Anasayfa / İMAN ESASLARI / İman damlaları / Günahkarım diyebilmek
imanilmihali.com
Günahkarım diyebilmek

Günahkarım diyebilmek

Günahkarım diyebilmek

Günah Rabbimize karşı işlediğimiz kötülüklerin genel adı ve günahkâr bu işleri bizzat icra eden ya da katkıda bulunan kimse demektir. Sözgelimi yalan söylemek günahtır ve yalanı adet edinmiş kimse günahkârdır. Bir kimse pek çok küçük ve büyük günahı az sayıda yapsa da günahkârdır. Hatta en doğru tarif şudur ki günah sahibi olan herkes günahkârdır. Çünkü günahkârın kelime anlamı günah sahibi demektir.

Hiç kimsenin hatta Peygamberlerin beşer olması hasebiyle günah işlememesi mümkün değildir. Herkes her zaman bilerek veya bilmeyerek günah işleyebilir. Her kes günahı bizzat işleyebilir veya günaha ortak, destek, yardımcı olur.
Günahların vebali ve azabı –eğer affa/şefaate uğramazsak- kaçınılmazdır. Karşılığı mutlaka hem bu dünyada hem ahirette olacaktır. Hiçbir kimse; günah işlediğini anlayıp, günahını idrak edip, pişman olmaz, tevbe etmez, bağışlanmayı dilemezse ve tevbesi kabul edilmezse günahlarından arınamaz.

Demek ki; günahlardan kurtulmanın ilk basamağı, günahın ne demek olduğunu bilmek ve günah işlediğini itiraf edip tevbe etmek, bağışlanmayı umarak ve isteyerek af dilemektir.

Günahın ne demek olduğunu anlatan yegâne kaynak Kur’an’dır. Ancak Kur’an okumasa da en ahmak insan bile aşağı yukarı günah işlediğinde hatasını anlayabilir. Şöyle denilebilir ki kalbi, vicdanı, bedeni sıkan ve acıtan her şey kötüdür ve kötülerin hemen hepsi günahtır.

Günahın kalpte bıraktığı etki; iyilik yaptığınızda, bir çiçeği kokladığınızda, annenize sarıldığınızda, ibadet ettiğinizde kalbinize dolan huzurun tam tersidir. Günah; acıdır, karanlıktır, pis kokuludur.

Günahı az olanlar, günah işlediğini fark edip hemen iyilik yaparak tevbe edenler kalplerini temizler ve yüzlerindeki nuru muhafaza ederler. Böylece vebal ve azaptan da kurtulmuş olurlar. Günahı çok, tevbeden uzak kulların ise kalpleri bir süre sonra kötülüğün bıraktığı kara lekelerle dolar ve iflah olmaz hale gelip mühürlenir.

Bunlar için artık kurtuluş ümidi sadece Allah’ın rahmetine bağlıdır. Kendileri bu kapkara kalpleri ile asla huzura ve esenliğe kavuşamazlar. Ahiret yurdunda mekânları da şüphesiz ateş olur.

Günahkar olmayan, günah işlemeyen olmadığı bir hakikatse herkesin bunu idrak, kabul ve ifade etmesi gerekir ki o günahlardan arınma çarelerini araştırabilsin. Çünkü genel bir kuraldır ki hastalık teşhis ve tespit edilemeden tedavisi de olmaz. Günah işleme hastalığı da önce itirafı gerektirir.

Zor olan kısım budur. Günah işlemek çoğu zaman keyifli ve menfaat getirici olduğu halde günahı itiraf etmek acı, gurur kırıcı, küçültücü ve menfaat kaybettiricidir. Bu dünyevi gözlerle bakarsak böyledir. Ahireti gözlerle bakarsak ise durum tam tersidir. Günahını itiraf edip doğru yola dönen kimse inşallah arınmış ve hak yoluna girmiş demektir. Dünyada kaybettiği menfaatlerin belki binlerce misline ahiret yurdunda hak kazanan bu kimse elbet gerçek kazananlardan olacaktır.

Ancak…günah işlemenin tadına varan, günahlarını biriktirirken sayısız dünyevi menfaat sağlayan, paraya, makama, şöhrete kavuşanların bu haksız kazanımlarını terk edip günah işlediklerini, hata yaptıklarını ifade etmeleri zordur. Çünkü en başta nefisleri ve şeytanları ve tabi akıl hocaları buna müsaade etmez.

Yitireceklerini sandıkları üç beş dünya menfaati için akıbetlerinin kararttıklarından habersiz bu biçare gafiller Allah’ın ne kadar bağışlayıcı olduğunu, ahiret müjdelerinin ne kadar yüce olduğunu ve iblisin ne kadar hain olduğunu bilmez, duymaz ve anlamazlar.

Günahını itiraf edemeyenler hatta günah işlediğinin farkına varmayanların işlediği suçlar o kadar fazladır ki başta Yüce Rabbin azabından çekinmeme, insanları kandırarak kendi imanlarına zarar verme, günah işlemeden mahzur görmeyerek ve sonuçlarından çekinmeyerek Rabbe isyan… Bu liste sayısız uzatılabilir. Ama bir mü’min için, Allah’ın rızasını ve imanını kaybetmekten daha önemli ve büyük ne olabilir.

İşte günahı saklamak, günahta haddi aşmak, günahta azmak, günahın vebalinden çekinmemek, günahkâr olduğunu anlayarak bir an önce doğru yola dönmeye gayret etmemek ile günahkâr olduğunu itiraf etmenin farkı tam da budur.

Günahkâr olduğunu bilen kimse; günah işlememeye kararlı ve istekli, geçmiş günahlarının affa tabi olması için huzurda başı eğik-gözü yaşlıdır. Bu kimse işlediği günahları ile kalbini karartmayan, büyük günahlardan özellikle kaçınandır. Bu günahı itiraf imanlı kalbe destek ve güç verip onu tevbeye ve niyaza yöneltir. Bu inanç ve Allah’a güvenip vekil kılma onu inşallah küçük ve hatta büyük günahlardan kurtarır.

Yüce Allah küçük günahlardan sonra iyilik etmeyi, tevbe etmeyi, büyük günahlar içinde aynısını ve ibadeti öğütlemektedir. Mesele duru kalp ile hatayı anlamak ve dönmeyi yürekten dilemektir. Çünkü Allah kalplerin özünü bilendir.

Müslüman; günahını idrak edip, günahlardan sakınandır.

Mü’min; günahını idrak edip, günahlardan sakınan, günahkar olduğunu itiraf edip, tevbe ile Rabbine yönelen, yaptığı ve sebep olduğu kötülüklerden dolayı kalbi kanayan, huzurda göz yaşı ile mağfiret dileyendir.

İnsan günah işleyerek kafir olmaz.

İnsan küçük ve büyük günah işleyerek imanını yitirmez. Çünkü günah insana mahsustur ve dünya imtihanının bir parçasıdır.

İnsan işlediği günahların hata olduğunu anlamadan defalarca tekrar ederse, haddi aşar ve azarsa, tevbeye yeltenmeyip kalbini kapkara ederse, günahların vebal ve azabından çekinmeyerek Allah’a isyan ederse kafir olur!

İnsan günahkâr olduğunu ifade etmeyi küçüklük görür, kibri ve büyüklenme arzusu onu Allah yolundan uzaklaştırırsa, kul günahı kazandığı menfaatler uğruna defalarca işlemekte sakınca görmezse imanını yitirir.

Günahkarım diyebilmek hak ve batıl yolun ayrım noktasıdır.

Günahkarım diyebilmek doğru yola ulaşmak için ilk adımdır.

Günahkarım diyebilmek arınmanın ilk şartıdır.

Günahkarım diyebilmek Rabbe teslim olmak, O’nu vekil etmek demektir.

Günahkarım diyebilmek kalbi ışıl ışıl parlatmak, ahiret yurduna vebalsiz gidebilmek, fani hayat için ebedi yurdu feda etmemektir.

Ve günah sadece yaptıklarımız değil, aynı zamanda; görmezden geldiklerimiz, destek verip ortak olduğumuz, günahın topluma yerleşmesine, gelecek nesillerin o günah izinden gitmesine yol açtığımız için azabından kurtulamayacağımız ağır bir yüktür.

Asla geç değildir. Tevbe kapısı her zaman açıktır.

Bilmiyorum, inanmıyorum, delil yok demek sizi günaha ortak etmeye itmemeli, aksine en ufak bir şüphe eğer samimi iseniz sizi pis ve kötüden uzaklaştırmalıdır.

Bunu yaparsanız Allah günahlarınızı ve inşallah o ana kadar ki gafletlerinizi affedecektir.

Bunu yapmazsanız Allah sadece kendinizin değil yol açtığınız günahlar dizisi nedeniyle sizi gelecek nesillerin günahlarından da sorumlu tutacaktır. Bu anlamda ölüm size bir kurtuluş olmayacaktır.

Dini bölenlere, din kardeşini düşman edenlere, Müslüman öldürenlere, İslam’ı sulandırarak hobiye çevirmeye çalışanlara, zulme, haksızlığa, adaletsizliğe verdiğiniz her destek ahirette karşınıza dev dalgalar halinde çıkacaktır.
Orada iyilik yerine kötülüğe, güzellik yerine çirkinliğe tamah ettiğiniz için kahrolacak ve dünyaya yeniden dönüp düzgün yaşamayı dileyeceksiniz. Ama vakit çok geç olacak!

Orada hiç tanımadığınız milyonlara yaptığınız kötülüklerin günahı omuzlarınıza binecek, yaşarken haksızlara verdiğiniz destek nedeniyle hakkının yenmesine neden olduğunuz milyonlarca insanın hakkını helal ettirebilmek için kendinizdeki sevapları onlara devredecek ve onların günahlarını üzerinize alıp altında ezilecek ve cehennemi boylayacaksınız.

Din çok basit ama acıdır. Hakikat değişmez ve merhametsizdir.

Allah rahmeti en yüce olan ama azabı da en çetin olandır.

Bugün üç beş dünya menfaati için inkâr ettiğiniz Hak orada karşınıza çıkacak ve sizi eritip bitirecektir. Bu dünyada tamah ettiğiniz haram para ve menfaatler orada boynunuza ateşten demir halkalar olarak takılacaktır.

Kurtuluş ve esenlik hatayı anlamak ve kurtulmaya çalışmaktadır.

Rabbim bağışlayanların en yücesidir. Rabbim tevbe ile kendisine gelen samimi kullarını bağışlayacağını ahdeden ve sözüne sadık olandır.

Gelin zulme, haksızlık ve günaha değil Hak’ka taraftar olun. Çünkü bu imtihanda tarafsızlık yoktur.

Allah’ın iki tip kulu vardır; iman eden ve etmeyen.

Kur’an iki dine işaret eder; tevhid dini ve şirk dini.

Hidayet ve cennet yolcularının son durağı cennet sadece iman edenlere ve Allah’tan sakınanlaradır.

Günah tek başına sizi cennetten mahrum etmese de sizin haddi aşmanız, günaha ortak olmayı sürdürmeniz ve azaptan çekinmiyor olmanız sizi cehennemlik yapar.

Aklın ve kalbin yolu…Hak yolu İslam’dır. İslam Allah dini, Kur’an dini, tevhid ve fıtrat dinidir.

Yol yakınken dönmek ve ilahi rahmete sığınmak; kararmaya yüz tutmuş kalbi mühürlenmekten, bedeni ateşlerden kurtarmak için şart olandır.

Çünkü iman ve din eğlence değil hakikattir. Hakikat ise acı ve gerçektir.

 

 
Günahkarım diyebilmek

Bu yazıyı okudunuz mu?

İman, mü’minin her şeyidir.

İMAN ETMEK İÇİN İLK ADIMLAR

İMAN ETMEK İÇİN İLK ADIMLAR İnandığımızı iddia ederken yerine getirmediğimiz mükellefiyetler veya hepten inanmadığımızı beyan ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir