaması da imkansızdır. Yine göreceğiz ki örgütlerin neredeyse hepsi kardeş, yönetenleri ve mensupları aynı isimlerdir. Aralarında muazzam bir işbölümü vardır. Gayeleri aynı, ilgi alanları farklıdır. (Bugün bu tarikatların görevini yapı ve işleyişleri aynı olan küresel vakıflar üstlenmiştir.) Kasalarında kabala, kalplerinde iblisin ahdi saklıdır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Onurlu yaşam, insan olabilmek

İnsan olmak, kurtulmayı düşünmek için kafidir. Hürriyetler, haklar, temel ihtiyaçlar noktasında her insan bir evrendir, ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

+ 60 = 70