imanilmihali.com
Habil ve Kabil

Habil ve Kabil

Habil ve Kabil

Habil ve Kabil kıssasından alınacak dersler
“(Ey Muhammed!) Onlara, Âdem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak oku. Hani ikisi de birer kurban sunmuşlardı da, birinden kabul edilmiş, ötekinden kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, “Andolsun seni mutlaka öldüreceğim” demişti. Öteki, “Allah, ancak kendisine karşı gelmekten sakınanlardan kabul eder” demişti. “Andolsun! Sen beni öldürmek için elini bana uzatsan da ben seni öldürmek için sana elimi uzatacak değilim. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.” “Ben istiyorum ki, sen benim günahımı da, kendi günahını da yüklenip cehennemliklerden olasın. İşte bu zalimlerin cezasıdır.” Derken nefsi onu kardeşini öldürmeye itti de (nefsine uyarak) onu öldürdü ve böylece ziyan edenlerden oldu. Nihayet Allah, ona kardeşinin ölmüş cesedini nasıl örtüp gizleyeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. “Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini örtmekten âciz miyim ben?” dedi. Artık pişmanlık duyanlardan olmuştu. Bundan dolayı İsrailoğullarına (Kitap’ta) şunu yazdık: “Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır. Andolsun ki, onlara resûllerimiz apaçık deliller (mucize ve âyetler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu bundan sonra da (hâlâ) yeryüzünde aşırı gitmektedir. (maide 5/27-32)
Yüce Allah, Kur’an kıssalarında harikulade bir üslupla geçmişe ait ibret hadiselerini bildirirken sebep sonuç ilişkisini de göstererek hatayı ve kurtuluşu aynı paragrafta ifade etmiş, o hakikatten alınacak dersin iman ve dinin kıyamete kadar değişmez gerçeği olduğunu beyan etmiştir.
Tüm kıssalarda yanlış ve doğru birlikte bildirilmiş, konunun iman boyutu özellikle resmedilmiştir.
Bu kadar kısa bir paragrafta bu kadar muazzam sayıda ilahi emrin bildirilmiş olması Kur’an’ın ne kadar mucizevi ve ilahi bir baş eser olduğunun da ayrıca kanıtıdır.
Adem (as) Peygamberin pek çoğumuzca Habil ve Kabil olarak bilinen iki oğlunun ve Havva olarak bilinen eşinin isimleri aslen Kur’an’da geçmez. Bu nedenle burada isim zikretmeyeceğiz.
Kıssadan öne çıkan hususlar şunlardır;
1. Her iki oğulda Âdem (as)’ın oğludur ve yaşları birbirine yakındır. Aynı ortamda yetişmişlerdir ve babaları Peygamber’dir. Bu bize aynı babadan olma evlatlar arasında imani fark olabileceğinin, Peygamber çocuklarının da doğru yoldan ayrılabileceğini gösterir. Bu durum toplumumuzda sıklıkla yaşanan durumlardandır. Bu bize imanın kalbe yerleşmesi için sadece eğitimin, ortamın, ırsiyetin yeterli olmadığını ispat eder.
2. Her ikisi de kurban kesmeye niyetlenecek kadar dini akide sahibidirler. Bu evlatların her ikisinin de kurban kesecek kadar akide sahibi olduklarını, niyetleri ve terbiyeleri farklı olsa da Allah’ı tanıyıp bildiklerini gösterir. Nitekim Peygamber çocuğu olmaları nedeniyle bu gayet normaldir. Kurban verme amelinde anne ve babanın orada olmamasından, bunun dini bir törenden ziyade ani gelişen bir durum olduğunu ve kurban kesme ile ilgili bir emrin onlara daha önceden ulaştığını veya sadece şükür gereği içten gelen bir dini ibadet veçhiyle yapıldığını anlarız.
3. Kurbanlardan biri kabul görmüş biri görmemişti. Demek ki kurbanın kabul edilme şartlarından birisini oğullardan bir yerine getirmemişti. Kurban sadece Allah için kesilir ve Allah’a ulaşan o kurbanın kanı değil insanın kalbindeki takvadır. Bu değişmez bir kuraldır. Nitekim İbrahim Peygamber bahsinde bu husus özellikle zikredilmiştir. Kurbanın kabul edilmemesi ise bize iki şeyi ispat eder. İlki niyet önemlidir ve diğeri kurban kesenin takva derecesi yani imanı önemlidir.
4. Kurbanı kabul edilmeyenin hırs, haset ve nefreti o denli fazlaydı ki öz kardeşini öldürmeye kast etti. Kurbanlardan birinin kabul edilmediğinin görsel olarak bildirilmiş olması gerekir ki kurbanı kabul edilmeyen haset ve nefreti ile öfkelenebilsin. Bu öfke o denli güçlüydü ki hem kurbanın kabul edilmemesinin gerekçesini haklı çıkarıyor hem nefsi büyüklenerek gözü dönmüş hale geliyordu.
5. Mazlum evlat ise tevazu sahibi, Allah’tan korkan ve dini akidesi kuvvetli olandı ve kardeşini zalimlikle ve Allah’ın yasaklarından sakınmamakla suçlamıştı. Dahası canına kast eden bile olsa kardeşine el kaldırmayacak kadar iman sahibiydi. Bu tespitten anladığımız da şudur ki kabul edilmeyen kurbanın sahibinin imanı zayıftır, Allah’ın yasaklarından yeterince sakınmamaktadır, zalimdir. Kurbanı kabul edilen ise kardeşinin aksine iman ve terbiye sahibi, Allah’tan korkan bir karakterdeydi. Bu tespit bize birinci maddedeki beyanın mahiyetini de açıklar vaziyettedir.
6. Kıssada katil olanın haklı mazereti olmadıkça katledilenin tüm günahlarını da üstleneceği ve böylece ziyan edenlerden olarak cehenneme konulacağı açıkça beyan edilmiştir. Ayette oğullardan birinin sözleri ifade edilerek katletmenin zararı, akıbeti alenen duyurulmuştur.
7. Katil kardeşi cinayete sevk eden nefsinin istekleri yani haset, gurur, kibir ve kindi. Kötü kardeşin, öz kardeşini öldürmeyi isteyecek kadar gözünün dönmesi nefsi ve şeytana uyması nedeniyledir. Çünkü şeytan en çok nefis silahını kullanır. Cennetten Adem (as) ve eşiyle birlikte kovulan şeytanın ahdi malumdur ve Peygamber çocuğu bile olsa imanı zayıf olanları kolayca etkisi altına alabilir. Çünkü şeytanlar imanını muhafaza edemeyenlerin arkadaşıdır.
8. Öldüren kardeş öldürdüğünü gömecek kadar bile düşünceli ve bilinçli değildi. Nefsinin şerrinden gözü dönmüş, intikam duygusu aklını kör etmiş, sağduyusunu kaybetmiş, pişman olmuştu. Hırsının öldürdüğü kardeşinin cesedini gömmeyi engelleyecek kadar büyük olmasından dolayı kendisi bile hayret ve pişmanlık içindeydi. Nefsi ona öyle bir oyun oynamıştı ki cinayeti sonuçlarını düşünmeden işlemiş, şuurunu o kadar kaybetmişti ki ne yapacağını bilemez haldeydi. Pişmanlık sebebi olarak ayette kardeşinin gömmekten aciz olmasının gösterilmesi, sadece gömmekten aciz olması değil, amelin öncesi ve sonrası ile bir bütün olarak kalpte yarattığı elemden dolayıdır.
9. Bir karga kardeşini nasıl gömeceğini gösterdi. Bu beyan kuşlar tasviri ile tüm canlıların emir dinleyebildiğinin, idrak edebildiğinin ispatıdır. Ayetlerde geçen ağaçların ve kuşların tesbihi, Süleyman (as) Peygamberin emrindeki kuşlar ve rüzgârlar, arının vahye uygun olarak bal yapıyor olması insanlar olarak sadece bizlerin akıllı yaratıklar olmadığının, yerinde bir kargadan bile öğrenebilecek şeylerimiz olduğunun, Allah’ın ayetlerinin daima gözlerimizin önünde cereyan edip durduğunun ve ilahi ilim ve kudret sahibi Yüce Allah’ın her şeyi yapmaya muktedir olduğunun ispatıdır. Bu hakikattir ve iman hakikate tabi olmaktır. Tabiatı rast gelelikten ibaret, yaşamı tesadüf, külli irade kullananın insan olduğunu beyan etmek bu nedenle imana terstir. İnsan ne denli zeki, güçlü ve istekli olsa da cüzi iradesi ile yapabilecekleri sadece Yüce Allah’ın dilediği kadardır.
10. Birisini öldürmek için iki haklı sebep vardır; teki can karşılığı yani kısas, diğeri bozgunculuk yapanın canının alınması yani cihad. Bu değişmez kural tüm dinlerin ortak paydasıdır. Sadece kısas ve cihad durumunda caiz olan öldürme eylemi haklı gerekçeye dayanmadan işlenirse o kişinin sonu cehennemdir.
11. Bir insanı öldürmek ne kadar kötüyse, bir insanı yaşatmak ta o kadar değerlidir. haksız yere öldürmek sonucu cehennem olan bir eylemse, bir insanı yaşatmaksa inşallah sonu cehennem olan salih ameldir. Yaşatmaktan bahsedilen; affetmek, hakkı olsa bile kısasından feragat etmek, öfkesini yatıştırmak, tedavi etmek, yardım eli uzatarak yanlıştan vazgeçirmek olabilir. Bu dinin gereği, imanın güzelliğidir. canı veren Allah, canı alacak olan yine Allah’tır. Yüce Allah sadece bu iki halde öldürmeye müsaade etmiş başkaca her ne sebeple olursa olsun öldürmeyi reddetmiş ve en büyük zulümlerden saymıştır ki açıkça beyan edildiği üzere sonucu cehennemdir. Cihad konusunda da özellikle vurgulanan husus öldürülmeyi hak edenin bozgunculuk yapıyor olması şartıdır. Yani o kişi veya devlet ilahi iradeye isyan etmiş, yeryüzündeki huzur ve ahengi bozmaya yeltenmiş, bize veya devletimizin bekasına göz dikmiş, art niyetli, İslam’ın yaratmaya çalıştığı esenlik ve huzur ortamını yok etmeyi hedeflemiş, zulüm ve kibirde haddi aşmış, telkin ve öğütleri kulak ardı etmiş, ıslah olmaz yola girmiş, başkaca yollar tükenmiş olmalıdır ki hak olsun. Bu haklı mazeretler olmaksızın cihad ediyorum demek doğru değildir ve cihad sadece silahla yapılan bir mücadele değildir. Kalemle, sözle, pankartla yapılan mücadele ve ikna çalışmaları da birer cihaddır. Teknolojide ileri gitmek için ilim öğrenmek te, tarım verimini arttırmaya çalışmak ta, yolsuzlukları engellemeye çalışmak ta birer cihaddır. Kısaca cihad yeryüzünde bozgunculuk yapan herkes ve her şeye önce dille, sonra elle karşı çıkmaktır. Ve cihad asla terör değildir. Terör cinayetten de öte bir zulümdür. Çünkü cinayette bir kişiye kast eder ve öldürürsünüz. haklı olmasanız da o kişiyi tanır ve bir bahaneye sığınabilirsiniz. Ama terör sadece suçlu saydıklarınızı değil masumları da hedef alan saçma, din dışı, insanlık suçu bir ameldir ve cihadla uzaktan yakından ilişkisi yoktur. Dinimiz öldürürken bile haddi aşmamayı emrederek zulmetmemeyi, işkence etmemeyi, gösterişe kaçmamayı öğütlemiştir.
12. İnsanoğlu tüm Peygamberlere ve kutsal kitaplara rağmen ders almamakta ve pek çoğu aşırıya gitmektedir. Kur’an ayetlerindeki tüm kıssalara, sayısız Peygambere, pek çok semavi kitaba rağmen insanoğlu ders almaktan imtina etmektedir. İlk Peygamber evlatlarının yaşadığı çelişki ve hatalar bugün aynen ve artarak devam etmektedir. Demek ki insan zalim, cahil ve nankördür. Demek ki ilham veren nefis ve şeytan hala baki ve etkilidir. Demek ki insan iman sahibi olamadıkça doymak bilmez hırs ve nefretiyle en kötü şeyleri bile yapabilir. Demek ki Allah’ın andolsun cehennemi insan ve cinlerle dolduracağım ahdi gerçektir. Yüce Allah ayetlerinde cenneti değil cehennemi dolduracağına ahdetmiştir. Bu pek çok gafilin olduğunun ve olacağının göstergesidir. Yalnızca kıssadaki cinayet suçunu işleyenler değil, aynı zamanda Allah’tan korkmayan ve Allah’ın sınırlarına riayet etmeyenlerin akıbeti cehennemdir. Kötülüklerin hala yaşanıyor olması; iyi ve kötüyü seçme şansı olan insanın tercihlerini dünyevi zevklere dalarak daha ziyade nefsinin açlığı yönünde kullandığının, zayıf imanların ve şeytan dostlarının çokluğunun göstergesidir.
Özet;
Bir peygamber çocuğunun kardeşinin canına kast etmesi nefsin ne denli hain ve imanın ne kadar gerekli olduğunun göstergesidir. Kıssa; imanın sürekli muhafaza edilmek zorunda olduğunu, Allah’tan korkmak gerektiğini, öldürmenin sadece haklı sebepler halinde yapılabileceğini, nefsin ve şeytanın en büyük düşman olduğunu göstermesi bakımından çok önemlidir.
Bir diğer önemli hususta özellikle gençlerin heyecan ve öfkeyle zarara çok daha yakın olduğudur. Tecrübe ve terbiyelerinin henüz tamam olmaması, idrak yeteneklerinin henüz tam gerçekleşmemesi, modern zamanların etkilerine daha hassas olmaları nedeniyle gençler çok daha etkilenebilir haldedir ve güç, bilgisizlik ve amel etme yetenekleri nedeniyle şeytan için daha cazip hedeflerdir.
İster genç ister yaşlı olsun korunmak için takva ve imana sarılmak esastır.
Allah nefisleri terbiye eden, temize çıkarandır.
“Ben nefsimi temize çıkarmam, çünkü Rabbimin merhamet ettiği hariç, nefis aşırı derecede kötülüğü emreder. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” dedi. (Yusuf 12/53)
Allah herkese iman, nefis temizliği, sabır ve hakikati görme gücü versin. Amin!

 

Habil ve Kabil

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir