Anasayfa / ŞİRK / Günah tohumları ekmek
imanilmihali.com
Günah tohumları ekmek

Günah tohumları ekmek

Günah tohumları ekmek

Günah, dinen kötü, yasak veya haram olan bir şey söylendiği, yapıldığı, uydurulduğu, niyetlenildiği zaman kazanılan, süresine, şekline, kapsamına, tesirine bağlı olarak vebali değişen azap katsayısıdır.

Günah insanlar içindir ve Hz. Peygamber dahi günahsız değildir. Çünkü günahsızlık, sadece günah işlemeyi bilmeyen meleklere mahsustur ve insan melek değildir. Cinlerin durumu da insanlar gibidir ve onlar da günah işleme kabiliyetine sahiptirler.

Günah işlemek için o işi akıl edebilmek, istemek, niyet etmek gerekir yoksa kasıtsız olarak yapılan, istemeden gerçekleşen veya iyi maksatla yola çıkılıp kötü neticelenen şeylerden dolayı inşallah günah yoktur.

“… Hata ile yaptığınız bir işte size hiçbir günah yoktur. Fakat kasten yaptığınız şeylerde size günah vardır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Ahzab 33/5)

Lakin günah dinde istenmeyen ve kaçınılması gereken bir illettir ki nelerin günah veya sevap olduğu sadece Kur’an’da yazılıdır. Çünkü din sadece Kur’an’dadır.

Günah bu sebeple din içindeki pis ve çirkin şeylerdir ki günah işlemeyi alışkanlık haline getiren, günahın vebalinden çekinmeyen kimseye de günahkâr denir. Ve Allah günahkarları hiç ama hiç sevmez.

“… Allah, hiçbir günahkâr nankörü sevmez.” (Bakara 2/276)

Günahkarların ahiret yurdunda yeri de elbette cehennem çukurlarıdır.

“Şüphesiz, günahkârlar da cehennemdedirler.” (İnfitar 82/14)

“Şüphesiz bize kavuşacağını ummayan ve dünya hayatına razı olup onunla yetinerek tatmin olan kimseler ile âyetlerimizden gafil olanlar var ya; işte onların kazanmakta oldukları günahlar yüzünden, varacakları yer ateştir.” (Yunus 10/7,8)

“Kötülüğe batanlar ise ne mutsuz kimselerdir! Onlar, iliklere işleyen bir ateş ve bir kaynar su içindedirler. Ne serin ve ne de yararlı olan zifirî bir gölge içinde!. Çünkü onlar, bundan önce (dünyada varlık içinde) sefahata dalmış ve azgın kimselerdi. Büyük günah üzerinde ısrar ediyorlardı.” (Vakıa 56/41-46)

“Şüphesiz, kim Rabbine günahkâr olarak varırsa, kesinlikle ona cehennem vardır. Orada ne ölür, ne de (güzel bir hayat) yaşar.” (Taha 20/74)

“O gün nice yüzler de vardır ki, toz toprak içindedirler. Onları bir siyahlık bürür. İşte onlar, kâfirlerdir, günaha dalanlardır.” (Abese 80/40-42)

“Hayır, günahkârların yazısı, muhakkak “Siccîn”dedir.  “Siccîn”in ne olduğunu sen ne bileceksin. O, yazılmış bir kitaptır. O gün yalanlayanların; hesap ve ceza gününü yalanlayanların vay hâline! Onu, ancak her azgın, günahkâr kimse inkâr eder.” (Mutaffifin 83/7-12)

Günahın hem gizlisi ve hem de açığı vardır ki dinen her ikisi de günahtır. Gizli günahların Yüce Allah’tan saklı kalacağını düşünmek ise en büyük ahmaklıktır.

“Günahın açığını da bırakın, gizlisini de. Çünkü günah kazananlar yaptıkları karşılığında cezalandırılacaklardır.” (En’am 6/120)

Maalesef insanların çoğu günaha meyilli, günahın kapsam ve kavramından habersiz, günah işlemeyi sever haldedir ve yine maalesef pek çok insan Kur’an’sız bir din yaşadığı için günahların neler olduğunu ve hangilerinin büyük günahlar olduğunu bilmekten dahi acizdir. Oysa günahların da içerisinde bir sıralama vardır ve ayetin tarifiyle küçük ve büyük günahlar ayrı şeylerdir. En büyük günah ise elbette şirk yani Allah’a ortak koşmaktır.

“Eğer size yasaklanan (günah)ların büyüklerinden kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi güzel bir yere koyarız.” (Nisa 4/31)

 “Aralarında, Allah’ın indirdiği ile hükmet. Onların arzularına uyma ve Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından (Kur’an’ın bazı hükümlerinden) seni şaşırtmalarından sakın. Eğer yüz çevirirlerse, bil ki şüphesiz Allah, bazı günahları sebebiyle onları bir musibete çarptırmak istiyor. İnsanlardan birçoğu muhakkak ki yoldan çıkmışlardır.” (Maide 5/49)

“Onlardan çoğunun günahta, düşmanlıkta, haram yemede birbirleriyle yarıştıklarını görürsün. Yapmakta oldukları şey ne kötüdür! Bunları, din adamları ve bilginler günah söz söylemekten ve haram yemekten sakındırsalardı ya! Yapmakta oldukları şey ne kötüdür!” (Maide 5/62,63)

Günahların toplum hayatına yansıyan en büyükleri ise elbette harama dayananlar, yalan ve iftira üzerine kurulu olanlar, cana kast edenler, hak ve adalete düşman olanlar, hakikati değiştirmeyi hedef alanlar, iffete, masumiyete ve dine zarar vermeyi umanlardır.

“Mü’min erkekleri ve mü’min kadınları işlemedikleri şeyler yüzünden incitenler, bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.” (Ahzab 33/58)

Allah işlenen günahları da, günahkarları da elbette bilendir. Lakin o onlara aynı zamanda süre verendir. Böyle yapması azgınlıklarının artması, cehennem cezalarının tamamen hak olması ve onlara uyacaklar belli olsun diyedir. Yine bu süre aynı zamanda tevbe kapılarının kapanmaması içindir.

“İnkâr edenler, kendilerine vermiş olduğumuz mühletin, sakın kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Biz, onlara ancak günahları artsın diye mühlet veriyoruz. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır.” (Al-i İmran 3/178)

Tevbe nimeti, Yüce Allah’ın kullarına bahşettiği büyük nimetlerdendir ve Yüce Allah şirk yani Allah’a ortak koşmak cürümü hariç tüm günahları bağışlar.

“Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışında kalan (günah)ları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse, şüphesiz büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur.” (Nisa 4/48)

“Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındaki günahları, dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a ortak koşan, kuşkusuz, derin bir sapıklığa düşmüştür.” (Nisa 4/116)

Yeter ki kul içten gelen tevbesiyle Rabbine yönelsin, pişmanlık duysun, o günahı tekrar işlememeye yeminli olsun ve bundan sonra düzgün hayat yaşasın.

“Allah katında (makbul) tövbe, ancak bilmeyerek günah işleyip sonra çok geçmeden tövbe edenlerin tövbesidir. İşte Allah, bunların tövbelerini kabul buyurur. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Yoksa (makbul) tövbe, kötülükleri (günahları) yapıp yapıp da kendisine ölüm gelip çatınca, “İşte ben şimdi tövbe ettim” diyen kimseler ile kâfir olarak ölenlerinki değildir. Bunlar için ahirette elem dolu bir azap hazırlamışızdır.” (Nisa 4/17,18)

Yalan ve günah şeytanların en büyük silahlarındandır ve fısıldayan şeytanlar nefislere günah ve haramları tatlı ve güzel göstererek kandırırlar. Lakin şeytanların sultası ancak imansız kullar üzerinedir ve ahirete inanmayan, hesaba itimat etmeyen bu bedevi ruhlu akılsızlar şeytanların da oyuncağı ve kölesi olurlar.

“Bir de (şeytanlar), ahirete inanmayanların gönülleri bu yaldızlı sözlere meyletsin, onlardan hoşlansınlar ve işleyecekleri günahları işlesinler diye (bu fısıldamayı yaparlar).” (En’am 6/113)

Yalan ve iftira kadar beter bir illet de elbette itham etmek, bilgisi kesin olmadığı halde masumiyete çamur atmak, gerçeği gizleyip değiştirmeye kalkmak kısaca aşırı ve kötü zanda bulunmaktır. Bu zannın içerisinde gizli manalar da vardır ve bunlar mahremiyetlerin sorgulanması, açık ve ayıp aranması, gerçek dahi olsa (zulme uğrayanın feryadı hariç) kötü sözün söylenmesi ve kötülüklerin ifşa edilerek iyileşme umutlarının yok edilmesi, menfaat uğruna karalama yapılması, gıybet ve dedikodu edilmesidir.

“Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.” (Hucurat 49/12)

Günah konusunda bilinmesi gereken en mühim hususlardan birisi, Allah ile aldatma vasıtalarının ilk sıralarında yer alan, günahları üstlenme yalanıdır ki ayetin ifadesi açık ve nettir; kimse kimsenin günahını üstlenemez ama bunun tek istisnası cana kast edenlerdir ki bu durumda merhumun günahları da caninin üzerine vebal olarak eklenir. Yani günahı üstlenmek rızaya bağı bir yalan veya lütuf değil aksine ceza artırıcı bir vebaldir.

“Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenmez.” (Necm 53/38)

“İnkâr edenler iman edenlere, “Yolumuza uyun da sizin günahlarınızı yüklenelim” derler. Hâlbuki onların günahlarından hiçbir şey yüklenecek değillerdir. Şüphesiz onlar kesinlikle yalancılardır. Andolsun, onlar mutlaka kendi yüklerini ve kendi yükleriyle beraber nice ağır yükleri yükleneceklerdir. Uydurmakta oldukları şeylerden de kıyamet günü şüphesiz, sorguya çekileceklerdir.” (Ankebut 29/12,13)

“Hiçbir günahkâr başka bir günahkârın yükünü yüklenmez. Günah yükü ağır olan kimse, (bir başkasını), günahını yüklenmeye çağırırsa, ondan hiçbir şey yüklenilmez, çağırdığı kimse yakını da olsa. Sen ancak, görmedikleri hâlde Rablerinden için için korkanları ve namaz kılanları uyarırsın. Kim arınırsa ancak kendisi için arınmış olur. Dönüş ancak Allah’adır.” (Fatır 35/18)

“Kim doğru yolu bulmuşsa, ancak kendisi için bulmuştur; kim de sapıtmışsa kendi aleyhine sapıtmıştır. Hiçbir günahkâr, başka bir günahkârın günah yükünü yüklenmez. Biz, bir peygamber göndermedikçe azap edici değiliz.” (İsra 17/15)

“De ki: “Her şeyin Rabbi O iken ben başka bir Rab mı arayayım? Herkes günahı yalnız kendi aleyhine kazanır. Hiçbir günahkâr başka bir günahkârın günah yükünü yüklenmez.  Sonra dönüşünüz ancak Rabbinizedir. O size, ihtilaf etmekte olduğunuz şeyleri haber verecektir.” (En’am 6/164)

“Eğer inkâr ederseniz, şüphesiz ki Allah sizin iman etmenize muhtaç değildir. Ama kullarının inkâr etmesine razı olmaz. Eğer şükrederseniz sizin için buna razı olur. Hiçbir günahkâr başka bir günahkârın yükünü yüklenmez. Sonra dönüşünüz ancak Rabbinizedir. O da size yaptıklarınızı haber verir. Çünkü O, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilir.” (Zümer 39/7)

 “Andolsun! Sen beni öldürmek için elini bana uzatsan da ben seni öldürmek için sana elimi uzatacak değilim. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım. Ben istiyorum ki, sen benim günahımı da, kendi günahını da yüklenip cehennemliklerden olasın. İşte bu zalimlerin cezasıdır.” Derken nefsi onu kardeşini öldürmeye itti de (nefsine uyarak) onu öldürdü ve böylece ziyan edenlerden oldu.” (Maide 5/28-30)

Başkalarının günahını üstlenmek mecburiyeti sadece cinayet suretiyle de olmaz elbette ve bunu açıklayan ayetlerden anlaşıldığı kadarıyla zalim yalancıların acımasızca kandırdıkları, saptırdıkları insanların günahları da o zalimlere eklenecek ve kötü çığır açanların vebali o günah toplumda yer etmeye devam ettikçe katlanarak artacaktır.

“Böylece kıyamet gününde kendi günahlarını tam olarak, bilgisizce saptırdıkları kimselerin günahlarının da bir kısmını yüklenirler. Dikkat et, yüklendikleri ne kötüdür.” (Nahl 16/25)

Ahiret yurdu günahların bedelinin ödeneceği ebedi yurttur ve sonsuz hayatta kulların akıbetini belirleyen hal ve niyetler ancak bu dünyadadır. Yani dünya ahiretin tarlasıdır.

“Her günahkâr yalancının vay hâline!” (Casiye 45/7)

“Allah’tan, geri çevrilmesi imkânsız olan bir gün gelmeden önce, Rabbinizin çağrısına uyun. O gün sizin için ne sığınacak bir yer vardır, ne de (günahlarınızı) inkâr edebilirsiniz!” (Şura 42/47)

“İnkâr edenler ve Allah yolundan alıkoyanlar var ya; işte, Allah onların bütün amellerini boşa çıkarmıştır. İnanıp salih ameller işleyenlerin ve Muhammed’e indirilene -ki o Rablerinden gelen haktır- inananların ise Allah günahlarını örtmüş ve hâllerini düzeltmiştir. Bu, inkâr edenlerin batıla uymaları ve inananların Rablerinden gelen gerçeğe uymalarından dolayıdır. İşte Allah, onların örnek teşkil edecek durumlarını insanlara böyle anlatır.” (Muhammed 47/1-3)

“İşte o gün ne insana, ne cine günahı sorulmayacak. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?” (Rahman 55/39,40)

Günahın bir sınav vesilesi olduğu, dünya süslerinin (kadınlar, mallar, evlatlar) birer süslü oyuncaktan ve imtihan sorusu olduğu açıkça bilinirken günahkarların azgınlığı ve diğerlerini azdırmak için süre ve imkan bulması da sınav gereğidir. O kadar ki azılı günahkarların çoğu yönetici durumundadır. Bu sayede daha geniş kitlelere ulaşabilir ve daha çok insanı kandırabilirler. Tabi ki bu da sınav olsun diyedir. Bu yöneten durumundaki günahkarların ortak özellikleri ise ayetin ifadesiyle yalancı, servetle büyüklenmiş, şımarık ve güç sahibi olmalarıdır.

 “İşte böyle, her memlekette günahkârları oranın ileri gelenleri kıldık ki oralarda hilekârlık etsinler. Hâlbuki onlar hilekârlığı ancak kendilerine yaparlar. Ama farkında olmuyorlar.” (En’am 6/123)

Lakin benzer ayetler kulu yalnız ve mahkum bırakmayarak çıkış yolunu da göstermekte ve Sırat-ı Mustakim üzerinde nasıl kalınacağını açıkça izah etmektedir. Bu emir ise güç ve mevki sahibi de olsalar günahkâr yalancılara ve nankörlere itaat etmeme emridir.

“O hâlde, Rabbinin hükmüne sabret. Onlardan hiçbir günahkâra ve hiçbir nanköre itaat etme.” (İnsan 76/24)

Çünkü Allah’ın rahmeti geniştir. En büyük günah sahiplerinin dahi affedilmeyecek günahı yoktur çünkü tevbe tüm günahları inşallah örten bir nimettir. Ancak bunun tek istisnası şirk yani Allah’a ortak koşmak, affedilmeyi, şefaati, rızık ve nimeti, kurtuluşu başkalarından beklemektir.

 “De ki: “Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Zümer 39/53)

Tüm bunlardan korunmak ve günahlardan sevaplara doğru yelken açarak salih amelde sebat etmek için mü’minlerin sığınacak tek limanı Yüce Allah’tır ve mü’minlerin duası ayetin ifadesiyle şöyledir;

“Onların sözleri ancak, “Rabbimiz! Bizim günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlıklarımızı bağışla ve (yolunda) ayaklarımızı sağlam tut. Kâfir topluma karşı bize yardım et” demekten ibaretti.” (Al-i İmran 3/147)

Toparlayacak olursak günah büyük bir vebal ve azap vesilesidir. Bunu alışkanlıkla veya umursamazlıkla tekrar tekrar yapmak, zarar vermek maksadıyla kasten yapmak, bu amel veya niyetle menfaat elde etmeyi dilemek kulu günahkâr yapar. Gizli veya açık, küçük veya büyük tüm günahlardan sakınmak esas olandır.

Lakin günahın çok daha kötüsü; günahın vebalinden korkmamak ve günah işlemekte sakınca görmeden, bu günahları yalan ve iftira ile birleştirmek, itham ve iftiralar ile masumiyete saldırmak, şeytan ve nefse uyarak dine dahi yalan söyletmek pahasına servet ve makamlara erişmek için hak ve adalete aykırı söz ve davranışlar üretmektir.

Yöneticilerin etki ve menzillerinin büyük olması onlara ilave mesuliyetler yükler ki ayetin ikaz ve ihbarı açıktır. Yani servetle şımarmış, günahkâr yalancıları yönetimlere getiren halkların helakleri de kaçınılmazdır. Bu helak yok olma şeklinde olmasa da ahiret azabının sonsuzluğu şeklinde olabilir.

İman eden kullar için bu günahkârların peşinden gitmek ve onlara itibar etmek gibi bir seçenek dahi yoktur.

Günah konusunun en büyük yalanı günahı üstlenerek bir kulu tertemiz kılmaktır ki bu affedilmeyecek bir yalan ve saçmalıktır. Ancak öte yandan kullar yaptıkları günahın durumuna göre sadece kendi günahlarını değil daha pek çok günahı üstlenecektir.

Bu günah ve vebal yüklenme işi ise söz gelimi aldıkları canların vebalini üstlenmek yahut o günah ve yalanla kalıcı ve yaygın hasar vermek, masumiyet ve hakkı gasp etmek, sonraki nesillere de tesir edecek derinlikte büyük günahlar işlemek gibi hallerdir.

Yani günah kişisel, gafletle işlenmiş halde ise affı da kolay ve çabuk olur diye umarız. Lakin o günah şeytanlık ve zulüm olsun diye, mesnetsiz ama yeminle işlenir, akıllar karıştırılarak karalama ve kötü zan mertebesine yükseltilir, derin, tamir edilemez hasarlara sebep olur, sonraki nesilleri dahi etkiler hale gelirse, hakikate zarar verirse, yeryüzünde bozgunculuğa sebep verirse o günahın vebali kul vefat etse dahi devam eder ve ahiret hesaplaşmasında o zarar uğrayanların tüm mazlumiyeti zalimlerden alınacak sevaplarla giderilirken, zalimler yetmiş yıl başlarını secdeden kaldırmasalar da cehennemin abonesi olurlar.

O günahkârlara destek ve güç vermek için bilinçsizce itaat edenler de aynen o günahkârlar gibi o vebale ortak olurlar ve şeytana kanmak asla bir mazeret değildir, Kur’an bilmemek, dini tanımamak, haram ve günahtan habersiz olmak asla ama asla mazeret değildir.

Anlaşıldığı üzere günah konusu basit ve sıradan bir geçici gaflet değil, derinliği olan ve başkaca kulları da etkileyen muazzam bir statüye sahip bir kavramdır.

Günah tohumları başlığımızla aksettirmeye çalıştığımız mana da tam olarak budur; günah insanlara hastır ve günahsız kimse yoktur. Günah gafletle yapılır, çokça zarar vermez, tekrar edilmez, tevbe ile temizlenmeye çalışılırsa, şirke değmediği sürece inşallah affedilecek bir şeydir.

Ancak; toplumun tamamına, iman kardeşliğine, birlik ve beraberliğe zarar veren, yalan temellere dayanan, aşırı ve kötü zandan kaynaklanan, yalan ve iftirayla bezenmiş, gelecek nesilleri dahi etkileyen günahlar en büyük belalardır ve bu günahların işlenmesi bir tohum gibi topluma ve anlayışlara/alışkanlıklara yerleşir zaman zaman filizlenerek Allah dileyene kadar da zarar vermeye devam eder.

Çünkü günah bulaşıcı, haram ve günahlar tatlıdır. Dine yalan söyletmek aşamasına dek yükselebilen bu kalıcı ve büyük günahların öncelikle makam sahiplerince işleniyor olması, hele ki din adamlarınca bu günaha sessiz kalınması toplumun o günahı sıradan veya sevap veya masum görmesine neden olur ki bu dinin içine şeytanlık sokmaktır.

Öte yandan günah tohumu ile kast edilen bir diğer şey de şudur; söz gelimi bir hak veya adalet hususu, bir yalan günahla engellenirse, bunun helalleşmesi temin edilene kadar haksızlığı devam edecektir. Keza birisi bir günah veya kötü zanla itham edilir de ehil ve liyakatli olduğu halde söz gelimi bir makama gelme şansını kaybederse bu durumda zarar o kişinin hakkı geri ödenene kadar devam edecektir.

Toplum yalanlarla kandırılmaya devam ederse, harama alıştırılırsa, arabizim ve İsrailiyat türü hurafeler, sünnet ve hadis uydurmacılığı dine yamanmaya çalışılırsa ve toplum bilinçsizce bunları doğru kabul ederse o günah sadece günah olmakla kalmaz, küfür, inkâr, nankörlük ve nihayet şirk olarak karşılık bulur.

Kasıtlı ve planlı yapılan bu haram müdahalelerin güç ve destek bulması için mahiyettekilerin itaat etmesi ise Allah’ı öfkelendiren hallerdendir ve o günahın vebaline bu itaatkar kimseler de aynen ortaktır.

O halde doğru ve lazım olan günahın açığından ve gizlisinden de, küçüğünden ve büyüğünden de sakınmak, sık sık tevbe etmek, günaha davet eden şeytanlara sırt dönerek sadece Allah’a sığınmak ve sabretmektir.

Günahın adı, kapsamı, çeşit ve mahiyeti ise sadece Kur’an’dadır, kalptedir.

Bilmemek mazeret değildir.

Vebal büyük, azap fenadır.

Şeytanlara uyanların akibeti şeytanlarla ortaktır.

Ekilen her günah tohumu, o tohum her yeşerdiğinde diken kula ve o tohumun dikilmesine imkan ve ortam sağlayan herkese azap eklemeye devam edecektir.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kin ve nefret tohumları

Kin ve nefret tohumları

Kin ve nefret tohumları Kur’an’ın yeryüzünde bozgunculuk yapanlara, iman kardeşliğini bozmaya çalışanlara dair en yüce ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir