Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Gurur ve kibir konusuna dini bakış
imanilmihali.com
Gurur ve kibir konusuna dini bakış

Gurur ve kibir konusuna dini bakış

Gurur ve kibir konusuna dini bakış

İnsanoğlu, yaratılışı gereği sahip olduğu şeyler hakkında ve bunlarla eda ettiği şeylerin neticesine bakarak iftihar eder yani gururlanır. Tüm bunları kendisine bahşeden Yüce Rabbini tesbih, hamd ve secde ile anar ve verilen bu nimetler ile faydalı işler yapmaya gayret eder ki bu dinin tanımı ve kul olmanın doğal bir sonucudur. O kul bilir ki, kendisine bugün emanet verilen her şey, eşi, evlatları, sağlığı, malı, serveti, tahsili, afiyet ve bereketi hep Yaratan’ı Allah’tandır ve bu nimetleri iyi kullanıp bol bol şükretmek, hamd etmek gerekir. Gurur, bu planda iyi işler yapmış olmanın verdiği tatmin ve sevinç, daha iyi işler yapmak için kendisinde bulduğu güç ve güvende gizlidir.

Vakur olmak ise zorluk karşısında gösterilen dik duruş, yanlışa sapmama iradesi ve hatasını kabul edebilme büyüklüğüdür. Ciddi, samimi, gayretli kullar da zaman gelir hata eder ama mü’min kul hatasını anlar, kabullenir ve sonuçlarına mertçe razı olur. Vakur olmak aynı zamanda, küçük şeylere tamah etmemek, harama uzanan yollardan kaçınmak, yalakalığa fırsat vermemek, hakkı olmayanı istememek, aza kanaat getirmek, aç bile kalsa haram lokmaya uzanmamaktır.

Gururlanmak ve vakur olmak bu manalarda yadırganacak bir şey değildir ve zaten gurursuz insan önüne atılan kemiği yalamak için her türlü şaklabanlığı yapan köpek gibidir ve gurursuz olmak insan doğasına zaten terstir. Gururlu insan öleceğini bilse hakikate direnmeyen, dik durabilen insandır. Gururlu insan hak etmediğini bildiği ekmeğe, paraya, makama teslim olmayacak, gerekirse aç kalıp bitap düşecek olsa da haramı kabul etmeyecek olandır. Çünkü insanın tek sahibi ve Maliki vardır ve O Allah’tır. Ötesi boş ve fuzulidir. Bu nedenle, gereksiz yalakalıklara, iltifatlara meyletmemek, bu sahte poh pohlamalarla büyüklenmemek asıl ve gerekli olandır.

İşte bu gafletin sonucu büyüklenmenin adı kibirdir ve gereksiz, asılsız, faydasız gurur dediğimiz şey de budur. Kur’an’da ve sosyal hayatta yasaklanan ve men edilen işte gurur ve vakur olma değil bu kibirdir.

Kibir gururun negatif yani karanlık yüzüdür ki kulu olduğundan büyük ve önemli gösterir, herşeye malik ve muktedir gibi hissettirir, haklı veya haksız her yaptığının uygun olduğunu düşündürür. Bunun sonucu o kul kendi aklının emrettiği şeyleri tüm değer kriterlerinden, ayetlerden, sınırlardan ve toplumsal kabul ve geleneklerden üstün tutar ve aklı ona oyun oynar.

Kibir, büyüklenmedir ve beraberinde aşağılamayı getirir. Kibir, kural tanımazlık ve kuralı kendisine göre yeniden yazmaktır. Kibir, hakikati inkar ve değiştirmedir. Kibir, eşitliği bozmak ve haksızlık yapmaktır. Kibir kabiliyet, servet, evlat gibi kendisinden daha az şeylerle nimetlendirilmiş olan kullara tepeden bakmak, onlara kıymet vermemektir. Kibir, geçici dünya malıyla ve fani şeylerle oyalanıp, hakikati, ahireti unutmak ve dünya sınavını yok saymaktır. Kibir ahirette de aynı şekilde nimetlendirileceği hatasına gömülüp kalmaktır. Kur’an’ın kötü manada kullandığı gurur ve kibir kelimeleri işte bu manadadır.

“Ona “Allah’tan kork” denildiği zaman, gururu onu daha da günaha sürükler. Artık böylesinin hakkından cehennem gelir. O ne kötü yataktır!” (Bakara 2/206)

Kibir zaman gelir insanlara karşı hissettiği sahte ve yanlış büyüklenmeyi Yaratan’ına karşı da hissetmeye yol açar ve yaptığı her şeyi bileğinin hakkı sayar. Oysa nimeti, rızkı, bereketi, medeti, şifayı veren sadece Allah’tır. Bu noktadan sapmak demek olan kibir kulu böylece önce küfür ve sonra şirk karanlıklarına çeker ve kişi kendisini ilahlaştırırken, inkârında, isyanında haddi aşar ve sertifikalı cehennemliklerden olur.

“…Size herhangi bir peygamber, hoşunuza gitmeyen bir şey getirdikçe, kibirlenip (onların) bir kısmını yalanlayıp bir kısmını da öldürmediniz mi?” (Bakara 2/87)

Mal ve servetçe yani dünya malıyla bolca nimetlendirilmiş kulların fakir ve muhtaçlara, cahil ve hastalara, yaşlı ve yetimlere karşı kibri, onlarla eşit tutulmalarına duydukları kindendir ve kin kibrin can damarıdır.

“Allah’a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez.” (Nisa 4/36)

Allah’ın bizi sevmemesine neden olacak, Allah rızasını kaybetmemize yol açacak kibirden, övünmek ve büyüklenmekten, aşağılamaktan daha kötü ne olabilir?

Burada Övünmek bahsi, yersiz, sebepsiz gururlanmak manasınadır ve hatta atılan oku bizlerin değil Yüce Rabbin attığı da hatırlanacak olursa yaptığımız salih amel ve faydalı işleri bile yapanın gerçekte kim olduğu, buna bizim sadece beden olarak katkı sağladığımız da anlaşılacaktır. Zafer Allah’ındır demek işte budur. Cihad eden biz olsak ta savaşın kazanılması anı zafer anı değil, mü’minlerin Allah rızası için savaş meydanına çıkarak canını Allah yolunda feda etmeye hazır olmaları anıdır. Bu ölme ve şehit olma arzusu içindeki mü’minlerin kararlılığı ve Rabbine sadakati gerçek zaferdir. Yoksa savaşın neticesindeki ölü sayısı ve ganimet miktarı sadece fani sevinç veya kederlerdir. Ama mü’minlerin şehit olma arzusu ile sayıca üstün düşman karşısına çıkabilme iradesi gerçek zaferdir ve Yüce Allah’ta aslen bunu istemekte ve savaşın ileriki aşamalarına (zamanı geldiğinde) zaten orduları ile müdahale etmektedir.

“…Zalimlerin şiddetli ölüm sancıları içinde çırpındığı; meleklerin, ellerini uzatmış, “Haydi canlarınızı kurtarın! Allah’a karşı doğru olmayanı söylediğiniz, ve O’nun âyetlerinden kibirlenerek yüz çevirdiğiniz için bugün aşağılayıcı azap ile cezalandırılacaksınız” diyecekleri zaman hâllerini bir görsen!” (En’am 6/93)

Kibirlenenlerin zalim olarak nitelendirildiği Kur’an’da zalimler ve zulüm ile ilgili sayısız ayetin olduğu hatırlanacak olursa ve kibirden doğan zulmün tesis edilmeye çalışılan İslam düzenine ne kadar zarar verdiği bilinirse kibirlilerin ne denli zararlı mahluklar olduğu da anlaşılır.

“Âyetlerimizi yalanlayanlar ve onlara uymayı kibirlerine yediremeyenlere gelince, işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.” (A’raf 7/36)

Kibirde ileri gidenler herşeye rağmen Allah’ı inkara cesaret ve teşebbüs edemeseler de kibirleri onları bazı ayetleri veya bazı kuralları inkara sürükler. Çünkü iman tam olmalıdır ve % 99 iman, iman değildir. Ama kibirli insan sözgelimi malından bir kısmını fakirlere vermek emrini faydasız ve gereksiz görerek, cihad etmekten kaçınarak, fakir ve yetimlerle aynı adalete teslim olmaktan imtina ederek zulmeder.

“Âyetlerimizi yalanlayanlar ve o âyetlere uymayı kibirlerine yediremeyenler var ya, onlara göklerin kapıları açılmaz. Onlar, deve iğne deliğinden geçinceye kadar cennete de giremezler! Biz suçluları işte böyle cezalandırırız.” (A’raf 7/40)

“A’râftakiler, simalarından tanıdıkları birtakım adamlara da seslenir ve şöyle derler: “Ne çokluğunuz, ne de taslamakta olduğunuz kibir size bir yarar sağladı!” (A’raf 7/48)

Kibir; bir insanın servet, makam, ilim, ibadet, soy, güzellik ve kuvvet gibi her hangi bir meziyetinden dolayı, kendini başkasından üstün görme hastalığıdır. Kibir; hak ve hakikati kabul etmemektir.

Kibirlenenler, tıpkı mü’minlerin iman kardeşliği gibi kendi aralarında fesat kardeşlikleri kurar ve müşrik yapılanmalara giderek birbirlerine destek olmaya gayret ederler ki sistem ve çıkarları ölümsüz olsun. Bu gayri yasal ve gayri dini yapılanma neticesinde de sayılarıyla, servetleriyle övünür ve inkarlarına inkar katarlar.

“Biz, Kitap’ta (Tevrat’ta) İsrailoğullarına, “Yeryüzünde muhakkak iki defa bozgunculuk yapacaksınız ve büyük bir kibre kapılarak böbürleneceksiniz” diye hükmettik.” (İsra 17/4)

Kafir, müşrik ve Yahudilerin kibirlenen günhkarlardan sayılması ve örneklendirilmesi boşuna değildir. Çünkü özellikle Yahudiler kibirde o kadar ileri gitmiş, aymazlıkta o denli nankörlük ve zulüm etmişlerdir ki Peygamberleri öldürmeyi bile caiz görmüşler ve kendi sistem ve çıkarlarına düşman herkesin katlini uygun ve gerekli bulmuşlardır.

“İnsanlardan öylesi de vardır ki, bir ilmi, bir yol göstericisi, aydınlatıcı bir kitabı olmadığı hâlde kibirlenerek insanları Allah’ın yolundan saptırmak için, Allah hakkında tartışmaya kalkar. Ona dünyada bir rezillik vardır. Ona kıyamet gününde de yangın azabını tattıracağız.” (Hac 22/8,9)

Boşu boşuna laf edenlerin, asıl niyeti o olmadığı halde hata edenlerin, ilim sahiplerine direnenlerin, ayetler yerine rivayetlere dadananların sonu da gaflet ve delalettir.

“Yavrum! Namazı dosdoğru kıl. İyiliği emret. Kötülükten alıkoy. Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol. Çünkü bunlar kesin olarak emredilmiş işlerdendir. Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah, hiçbir kibirleneni, övüngeni sevmez.” (Lokman 31/17,18)

Büyüklenme ve küçümseme o denli yasak ve günah bir şeydir ki Peygamberimiz bile, salih evlatlar bile azarlanmış ve surat çevirmenin, burun bükmenin, tepeden bakmanın yanlışlığı defalarca tekrarlanmıştır.

“Bizim âyetlerimize ancak, kendilerine bu âyetlerle öğüt verildiği zaman secdeye kapanan, kibirlenmeksizin Rablerine hamd ederek tespih edenler inanırlar.” (Secde 32/15)

Kulun gerçek sahibi ve tek Rabbi olan Allah, tüm görünen ve görünmeyenin yaratıcısı ve sahibidir. Kulun kullanımı için bu fani hayatta bahşedilen ne varsa tamamı sınav maksatlıdır ve herkesin sınavı gücü nispetindedir.

“Mûsâ da, “Ben, hesap gününe inanmayan her kibirliden, benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah’a sığınırım” dedi.” (Mü’min 40/27)

Kibirli, zengin, adaletsiz ve haksız, zalim olanlara karşı sığınılacak liman da muhakkak Rabbin ilmi, kudreti, rahmeti ve merhametidir. Zayıf ve güçsüzler olarak kibirli para babalarından, güçlü kaslı, eli silahlı zorbalardan uzak durmak ve sakınmak her zaman mümkün değildir. Çaresizlik anı elbet gün gelir iman sahiplerini de yakalar ama işte o anda bile Kur’an, Rabbimize sığınmayı emretmekle bunun da bir sınav olduğunu hatırlatmakta ve olan, olmayan, olmuş ve olacakların iradesinin Yüce Allah’ın bir kelimesine baktığını ispat etmektedir.

“Onlar kendilerine gelmiş hiçbir delil olmaksızın, Allah’ın âyetleri hakkında tartışan kimselerdir. Bu ise Allah katında ve iman edenler katında büyük öfke ve gazap gerektiren bir iştir. Allah, her kibirli zorbanın kalbini işte böyle mühürler.” (Mü’min 40/35)

Kibirlilerin akıllarına uymayanı, kendilerine bildirilmeyeni, fakir, cahil olanların muhatap alınmasını reddetmeleri bedenlerini kaplayan bu sahte gurur ve büyüklenme yüzündendir. Bunlar ayetleri yalanlamak isterler çünkü eşitliği, paylaşmayı, yardımı, iyiliği emreden ayetler onların kurmaya çalıştıkları düzene ve servet biriktirme yarışına tamamen terstir. Dahası o kibirliler güruhu güçlerini hayırlardan ziyade fesata ve kalleşliğe harcamak yerine iyiliğe harcamaya karşıdır. Doğal olarak bu güzelliği emreden ayetleri de ilim ve bilgileri olmadığı halde reddederler.

“Rabbiniz şöyle dedi: “Bana dua edin, duânıza cevap vereyim. Bana kulluk etmeyi kibirlerine yediremeyenler aşağılanmış bir hâlde cehenneme gireceklerdir.” (Mü’min 40/60)

İster zengin ister fakir, ister yaşlı ister genç olsun herkesin el açıp niyaz edeceği tek varlık Yüce Allah’tır. Tüm gurur, büyüklenme, övünme ve aşağılamalar, tüm servet, evlat ve kabiliyetler Rabbin huzurunda kocaman bir acizlikten başka bir şey değildir. Kul bu acizliğini kabullenip, boynu bükük halde Yaratan’ının huzuruna çıkabiliyorsa en büyük odur. Yok kibri ve gururu dua etmekten, kendisinden büyük ve her şeyin sahibi ve yaratıcısı olan Allah’a el açıp yalvarmaya engelse, kul kazanımlarını bileğinin hakkı kabul ediyorsa gidecekleri yer cehennemdir.

Bu açık ve nettir ki küfür, şirk, münafıklık gibi rezil illetlerin tamamı bu haksız kibirde gizlidir.

“Nûh, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Gerçekten ben kavmimi gece gündüz (imana) davet ettim. Fakat benim davetim ancak onların kaçışını artırdı. Kuşkusuz sen onları bağışlayasın diye kendilerini her davet edişimde parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, inanmamakta direndiler ve büyük bir kibir gösterdiler.” (Nuh 71/5-7)

Kibirlilerin ıslahı sadece Allah’ın dilemesi iledir. Kalbi mühürlenmiş, kibirde ileri gitmiş bu kulların hikmete ve hidayete celbedilmesi sadece Allah’ın iradesiyledir. Çünkü laf dinlemez, musibetlerden ders çıkarmaz, dünya sınavını idrak edemez haldeki zalimlerin ikna olması zordur. Ayetleri bile yalanlayan, inkar eden bu kibirlilerin diğer kulların sözleriyle düzelmesi bu yüzden çok kolay değildir.

Özetle; hatasını kabullenmek, yaptığı hayırlı ve güzel işlerle sevinmek, doğrudan ayrılmamak, öleceğini bilse yalana ve harama tenezzül etmemek demek olan gurur normal, doğru ve güzel olandır. Lakin aşırıya kaçarak övünmek, büyüklenmek, başkalarını aşağılamak, daha ilerki safhalarda haya tanımaz halde eziyet ve zulmetmek, daha sonraları ayetleri yalanlamak, dini inkar etmek, Peygamberleri inkar ve katletmek şeklindeki isyanlar kibrin halleridir ve cezası cehennemdir.

Mü’minleri zalim kibirlilerden koruyacak olan da, kibirlileri ıslah edecek olan da, Allah için secde etmeyenleri cehennemlere mahkum edecek olan da, cehennemliklere hikmet naip edip hidayete erdirecek olan da Allah’tır.

Mü’mine düşen sabır ve namazla, dua ve şükürler Allah yolundan ayrılmamak, kendisine verilen nimetle yetinerek, helal olmayana el atmamak, aç gözlülük yapmamak, elindekini paylaşmak ve eşitliği desteklemek, iman kardeşliğine zarar vermemektir.

Yüce Allah’ın ilmi, kudreti ve iradesi her şeyin üstündedir ki o rahmet ve merhamette sınırsız güç sahibi iken aynı zamanda tuzak kuranların ve azap edenlerin de en çetinidir.

Kul, acizliğini, çaresizliğini, güçsüzlüğünü anlamak ve kabullenmek zorundadır. Dua ve ibadet gibi hayırlar, yakarışlar, zikirler kula hem güçsüzlüğünü hatırlatma hem de yardım dileme imkanı verdiği için gereklidir.

Her dua ve her secde kibir karalığından bir kısmını alır götürür ve büyüklenmeyle kirlenmiş kalplerdeki mühürler, her salih amelle, her duayla biraz daha temizlenir ve inşallah gün gelir affa uğrar.

Ancak övünen, büyüklenen, aşağılayan, elindekileri kendi kazanımı sanan zavallı kafirlerin, mal ve evlat çokluğuyla büyüklenen zalimlerin sonu firavundan da beter ve ebedi cehennem ateşidir.

Unutulmasın ki Şeytan, gurur ve kibrinden dolayı Allah’ın huzurundan kovuldu ve ebedi cehenneme mahkûm oldu. Şeytana aldanan Firavun suda boğulurken, Nemrut da bir sineğe mağlup oldu. Peygamberlere ve ayetlere itibar etmeyen nice kavimler bir anda helak oldu. Hitler gibi zamane zalim liderleri, Karun kadar zenginler, hahamlar, ruhbanlar, kavmin ileri gelen zorbaları, servetle zenginleştirilmiş nice kullar, güç ve makama ermiş nice büyüklenenler, müşrik güç odakları hep kaybedenlerden oldu.

İşte şeytanın en büyük silahı olan kibir bu yüzden, kulu Allah yolundan saptıran en tehlikeli kazanımdır.

Kibirli insanı tanımak ve toplum içinde ayırt edebilmek için öyle özel bir gayret sarf etmeye de gerek yoktur. Çünkü onlar söz ve davranışlarıyla, bakış ve ses tonlarıyla, amel ve niyetleri ile kendilerini hemen belli eder, sözde avam dedikleri halk ile aralarına etten duvar örer, kural tanımaz halleriyle isyana ve zulme batmış halde burunları havada gezerler.

Tevazudan nasiplenmemiş bu kibirli kulların hakikate dirençleri had safhadadır ve kendilerine uygun gelmeyen hiçbir hakikate rızaları yoktur. Rahatsız olur, reddeder, aksini ispata kalkışırlar. Dinin emri istişareye de ters bu durum onları tek bilen, bir bilen, en iyi bilen vaziyetine sokarak daha da gaflete sürükler ve cahillikleri her geçen gün daha da artar.

Velhasıl kibir; kulun fıtratta ettiği yemine aykırı, dinin kardeşlik ve eşitlik emrine aykırı, yalnızca kulluk ve ibadet için yaratılmış olma gerçeğine aykırı, iman kardeşliğine aykırı, hak ve hakikate aykırı, sevgi ve muhabbete aykırı, her rekatta okuduğumuz Fatiha’da verdiğimiz ahde aykırı, esenliğe ve kısaca İslamiyet denen sadece Allah’a teslim olmaya aykırı cehennemlik bir haldir.

Rabbim, kibirden uzak yaşayan kullarına esenlikler nasip etsin.
Rabbim kibirli kullarına hikmet ve hidayet nasip etsin.
Rabbim zalim kibirlileri cehenneme direk etsin.
Rabbim kendisine el açıp, acizliğini sunan kullarına yardım eylesin.
Amin.

Gurur ve kibir konusuna dini bakış

Bu yazıyı okudunuz mu?

İslam’da namus kavramı

İslam’da namus kavramı

İslam’da namus kavramı İslam, namus ve iffeti emreder.  Namus; sözlük anlamı olarak şeref ve haysiyetli ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir