Anasayfa / AHİR ZAMANLAR / Hakkını vermek
imanilmihali.com
Hakkını vermek

Hakkını vermek

Hakkını vermek

Hak; Yüce Allah’ın en değer verdiği ve emanet ettiği kıymetlerdir, içerisine yaşama hürriyetinden, seçme kabiliyetine kadar pek çok şeyi alır ve hak ve adalet yaşamın dengesidir.

Haksızlık; o hakka sahip olan kişi veya toplumun rızası aleyhine davranmak, gerçeği saptırmak, güç kullanarak hakkı n ait olduğu yere ulaşmasına mani olmaktır.

Hakkını vermek ise, kişinin niyet ve amelleri ile karşısındaki kişi, toplum veya canlıya ait olan hakkı ona teslim etmesi, o hakka riayet etmesi, saygı duyması, hak sahibi ile aynı kıymeti vermesidir ki hakkını vermemek başkalarına ait olan hakka saygısızlık etmek veya o hakkı bizzat gasp etmektir.

Hakkını vermek; emek, alınteri, zaman veya vesair suretle ortaya çıkan hakkın gerçek sahibine ulaşması için irade göstermek, gayret sarf etmek, o hakka saygı duymak, o hak sahibine yardım etmek, o hakkın sahibine ulaşması için gayret ve niyet üretmektir.

Örnek verecek olursak; çalışan işçiye ait olan ücreti, o işçinin teri soğumadan vermek hakkını vermektir. Keza bir muazzam başarı veya keşfin sahibinin hak ettiği saygı ve övgüyü esirgememek de hakkını vermektir.

Hakkını vermek, hakka saygılı, Hakk’a tabi kullar için şarttır, farzdır.

Çünkü bunun aksi haksızlıktır, hakkın yerini bulmasını engelleyen maun mücrimliğidir.

Haklar er ya da geç yerini bulacağına göre de hakkın seyahatine engel olanlar veya o hakkı bizzat gasp edenler için vebal büyüktür. Bu şu demektir ki hakkı gasp etmekle, hakkın sahibine dönmesine engel olan her türlü faaliyet aynı kapsamdadır ve haksızlık o hakka engel olan irili ufaklı emeği geçen herkesin işlediği ortak suçun adıdır.

Adalet zaten bu hakka raiyet ve hakkın yerine geçmesini temindir ki haksızlık aynı zamanda adaletsizliktir. Bu ise Allah’ın emirlerine düpedüz isyandır.

Hakkını vermek aynı zamanda; haklarda kısıntıya gitmemek, değer ve kıymetini küçültmemek, tamamını gasp etmemek, bir kısmını başkaları arasında bölüştürmemektir.

Kişinin olduğu gibi toplumun ve kamunun da hakları vardır ve hakkını vermek zekattan vergiye, kurallara uymaktan suçları cezalandırmaya, yetimlere yardım etmekten mahkemelerde adaleti sağlamaya kadar geniş bir yelpazede hakka saygılı olmaktır.

Başkalarının haklarına saygı duymayanın kendi haklarına başkalarının da saygı duymayacağı açıktır. yani hak kavramı karşılıklıdır. Kamuya dair görevlerini yerine getirmeyenlerin nasıl kamudan beklentisi olamayacaksa, kamunun da vergiler alıp hizmette kusur etmesi aynı şekilde yanlıştır.

İki kişinin birbirinin haklarına saygı duyması ise arkadaşlık ve dostluk demektir ki biri saygıda kusur ederse bu dostluğu bozar ve düşmanlık yaratır.

Hakkın azının da tamamının da gaspı haksızlıktır ki başkasına ait olan hakkın bir kısmına el koymak dahi hırsızlık ve zulüm suçunu doğurur.

Hakkı yenenin veya hakkı verilmeyenin yapması gereken ise o zalim ile mücadele etmek, hakkını savunmak ve yenen hakkını helal etmemektir. Helal eder veya hakkını aramaktan vazgeçerse kul hakkı düşer, alacak hanesinden silinir. Allah’ın o haktan alacağı bakidir ama kul ahirette dahi hak talep edemez. Çünkü bu fani alemde hak alacağını talep etmemiş, susup korkarak hakkından vazgeçmiştir.

Hakkı yenenin feryat hakkı da bakidir ki o hak kendisine dönene kadar hak yiyeni her yerde anlatmak mübahtır. Hayasızların gıybeti olmaz, hak yiyen zalimlerin ardından ve alenen suçlarını konuşmak günah olmaz.

Yani toplumun selameti ve İslam’ın geleceği için zulüm karşısında susmak değil, haykırmak ve hak aramak lazım gelir ki bu haksızlık ve hayasızlık yapanın yanına kar kalmasın.

Adalet müesseseleri bu nedenle vardır ki hakkı yenenlerin haklarını korumak öncelikle kamunun görevidir. Çünkü hakkı yenenler daha ziyada fakir ve güçsüzlerdir ki kudretli ve nüfuslu zalimler, hak yemeyi kendi hakları saymak gibi büyük bir yanlışın içindedir. Dahası kudretle ve servetle şımaran kodamanlar Allah’ın kendilerini sınav ettiğinden habersiz büyüklenir, ezer ve zulme dalarlar ki bu kendilerinde hak yemekten korkmama halini yaratır. Çünkü nefisleri terbiye edilmediği için onları durduracak bir fren sistemi yoktur.

Hak yiyenler bu nedenle çoğu zaman zalim, nüfuslu, zengin şımarıklardır.

Güçsüz ve fakirlerin hak yemesi de olasıdır ve bu daha ziyade hırsızlıklar yoluyla olur. Sınavda kopya çekmek dahi haksızlık olduğuna göre de ezilenlerin para veya bilgi çalmak adına yaptıkları ve hak edilmemiş her şey haksızlık kapsamındadır.

Hakkını vermek, sadece o kişinin hakkına saygı duymak değil aynı zamanda en geniş manada hak’ka saygılı olmaktır ki bu Hakk’ın konuşan yüzü olan halk’a saygı duymaktır.

Özgürlük, nimetlenme, sağlık, eğitim gibi en temel haklara yapılan haksızlık ise elbette çok daha vahimdir ve bedeli de bu yüzden ağırdır.

Hakkını vermek ise hakkaniyete uymak demektir ki zekatın hakkını vermek, Allah’ın farz kıldığı zekatı, yine Allah’ın emrettiği miktarda (ihtiyaçtan arta kalanı) vermektir.

Namazın hakkını vermek, huşu ile, miraç hissiyle, acizliğini bilerek secde etmektir.

Haccın hakkını vermek, o ameli turistik gezi farz etmeyip, orada mahşeri, iman kardeşliğini, dinler tarihini, Peygamberin davetini, Kur’an’ın nuzulünü görebilmek ve dönüşte buna uygun yaşamaktır.

İslam’ın şartlarından olan kelime-i Şehadetin hakkını vermek; dilde dahi kalsa, o söyleneni idrak etmek, manasına dokunabilmek ve gerçek iman arayışına girebilmektir.

Hakkını vermek iman bahsinde de kayda değer bir kıymettir ki gerçek iman, hakkını veren için erdirici ve saadet getiriciyken, hakkını vermeyenler için sözde kalan bir yemin gibidir. Çünkü iman hakkını kendisine teslim etmeyene yani gereğini yapmayana esenlik getirmekten uzaktır.

Peygamberlerin tamamına, kitapların tamamına, ahirete, kadere, meleklere, Allah’a hakkını vererek iman etmek ilahi mesaj ve Kur’an istikametinde, kalpten teslim olmak ve güvenmektir ve bunu ispat edip hayata yansıtmaktır. İman sadece iyiliğe koşmak değil aynı zamanda kötülükten sakınmak ve hatta kötülükle mücadele etmektir.

Hakkını vermemek ise; imanı güdük yaşamak, sözde bırakmak, kalbe sokulsa dahi kalpte başka ilahlarda barınmasına müsaade etmektir ki para, makam hırsı ve şeytanları ilahlaştırma en başta gelir.

Özetle, hak, Hakk’ın emridir, bakidir, sahibine elbet dönecektir. Hakkını vermek, bize ait olmayan hakları sahibine teslim etmek, teslim edilmesine yardımcı olmaktır.

Haksızlık, haklara riayet etmemek, hakkını yemek, başkasına ait olan hakkı gasp etmektir.

Başarılar, keşifler, borçlar, eşyalar, bilgiler hak’kı teşkil eder ve haksızlık bu haklara musallat olmaktır.

Hak’ka riayet, Hakk’a riayettir.

Hakkını vermek, değerini düşürmemek, zamanında vermek, tam vermektir ki bunlar hilafına yapılan sözde hak vermeler istenen değildir, güdüktür, içerisine hırs, kibir ve hırsızlık karıştığı için bir de bu suçları ihtiva eder.

Yani hırsızlığın kötülenmesi ve el kesme cezasıyla cezalandırılması da bu yüzdendir ki başkasına ait olan ekmeği, maaşı, sigortayı, eşyayı, alın terini, hizmeti, makamı haksızlıkla ele geçirmek baştan sona haramdır.

İslam, hak için vardır ve adalet hakkı korumak içindir. Toplumda haklar fütursuzca yenebiliyorsa o toplumda ne adaletten ve ne de İslam’dan söz edilebilir ki hırsızlaşan, dilencileşen, sorumsuzlaşan bir toplum imandan da uzak demektir.

Allah ise kendisi Hakk’tır, haksızlık etmeyendir, hakları sahibine tam olarak teslim edecek olandır ki o zalimlere dahi haksızlık yapmayan, zulmetmeyen sadece yapılanın karşılığını tam olarak ödeyendir.

O halde hakkını vermekle kast edilen şey hakkı zerrece kesinti ve ekleme yapmadan, hak sahibine teslim etmektir. Bu sözle de olur, tebessümle de, parayla da, emekle de. Hiç olmazsa kuru bir teşekkür ve alınacak ufak bir helallik dahi hakkını vermeye, hakkı gasp etmemeye yeterlidir.

Hak yemekte ustalaşanlar ise zalimlerdir ve adalete düşman bu zalimlerin iman ve dinle alakası da olmadığı için onlar için üzülmenin manası yoktur. Lakin hakkı yenenler için durum farklıdır ve hak yiyen kudretli ve amansız da olsa hakkı aramak, elle, dille hiç olmazsa kalp ile o hakkı helal etmemek lazımdır ki ölmek pahasına hak için mücadele etmek kamil iman tarifidir.

İmansızların güçleri, imanlıları korkutmamalıdır.

İmansızların işkencelerine dayanmak, hicret etmek, imandan vazgeçmemek teslim olup imandan çıkmaktan yeğdir.

Hakkı korumak adına ölmek şehadettir.

Hakkı korumak, hakkı o kula veren Allah’ın beklediğidir.

Hak vardır, bakidir, emanettir, korunması gerekendir.

İman sahipleri, haklarını koruyan, başkalarının hakkını veren, Allah’ın haklarına saygıda kusur etmemeye çalışanlardır.

Ve nihayet güven imanlarına zulüm bulaştırmayanların hakkıdır.

“İman edip de imanlarına zulmü (şirki) bulaştırmayanlar var ya; işte güven onların hakkıdır. Doğru yolu bulmuş olanlar da onlardır.” (En’am 6/82)

Ve bu da demektir ki haksızlık … imansızlıktır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

İlk günah

İnsanlığın ilk günahı, yaratıldıktan hemen sonra konduğu açlık ve mutsuzluğun olmadığı cennetlerde, kendisine tek yasak ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir