Anasayfa / ALLAH (cc) / Hadesten ve necasetten taharet
imanilmihali.com
Hadesten ve necasetten taharet

Hadesten ve necasetten taharet

Hadesten ve necasetten taharet

Dinen namazın dışındaki farzlarından olan bu iki konu namazın makbul ve erdirici olabilmesi için çok iyi anlaşılmalıdır. Çünkü bu kalbi ve bedeni temizlikler sağlanamaz ise kılınan namaz spordan ibarettir, makul ve makbul değildir.

Hadesten taharet, abdestsiz olanın abdest alması, cünüp, hayzlı ve nifaslı olanın gusletmesi, gözle görülmeyen pisliklerden temizlenmesidir. Necasetten taharet ise namaz kılanın, vücudunu, elbisesini ve namaz kılacağı yeri, necasetten yani dinimizde pis sayılan şeylerden temizlemesidir. Gözle görülen pisliklerden temizlenmektir. Bu pislikler namaz kılan kimsenin vücudunda, elbisesinde, namaz kılacağı yerde olur.

Kısaca ve özetle, hadesten taharet fikren, kalben, içsel olarak temizlenmek, necasetten taharet dış görünüşteki kirlerden kurtulmaktır ve bu ikisi adı üzerinde farzdır yani olmazsa olmazdır.

Halkın tamamına yakını Müslüman olan bir ülkede ezan sesleri gün boyu okunmakta, camilerde veya evlerde vakit namazları eda edilmekte, vicdanlar huzura ererken, kalpler yumuşamaktadır.

Peki bu kılınan namazların farzları yerine tam olarak getirilebilmekte midir?

Maalesef hayır! Bunun böyle olduğu sokaklardaki hal ve hareketlerden kolayca anlaşılabilir.

Durum bu yüzden vahimdir, din bu sebeple erdirici olamamaktadır.

Dinden ve imandan habersiz, Kur’an’sız bir sözde İslam’a kulak verenler ibadeti, sakal ve tesettürü din ile eşitlemekte, Kur’an’dan ve imandan uzak olarak elinde tesbih dolaşmakta, İslam ile Türklüğü ayrı ve düşman sayarak, laikliği dinsizlikle ve dinsizliği laiklikle eşitleyerek kutuplaşmakta, şiddet ve terörü hem de din adına üretmekten çekinmemekte, bunu yaparken de kardeş olması gereken Müslüman kardeşini düşman bilmektedir. Yani iman kardeşliğine düşman, Kur’an’a aykırı ve İslam’la alakası olmayan bir din sokakları ve ekranları doldurmuş vaziyettedir.

Namazın dışındaki bu iki farz aslında tüm ibadetlerin de farzıdır ve görünen ve görünmeyen, kalbi ve bedeni kirlerden kurtulunmadan eda edilecek hiçbir ibadet makul ve makbul değildir.

Bedeni kirlerden kurtulmak nispeten mümkündür ama dinin erdiriciliği aslen manevi kirlerden, kalplerdeki kin ve hasetten kurtulmakla mümkündür. Bu cihetle yetmiş yıl başını secdeden kaldırmayan birisi için dahi kalp pislikle doluysa ve temizlenemiyorsa o ibadet bir spordan ibarettir.

Harama, günaha, düşmanlık ve fitneye, yalan ve iftiraya, işleri zorlaştırmaya, haksız ve adaletsizliklere imza atmaya, paraya ve kişilere ilah diye tapmaya meyilli kalplerin bu anlamda yapacakları ibadetler de ya güdük olacak veya ilah diye saydıklarına dair yaptıkları ibadetler o ilahlarının vereceği mükafata ermekten öte gidemeyecektir.

Din tevhid ve şirk olmak üzere iki ayrı dünyayı sunar ve diler ki kullar rıza ve iradeleri ile iyiye yönelsinler, kötüden ve kötülükten, şeytandan ve şeytani işlerden uzaklaşsınlar.

Amel ve sözlerin tamamı için öncelikli olan niyettir. Bu yüzden niyetler amellerden üstündür ve kalplerin özünü bilen Allah’tan hiçbir şey gizli kalamaz.

Yani paraya ermek, mevkilere kavuşmak, birilerine yaranmak adına yapılan şeylerde tehlike çok büyüktür ve Allah’ın yanısıra, Allah’ın yanına konan bu şeyler kişiyi afsız şirk belasına sürükler.

Site gayemiz olan bu korkunç ayrım çok mühimdir ve iman sadece Allah’a olmak zorundadır.

İman kalplere girmeyebilir, herkes mü’min olmayabilir ama dua, tevbe, niyaz, tefekkür, ibadet, istiğfar hep bu imana sahip olmak için yollardır. Kul samimiyetle dilediği müddetçe Yüce Allah o kula imanı ve temiz nefsi nasip edecektir. Lakin önce kulun o nefsi terbiye etmeye yanaşması, imanı dilemesi, aklı ve kalbi ile Allah’a yönelme istek ve iradesini ortaya koyması gerekir.

Bebeklerin kalbinde saf olarak yer alan imanı zamanla kirleten, kaybeden, zayıflatan insan denen zalimdir. Bu boş kalpleri sakalla, tesbihle, tesettürle, sarıklarla telafi edip kalbi kandırmaya çalışan da.

İman yoksa şeytanlık vardır. Çünkü kalpler boş kalamaz. İman çıktığı anda o boşluğu farklı, yanlış, çirkin şeylerin doldurması da gayet doğaldır.

Bugün sokaklarda ve ekranlarda görülen acı tablo bu nedenle mühimdir ki bir Müslümanı dinden saymayan (tekfir eden), imana veya imansızlığa kefil olan, ayrıştıran, saldıran, kırıp döken, yumruk atan binlerce insan vardır. İman kardeşliği yerine menfaat kardeşliğine gönül veren bu binlerce acınası kalp bu yüzden başını secdeden kaldırmasa da varacağı yer cennetler olmayacaktır.

Dinin erdiriciliği için, esenliklere ermek için dış görünüş kadar iç görünüşün de temiz olması bu nedenle önemlidir, farzdır. Din samimiyet ister, sevgi ve korkuyu aynı anda hissetmek ister, sadece Allah demek ister, beden ve ruhu aynı imanda kavuşturmak ister.

Şekilci, dilde kalan bir din ve ibadet ise hobiden öte gidemez ve bunun zararı sadece o zavallı mahlûka değil tüm İslam âleminedir. Temiz olmayan kalpler ile kötü niyetler ve fesatlar ruhları sarmışken secde hali dahi o kulu miraca çıkaramaz ve Kur’an o kula bir şey kazandıramaz.

O halde tüm ibadetlerde, din adına yapılan her şeyde önce lazım gelen kalplerin, nefislerin ve niyetlerin has, temiz, güzel ve samimi olmasıdır. Bu sağlanırsa mekanların, ufak kusurların, gecikmelerin, mütevaziliğin, sıradanlığın önemi yoktur, Allah inşallah o ibadeti en makbul olanlardan kabul edecektir.

İbadete, yaşama tesir eden bu ruhani temizlik halini önemsiz görenler gafletten uyanmadıkça din toplumda hak ettiği yere ulaşamayacak, erdirici olamayacak, şirk toplumu kasıp kavuracaktır.

Dincilik dindarlığın en büyük düşmanıdır, münafıklıktır, şeytanlıktır.

Müslümana atılan yumruk, o yumruğu atanı da, attıranı da kahreder.

Aynı Allah’a, aynı Kitaba, aynı Peygambere tabi din kardeşini değişik beşeri maksatlar ile dinden saymamak, imansız adlandırmak, zarar vermeye çalışmak, Allah’ın emirlerine ve Kur’an’ın ayetlerine savaş açmaktır. Buna imkân evren, çanak tutan ve ortam hazırlayan, bunları saklayan ve savunanların da hali malumdur.

Dünya huzur ve barışı kadar kişilerin iç huzur ve barışı da önemlidir ve kalpler temiz olmazsa bu güzellik asla yakalanamaz. Yakalanamaz ise de bu dünyaya ot gelinir ve saman gidilir. Ahiret yurdunda ise bedenleri temiz kalpleri kirli insanların varacağı yer sadece ateştir.

Demek ki son söz kul kâinattan, dünyadan, diğerlerini yargılamaktan da evvel kalbindeki düşmanlıklara, kirlere ve inançsızlıklara saldırmalı, yumruklarını asıl kalbine girmeye çalışan ve kalbinde taht kuran şeytanlara atmalıdır.

Fısıldayan, zorlamayan şeytanları kalbinde iman yerine muhafazaya çalışanlar bu sebeple ibadet fukaraları, inanç yoksunlarıdır ki bu zavallı halleri ahirette acınası azaba mahzardır.

Son söz çare ve doğru sadece Kur’an’dadır. İman kardeşliği dünyada en mühim kardeşliktir ki aynı bayrak ve vatan gölgesinde bir ve beraber olmak demek olan Türklük bu iman kardeşliğinin beşeri halidir.

Türk’e ve adalete düşman, ayrıştırıcı, şiddet içeren fikir ve eylemlerin bu nedenle hiçbiri dini olamaz, imanla alakası olamaz. Aksine hak, hukuk ve adaleti savunmak Allah emridir ve Allah’ın emirlerini savunanlara kalkan eller şeytan elleridir.

Müslüman ile Türk kelimelerini farklı manalarda kullanmaya inatla devam edenlerin Türklük ve İslam’la ilgileri bu yüzden biçaredir, beyhudedir. Bunların dünya ve ahiretleri de karanlıktır.

Ve Allah her şeyi duyan ve bilen, her şeyi görendir. O, kalplerin özünü bilen, bizlere şahdamarından yakın olandır.

Kalpler temiz olmazsa bedenlerin temiz olmasının önemi yoktur. Kalpler temizse beşeri kusurların önemi yoktur. Çünkü Allah’ın rahmeti sonsuz, ama azabı çetindir.

Mühim olan şekilcilik yapmak değil kalpleri temizlemektir.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Bütünleşemeyen İslam

İslam’a hizmet nedir

İslam’a hizmet nedir “… Eğer Allah’ın, insanların bir kısmını bir kısmıyla defetmesi olmasaydı, içlerinde Allah’ın ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir