Anasayfa / İMAN ESASLARI / Hakk’a sevginin derecesi
imanilmihali.com
İslam’ın temel kavramları

Hakk’a sevginin derecesi

Hakk’a sevginin derecesi, şer’re duyulan nefretin derecesi ile ölçülür

Müslüman camia yazık ki uzun yıllar cennetlerin yeşil hayalleri ile oyalanır dururken, Allah’ın niyet ve maksadından uzaklaştı ve gaflete düştü. Bu gaflet o boyutlara vardı ki tevhid nameleri ile dolaşanlar kendi iman kardeşlerine sataşır oldu ve şirkin elebaşları bir köşede bunları izledi.

Kur’an bu yüzden okunmalı ve İslam bu halde bunun için yaşanmalıdır ki ihlasın, nurun, hikmet ve hidayetin iki şartı; iyiliği emretmek ve diğeri kötülüğü men etmektir. Yazık ki Müslüman coğrafyası ve içinde ülkemizin de bulunduğu 2 milyar insan, tevhid yolunda şirkten habersiz, iyilik peşinde ama kötülere ses çıkarmayarak iman ediyorum zannıyla ömürleri tüketti.

İman; kendine ve çevrene iyilik etmek, ilahi adalete ve yaratışa sadakatle teslim olmak ve hak düşmanı şer odaklarına karşı cihad etmektir ki imanın genel manası bunların tamamıdır. kalpten hissedilmesi ve dille ifade edilmesi istenen de budur. Dil ile ikrarın gayesi ise korkmamak ve şerre kilit olabilmek en azından şerre düşman olduğunu bildirmek içindir.

Şimdi soru şudur; inanıyor ve hatta kalpte hissediyorsak dille haykırarak söylememizi, ikrar etmemizi, şer odaklarına karşı çıkmamızı engelleyen nedir? Sebebi “aman bir tatsızlık çıkmasın” mantığı olamaz! O halde?

İmansıza karşı savaş açmaktan korkanlar bir süre sonra şeytanı mü’min sanır. Çünkü imanın dille ifadesi en çok onları rahatsız eder ve imanını dile getirebilenler onlara mecburen düşman olur. Mü’min şer odaklarına düşman olamıyorsa, olmuyorsa zaten kalpteki imanda salih değildir.

Velhasıl iman kalpten yaşanmalı ve dille söylenmelidir ki hangi tarafta olunduğu bilinsin. İman dille haykırılmalıdır ki iyilerle dost ve kötülerle düşman olunduğu deklare edilsin. İman dille çığlık çığlığa haykırılmalı ki imansızlar titresin ve imanlılar bu ses etrafında iman kardeşliğini tesis ederek güçlensin ve cesaret bulsun.

İnanıp kendi kabuğuna çekilmek, imansıza sessiz kalmak, imansızlarla hatta yiyip içmek imanlı olunmadığının ispatıdır.

O halde iman sahibi hem Allah dostlarının yanında olmalı ve bunu ifade etmeli hem de Allah düşmanlarına düşman olmalı ve bunu haykırmalıdır.

İmansızın imansızlığını söyleyememe korkusu ise o söyleyemeyeni imansız kılar. Çünkü iman sadece Allah’tan beklemek ve sadece O’na teslim olmaktır. Oysa bu başkalarından duyulan korku Allah korkusunun önüne geçtiği hallerde kulun Allah sevgisinin yokluğu ve ahirete iman etmediğinin en büyük beyyinesidir.

O halde mü’min kendisi için kıldığı namazlara, eda ettiği farzlara ilaveten Allah için de bir şeyler yapmalı ve bunu mümkünse alenen ama riyadan uzak gerçekleştirmelidir. İyilik yapmak, yardım etmek, imansızlığa savaş açmak, hırsıza dur demek, zulme karşı tek yürek olmak kimliğindeki bu davranışların özeti “Allah dostlarına dost, Allah düşmanlarına düşman” olunduğunun ispatıdır.

Allah düşmanlarına düşman olunmadan Allah dostu olunamaz.

Allah düşmanları ise basit günahları işleyen ve hatta ısrar edenler değil, Allah’ın emir ve yasaklarına, haram ve ikazlarına saygısızlık ve isyan eden şeytan taraftarlarının yaptığıdır.

Kul, günah işlemekle, hatta günahta ısrar etmekte, hatta günahı ciddiye almamakla cehennemlik olmaz, din dışı olmaz sadece günahkar olur. Azar ve haddi aşarsa bile gideceği yer küfür makamıdır ve bir tevbe ile kurtulması mümkündür.

Ama kul, iman merkezinden ayrılıp şeytana kulluk etmeye başlarsa, şike bulaşır ve ilahi iradeye eş ve ortaklar atarsa, Allah’tan umudunu keserse, ahiret inancını ve hasep ve mizanı zedelerse, imanın esaslarından bir tanesine bile inanmakta tereddüt ederse günahkar, kafir değil müşrik olur. Şirk ise Allah’ın affetmeyeceği tek suçtur.

Şirkin ne bela ve ne kadar sinsi olduğunu defalarca anlatıyor olmamıza rağmen toplumun çok geniş kesimlerinin bundan habersiz yaşıyor olması şeytanın ne denli egemen ve bizlerin ne kadar aptal olduğunun göstergesidir.

Peygamberleri severek ilahlaştırmaktan tutun da, birilerinin din adına söylediklerini Kur’an’a müracat etmeden kabul etmeye kadar, şeytani heves ve arzuları hayata geçirmekten tutun da ibadetteki riya ve gösteriş gibi adi maksatlara kadar her şey şirktir. Bu o denli lanet ve sinsi bir düşmandır ki kişilere Allah’ın isim ve sıfatlarını yakıştıranlar, ayetlerle alay edenler, paraya tapanlar, dünya için yaşayanlar hep bu cümledendir.

Demek ki kafir ve günahkar olmak bile Rabbimizin sınırsız merhameti ile affedilebilecek bir tevbelik günah çuvalları iken, şirk tevbe kabul etmeyen illettir. Yine demek ki içki içmek, başı açık gezmek, hatta zina yapmak, çalmak, küsmek, kavga etmek, hatta hak yemek şirk değildir. Bunlar günah, büyük günah, en çok küfürdür ama şirk değildir.

Şirk, merhamet ve ilmin sahibi, kudret ve hükmün tek makamı, tek Yaratan Allah’a eşler, evlatlar ve ortaklar atamaktır. Bu; medet, rızık ve rahmeti bir kuldan beklemekle, dini değiştirip insani din icat etmekle, ayetlerle alay etmekle, Allah’a ve Peygambere iftira atmakla, şeytani heveslerle ahireti unutmakla, münafıklık etmekle, mü’minlere zulmetmekle, paraya tapmakla, dişi cin iblise körü körüne itaat etmekle, kafirlerle bir olup İslam’a kurşun atmakla, iman kardeşliğini bozmakla, yeryüzünde bozgunculuk yapmakla, fitne ve fesatla olur.

Yani en basit haliyle kişilerin kendisini ve etrafını zarara uğratması günah ve küfür, ilahi sistemi ve Yüce Allah’ın hükmünü zedelemeye çalışması şirktir.

Etrafınıza bir de bu gözle bakın ve mü’min saydığınız münafıkları, imanlı saydığınız zalim müşrikleri bir de bu gözle değerlendirin. Bunu yapmak zorundasınız çünkü gerçeği anlayamaz ve hakikate dost olamazsanız hiçbir kurtuluşunuz olamaz. Sizin bu sahte iman sahiplerine tevekkül ve minnet ediyor ediyor olmanız, sizi onların vebaline de ortak kılar. Bu ağır vebal de sizi ebedi olmasa da asırlar sürecek cehennem azabına ortak eder.

İmanın kimde olduğunu sadece Allah bilir. Lakin imansızın bilinmesi daha kolaydır. Takva dediğimiz bu saadet şurubu o kadar tatlı ve alenidir ki kulun yüzüne nur olarak yansır, riya ve gösterişten uzak mekânlarda parıl parıl parlar.

İmansızı tanıyacak kadar olmadıysanız da maalesef imanınız zayıf demektir ki imanı veren sadece Allah’tır.

Yapılacak şey Rabbimize dua ve secde ile yakarmak ve iman dilenmektir. Akıl imanın yol göstericisidir. Aklın yolu ise Kur’an’dır. Kur’an okunmalı ve anlaşılmalıdır ki Peygamberimizin 23 senelik gayreti helal olsun, Rabbimizin 23 senelik insan sevgisi layıkını bulsun ve bizler Rabbimize şükür ve minnetimizi gösterebilelim ve Rabbimizin hakkını kendisine teslim edelim.

Arapçaya boğdurulan Kur’an, İblis’in bir numaralı zaferidir ve zavallı kullar anlamadan okudukça da şeytana daha uzun seneler köle olmaya mahkumdur.

Bu mesele şirk meselesinin de omurgasıdır ki bir an için tüm İslam camiasının Kur’an’ı anlayarak ve hazmederek okuduğunu düşünün. Bu densizlikler, bu yağma ve bozgunculuklar, bu imansızlıklar boy gösterebilir mi? Bu sahte elebaşları çıkıp din adına ahkam kesebilir mi? Birileri şeytana yaptığı hizmetleri tevhid diye pazarlayabilir mi? Birileri cahil kadınlara oralarını öptürüp rahmet dağıtıyorum diye ahlaksızlık yapabilir mi? Birileri cihad adına terörü bu mübarek topraklara pazarlayabilir mi? Hayır !

Mü’min ve Müslüman arasındaki fark, iman etmek ve imanı kalpte hissedip hissetmemek bahsidir. Ve unutulmamalıdır ki cennetlere sadece iman edenler yani mü’minler girecektir. Ve iman t en yukarda bahsedildiği gibi sadece iyilik değil aynı zamanda kötülükle de savaştır. İlahi terazideki iyi ve kötü ayrımı ise Allah’ın hüküm ve kudretine mutlak sadakatle alakalıdır.

Birilerini başı açık diye, iki kadeh içiyor diye din dışı ilan edip küfre saplananlar, asıl şeytani kulları görmekten aciz kalarak cehennemlere mahkum olduğunun farkında değilse bunun sorumlusu din, peygamber veya Rabbimiz değil, akıl, ruh ve şuurunu kullanamayan, kalbine danışmayan zalim ve cahil insanın ta kendisidir.

Mü’min önce kendisini düzeltir. Sonra etrafına İslam’ı tebliğ ve Kur’an’ı anlayarak okumayı teklif eder. Hesap sorma ise Rabbimize aittir. Dinde zorlama yoktur. O kul zorlamanızla iman etse bile zorlama kalktığında eskiye döneceğinden ve iman sahte olacağından zaten bir mana teşkil etmez ve dinin tanımında sevgi, muhabbet ve samimiyet vardır ki bu zorlamanın zıddıdır.

Mü’min, Peygamberimizde bile bulunmayan zorlama yetkisini kullanma hakkına sahip değildir. Cihad ise Allah’ın emridir ve gerekleri yine Kur’an’dadır.

Özetle; iman sahibi olmak zor, imanı muhafaza etmek daha zordur. Ve iman sadece iyilikle dost olmak değil, kötülüğe düşman olmaktır ki kötülükten kasıt şirk ve şeytandır. Diğer tüm günahların affı mümkündür, tevbesi makbuldür. Dolayısıyla kullar, birilerini kafirlikle suçlarken, yaptıkları ibadetlerle hava atarken, cennet yollarına aday olmaya çalışırken şirke batmamaya gayret etmeli ve şirkin mahiyetini iyi öğrenmelidir.

Bilmemek mazeret değildir.

Kur’an’dan habersiz olmak af sebebi değil azap sebebidir.

İslam’ı imansız yaşamak mümkün değil, imanı kalpte saklamak muteber değildir.

Amel imandan olmasa da imanın göstergesidir ki yoldaki bir taşı kaldırıp kenara koymak bile iman göstergesidir.

Allah düşmanlarına düşman, Allah dostlarına dost olmak tevhid nurunu yakalamaktır.

Tesettür, içki, ibadet gibi emir, teşvik ve yasaklarda gaflete düşenler imansız, kafir değil günahkarlardır. Müşrikleri ise münafıklarla birlikte kafirlerden de aşağı cehennem tabakalarında ilelebet yanacak olanlardır.

Önce küfür, şirk, tevhid, helal, haram, münafıklık, riya, gizli şirk … ne demek onu öğrenmek, sonra Kur’an’da bunlara ait verilen örnekleri anlamak lazım gelir ki bunun da ilk şartı Kur’an’ı anlayarak kendi dilinde okumaktır.

Şöyle bir şüphesiniz varsa müsterih olun. “Birileri bir ayeti kasıtlı olarak değiştirdiyse?” Korkmayın. Eğer o noktaya vasıl olursanız Allah korumasındaki Kur’an sizi uyaracak ve ikazla sizi hakikate ulaştıracaktır. Kaldı ki o namussuzluk veya korkaklığı yapan, ayeti değiştiren cezasını misliyle çekecek ve size zarar gelmeyecektir. Zaten tamamı bir bütün olan Kur’an’da size orası ters gelecek ve hemen şüphe edeceksiniz. O hainliği yapan ise cehennemlerden çıkamayacaktır.

Sırf birileri (!) öyle diyor diye dine istikamet vermek ve hayatı buna göre yaşamak şirkin daniskasıdır.

Birilerinin haram ve helallerini, Kur’an’a müracat etmeden aynen kabul etmek şirktir.

Dünya malını, parayı, şehveti, makamı … Allah’ı sever gibi sevmek; şirk’tir.  

Rabbim kullarına imanı, temiz nefsi, Kur’an’ı anlayarak okumayı, salih kul olabilmeyi, iman kardeşliğine sadakati, şeytana düşman olabilmeyi ve Allah düşmanlarını gözünden ve sözünden tanıyabilmeyi herkese nasip etsin. Etsin ki

Müslüman camia bu zor ve meşakkatli günleri atlatabilsin.

Amin!

Hakk’a sevginin derecesi

Bu yazıyı okudunuz mu?

Fetva-i Azam (En büyük Fetva)

Fetva-i Azam (En büyük Fetva)

Fetva-i Azam (En büyük Fetva) Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla! Değerli Müslümanlar, Allah Bir’dir, ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir