Anasayfa / İMAN ESASLARI / Günahlardan korunma ve kurtulma yolları
imanilmihali.com
Günahlardan korunma ve kurtulma yolları

Günahlardan korunma ve kurtulma yolları

Günahlardan korunma ve kurtulma yolları

Günahlar, emredilenleri ihmal edip yapmamak, yasak ve haram edilenleri yapmakla kazanılan azap katsayılarıdır ve affa uğramadıkça veya tevbe ile temizlenmedikçe yahut şefaat ile bağışlanmadıkça cezaya tabidir ve akibetleri karartır.

Kul için günah vebaldir ve sevapları da alır götürür. Hele ki kalıcı ve büyük günahlara imza atanlar için kurtuluş çok ama çok zordur. Kötü çığır açan, küfre ve şirke, zulme ve haksızlığa bulaşan günahlar ise helallik almadan temizlenmez ve günahın vebali, verdiği zararla doğru orantılıdır.

Kul için günahsızlık söz konusu değildir çünkü Hz. Peygamber dahi melek değil insandır ve insan günah işlemek durumundadır. Çünkü ihmalleri, düşünceleri, nefsi, şeytani istekleri, aç gözlülüğü, nankörlük ve cehaleti onu sürekli yasak ve haram olana, namahrem şehvete ve şeytan işi pisliklere iter, vesveselere , kötü ve aşırı zanlara, kuruntulara, kibre, büyüklenmeyi, acizliğini unutmaya sevk eder.

Hz. Peygamnberin ve tüm peygamberlerin evvelki günahlarının affolunduğuna, vahiyle birlikte günah değil ancak sürçme işlediklerine, bunların da inşallah affolunacağına inanırız.

Ama biz kullar için günahların affı o kadar kolay değildir.

Kulun bu nedenle günahlardan korunması ve kurtulması için yapması lazım gelen birkaç şey vardır.

Günahlardan korunma yolları

Günahlardan korunmak için evvela nelerin günah kapsamında olduğu bilinmelidir ki bunların tamamı Kur’an ile bildirilmiştir. O yüzden evvela Kur’an’ı anlayarak okumak ve haram ve yasak edilenleri ilk elden öğrenmek icap eder.

Kur’an, anlaşılarak okunduğunda aynı zamanda okuyucusuna nefsi ve şeytanı da tanıtacaktır ki kötülüğü asıl fısıldayanlar onlardır. Bu da nefsi terbiye etmenin ve şeytandan sakınmanın gereğini öğretecektir.

Kur’an, aynı zamanda kula iman denen lezzeti tanıtacak ve dinden ve salih amelden çok farklı bir şart olan imanın, şeytanın hamlelerine karşı Allah tarafından bahşedilen muazzam koruyuculukta bir kalkan olduğunu öğrenecektir.

Dua, şükür, tevbe ve tevekkül gibi ilahi nimet ve gerekelrin ne demek olduğu, kime ve neden yapılması gerektiğini de anlatacak olan yine Kur’an’dır ki O aynı zamanda namaz, zekat, hac ve orucun da hikmetini tanıtmakta mucizevi bir anlatıma sahiptir.

Kulun bir diğer bilmesi zorunlu şey iman ve İslam’ın aynı şey olmadığıdır ki bunun izahı bu satırlara sığmayacak kadar detaylıdır.

Peygamberimizin örnek Kur’an ahlakının öğrenilmesi ve örfe ait alışkanlıklarının dinden ayıklanması günahlardan korunmak için elzemdir. Çünkü O sadece vahye muhatap bir Nebi değil aynı zamanda doğru ve güzeli, Kur’an istikametinde bizzat yaşayarak gösterendir.

Cüzi irade kavramının ve sınavın anlaşılması da yine Kur’an iledir ve tüm sınav Fıtratta verdiğimiz ahde sadakat sınavıdır. yani günah nedir ve nedendir sorusunun cevabı bu misakta gizlidir.

Bu idraklerden sonra kul kalbi ve bedeni temizliği esas alarak, yalan ve çirkinden uzaklaşarak, kalbi ve aklı selim tutarak, kainat ve bedendeki ayetleri görerek, kötülerle ve kötülüklerle irtibatını keserek, iyilerle ve Allah dostları ile vakit geçirerek, dünyanın faniliğini anlayıp ahiret için çalışarak, nefsinin isteklerine gem vurarak, para ve servetlere esir olmayarak, derin zikir ve tefekkürlerle yaratılışı anlamaya çalışarak, secde ederek, ibadetleri elinden geldiğince huşu ile eda ederek, arınmay ave korunmaya çalışacaktır.

Keza kul, aynı zamanda küfür ve şirki de tanıyacak ve tevhid yolunda ilerlemeye gayret ederken şeytanın dikenli yollarına sapmayacaktır. Bunun şartı da tevhidi, takvayı anlamak, cennete götüren yolları hazmetmek ama öte yandan cehenneme götüren yol ve halleri anlamak, şeytanın vasıf ve sıfatlarını, kabiliyet ve usullerini bilmek, kanmamak, aldanmamak, vesveselere karşı Allah’a sığınmaktır.

Yani günahlardan korunmanın en etkin yolu bilmektir ve bu Kur’ani bilgi, güzeli tanıyarak yapmak ve yanlışı ibret alarak sakınmak şeklinde fayda sağlar.

Etrafımızdaki insanlar, dost ve arkadaşlar elbette sevdiklerimizdir ama kul Allah için sevip Allah için sevmemeye başladıkça etrafındakilerin de nasıl şeytan veya münafık, ya da nasıl mü’min ve salih olduğunu görecektir. İşte tam bu noktada ana baba dahi olsa isyan ve inkar suçunu işleyenlerle aramıza mesafe koymak Allah emridir ki Hz. İbrahim (as) buna örnektir.

Keza nefsin açlıkları ile başa çıkmanın yolu, nefsi terbiyeye çalışmak ama nefsin külli temizliğinin sadece Allah’ın dilemesiyle olduğunu bilerek dua etmek ve temiz nefis dilemektir.

İbadetlere meyil, salih amellerde sebat, ahlaklı olmaya gayret nefsi temizlemeye de günahlardan korunmaya da yardımcı olacaktır.

Yüce Allah hayatı güzellik üzere yaratmıştır. Tüm kainatta bir tek kusur dahi yoktur ve Allah, kullarının da güzellik üzere yaşamasını, iyi zanda bulunmasını, tatlı söz söyleyip hayata merhamet ve şefkat ile yaklaşmasını ister.

Bu tevazuyu, alçak gönüllülüğü ve hoşgörüyü zorunlu kılar, affetmeyi yüceltir, nasihati şart koşar ve itidal üzere yaşamayı emreder. Yani vicdan ve kalp, sevgi ile çarptıkça kulun kötülük denizlerine dalması da mümkün değildir. Lakin kin ve nefret, kibir ve hırs bedeni sarmışsa bu tüm güzellikleri sileceği gibi kulu günahların da ortasına atar ki paraya, makama, servet ve evlatlara aşırı bağlılık, dünya süslerine aşırı düşkünlük tüm kötülüklerin başıdır.

Dünya denen gezegen ve sunduğu yaşam güzeldir. Kötü ve çirkin olan insanın eliyle yaşanmaz hale getirdiği dünya hayatıdır. Bu dünya hayatı suni zevklerle, hırslarla, aldanışlarla doludur ve nefisle şeytanlar bunları süslü göstermekte ustadır. Oysa ahiret yaşamı çok daha güzel ve uzundur.

Kainat Allah’ın ayetleriyle doludur ki beden de bunun bir parçasıdır. Kul, gözün nasıl gördüğünü, arının nasıl uçtuğunu, çiçeğin nasıl koku verdiğini, yağmurun nasıl toprağı canlandırdığını, hayatta her saniye nice doğum ve yaşamların nasıl gerçekleştiğini gördükçe günahlardan da uzak kalmaya çalışacaktır.

Beden, ruhumuzu taşıyan bir vasıtadan ibarettir lakin etten ve kemikten olan bu yapı dünyevi zevklerinde odağıdır. Şehveti, sevgiyi, hırsın makulünü veren Allah insana mahremiyet ve helallik sınırları içerisinde nice tatlar bahşetmiştir ki caiz ölçüde hepsi mübahtır. Şeytanlar ise mahrem olmayana sataşmayı, şehvetlerde sabahlamayı, zinayı, yalanı, zihni uyuşturan şeyleri, kumarın verdiği heyecanı, faldaki gelecekten haber alma beklentisini cazip kılar ve kandırır. Yani bedene ve gayba dair isteklere fren yapılmadıkça ahlaklı olmak da günahlardan korunmak da mümkün değildir.

Allah’ı tanımak ve bilmek, dini Kur’an’dan öğrenmek, iman dilemek, nefsi terbiyeye çalışmak, ibadet, salih amel ve ahlak ile yaşamak, kötülüğü ve kötüleri tanıyarak sakınmak, kanmamak ve aldanmamak günahlardan korunmanın başlıca yollarıdır ki Allah korunmak isteyene iman zırhını nasip etmiştir ve şeytanın imanlı kalpler üzerinde sultası asla yoktur. Çünkü bu Allah’ın ahdidir ve O ahdinden asla dönmez.

Utanma duygusu yani haya, kulu günahlardan koruyan içsel kontrol sistemidir ki utanmadıkça her şey mübahtır. Çünkü utanma duygusu yanlış yapıldığında kalbin ızdırabının yüze vurmasıdır ve hayasız olanların hayasızlığından bahsetmek dahi günah kapsamına bu nedenle girmez. Allah’tan ve kuldan utanan kimse ise suç ve günaha mesafeli kalmaya mecburdur.

İhsan, Allah’ı her an yanıbaşında bilmektir ki, ihsan üzere olan insanın bir gören olduğunu bilerek açık veya kapalı günah işlemesi mümkün değildir. Şah damarından yakın olan Allah, kulun amel ve niyetlerine şahittir. Bu bilinç kulu karanlıklarda dahi günah işlemekten alıkoyar, koymalıdır.

Sabretmek, başa gelen müsibetlere dayanma kuvveti veren iman gücüdür ve hastalıklarda, yokluklarda gösterilen sabır en az bolluktaki şükürler kadar kıymetlidir. Kul günahlardan korunmak adına yoklukta sabretmeli, bollukta şükretmelidir ki ilki tevekkülün, diğeri minnetin ve hamdın göstergesidir.

Niyeti halis tutmak, günahlardan korunma yollarının başı ve temelidir ki ameller niyetlere göredir ve Allah niyetlere şahittir. Niyetlere dair melekleri ve insanları kandırmak mümkünse de Allah’ı kandırmak olası değildir.

Riya ve gösterişten uzaklaşmak, samimiyetle Allah’a yönelmek, kulluk bilincini kalpten hissetmek korunma yollarının başında gelir. Keza büyüklenerek kibre esir olmak beraberinde ezmeyi ve aşağılamayı getirir ki günahlardan korunmak için evvela bu hırslardan kurtulmak gerekir.

Günahlardan kurtulma yolları

Tevbe, Allah’ın kullarına bahşettiği en büyük nimetlerdendir ve inşallah affı getirir. Çünkü insan günah işlemeyen değil günah işleyip tevbe ile af dileyendir ki ilk insan Adem (as) ve eşinin de durumu budur. Nitekim Allah tevbeleri en çok kabul eden ismine yakışır yücelikle onları nasıl affettiyse, ayetlerinde tevbe eden kullarını da affedeceğini müjdelemiştir.

Yüce Allah’ın isim ve sıfatlarında bağışlama, affetme, tövbeleri kabul etme rahmeti, önem ve öncelik arzeder. Allah’ın Tövbeleri kabul edici olduğunu gösteren TEVVÂB ismi Kur’an’da 11 yerde geçmektedir. Yine GAFÛR ismi, Allah için günahları örten bağışlayan anlamında Kur’an’da tam 91 defa kullanılmıştır. Bunun yanında; 5 defa Gaffâr: Bağışlayıcı, 1 defa Gâfiu’z-zenb: Günahları bağışlayıcı, 1 defa Hayru’l-gâfirîn: Bağışlayanların en hayırlısı, 2 defa Zû mağfire: Bağışlama sahibi ve 1 defa Vâsi’ul-mağfire : Bağışlaması geniş olan isimleri de ayetlerde anılmaktadır.

Bu tevbenin sıradan olamayacağı ise açıktır ki sıradan, yasak savma maksatlı bir tevbenin sahibine faydası olmayacaktır. Bunun yerine içten, samimi, kalpten ve pişmanlıktan doğan, kötülüğü terk eden, tekrar etmeme kararlılığını içeren, gözyaşı ile dilenen tevbe lazım gelir ki bunun adı nasuh tevbedir. Bu tevbe aynı zamanda yenen hakkın sahibine de iadesini zorunlu kılar.

Kulun kendisini hesaba çekmesi de günahlardan kurtulma yoludur ki yanlışlarını idrak edebilenler için düzelme ve kurtuluş umudu daima vardır.

Etrafımızdaki pis kokulu şeytani dost ve arkadaşlardan uzaklaşmak, rızkı ve medeti sadece Allah’tan beklemek, kaderi mahkumiyet değil kendi cüzi irademizle çizdiğimiz bir akibet olarak görmek yine yapılması gerekendir.

Günaha gayet meyilli mekanlardan uzaklaşmak da, zararlı alışkanlıkları terk etmek de yine kurtulma yollarındandır. Sabahsız akşamlara, pis duman kokulu barlara, uyuşturucu satılan sokaklara, beden ve et satan insanlara (!), ahlaksızlığı özendirenlere, satanist akımları savunanlara, dini hafife alanlara yakın dıurdukça kurtulmak olası değildir. yani hayatımızdan riskli ve şüphelileri çıkarmak lazım gelir ki temiz bir hayata başlayabilelim.

İbadetler, küçük günahları da, inşallah büyük günahları da temizleyecektir ve her günahın ayetlerle belirlenmiş kefaretlerini ödemek geçmişe dair günahlarımızın yükünü inşallah hafifletecektir. Noksan ibadetlerin edası da, verilmemiş zekatların yerine getirilmesi de, tutulmamış sözlerin yerine getirilmesi de, haksız yere kırılan kalplerin onarılması da bu cümledendir.

Yenen hakların sahiplerinden helallik alınması olmazsa olmaz şarttır ki Allah hakkı ve kul hakkı arasında fark vardır. Yüce Allah merhameti ve şefaati ile hakkından vazgeçse bile kula ait hakların iadesini diler. Bu dünyada veya ahirette olur ki dünyada sade bir helal olsun lafı kafiyken veya yenen hakkın bedeli nakit olarak ödenebilecekken, ahirette hakkın sahibine iadesi biraz can acıtıcıdır. Şöyleki hak alacaklısı, hak yiyenin sevaplarından alır ve hak yiyenin sevapları biterse hakkını yediklerinin bu kez günahlarını üstlenmeye başlar. Bu durumda yetmiş yıl başını secdeden kaldırmamış olsa da aldığı günahlarla cehennemi boylar. Yani hak yememek ama yenmişse bu dünyada helallik almak mühimdir.

Kamunun hakkı yenmiş ise durum çok daha vahimdir çünkü hakkı yenen sadece kamu değil o kamuda yer alan milyonlarca insandır. Bundan kurtulmak o denli kolay değildir ama haksız elde edilen bedeli zekat vermek ve salih amel işlemek tevbe ile af ve bağışlanmak dilemek esastır. Yine de yeterli olmayabilir ve yetmez ise ahirette milyonlarca kişiye sevaplardan birer adet vermek bile akibetleri karartmaya sebep olacaktır.

İyilik yapmak ve hayırlarda yarışmak da kötülüklerin örten nimetlerdendir. İyiliğin yakın çemberden başlayarak dışa doğru, karşılık beklemeden, sadece Allah rızası için yapılması gereği ise aşikardır. Beklenti ile veya başkasına yaranmak için yapılan iyiliğin kıymeti, yaranılmak istenenin veya beklenti sahibinin vereceği kadardır. Bu durumda kulun Allah’tan alacağı da yoktur.

“(Ey Muhammed!) Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlar için bir öğüttür.” (Hud 11/114)

Şefaat bahsi günahlardan kurtulmanın en kapsamlı, en meşhur ve fakat mahiyeti en az bilinen konusudur. Şöyle ki şefaat tümden ve sadece Allah’a aittir. Şefaate mazhar olabilmenin ilk ve tek şartı Allah rızasına mazhar olabilmek, onun hoşnutluğunu kazanabilmektir ve şeffat dilenmesine müsaade edilecek kulların dahi Allah’ın razı olduğu kullardan olması zorunludur.

“De ki: “Şefaat tümüyle Allah’a aittir. Göklerin ve yerin hükümranlığı O’nundur. Sonra yalnız O’na döndürüleceksiniz.” (Zümer 39/44)

“O gün, Rahmân’ın izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez.” (Ta’ha 20/109)

“Allah, onların önlerindekini de arkalarındakini de (yaptıklarını da yapacaklarını da) bilir. Onlar, O’nun razı olduğu kimselerden başkasına şefaat etmezler ve hepsi O’nun korkusuyla titrerler.” (Enbiya 21/28)

“Göklerde nice melekler vardır ki onların şefaatleri; ancak Allah’ın izniyle, dilediği ve hoşnut olduğu kimselere yarar sağlar.” (Necm 53/26)

Özetle;

İnsan günah işlemek durumundadır ve fakat tevbe ile af dilemesi gerekendir. Günahların vebali büyüktür ve günahtan korkmamak Yüce Allah’ın hesabını hafife almak, sınavı umursamamaktır.

Oysa Allah yaşamı ve ölümü kimin daha iyi şeyler yapacağını ve kimlerin iman edeceğini görmek için yaratmıştır. O halde kula düşen günahın büyüğünden de küçüğünden de, kapalısından da açığından da uzak durmak, günah durumunda tevbe ile af dilemek ve hatayı tekrar etmemektir.

Allah’ın rahmeti sonsuzdur lakin o dünyada herkesin Rahman ve Rahim’i, ahirette herkesin Rahman’ı ama sadece mü’minlerin Rahim’idir.

O nedenle iman, günahlardan sakınmanın da, kurtulmanın da, şefaate mazhar olabilmenin ve cennetlere erebilmenin de vazgeçilmezidir.

İman ise Kur’an’da ve kalptedir. 

Çünkü iman; sadece Allah’a, inanmak, güvenmek ve teslim olmaktır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an’ın savaşı zulümledir

Kur’an’ın savaşı zulümledir

Kur’an’ın savaşı zulümledir Zulüm sadce adam kesmek, adaleti engellemek değildir. Aksine zulüm çok geniş manada; ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir