Anasayfa / AHİR ZAMANLAR / Hakk’ın kanununu kendilerine uydurmak sevdasındaki insanlar
imanilmihali.com
Hakk’ın kanununu kendilerine uydurmak sevdasındaki insanlar

Hakk’ın kanununu kendilerine uydurmak sevdasındaki insanlar

Hakk’ın kanununu kendilerine uydurmak sevdasındaki insanlar

Terim merhum Elmalılı Hamdi Yazır’a aittir ve tefsirinden alınmadır. Manası ise bazı insanların Kur’an’a rağmen mutlak iyi ve kötüyü yeniden tasarlamak ve tanımlamak için giriştikleri beyhude çabaların asla sonuç vermeyeceğidir. Riyakar, cahil ve zalim bu insanlar için ancak kendi doğruları vardır ve çıkarlarına uymayan hallerde yalana ve iftiraya müracat etmekten, dine ve Peygambere de yalan söyletmekten çekinmezler ve bunların dindeki adı münafıktır.

Hakk’ın kanunu ise değişmezdir, hak ve adildir, şeffaf ve anlaşılır haldedir, doğru ve güzeldir, herkes için aynıdır, adaleti ve eşitliği işaret eder. Bu nedenle kulluk vazifelerinde herkes mevkisi ve makamı ne olursa olsun ten, yaş, cinsiyetine bakılmadan eşittir ve müstakildir. hesap da bu nedenle müstakil olacaktır ve fakat Kur’an’a itibar edenler de, etmeyenler de, hatta Kur’an’ı okumayı kendilerine yediremeyenler de, anlayarak okumayanlar da, kafir ve müşrikler de Kur’an’dan mesuldür ve Kur’an ile hesaba çekilecektir.

Hakk’ın kanunu eşitlik, adalet, şefkat, yardımlaşma, dürüstlük ve doğruluğu emreder, güzlliği över, kötülüğü yasak eder, kötü niyetleri dahi istemez ve zulme karşı savaşı emreder. Yani Hakk’ın kanunu sadece zulmetmemek değil aynı zamanda ve daha çok zulümle Allah adına savaşmaktır.

Beşeri hiçbir şey dine giremez, din adına hüküm koyamaz, dine ancak yorum getirir ki bu da ancak dinin hayata yansımasına ve zamane gereklerine göre uyarlanmasına aittir ama din değildir, diyanettir. Bu da demektir ki din adına konuşanlar en katmerli din adamları da olsalar hatta Peygamber de olsalar dini ancak tebliğ ve davetten mesuldür, hükümdarlık edemez, din adına kural belirleyemez, birşeyleri haramlaştıramaz veya helalleştiremez.

Kanun koyma sevdasındakilerin tek gayesi nefsin ve şeytanın güdümündeki ruh ve bedenlerinin açlıklarına uygun, akılsız, imansız, tedbirsiz ve tevekkülsüz vaziyette içtihat adına haram ve günahları sulandırmak, bunu yaparken de Peygamberin ve sahabelerin ağzından yalan söyletmektir.

Oysa din basittir, kolaydır, tamdır, tamamı Kur’an’dadır. Kur’an ve sünnet demek dahi küfürdür ki sünnetin Kur’an’a aykırı olması söz konusu değildir. Olursa, bu sünnet zaten Peygambere ait değildir, uydurmadır. O halde sünnetin kendisi de Kur’an’dan feyz almıştır ve Kur’an paralelindedir.

Ortalıkta sünnet diye dolaşanların gayesi ise basit bir kurnazlıktır ki ayetle çarpılmaktan korkan bu yezidler, uydurma hadis ve sünnetlerin peşine koşarak, olmadı kendileri uydurarak günahlarına maske ve kılıf ararlar ki herşeyi bilen Allah onların tuzak ve fesatlarından elbette haberdardır.

Kim olursa olsun, gelmiş geçmiş tüm peygamberler dahil tamamı beşerdir, insandır, melek veya fani değildir, bu yaşam boyutundandır, bizdendir, bizim kabiliyetlerimize sahiptir, kendilerine verilen vahiy ve idrak kabiliyeti dışında bizlerle aynı kas ve kemiğe sahiptir, günlük hayatta bizler gibi konuşur ve yürürler. Hiçbiri gaybı bilemez, dini kural koyamaz, helalleri değiştiremez, ibadet faslı gibi ayetlerde açıkça yer almayan konular hariç ve özellikle imani meselelerde tamamen Kur’an’ı tebliğle mükelleftirler ki kendileri de zaten dini o kutsal kitaplardan öğrenmişlerdir.

O halde bizler için dini Kur’an’dan öğrenmekten başka yol yoktur ve gerçeğinden ayırt etmekte zorlandığımız uydurma hadislerle imanımızı yaralamaktansa sünnetleri ayetleri tamamlayıcı pozisyondan öteye geçirmemek doğru olandır.

Kaldı ki ilham veya rüya yoluyla vahiy aldığını iddia edenler sahte birer peygamber sıfatıyla karanlık akibetlere mahkumdur ve bu suçları sadece son Peygamberi yalanlamakla kalmaz, aynı zamanda dini tamam ettiğini bildiren Yüce Allah’a da isyan manası taşır. O halde tamam olan dine ilave yapmak veya neshetmek teşebbüsleri de beşeri müdahalelerdir ve tamamı küfür ve şirk manası taşır.

Elmalı Hamdi Yazır’ın isabet ettiği bu nüans o denli önemlidir ki gerçek mü’min olmak sevdasındakilerin Kur’an ayetlerini hayata egemen yapmak istemelerine tam zıt olarak bazı münafıklar bu kanunları kendilerine uygun hale getirmek isteğindedir. Bu da zalim, cahil ve nankör insandan beklenendir. Mü’minlerin Hakk kanunları benimsemesi ve özümsemesi doğru olandır ve münafıkların bu kanunları eğdirip büktürerek kendilerince istenen hale sokmaları lanete adaydır.

Şefaat, rahmet ancak mü’minleredir ve bu da demektir ki olan dini kural ve kaideleri aynen benimsemek ve uymaya gayret etmek inançlı kalplerin şiarıdır ve münafıklık ve hile ile kaideleri sulandırmak, değiştirmek, hafifletmek ise ancak kafir ve münafıklara yakışır.

Burada bazı kural ve emirleri saklamaktan da bahsetmek gerekir ki din sadece iyi olanı yapmak değil aynı zamanda kötü olandan sakınmak ve kötülükle mücadele de etmektir. Bu, kötü ve yasak olarak adlandırılanlardan uzak durmayı ve kötülerle mücadeleyi zorunlu kılar.

Kötülükten sakınmamak ve kötülerle mücadele etmemek ise cihad etmemektir ve cihat farzdır. ne tür ve hangi vasıtayla yapılırsa yapılsın cihat Allah emridir ve sakınanlar, korkanlar, umursamayanlar için cennetler kolay olmayacaktır. Çünkü nihayet kişinin tüm amelleri sadece kendisine iyilik olarak kalırsa bir mana taşımaz. Asıl iyilik başkalarına ve özellikle de Yüce Allah’a yapılan iyiliktir ve bu cihad demektir. Allah, kendisine yardım edene yardım eder sözündeki anlam da budur.

Mahşerde asıl ağır çekecek olan iyilikler başkalarına ve Allah’a yapılanlar olunca da kul, kötülükten sakınarak hayırlarda yarışmak ve Allah’ın zulme karşı istediği cihada gönüllü olmak lazım gelir ki dünya sınavının en çetin sorusu canı ortaya koyarak Allah yolunda mücadele etmektir.

İnşallah cennetlere götürecek bu güzellik ve fedakarlıklara rağmen, sakınmak, ayetleri sulandırmak, kapsamını daraltmak, evrensel ilkeleri sadece bir zaman veya kesime muhatap kılmak İslam’a ve Kur’an’a isyandır.

Doğrusu kıssalarda verilen herbir örneği hazmetmek ve yanlışı yapmamak, doğruya özenmektir. Çünkü Kur’an din’dir, tamamıdır, değişmezdir, Allah korumasındadır.

Hakk’ın kanununu kendilerine uydurmak sevdasındaki insanlar bilmelidir ki mutlak iyilik ve kötülük ancak Kur’an’dadır ve uydurmakla, kaydırmakla, saklamakla, manasını kaydırmakla ayet değişmez, din değişmez, Allah’ın doğru yolu değişmez.

Bu yüzden de kullar, Hakk’ın kanunlarını aynen almak, anlamak, öğrenmek ve benimsemekle mükelleftir ki bunun ilk şartı da Kur’an’ı anlayarak okumaktır.

Kur’an’ı anlayarak okumayanların zaten cennetten nasipleri de olmayacaktır çünkü en büyük şefaatçi Kur’an’dır ve Allah kelamı Kur’an’ı anlayarak okumayan dinden de habersiz olacağı için cennetlere gitse de o cennet insanların cenneti olmayacaktır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Mutlak iyilik ve kötülük

Mutlak iyilik ve kötülük

Mutlak iyilik ve kötülük “Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir