Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır
imanilmihali.com
Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır

Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır

Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır

Hak ve hakkaniyet, dinin ve imanın en temel değerlerindendir ve buna karşı koymak, engellemek, hakkı gasp etmek, haksızlık etmek ilahi veya Rahmani değil, şeytani davranmaktır. Nitekim ayetlerde hak ve hakkaniyete dair pek çok bilgi ve kıssa mevcuttur.

Keza Peygamberimize atfedilen bir hadiste de bu izahın “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” şeklindedir. (Not: bu sözün Peygamber Efendimize (asv) ait olduğuna dair bir delil mevcut olmadığı için hadis veya sünnet yerine Kelam-ı Kibar kelimesi kullanılmak icap eder ki Kelam-ı Kibar; Ulu söz demektir. Velilerin, büyük kişilerin, ahlakçıların özlü sözlerini anlatmak için kullanılır.)

Benzer şekilde Hz. Ali (r. a)’nın  rivayeti ise “Haksızlık önünde eğilmeyiniz, çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz” şeklindedir.

Bu sözü, Kuşeyrî, Risalesinde (s.62) “Yeri geldiğinde konuşmak, en güzel bir haslet olduğu gibi, zamanında susmasını bilmek de erdemli insanların özelliğidir.” sözüne yer verdikten sonra, Üstaz Ebu Ali ed-Dekkak’dan da şunları duyduğunu kaydeder: “Hakkı söylemeyen / haksızlık karşısında suskun kalan şeytandır.”

İbn Kayyim de el-Cevabu’l-vafî adlı aserinde (s.136) şu ifadelere yer vermiştir: “Batıl / yanlış şeyleri söyleyerek insanlara nasihat eden, konuşan şeytandır. Hakkı söylemekten sakınan ise dilsiz şeytandır.”

Özetle söylemek gerekirse, sahih veya zayıf bir kaynağını bulamadığımız bu söz, öyle anlaşılıyor ki, bir kelam-ı kibardır. Lakin böyle olması manasının titretici ikazına asla mani değildir ve ayetlerin işareti istikametinde zulme direnmek, haksızlığa karşı koymak, hakkı yenenin yanında olmak Allah emri, bunun aksine davranmak şeytan huyudur.

Müslüman dünya halen haksızlık ve insanlık ayıpları altında inlerken, susmakta olan milyarlarca Müslümanın varlığı utanç vericidir. İslam aleminin halen Kur’an’a sırt çevirerek sıradan araplaşmaya özendirilmesi inanılır gibi değildir. Nihayet haksızlıklara boyun eğip sessiz kalan, haksızlık edenlerle işbirliği yapan milyonları anlamak da mümkün değildir.

Haksızlık nereden ve kimden gelirse gelsin kabul edilir bir şey değildir, Allah’ın hüküm ve rızasına isyandır, nimetin yerine ulaşmasına mani olmaktır, yeryüzünde oluşturulmak istenen adil ve huzurlu düzene engel olmaktır.

Bilinmelidir ve çoğu mü’min için malumdur ki Kur’an’ın tek düşmanı zulümdür. Şirk dahi zulüm olduğu için afsızlığa mahkumdur. Bu cihetle haksızlık zulümdür ve zulmün sonu sefalettir. Yüce Allah bu ulmü tek bir emriyle kaldıracak kabiliyettedir lakin O diler ki imanlı kulları bunu kendi gayretleri ile engellemek istesinler. Zaten bu zulme direnişin adı da ne vesile ile yapılırsa yapılsın cihattır ve cihat kutsaldır.

Sevilecek ve korkulacak tek varlık sadece Yüce Allah’tır ki varlıklardan veya kişilerden, can pahasına da olsa korkmak, korkarak susmak, o kişi veya varlıkları korkulacak mertebeye getirmek, hesap sorar kabul etmek yani ilahlaştırmak demektir ki bunun adı şirktir, kişiyi de müşrik ve afsızlığa mahkum yapar.

Haksızlık ve zulme baş kaldırmak ise kabiliyet ve etki meselesidir ki yaşı, cinsiyeti, varlığı nispetinde cihatın nevi herkes için farklıdır. Çünkü Allah kullarını taşıyamayacakları yüklerle sınav etmez.

Zulme direnmek bu yüzden evvela el iledir ki kılıçla cihat bu kalemdendir. Buna gücü ve imkanı yetmeyenler için sözle karşı çıkmak diğer bir vesiledir ve inşallah yine makbuldür. Nihayet buna da gücü yetmeyenler için kalp ile karşı koymak son merhaledir ve bunu da yapmayanlar … HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANLAR sınıfına girer.

Haksızlıkla ilgili sayısız ayetin en yücesi elbette yedi ayetli iki sureden biri olan Maun suresidir ki hakkın sahibine ulaşmasını engellemek gibi çok geniş bir tanımı olan haksızlık kime, ne zaman, ne gerekçeyle yapılırsa yapılsın zulümdür. yani haksızlığın tarifini değiştirerek, kelime oyunlarıyla ne planlar kurulursa kurulsun, ne gibi sinsi tuzaklar tanzim edilirse edilsin haksızlık haksızlıktır ve hakkı gasp etmek amelini tam olarak işlemese dahi hakkın sahibine ulaşmasına mani olan her şey haksızlık kategorisindedir.

Bu sözün hadis veya sünnet olmaması vebalini azaltmaz veya ortadan kaldırmaz. Aksine ayetlerin izahıyla iman sahibi herkesin hak’kı yenenden yana olması Allah emridir. Çünkü en büyük hak Hakk’tır, Hakk’ındır.

Buradan hareketle yenen her bir hak aynı zamanda Hakk’ın hak’kıdır. Bu ise korkutucu bir gaflettir.

Zulmün başı görüldüğü yerde ezilmez ise o zulüm bir zaman sonra ezmeyenlerin başına musallat olur. Bu nedenle haksızlık karşısında susmamak, el, dil veya kalple karşılık vermek hem Allah dostları yanında olunuşun ispatı hem de zulmün yeryüzüne egemen olmasına mani olmak anlamında önemlidir. Bunu vücuttaki bir hastalık mikrobu veya bir yerde başlayan yangın olarak düşünmek lazım gelir ki yeryüzündeki huzur ve asayiş zulmün güçlenmemesine bağlıdır.

Zulüm olacaktır çünkü şeytan belirli süresinin sonuna kadar iş başındadır ama iman sahipleri sessiz kalırsa zulüm sadece olmaz, egemen olur ki bunun vebali aynı zamanda susan ve korkanlaradadır.

Susmak ve korkmak suretiyle, yok sayanlar, görmezden gelenler hem imanlarının gereğini yapmamaış ve hem de Allah’tan başkalarından korkarak onları ilahlaştırmak suretiyle şirke batmış olurlar ki bunun telafisi yoktur.

O halde büyük küçük demeden, kimseden korkmadan, sadece Allah’a sığınıp haksızlığa karşı çıkmak, bize uzak hatta ilgisiz dahi olsa hakkı yenenlerden yana olmak iman gereğidir. İmana değer vermeyenler ise şunu bilmelidir ki iman etmeden kimse cennete giremeyecektir. Çünkü Allah sadece iman sahiplerinin yani mü’minlerin dostudur. Müslümanlık ise sadece dine tabi olmaktır.

Haksızlığa susmayıp cihada yeltenmek mü’min kulların Allah safında olduğunun işaretidir ve inşallah kulu cennetlere aday kılar. Bu cihattan kaçanlar ise ayetlerin beyanıyla ahiretlerinden vazgeçmiş olurlar.

Dine girişte, çıkışta ve din içinde zorlama yoktur. Şeytanlar dahi zorlamaz. Bu sebeple kul hür iradesi ve samimiyetiyle bir taraf olmak zorundadır ki din işlerinde iki taraf vardır. İlki Allah dostları tarafı ve diğeri şeytanların tarafıdır.

Hz. İbrahim’i yakmayan ateş, Hz. Musa’yı boğmayan deniz, Yüce Allah’ın kudretinin ispatıdır. İlki kabilesine ve babasına karşı çıkan, diğeri korkunç firavuna rağmen hakkı tebliğ eden bu iki Peygamberin kıssaları da bizlere gösterir ki Allah hakkı savunanlar, haktan yana olanlarladır ve bu kimselere korku da olmayacaktır.

Ama susup pusup, menfaat beklentisi veya korkuyla haklıdan yana olamayanlar için … akıbetler karanlıktır. Ve bu lekeleri sıradan tövbeler dahi temizleyemez.

Ancak hiçbir şey, hiçbir zaman Allah’ın rahmetinden yüce değildir. Bu yüzden bir an önce hakka ve Hakk’a dönmek zamanıdır.

Yoksa tövbeler yarınlara bırakılırsa, o yarınlar hiç gelmeden ecel ile rast gelinebilir ve ahirete tövbesiz gitmek gaflettir. Sadece tövbe de yetmeyebilir. Bu durumda kırılan kalpler, yapılan hileler, yenen haklar kalan ömürlerde telafiye çalışılmalı ve işlenen şeytanlıklarla yapılan haksızlıklar giderilmelidir.

Kur’an’a dönüş her zaman mümkün, imana dönüş daima kurtarıcıdır. Yeter ki kul içten ve samimi tevbe ile Allah’a teslim olsun ve tövbesini kalan ömründe salih amellerle birleştirebilsin.

Çünkü iman bu dünyadaki en yüce değerdir, şeytanlara ve şeytanlıklara karşı en kıymetli koruyucu kalkandır ve Allah’ın ahdi; şeytanın imanlı kalpler üzerinde sultasının olamayacağına dairdir.

Hal böyleyken … “haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır!”

Bu yazıyı okudunuz mu?

siyonizm

Kur’an ayetlerini tersten okumak – Siyonizm

Kur’an ayetlerini tersten okumak – Siyonizm Bir önceki yazımızda “Kur’an hükümlerini tersten okumak” başlığı ile ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir