Anasayfa / AHİR ZAMANLAR / Halis mü’min fani şeylere karşı zaafı olmayandır
imanilmihali.com
Halis mü’min fani şeylere karşı zaafı olmayandır

Halis mü’min fani şeylere karşı zaafı olmayandır

Halis mü’min fani şeylere karşı zaafı olmayandır

Fani olan her şey geçicidir, sahtedir, süsten ibarettir ve ancak kendisi gibi verdiği huzur ve faydada geçicidir. Bu geçiciliğe zaafı olanlar ise bakilikten ve baki hayat özleminden nasiplenememiş, fani hayatın süsleri ile oyalanmakta olan biçarelerdir ki iman baki olana çalışmak, bu yolda fani nimetlerden istifade etmektir. Yani fani olan her şey bir amaç değil araçtır ve asıl olan baki hayat yani ahiret yurdudur.

Mü’min, fani hayatın süslerinin sınav için verildiğini bilen, baki hayatın nimet ve saltanatlarına ermek için fani nimetlere hak ettiğinden fazla kıymet vermeyen, bu süslere aşırı düşkün olmayandır. Çünkü mü’min bilir ki tüm kötülüklerin başı alkol filan değil, dünya süslerine aşırı düşkünlüktür. Bu söz Peygamberimize aittir ve alkol saptırması kirli bir oyundan ibarettir. Nitekim hiçbir dincinin ağzından bu sahih hadisi duyamazsınız çünkü onlar için emelleri gereği kandırmak ve alkolu çirkin göstererek nemalanmak esastır.

Oysa dünya süslerine aşırı düşkünlüğün ardında nefis ve şeytan oyunları vardır ki her ikisi de, birisi içten ve diğeri dıştan çirkini, haksızı, yalan ve sahte olanı, adaletsizi fısıldar dururlar. Kur’an’a değil de şeytan ve nefse kulak verenler bu sayede servetler ve makamlar uğruna nice hakları yer, nice kalpleri kırar, nice adaletsizliklere izma atarlar. Kavuştukları servetlerin hak ve helal olmasına dikkat etmeden sırf refaha kavuşmak gayesindeki bu nasipsizler için nefsin ve şeytanın esiri olmak sıkıntı yaratmaz çünkü mühürlü kalpleri ile hak ve batılı birbirinden ayırt edemezler.

Bir kere sapınca da tevbeden kaçınan ve peşpeşe haram servetlere talip olanlar artık iflah olmaz yola girmiştir ve dünyada nispeten makam ve paraya kavuşsalarda, gerçek yaşam olan fani ahiret yurdunda nasipleri yoktur.

Mü’min, zenginleşmekten, haramdan, hak yemekten, ehliyetli olmadığı işe talip dahi olmaktan korkan, tevazu sahibi, elindekileri muhtaçlarla paylaşan, hediyeleşmek adına sürdürülen rüşvet mekanizmasından, zenginleşmek sevdasından, makamlara ne olursk aşkından kaçınandır.

Çünkü mü’min bilir ki, tüm bu dünyada kendisine verilen ve kendisinden alınanlar sadece bir sınav iledir. Rızık, medet, nimet, şifa, servet hep aynıdır. Mü’min ihtiyaçtan fazlasını infak edip paylaşan, lüks ve israfa bulaşmayan, hak etmediği işlere talip olmayan, hak etmediği yardımları geri çeviren, sorumluluklarını ve görevlerini bilen, emanet sahibi Yüce Allah’a olan can borcunu aziz bilip, Allah’ın sınırlarına uygun yaşayandır.

Allah’ın değişmeyen dini İslam, fani hayata dalmamayı, baki hayat için çalışmayı emrederken dünya süslerine zaafı olanlar nefsini terbiyeden yoksun olanlardır ki nefisleri onlara sürekli oyunlar oynar. Onlar, sürekli aç ve muhtaçtırlar, doymak bilmez haldedirler, kusana kadar haram yemekte ısrarcıdırlar. Onlar, hak ve hukuk tanımayan, kibirle büyüklenen, ezen, ezdikçe zalim bir keyif alan, kendisi gibi olmayanları aşağılayanlardır. Onlar sanırlar ki o servet ve makamları bileklerinin hakkıdır ve onlar sınavı unutup, dünya hayatının süsleri ile oyalanır dururlar.

Başlık, merhum Elmalılı Hamdi Yazır’a aittir ve O’nunda isabet buyurduğu gibi mü’minler, Yüce Allah’tan başkasına itibarı olmayan, kulluk ve ibadet bilinciyle yaşayanlardır. Mü’minlerin Allah sevgisini kendilerine yeter bulanlardır ve dünyadan bekledikleri tek maksat Allah rızasına mazhar olabilmektir.

Mü’minler bu inançla, insana süslü gösterilen kadın, at, servet, yemek, mekan, makam gibi aldatıcı zevklere gereğinden fazla tamah etmeyenler, ihtiyaçlarından fazlasını kazanmak için gayret etmeyenlerdir. Olur da kazanırlarsa da bunu muhtaçlarla paylaşanlar, sürekli hayır ve salih ameller üretmeye gayret edenlerdir.

Mü’min olmayı beceremeyen, müslüman olmakla yetinenler ise dünya mallarının süslerine zaaf gösterip, nefis ve şeytanın silleleriyle rüzgarda savrulan kuru yaprak gibi dipsiz karanlıklara sürüklenenlerdir. Lakin onlar bunun farkında dahi değildir ve hakikat huzurda, mahşerde anlaşılacaktır.

Neticede Kur’an gözler önündedir ve hakikat sadece O’ndadır. Okunur ve anlaşılırsa Kur’an din adına lazım olan herşeyi anlatır ve doğru yolu gösterir. Yok, okunmaz ve anlaşılmaz ise de kulun durumu kutsal kitap taşıyan eşekler gibidir. (Tabir ayetindir.)

O halde, zaaflardan kurtulmak, baki hayata hazırlanmak ve nefis-şeytan çelmelerinden kurtulmak için dua ve sabır ile Allah’a yönelmek, tevbelere sarılmak, iman vermesi, temiz nefis bahşetmesi, kalplerimizi yumuşatması ve takva vermesi için Yüce Allah’a boyun bükmek, arz-ı hal etmektir.

Yoksa yığılan dünya malları, biriktirilen servetler ahirette birer ateş halkası olup oyunlarımıza takılacaktır. Ayetin buyurduğu bu ihbar hakikattir ve fakat kaçınılmaz sondur. Bu yüzden hala nefes alıyorken tevbe etmek ve Allah’a yönelmek doğru ve lazım olandır.

Rabbim bizleri dünya malına aşırı düşkün şeytan ırgatlarından eylemesin, bizleri onların eziyet ve aşağılamalarından muhafaza eylesin. Amin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

İman ehlinin itaati

İman ehlinin itaati

İman ehlinin itaati Evvela merhum Elmalı Hamdi Yazır’ın tefsirinden notlara bakalım; “İman ehlinin idareci ve ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir