Anasayfa / İMAN ESASLARI / Ahirete iman / Hak ve hakkaniyet üzerine
imanilmihali.com
Hak ve hakkaniyet üzerine

Hak ve hakkaniyet üzerine

Hak ve hakkaniyet üzerine

Kanunlar karşısında haklı olmak, hatta toplum nezdinde haklı olmak ile Kur’an ahlakına göre haklı olmak her zaman aynı şey değildir. Çünkü diğer tüm haklar beşeriyken, Kur’an ahlakı mutlak ve değişmezdir. Bu şu demektir ki kanunlar size cevaz verse de, beraat etseniz de şayet eyleminiz Kur’an’a aykırı ise haklı değil haksızsınızdır. Yani kadının veya hakimin verdiği beşeri karar sizi vebalden kurtarmaz.

Bunu neden söylüyoruz? Söylüyoruz çünkü ayet bunu defalarca tekrar ediyor ve insanların alışkanlık, töre, kültür, kanun ve inançlarından kaynaklanan şeyler ile din aynı anda ve daima buluşmaz, buluşmak durumunda da değildir.

Bunun en bariz örneği şudur ki cahiliye dünyasının ileri gelenleri Peygamberimizin davetine uymadıkları, inkar ettikleri ve hatta aleyhine savaştıkları halde Peygamberimizle aynı kıyafeti giyiyor, aynı dili konuşuyor, aynı şeylere inanıyordu. Hatta Allah’ı bile biliyor ve korkuyorlardı. Ama Peygamberimizin risalet daveti ile onların inançları arasında kocaman bir fark vardı ki bu “sadece Allah” kelimesiydi.

Halk ve kafirler güruhu kendilerince haklıydı. kanunlar, alışkanlıklar hep kendilerinden yanaydı ve tüm bu beşeri kuralları koyanlar da zaten kendileriydi. Yani önce hırsızlığı caiz duruma getiriyor sonra hırsızlık yapıp kanuna uygun diyorlardı. Oysa Kur’an ilk andan itibaren daha niyet sahfasındayken o işin özünü biliyor ve yasaklıyordu. Sonucu küfre ve şirke kadar varan bu tuzak elbette Allah’ın tuzakları karşısında aciz kalmaya mahkumdu ve her defasında da öyle oldu. Çünkü mutlak hak ve hakikat Kur’an’daydı ve gerçekleşti.

Şimdi ahiret için de insanlık değişik tahmin ve kabuller yapmakta. lakin Kur’an’ın öğrettiği ahireti anan yok. yani hesap ve mizanı yok sayan insanlık, Allah’ın affedeceğine veya kendilerinin iyi insanlar olduğuna inanmakta. Bunca hak yerken, kan dökerken dahi en zalim insanlar bile devlete hizmet veya insanlığa fayda adına hak yer, zulmederken değişik bahanelere sığınmakta. Açılan mahkemelerde de zenginlerin avukatlar sürüsü kararları lehlerine çıkarmakta ve acizler, muhtaçlar, fakirler kanunsuzluklarla baş başa yaşama zorlanmaktadır.

Sistem beşeri olduğu için mükemmel olması zaten mümkün değildir. Lakin ahir zamanda bu haksızlığı meşrulaştırma veya haksızlığı başka iyiliklerle gidermeye çalışma kandırmacası yaygınlaşıyor. Oysa hak konusunun en temel kuralı şudur ki hak sadece o kimseye aittir. Hakkı yenen,in hakkı başkasına ödenemez ve o yenen hakkın helalleşmesi için hakkı yenenden helallik almak Allah emridir.

Yasalar, kamuoyu, toplum, hatta tüm insanlık meşru görse de haram veya günah varsa o işte hak değil haksızlıktır, mübah değil günahtır. Cezası ve vebali bu dünyada ödenirse ne ala, yoksa öbür yaşama kalırsa orada helalleşmek çok daha çetindir. Bu yüzden bu dünyada en çok korkulacak şeylerden birisi hak yemektir. hele ki devletin, kamunun, yerel yönetimlerin, kurum ve şirketlerin haklarını yiyenler, o kuruluş veya teşkildeki herkesin ayrı ayrı hakkını yemiş sayılır ki bunun telafisi çok zor, hatta imkansızdır.

Boynuzlu hayvanla boynuzsuz olanın helalleşeceği o günde milyonlarca kişi ile helalleşmek mecburiyeti dahi asırlar kadar uzun sürecek ve o korku zalimleri dünya değerindeki fidyeler vermeye zorlayacaktır. Çünkü yenen haklar şefaate de, Allah’ın rahmetine de engeldir.

O halde hakları bilmek ve razı olmak, saygı göstermek, başkalarının hakkına tasallut etmemek, hak yemek durumunda derhal helalleşmek esas olandır.

Kalp en yüce fetva makamıdır ve gerçek adalet ancak kalplerdedir. Çünkü kalplerin kapısı sadece cennetlere açılır. Akıl oyunlar oynasa da kalp asla oyun oynamaz ve vicdan kalbin rahmet ve şefkat dolu sesidir.

Şefkat ve merhamet o kişide yoksa zaten o kalbi kararanlardandır ve şefaat beklentisi de olamaz.

Hak yemekten çekinmeyenlerin durumu da tam olarak budur.

Hak’lı olsanız da hakkaniyete uygun değilse o hak sayılmaz. Çünkü hak kulun tarifi, hakkaniyet Allah’ın emridir. Ve Allah baki olan, Malik olan, Hükümdar olandır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Halis mü’min fani şeylere karşı zaafı olmayandır

Halis mü’min fani şeylere karşı zaafı olmayandır

Halis mü’min fani şeylere karşı zaafı olmayandır Fani olan her şey geçicidir, sahtedir, süsten ibarettir ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir