Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Hak ve haksızlık
imanilmihali.com
Hak ve haksızlık

Hak ve haksızlık

Hak ve haksızlık

Haksızlık yapagelenlerin en büyük sorunu hak ne demek bilmemek ve haksızlık yaptıklarının farkında olmamaktır.

Hak’kı çıkar veya yasalarla teminat altına alınmış bir maldan ibaret görenler dolayısıyla haklı olmaktan da çok uzaktır. Dahası hak yemenin ne kadar acı bir ahiret derdi olduğunu bilmek istemeyenler için kurtuluş ışığı çok ama çok zayıftır.

Hak; Allah tarafından emredilen, ilahi adalete uygun olan, varlık ve kullara pay edilmiş, o bedene ait kılınmış, o kula emanet verilmiş, devamlı veya geçici olmak üzere o kulun istek ve rızası olmadan başkalarına devredilemeyecek, kandırılma yoluyla ele geçirilemeyecek bir kazanım, hediye ve Allah lütfudur ki ilahi sistemin temel dayanağı bu hakkın muhafazasıdır ve Yüce Allah’ın kendisinin de tüm varlık ve kullarında, kamunun da değişik oranlarda hakkı vardır.

Örneklenecek olursa cüzdandaki helal paralar, aile ikametgahı evler, haysiyet ve şerefler, yaşamak ve nefes almak özgürlükleri, serbestçe düşünme ve seyahat edebilme yetileri … hep haktır.

Haksızlık ise başkalarının veya kamunun hak alanına izinsiz girmek, gasp etmek, çalmak veya el koymaktır ki bu hak olanı başkalarına teslim etmek demek olduğundan adaleti yerinden oynatan bir zulümdür. Zalimler ise çetin azaba mazhar olacak olanlardır.

Dini manada hak ve haksızlığın ne demek olduğu bilindikten sonra haksızlık yapmak veya yapamamak iman derecesine bağlıdır ki Allah sevgisi ve Allah korkusu olan insanın başkaca haklara bilerek ve isteyerek fütursuzca el atması mümkün değildir. Hala kamu haklarına tecavüz etmek gibi affedilmeyecek suçlara imza atanlar ancak ahiret azabından korkmayanlardan başkalarının yapabileceği bir şey değildir.

Hak her zaman bilerek ve istenerek yenmeyebilir. Bazen kul istemeden veya farkında olmadan da hak yiyebilir ki banka sırasında öne geçmek, elindeki çöpü başkasının bahçesine istemeden düşürmek, arabasını başkasının evinin önüne park etmek gibi. Unutkanlık ve bilmemek hallerinin, hak yeme bahsinde cezası olmayacağını umut etsek te en doğru olanı dikkatli ve ihtiyatlı olmak, şüphe durumunda bile helallik almaktır ki helalleşme hak bahsi ile yakından ilgili bir diğer konudur.

Yüce Allah’ın helal ve haramlarının muhasebe ve mahkemesi muhakkak yapılacak ve o ahiret gününde işte bu yenen hakların da hesabı mutlaka sorulacaktır. Dünyada iken hakkı bilerek bile yemiş olsa bir kul, hakkını yediği kimseden helalliğini alırsa ahiret sorgusunda vereceği hesap sadece Yüce Allah’ın hakkını yemiş olması ile sınırlı olacaktır. Yani yenilen her hak hem hak sahibine hem de ilahi hak düzenin gerçek sahibi Allah’a haksızlıktır ve her iki taraftan da helallik alınmak mecburiyeti vardır.

Bir kul mesela bir adama ait olan parayı çaldı veya borç aldığı halde ödemedi ve aradan geçen mesela yirmi sene sonra o adamı görüp parayı ödemediği halde helalliğini aldıysa umut ederiz ki ahirette o kula hak ödemek zorunda kalmayacaktır. Lakin bu ameli ile ilahi sisteme verdiği zarar ve buna ait emirlere lakayt davranması nedeniyle Allah hak v sınırlarına dair kusur işlediğinden Yüce Allah önünde suçlu olacaktır. Sonsuz rahmet ve merhamet sahibi Yüce Rabbimizin kul hakları yemeyen birisine kendi haklarını helal edeceğine ve bu yüzden ceza vermeyeceğine inanırız. Çünkü O, merhameti en yüce olandır.

Ancak kulların hakkını yiyen bir kimse helallik alamadan ahirete intikal ederse hesap günü onu çetin bir hesaplaşma bekliyor olacaktır. Doğrusunu Allah bilir lakin anladığımız kadarıyla hak alacaklıları hak yiyenin karşısına geçip yenilen hakları nispetinde hak yiyenden sevaplar talep edecek ve öylece ödeşilecektir. Mesela yedi kişinin farklı şekillerde hakkını yiyen birisi yedisine de yenilen hak oranında sevaplarından verecektir.

Hakkı yenenlere verilecek sevap kalmaz ise bu kez hakkı yenenlerin günahı hak yiyene devredilecek ve hak yiyen kimse sayısız sevap kaybettiği gibi bir de sayısız günahı üstlenecek ve tartıya o halde girecektir. Yediğiniz hakkın kamu hakkı olması veya çok sayıda kimseyi ilgilendirmesi durumunda durumun vehameti daha iyi anlaşılır ki mesela kamu ihalesinde fesat ve fitne ile hak etmediğiniz bir ihaleyi fahiş bir fiyatla alır veya işin hakkını vermeden o işi şartname aleyhine ucuz ve emniyetsiz şekilde yaparsanız yediğiniz hak sadece size ihaleyi veren makam ve kişilerin değil, o ihale bedelini vergisi ile ödeyen tüm insanların hakkıdır ki ahiret hesaplaşmasında her birine bir sevap vermek bile kulu sevapsız bırakmaya yeterdir.

Bunun dünya gözüyle açıklaması ise şudur; yetmiş yıl yaşayan bir kimse, elli yıl camiden çıkmasa ve kötülük etmeyip sadece o kamu ihalesinde hak yemiş olsa hesap günü tüm sevaplarını başkalarına devredecek ve hatta kalan milyonlarca insanın günahını üstlenerek doğrudan cehenneme gidecektir.

Bu bahis çok iyi anlaşılmalı ve Allah’ın azabından korkulmalıdır.

Yüce Allah’a yapılan haksızlıkların başında da Kur’an’ı anlayarak okumamak, O’na göre amel etmemek, rahmet Peygamberi Hz. Muhammed Mustafa (sav)’ya sevgi ve sadakat beslememek, İslam’a yakışır hal ve davranışlarda bulunmamak, diğer kitap ve peygamberleri inkâr etmek, ahirete inanmamak, Yüce Allah’a eş, evlat ve ortaklar atamak gibi konular gelir ki dikkat edilirse bunların tamamı İMAN bahsi içindedir.

Bu yüzden iman etmeyenler, imanını muhafaza edip yaşatamayanlar, imanına göre davranmayanlar cennetlere giremeyecektir. İman sahibi kulların kul hakkından da önce Allah haklarına riayet etmeye çalıştıkları gerçeği ile şöyle de denilebilir ki hak’ka riayetiniz oranında hak’larınız garanti altındadır.

Yani Allah (Haşa) nezdinde, Kur’an, İslam ve Peygamber nezdindeki değeriniz sizin onlara verdiğiniz kıymet ile doğru orantılıdır. Yani sevdiğiniz sürece sevilir, korktuğunuz sürece emin olursunuz.

Allah ve kul-kamu haklarına riayet ederseniz Yüce Allah’ın kendi haklarına ait affını umabilir ve O’nun yüce merhameti ile cennetlere vasıl olabilirsiniz. Ama boynuzlu hayvanın boynuzsuz olanla helalleşeceği hesap gününde karşısına alacaklı olarak dizilmiş milyonlarca insanı gören bir zalimin yaşayacağı pişmanlığı ve akabinde cehenneme gidişini çok iyi tahayyül etmek gerekir ki sadece insanların değil hayvan ve bitkilerin de hakkı vardır.

Otu koparırken, hayvan keserken, denize çöp atıp ormanları yakarken bu hususu asla unutmamak gerekir ki arsa açmak için yaktığınız bir dönüm ormanda milyarlarca hayvan ve ağaç hayatını kaybeder. Hem de acı ve ıstıraplar içinde. Bunun hak helalleşmesi olmayacağını sanmak ise enayiliktir.

Bir çarşı meydanında bedenindeki bombayı patlatan hainlerin ahirette o mazlumlara sayısız kere sevap ödeyeceğini ve onların milyarlarca günahını üzerine alacağını anlayamamak gaflet ve delalettir. Bu yüzden o mazlumlar adeta şehit mertebesindedir ve günahsızlıkları adeta garanti altındadır.

En büyük kul hakkı doğal olarak yaşama hakkıdır ki ister bir başkası isterse kulun kendisi olsun bu hakkı ondan alamaz. Alırsa bu önce o canı veren Yüce Allah’a ve sonra o kula haksızlıktır ki cezası büyük olandır. Kısas gereği o kişinin öldürülmesi bile caizdir. Kısasın kanunlarda bilerek ve isteyerek yer almamasını temin edenlerin gayesi iyi anlaşılmalıdır ki Kur’an’a göre birini öldüren bir katilin, mazlum tarafça katli caizdir ve affetmek hakkı saklı kalsa da o katilin öldürülmesi mazluma günah yüklemez. Kanunlarda böyle bir savunma hakkı olmaması o katili beraat ettirmeyeceği gibi o kanunu Kur’an aleyhine çıkaranların da vebali büyüktür.

Kulun kendisini öldürmesi yani intihar da kendi yaşam hakkına haksızlıktır ki bu yüzden intihar edenlerin gideceği yer cennetler olmayacaktır. Çünkü bu Allah’ın haklarına saygısızlık ve tecavüz, kendi yaşam haklarına isyan, kulla bağlantılı kader halkalarına zarar vermek, dini hiçe saymak, Allah’tan korkmamak, şeytanın esiri olmak gibi pek çok devasa günaha emsaldir ve affı olmayacaktır.

Allah’tan umut kesmenin sadece kâfirlere mahsus olduğu hatırlanırsa Allah dilediği sürece çözülemeyecek dert yoktur ve tüm dert ve kederler de sınavın birer parçasıdır. Bu dert ve sınav şartlarından korkup, bıkıp sınav salonunu terk etmeye kimsenin hakkı yoktur.

Keza taciz ve tecavüzler, gasp ve hırsızlıklar, ehliyetsiz ve liyakatsiz olunduğu halde işi kapmalar… hep hak yemektir.

Öte yandan İslam’ın gözbebeği, en değer verilen masum ve çaresiz yetimlerin hakları dinen en kıymetli kul haklarındandır ki neredeyse kamu hakkından sonra yetim hakkı gelir. Tüyü bitmemiş yetim hakkı sözü buradan gelir ki zamanında babaları Peygamberimiz saflarında cihad ederken şehit düşmüş çocuklar için kullanılmıştır. İman ve İslam adına canını feda edip inşallah cennetlere varis olmuş o şehitlerin emanet bıraktıkları babasız yavruların artık tüm İslam âleminin emaneti olduğu düşünülürse ve ayetlerce onlara iyi davranılıp haklarının muhafazasının emredildiği hatırlanırsa yetim hakkı yemenin ne büyük bir suç olduğu da anlaşılacaktır.

Ana ve baba haklarının da yeri yetim haklarıyla adeta yan yanadır ki bebeklik çağı bitip ergenlik çağına gelene kadar o kulun savunmasız ve acizliğine deva olmuş, o kulu İslam’a uygun yetiştirmek için kendisini paralamış, güven ve sevgi ortamı sağlamış anne ve babaya herkes hak borçludur. Bu hak hem anne ve babaya vefa borcu, hem onlara ileriki yaşlılıklarında kendisine bakıldığı özenle bakma borcu, hem kendisini hayata getirmeye vesile oldukları ve selametle o yaşa getirmek için emek verdikleri için can borcundan kaynaklanan haktır.

Anne ve babaya bakmak Kur’an emridir ki çocuklaşan ebeveynler yetişkin kulların emaneti ve imtihanıdır. Öf bile demeden yanlarında yaşlanan anne ve babalarını hoş, emin ve huzurlu tutmaya gayret etmek her yetişkinin görevidir. Bu bir rica değil emirdir.

Komşu hakları da hanelerimizin yanı başındaki değerli dostlarımızın, gün içinde belki de simalarını en çok gördüklerimizin, sevinç ve kederi paylaşmada ilk müracat ettiklerimizin hakkıdır ki Cebrail (as)’ın komşu haklarına verdiği önem Peygamberimizi bile ürkütmüştür.

İyiliklerin küçük çemberlerden büyük çemberlere doğru yapılması gerektiği düşünülürse yakından uzağa doğru uzanan ahlak ve iman çemberlerinin komşuları da içine alacağı muhakkaktır ve tabi akrabaların durumu da aynıdır.

Yakın akrabalardan başlamak üzere uzak akrabalara kadar herkes haklara riayet etmek ve iyilik yapmakla mükelleftir.

İman kardeşlerinin hakkına riayet etmek ve savunmak ta konuyu özelden genele taşıyan doğru bir hamledir ve kısaca İslam ve iman adına olagelen haksızlıklara deva ve engel olmak tüm iman sahibi Müslümanların görevidir ki haklara riayet edildiğinde kazanılacak ilave sevaplar kadar, bu hakları muhabbetle korumaya gayret etmemenin de devasa günahları olduğunu unutmamak gerekir.

Yolcu, yetim, muhtaç, fakir ve engellilerin, diğer yaşlıların, çocukların, sokak hayvanlarının, kurak kalmış ağaçların, ters dönmüş kendisini kurtaramayan kara böceklerin…. herkesin hakkı vardır.

Kendi haklarının muhafazası için fırtınalar koparanların başkaca hakları kendi haklarıyla eşit tutma mecburiyeti vardır ki haksızlıklar yaşanmasın.

İman; haklara riayeti, Allah hakkı başta olmak üzere kamu ve kul hakkına saygı göstermeyi emreder.

Haksızlık, imansızlıkla eşitlenecek kadar ağır bir suçtur ve bunun tercümesi adaletsizlik veya zulüm şeklinde yapılabilir. Tüm haksızlıklar hesap günü muhakkak giderilecek ve gerçek sevap puanları (haşa) helalleşmeden kalan miktarlar üzerinden belli olacaktır. Yani yenilen hakların, edilen eziyet ve zulümlerin yanı sıra kazanılan sevapların o kulu şefaat masalları ile cennetlere taşıyacağı ve o haksızlıkların kimsenin yanına kar kalacağı düşünülmemelidir.

Hak’kın gerçek sahibi olan Allah (Hakk) tüm ilahi sistemini sonsuz adalet eşitliği ve sıfır haksızlık üzerine tesis etmişken dünyada yapılan haksızlıkların hesaplaşılmadan unutulmasına müsaade etmez. Bu nedenle önce kul ve varlıkların hesaplaşmasına imkan tanıyacak daha sonra ise kendisine dair haksızlıkların hesabını soracaktır. Şefaat ve af Rabbimizin emrindedir.

Lakin şundan emin olmak gerekir ki kula, kamuya, varlıklara, hatta kendisine haksızlık yapmış birisinin hele bunu organize olarak başkalarıyla birlikte, hele hırs ve şehvet uğruna, hele sürekli olarak, hele günahın vebalinden korkmadan, hele kamu yararına zarar vererek, hele dinin vecibelerden çekinmeyerek, hele riya ve münafıklık ile, hele…. işlemiş ise cennetler ona haramdır.

Özetle; hak hakikatin, Hakk’ın emridir ve haksızlık ilahi sisteme ve fıtrata ters davranmak, ahdi tutmamaktır.

Haksızlıklar muhakkak ve en geç hesap günü giderilecek herkes hakkını yedikleriyle helalleştikten sonra kalan mutlak sevap katsayısı ile tartıya girecektir. 67 kez hacca da gitmiş olsanız sıfırlama diye bir şey yoktur ve hakkını yediğiniz bir tek karıncanın bile hakkını ödemeden cennetlere asla giremezsiniz.

Rabbim bizleri hak yemeyen, Allah’tan korkan kullarından eylesin.
Amin.

İlgili diğer yazı; Hak ve haksızlık

Bu yazıyı okudunuz mu?

Din ve Fıtrat

Allah’ın tek dini ama iki din tarifi, insanın tek doğru ama iki yaşam şekli vardır. ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

93 − = 92