Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Günah ve haramlar tatlı, gerçekler acıdır
imanilmihali.com
Günah ve haramlar tatlı, gerçekler acıdır

Günah ve haramlar tatlı, gerçekler acıdır

Günah ve haramlar tatlı, gerçekler acıdır

Dünya hayatı ancak süslü fani bir oyun ve eğlencedir, övünme ve yarışma, servet biriktirme ve kibirle büyüklenme mücadelesidir. Böyle olması ise sınav gereğidir. Nefisler bu hayatta kendisine süslü gösterilenler uğruna şiddetli arzular duyar ve nefsin terbiyesi sınavın da sonucunu etkiler.

“Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda karşılıklı bir övünme, çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir. (Nihayet hepsi yok olur gider). Tıpkı şöyle: Bir yağmur ki, bitirdiği bitki çiftçilerin hoşuna gider. Sonra kurumaya yüz tutar da sen onu sararmış olarak görürsün. Sonra da çer çöp olur. Ahirette ise (dünyadaki amele göre ya) çetin bir azap ve(ya) Allah’ın mağfiret ve rızası vardır. Dünya hayatı, aldanış metaından başka bir şey değildir.” (Hadid 57/20)

Kadınlar, oğullar, yük yük altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının geçimliğidir. Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır. De ki: “Size, onlardan daha hayırlısını haber vereyim mi? Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için Rableri katında, içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah’ın rızası vardır.” Allah, kullarını hakkıyla görendir. (Bunlar), “Rabbimiz, biz iman ettik. Bizim günahlarımızı bağışla. Bizi ateş azabından koru” diyenler, sabredenler, doğru olanlar, huzurunda gönülden boyun büküp divan duranlar, Allah yolunda harcayanlar ve seherlerde (Allah’tan) bağışlanma dileyenlerdir. (Al-i İmran 3/14-17)

“Dünya hayatı ancak bir oyun ve bir eğlencedir. Elbette ki ahiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?” (En’am 6/32)

“Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur. Keşke bilselerdi!” (Ankebut 29/64)

Bu süslü dünya hayatının tüm caydırıcı ve kandırıcıları, aklını kullanan, kalbine danışan ve Kur’an’a sarılan kullar için bir değer taşımaz ancak inkârcılar için durum bunun tam aksidir. Kalpleri inkârla dolu olanlar için bu süslü aldatmacalar gayet muteberdir ve fani hayat onlar için baki hayattan kıymetli hale gelir. Bunun böyle olması da sınav gereğidir.

İnkâr edenlere dünya hayatı süslü gösterildi. Onlar iman edenlerle alay etmektedirler. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar ise, kıyamet günü bunların üstündedir. Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.” (Bakara 2/212)

“Biz onların başına birtakım arkadaşlar sardık da bu arkadaşlar onlara geçmişlerini ve geleceklerini süslü gösterdiler. Böylece kendilerinden önce gelip geçmiş olan cin ve insan toplulukları ile ilgili o söz (azap), onlar için de gerçekleşti. Çünkü onlar ziyana uğrayanlardı.” (Fussilet 41/25)

Yukarıdaki ayette inkarcıların başına musallat edilen varlıkları sadece cin diye anlamamak lazım gelir çünkü insan şeytanları da cin şeytanlarını aratmayacak kadar hünerli ve çeşitlidir.

Dünya hayatının fani eğlencelerini süslü ve güzel gösterenlerin başında elbette şeytanlar gelir ki şeytanların fısıltıları ancak imansız kalpler üzerinde etkilidir. Çünkü Yüce Allah’ın ahdi, şeytanın imanlı kullar üzerinde sultasının olamayacağına dairdir.

“Derken Hüdhüd çok beklemedi, çıkageldi ve (Süleyman’a) şöyle dedi: “Senin bilmediğin bir şey öğrendim. Sebe’den sana sağlam bir haber getirdim. Ben, onlara (Sebe halkına) hükümdarlık eden, kendisine her şeyden bolca verilmiş ve büyük bir tahtı olan bir kadın gördüm. Onun ve kavminin, Allah’ı bırakıp güneşe taptıklarını gördüm. Şeytan, onlara yaptıklarını süslü göstermiş ve böylece onları yoldan çıkarmış. Bu yüzden de onlar doğru yolu bulamıyorlar.” (Neml 27/22-24)

Şeytanların saptırdığı kulları da Allah’tan başka doğru yola iletecek yoktur. Lakin bu aldanma ve imanı terk etme amel ve niyetleri cezasız kalacak da değildir.

“Onlar dinlerini oyun ve eğlence edinmişler ve dünya hayatı da kendilerini aldatmıştı. İşte onlar bu günlerine kavuşacaklarını nasıl unuttular ve âyetlerimizi nasıl inkâr edip durdularsa, biz de onları bugün öyle unuturuz.” (A’raf 7/51)

Zalim, nankör ve cahil insan tüm bu öğüt ve ikazlara aldırmadan kanmaya devam eder ve kendisinden öncesi nesillerin ibretlik öykülerinden de damla kadar ders almaz. Hayvanların yediği gibi helal haram demeden, kusana kadar yiyen, haklı haksız bakmadan karnına, cebine dolduran bu aldanmışlar için ahiret yurtları ateşler olacaktır.

“(Ey münafıklar!), siz de tıpkı sizden öncekiler gibisiniz: Onlar sizden daha güçlü, malları ve çocukları daha fazlaydı. Onlar paylarına düşenden faydalanmışlardı. Sizden öncekilerin, paylarına düşenden faydalandığı gibi siz de payınıza düşenden öylece faydalandınız ve onların daldığı gibi, siz de (dünya zevkine) daldınız. İşte onların dünyada da ahirette de amelleri boşa gitmiştir. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.” (Tevbe 9/69)

“Şüphesiz Allah, inanıp salih ameller işleyenleri, içinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. İnkâr edenler ise (dünya zevklerinden) yararlanırlar ve hayvanların yediği gibi yerler. Onların kalacakları yer ateştir.” (Muhammed 47/12)

“İşte o gün, içine daldıkları dünya zevki içinde eğlenip oyalanan yalanlayıcıların vay hâline! Cehennem ateşine itilip atılacakları gün onlara, “İşte bu yalanlamakta olduğunuz ateştir” denilir.” (Tur 52/11-14)

Dünya süslerine aldanmayanlar içinse cennetlerdeki gölgelikler inşallah nasip olacak ve dünyada gösterilen iman, sabır ve dirayetin mükafatı tam olarak alınacaktır.

“Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlar Rablerinin, kendilerine verdiği şeylerle zevk ve mutluluk duyarak cennetlerde ve nimetler içinde bulunurlar. Rableri onları cehennem azabından korumuştur.” (Tur 52/17,18)

Anlaşıldığı üzere günah ve haram olarak anılan ne varsa insana tatlı bir zevk, haz, şehvet, eğlence hissi, tebessüm veya keyiflenme verir. Yani haram ve günah olanlar gayet tatlıdır. Çünkü emek harcanmadan elde edilmiş, ucuza kapatılmış, başkasının hakkı yenerek ele geçirilmiş, çalışılmadan elde edilmiş, ehliyetsizken altın tepside sunulmuş, liyakatsiz iken makamlara oturulmuş, karanlık, loş, günah ve şeytan kokulu aldanışlardır.

Tamamında sinsi ve şeytani bir nefis oyunu vardır ve yine tüm günah ve haramların tamamı insana açıkça zevk verir, iştah kabartır. (İşte iman tam burada devreye girer ve salih kulları o pislikten çeker kurtarır. İman zayıfsa veya yoksa kul o iştahla şeytan sofrasına oturur ve doyasıya yer.) Sonrasında bazıları vicdan azabı çekse de şeytanlar bir müddet sonra o vicdan azabını da hafifletir ve fısıltılarıyla yaptıkları şeyleri onlara güzel gösterir.

Şeytanlar başkalarının da aynı şeyi yapmakta olduğunu, günahın insanlar için olduğunu, Allah’ın nasılsa affedeceğini, kimsenin ilelebet cehennemde kalmayacağını, cehennem ateşlerinin birden çok öldüremeyeceğini, Hz. Peygamberin nasılsa şefaat edeceğini filan fısıldayarak dini alay ve eğlence konusu yaparlar, inkârcı günahkârlar ise bu deli saçması yalanları gerçek sanıp aldanırlar. Böylece kötülüklerinden çekinmelerine de artık gerek kalmaz ve daha büyük cesaretlerle daha büyük günah ve haramlara dalarlar.

Helali olmayan bir kadınla yaşanan zevkler, alkol ve uyuşturucu kokulu karanlık geceler, kumar gibi zevkten kudurtan kazanma hırsları, çalma ve hak etmeden elde etmenin verdiği hazlar, zayıfları ve mazlumları sindirerek gasp edilen haklar, kabadayılıklar, haksız kazançlar, usulsüz ve kanunsuz hediyeleşmeler, vergiden muaf tutulmalar, bir anda dağ gibi artan servet yığınları … kişiye hem mutluluk, hem güven, hem de büyüklük, kibir ve güç hissi verir. Böylece bu kul bir dahaki sefere daha büyük oynar, daha fazla canlar yakar. Bir müddet sonra ise sınır tanımaz hale gelir. Zaten bu hislerin tamamı şeytanların özellikleridir.

Kalpleri mühürlenen bu insanlar için hayvanlardan da aşağı demek doğrudur ve bunlar etraflarındaki insanlar da kendileri gibi olsun isterler ki bu savunma ve kendilerini aldatma mekanizmalarıdır. Sanırlar ki bu gaflete düşen ne kadar çoksa (haşa) Yüce Allah o kadar çok affetmek durumunda kalacaktır.

Yüce Allah’ın ahdi cehennemi dolduracağına dairdir ama O’nun cenneti dolduracağına dair ahdi yoktur. Yani cehennem ağzına dek dolacak, cennetler Allah dileyene kadar tehna olacaktır. Yani şefaat öyle bol kepçe dağıtılacak, en şerefsiz haramzadeleri bile kurtaracak bir şey değildir. Şefaat sadece Allah’ın razı olduğu kullara hastır. Bu da demektir ki günah ve haramdan sınırsız zevk almayı yaşam felsefesi yapanlar ve tevbeyi akıllarına getirmeyenler için şefaat diye bir şey olmayacaktır.

Allah’ın razı olduğu kulların ilk özelliği imandır ki zaten imanlı kullar günah ve haramın yakınından dahi (bilerek ve isteyerek) geçmezler. Allah’ın razı olmadığı kullardan razı olan ise şeytanlardır. Ama maalesef onların da kendilerini kurtaracak kadar bile güç ve hükümleri asla yoktur.

Allah’ın günahkârlarla ve zalimlerle konuşmayacağı da dikkate alınırsa, ahiret yurdunda mazeret üretmek, bağışlanma ve yardım dilemek, başkalarının günahlarını üstlenmesini beklemek, eş ve evlatlardan dahi destek aramak, günahlarına karşılık fidye önermek, yeniden dünyaya gönderilmeyi ve kati kez iman edeceğini bildirmek gibi kurtuluşlar da mümkün olmayacaktır. Çünkü kurtuluş ancak mü’minler içindir.

Hal böyleyken günah ve haramların nasıl tatlı ve vazgeçilmez olduğu, insanın bir kez haramı tadınca neden vazgeçemediği, nasıl haramzadelerin peşinden koşup onların attığı kemiğin üzerindeki et parçalarına dahi olsa tamah ettiği, şeytanın nasıl kötü arkadaş olduğu, inkarcı imansızlardan başkasının günah ve harama dalmayacağı (günah ve haram herkes içindir ama burada kast edilen bu işte aşırı gidenler ve hesapsızca haddi aşanlardır) ortadadır.

Günah ve haramların tatlı ve heyecan verici oluşunun gerçek sebebi sınav için birer nefis testi olarak yaratılmış olmasındandır ama şeytanlar nefisleri olması gereken doğal şehvet, hırs ve emel çizgisinden çok ötelere taşıyarak hayatın gayesi yaparlar ve tüm korku ve endişeleri yalan fısıltılarıyla, kirli oyunlarıyla ve aldatmacalarıyla siler süpürürler. Tıpkı afyon almış veya mankurt olmuş bir şebele maymunu gibi bu durumdakiler ruh, akıl ve kalpleriyle değil, tamamen hayvanlar gibi güdüleriyle hareket eder hale gelirler ve sanırlar ki o takip ettikleri şeytanlar onları ahiret gününün dehşetli hesabından kurtaracaktır.

İmanlı kullar ise karıncayı incitmekten korkar vaziyette bu hayatı sakin, tevazu içinde, sade ve doğru yaşamaya gayret ederler. Bu halleri iman ve ibadet çizgisindedir ve Yüce Allah’ın sınırları içinde yaşamakta olmalarından kaynaklanan hazzın yanı sıra birde meşru ve hak olan sevgi, adalet, hakkaniyet, güven, dostluk, muhabbet gibi hazlardan bolca tadarlar. Ama bunların dışında yukarıda anılan ve bolca neşe ve zevk veren (!) günah ve haramlardan mahrum yaşarlar. Bu anlamda hayatları nispeten sıradandır. Lakin bunların mükâfatı ahiret yurdundadır ve bu oradaki esenlik her şeye değer.

Şeytanın ve askerlerinin (dostlarının, soyunun, İsrailoğullarının, Beniisrail’in ve onların bugün yaşayan tohumlarının, insan veya cin tüm şeytanların) akibeti ise bellidir. Bunlar kesinleşmiş cehennem cezaları nedeniyle yanlarına ne kadar fazla Rahman’ın kullarından çekebilirlerse (olmadı öldürebilirlerse) o kadar fazla affedilme ihtimallerinin artacağını farz ederler. Ama bu hesapları da yanlıştır. İmanlı kalan bir tek kul olsa da cehennemliklerin affı Allah dilemedikçe asla söz konusu değildir.

Öte yandan günahkâr cehennemliklerin sayısının aşırı yüksek olması bir merhamet sebebi de değildir ve çünkü Allah cehennemi insanlardan ve cinlerden ağzına dek dolduracağına zaten ahdetmiştir.

Demek ki aklın yolu iman etmekte, isyandan bir an önce vazgeçmektedir.

Sınavı anlayabilmek ve fani dünya hayatının meşru nimetlerinden yararlanırken, aldatıcı süs ve eğlencelere kanmamak, şeytanlara uymamak, fani dünya için şeytanlaşmamak, imandan sapmamak lazım olandır.

Bu dünyanın tamamı sizin olsa ahirette sizi bir kibrit kadar ateşten korumaya yetmeyecektir. Ama tam tersi zekât olarak verdiğiniz bir yarım hurma bile size o ateşten bir gölge olacaktır.

Yüce Allah’ın rahmeti bol ama azabı çetindir.

Tüm yanlışların nirengi noktası kulların İblis’in ahdinden habersiz olmasıdır.

Ve iblis kendisine verilen süre zarfında tüm insanları Allah aleyhine kışkırtacağına, yanlışları süslü göstereceğine, yalan şeyler fısıldayacağına dair yemin etmiştir. (Bakınız İBLİSİN AHDİ)

Bu ahde karşılık Yüce Allah’ın cevabı ise şudur ki şeytanların imanlı kullar üzerinde sultası olmayacak ama şeytanla bir hareket edenlerin tamamı cehenneme ebedi olarak konuk olacaktır. Çünkü Allah şeytan ve soyuna sınav vesilesi olarak tam yetki ve süre vermiştir.

İnsanlar için bu durum, cennetlere uzanan tevhid yolunda, dikenli bir şirk saptırmacasıdır.

Tüm bu gerçeklerin izahını yapan ise Kur’an ayetleridir ve fakat İslam âlemi Kur’an okumayı ve anlamayı ve hayata uygulamayı asırlar önce bıraktığı için şeytanlar cirit atmakta, iman sahipleri gün ve gün azalmaktadır.

İmanlı kullar ne kadar tatlı ve heyecan verici olursa olsun harama ve günaha el uzatmayan, bilerek ve isteyerek, vebalinden korkmadan, ardından tevbe etmeden günah işlemeyenlerdir. Günah işlemeyen kul yoktur ama iman sahipleri isyana varacak tarzda, aşırıya kaçarak, vebalden çekinmeyerek, tekrar tekrar günah işleyen kullar değildir. Bu özellikler inkarcılara aittir.

Demek ki son söz dünya süslerinin ve eğlencelerinin verdiği zevk ve hazlar bir yere kadar meşru ve caizdir ki söz gelimi şehvet, hırs bir ölçüye kadar hayatın devamı için lazımdır. Ama ötesi ve haksızlık yahut adaletsizlik sınırına geçtiği anda günah ve haramdır. Nasıl ki alkol ve kumarda faydalı bir takım şeyler varsa ve çoğu etkisi zararlıysa, bu meşru olmayan hazların zihinleri esir alan cazibeleri de şeytan hilesinden ibarettir.

Şeytanın nasıl kandırdığı konusunda sayfalarımızda yapılacak bir arama ile şeytanın hilelerini öğrenmek mümkündür. Acı olan bu şeytan her zaman bir cin veya bir yabancı değil bazen bir arkadaş veya kardeş bile olabilir hatta eş bile olabilir. O halde inanan kalpler için karşısındaki insanda arayacakları en kıymetli şey İMAN DOLU bir kalp olmalıdır. Şeklen değil fiilen, niyet ve amel olarak, şeffaf ve dürüst olarak iman sahibi olduğuna inanılan kimseden başka dost edinmek ve takipçisi olmak kulu engin denizlerden alıp en katmerli ateşlere götürecek kadar tehlikeli bir aptallıktır.

Aza tamah etmek, helal lokmadan uzaklaşmamak, hak edilmeyen bir şeye niyet dahi etmemek, liyakatsiz ve ehliyetsiz iken o işe talip dahi olmamak (çünkü talep etmek dahi haramdır),sabırla, olan rızıkla, basit ve namuslu bir hayat yaşamak, yalansız, dolansız bir hayat sürmek, tüm bu şeytani zevklerle yoğrulmaktan çok daha yeğdir.

Günah ve haramlar bu dünyada tatlı hayaller sunsa da ahirette sebep oldukları haller sınırsız ve süresiz ateşlerdir. Yani günah ve haramlar tatlı, gerçekler acıdır.

Artık hala akıllanmayacaksanız size bol eğlenceler!!

Kapanış notu;

“Andolsun, senden önce birtakım ümmetlere de peygamberler gönderdik. (Peygamberlerini dinlemediler.) Sonunda, yalvarsınlar da tövbe etsinler diye onları şiddetli yoksulluk ve darlıklarla yakaladık. Hiç olmazsa onlara azabımız geldiği zaman yakarıp tövbe etselerdi ya.. Fakat (onu yapmadılar) kalpleri katılaştı. Şeytan da yapmakta olduklarını zaten onlara süslü göstermişti.” (En’am 6/42,43)

Türk halkının ve İslam âleminin çektiği bunca sıkıntı ve yokluk sakın bu inançsızlıkları yüzünden olmasın? Bunca acı ve azap ayetlerle alay ettiğimiz, ahireti hafife aldığımız, sınavı umursamadığımız için olmasın? Yoksa sakın şeytanlar bizi aldatıyor olmasın?

Bu yazıyı okudunuz mu?

Atatürk’ün Dini Yönü ve Din Eğitimine Bakışı

Atatürkçülüğün dini yönden analizi

Atatürkçülüğün dini yönden analizi İslam dini, ahiret yaşamı dahil kıyamete dek ve kıyamet sonrası tüm ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir