Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Harama hizmette haramdır
imanilmihali.com
Harama hizmette haramdır

Harama hizmette haramdır

Harama hizmette haramdır

Haram; dinen yapılmaması kesin delil ile emredilen şeye denir. İnsan öldürmek, hırsızlık yapmak, ana ve babaya karşı gelmek, şarap içmek gibi. Haramın hükmü; haram olan bir şeyi yapan günahkar olur, haramdan kaçınan sevap kazanır. Haram olan bir şeyi helal sayan ise dinden çıkar. Keza birisi haram ve helali belirleme yetkisi kullanırsa veya birileri o kişinin belirlediği haram ve helallerine uyarsa dinden çıkmakla kalmaz (yani sadece kafir olmaz) şirke düşmüş yani müşrik olur.

Sanal ortamda haram ve dini hükmü konusuna bakıldığında karşımıza tam olarak bir bilgi kirliliği çıkmakta ve akıllar karışmaktadır. Oysa ilgili ayetler gayet açıktır;

Allah, size ancak leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kıldı. Ama kim mecbur olur da, istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yemek zorunda kalırsa, ona günah yoktur…” (Bakara 2/173)

“Faiz (riba) yiyenler, ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların, “Alışveriş de faiz (riba) gibidir” demelerinden dolayıdır. Oysa Allah, alışverişi helâl, faizi (ribayı) haram kılmıştır…” (Bakara 2/275)

“Size şunlarla evlenmek haram kılındı: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren sütanneleriniz, süt kız kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle zifafa girdiğiniz karılarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız, -eğer anneleri ile zifafa girmemişseniz onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur- öz oğullarınızın karıları, iki kız kardeşi (nikâh altında) bir araya getirmeniz. Ancak geçenler (önceden yapılan bu tür evlilikler) başka…” (Nisa 4/23)

“De ki: “Bana vahyolunan Kur’an’da bir kimsenin yiyecekleri arasında leş, akıtılmış kan, domuz eti -ki o şüphesiz necistir- ya da Allah’tan başkası adına kesilmiş bir (murdar) hayvandan başka, haram kılınmış bir şey bulamıyorum. Fakat istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın kim bunlardan yeme zorunda kalırsa yiyebilir.” Şüphesiz Rabbin çok bağışlayandır, çok merhametlidir.” (En’am 6/145)

“Haklı bir sebep olmadıkça, Allah’ın, öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın…” (İsra 17/33)

“ …Haramlığı size okunanların (bildirilenlerin) dışında bütün hayvanlar size helâl kılındı…” (Hac 22/30)

“(Ey Muhammed!) De ki: “Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyi davranın. Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizi de onları da biz rızıklandırırız. (Zina ve benzeri) çirkinliklere, bunların açığına da gizlisine de yaklaşmayın. Meşrû bir hak karşılığı olmadıkça, Allah’ın haram (dokunulmaz) kıldığı canı öldürmeyin. İşte size Allah bunu emretti ki aklınızı kullanasınız.” (En’am 6/151)

“De ki: “Rabbim ancak, açık ve gizli çirkin işleri, günahı, haksız saldırıyı, hakkında hiçbir delil indirmediği herhangi bir şeyi Allah’a ortak koşmanızı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.” (A’raf 7/33)

“Ölmüş hayvan, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlanan, (henüz canı çıkmamış iken) kestikleriniz hariç; boğulmuş, darbe sonucu ölmüş, yüksekten düşerek ölmüş, boynuzlanarak ölmüş ve yırtıcı hayvan tarafından parçalanmış hayvanlar ile dikili taşlar üzerinde boğazlanan hayvanlar, bir de fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı…” (Maide 5/3)

“Zina eden erkek ancak, zina eden veya Allah’a ortak koşan bir kadınla evlenir. Zina eden bir kadınla da ancak zina eden veya Allah’a ortak koşan bir erkek evlenir. Bu, mü’minlere haram kılınmıştır.” (Nur 24/3)

“Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır. Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar…” (Nur 24/30,31)

Haram konusuna değinen ayetlerde iki can alıcı husus vardır ki birisi helali kendisine haram kılmamak ve helal ve haram belirleme yetkisi kullanmamak ve diğeri zaruret halinde haram yemeye miktarınca müsaade.

“Allah, size ancak leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kıldı. Ama kim mecbur olur da istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yemek zorunda kalırsa, şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. Dilleriniz yalana alışageldiğinden dolayı, Allah’a karşı yalan uydurmak için, “Şu helâldir”, “Şu haramdır” demeyin. Şüphesiz, Allah’a karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa eremezler.” (Nahl 16/115,116)

“Bunları, din adamları ve bilginler günah söz söylemekten ve haram yemekten sakındırsalardı ya! Yapmakta oldukları şey ne kötüdür!” (Maide 5/63)

“Ey iman edenler! Allah’ın size helâl kıldığı iyi ve temiz nimetleri (kendinize) haram etmeyin ve (Allah’ın koyduğu) sınırları aşmayın. Çünkü Allah, haddi aşanları sevmez.” (Maide 5/87)

“Allah, yemek zorunda kaldıklarınız dışında size neleri haram kıldığını tek tek açıklamışken, üzerine adının anıldığı hayvanları yememenizin sebebi nedir…” (En’am 6/119)

“Beyinsizlikleri yüzünden bilgisizce çocuklarını öldürenler, Allah’ın kendilerine verdiği rızkı -Allah’a iftira ederek- haram sayanlar, mutlaka ziyan etmişlerdir. Gerçekten onlar sapmışlardır. Doğru yolu bulmuş da değillerdir.” (En’am 6/140)

“Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah’ın ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak din İslâm’ı din edinmeyen kimselerle, küçülerek (boyun eğerek) kendi elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşın.” (Tevbe 9/29)

Haramı büyük günahlardan ayıran bir husus vardır ki o da kesinlik ölçüsüdür. Yani kul bile bile harama el uzatır ve vebalinden çekinmez ise sadece büyük günah işlemiş olmaz aynı zamanda küfrede sapmış olur. Yok eğer helali haram kılmaya yeltenir veya helal ve haram belirleme yetkisini bir kimseye kullandırırsa bu kezde yaptığı sadece küfür olmaz daha kötüsü yani şirk koşmak olur ki hristiyanların, yahudilerin ve tarikat mensuplarının hali budur.

Ayetlerin bize verdiği en temel mesaj şudur ki haram ve helal belirleme yetkisi yani tahrim sadece Allah’a aittir ve tamamı ayetlerle belirtilmiştir. Ayette yazılı olmayanların tamamı helal dairesindedir ve bunları haramlaştırma yetkisi Peygamberimizde bile yoktur.

Yoktur ama haramı da büyük günahlardan ayırt etmek lazım gelir. Günahın insana mahsus olduğu hatırlanırsa tüm insanların irili ufaklı günah işleyeceği muhakkaktır. Lakin her günah haram değildir. Fakat her haram bir günah sonucu doğurur ki haramı inkar dini inkarla eş anlamlıdır.

Haramı sadece temizlik ve güzellik faslında tanımlamak ise ilahi kudrete büyük haksızlık ve haddi aşmadır. Öyle ki domuz eti baz alınırsa denilebilir ki bugün bu eti yiyenler yaşamakta, sağlıkla hayata devam etmekteler. Yani sadece temizlik şartı haramlaştırmaya yetmez.

Haram olan şeyleri sadece yemekle sınırlamak ta hatadır çünkü Allah’ın asıl haram kıldığı şeyler arasında cihad etmek, evlilik, anne ve babaya iyilik gibi sayısız konuda emir daha vardır. Bu da gösterir ki her bir haram bir hikmetin neticesidir ve yorumlamak haddimiz değildir.

Zaruret halinin şartı ise sınırı aşmamak ve harama helallik yakıştırmamaktır. Burada bahsolunan sadece en mukaddes hak olan yaşam hakkının devamı için ortaya çıkan zaruret nedeniyle kulun bir helal gıda bulana kadar beslenmesi ve ancak ölmeyecek kadar yemesidir. Kalbi olarak ise bu haramı onaylamamak ve hemen akabinde ise farz olmamakla birlikte tevbe lazım gelir.

Haram bu nedenle kesinlikle menedilen hususlardır ve tıpkı yapılması emredilen farzlar gibi tanımlanabilir. Bu da şunu gösterir ki farza riayet nasıl emirse, haramdan sakınmakta aynı şekilde bir emirdir.

Haramın yumuşatılması, kapsamının değiştirilmesi veya daraltılması kalpazanlıkları ise dine müdahaledir. Söz gelimi haramı kısımlara ayırarak bazılarına yumuşatılmış tedbirler tatbik etmek Kur’an emri değildir. Aynı şekilde Kur’an ribayı (haksız kazanç, haksız faiz, tefecilik) haram kılarken bankaların verdiği mevduat faizini haram göstermek, ayet vurgulayarak şarap (hamr) derken bu terimi içki olarak değiştirmek had ve hukuk sınırları dışındadır. Doğrusu şarabın tamamı ve diğer içkilerin sarhoşluk miktarının üstüdür ki gaye kanaatimizce bilincin muhafazasıdır.

Doğrusunu Allah bilir lakin haramların miktar ve çeşitliliği kavimlerin azgınlık durumlarıyla değişkenlik gösterir. Son ve asıl din olan İslam ile bu haramlar nihai şeklini almış ve kesinleşmiştir. Bu haramların istisnaları haram aylarda ve/veya Mescid-i Haram içerisinde (ihramlı vb.) olmaktır. Ama hafif haram, ağır haram diye bir ayrım yoktur ve olamaz.

Konunun güncel olarak incelenmesiyle ise karşımıza ayetlerle yasaklanan pek çok şeyin yaşayan ama Kur’an’dan uzak İslam’ın içinde değişmiş veya önemini yitirmiş vaziyette bulunduğu çıkar. O kadar ki hadislerin işaret ettiği kadarıyla ahir zamanı yaşadığımız şu zamanlarda helal ve haram ayrımına önem veren kul sayısı gayet azdır. Vebalden korkan ise elin parmakları kadardır.

Konuyu sadece domuz eti, şarap, riba ile sınırlamak isteyenlerce köşeye sıkıştırılan haram konusu aslında yemenin yanında yaşamanın da sınırlarını çizmiş ve mesela nikahın kimlerle yapılamayacağını bile kaideye bağlamıştır. Medeni kanunda buna ilişkin bir husus maalesef yoktur. Veya muta nikahının haramlığı konusunda herkes hemfikirken yasalarda bu suç değildir. Hırsızlık en büyük haramlardan iken kişi, şirket veya devleti soyanların aldıkları cezalar gülünç azlıktadır.

Haram bahsi ayetlerin ikazına bakılacak olursa kurtuluşa ermenin yollarından biridir ve mutlak itaati gerektirir. Maalesef bugün yurt dışına çıkan pekçok müslüman domuz etini merak ettiği için tatmakta, şarap satışları zirve yapmakta, öte yandan iki kadeh rakı içtiği için en ulvi şahsiyetler ikiyüzlü bir şekilde din dışı ilan edilebilmektedir.

Haramı yemek dinden çıkmayı gerektirmez. Dinden çıkış ancak haramı inkar, haramlaştıranı inkar, haramı belirleme şeklinde olur ki bunlar küfür görünse de aslen şirktir.

Çok uluslu, devasa şirket mantıklarına veya bankaların çalışmalarına bakıldığında ise çok daha farklı bir durum karşımıza çıkar ki o da şudur; faizin haramlığı konusunda fetva verenlerin tamamının paraları bankalardadır veya bankaya para yatıranların üzerine çullanılırken bankalara kimseler ses çıkaramamaktadır.

Dahası faizle para kazandığını iddia eden tefeci bankalarda çalışan memurlar gayet yüksek maaşlarla işlerine devam etmektedir.

Meseleye şöyle bakarsak öncelikle bu bankaların çoğu yabancı sermayelidir ve sahipleri İslam’a tabi değildir. Yahudi ve hristiyanlarla yiyip içmeyi yasaklayan ayete rağmen buralarda çalışmak için gösterilen uğraş şaşılacak seviyededir ve burada çalışanların faizle tefecilik yapan yani haram yiyen bu bankalardan aldıkları maaşın helalliğini kimseler sorgulamamaktadır. Vatandaşın enflasyonun bile altında aldığı mevduat faizini haram görenler, enflasyonun beş altı misli miktarda faiz alan, tefecilik yapan, kredi faizlerini anormal rakamlara çıkaran bankalara ses çıkaramamaktadır.

Bir üretim tesisi gıdaya aslında olmaması gereken şeyleri (!) karıştırırken o müessesede çalışanlar halinden gayet memnundur. Bir gıda şirketi sahte veya bozuk malı reklam ederken bu reklam işiyle uğraşanlar asla itiraz etmemektedir. Bebeklere zararlı oyuncakları yurda sokanlar asla rahatsız olmamaktadır! Mezbahalarda araya karışan haram hayvanları kesenler işlerini kaybetmemek adına sessiz kalmaktadır. Haram kapsamına giren meselelerde faaliyet gösteren şirketlerde çalışanlar harama hizmet etmiş olduklarının farkında değil midir? O çalışanlar sayesinde o haram mal daha çok ve daha uzaklara ulaşmakta değil midir? O çalışanların aldığı maaş bu durumda helal midir? Faiz (!) haramdır da rüşvet haram değil midir?

Fason veya sağlığa zararlı mal satanlar, ölçüde tartıda hile yapanlar, pahalı fiyattan ürün satanlar, rafta kalmış tavukları çamaşır suyuyla yıkayıp taze diye satanlar, harama bulaşmıyorsa neye bulaşıyor?

Türk ve İslam düşmanı şirketlerin ürünlerini satın alanlar, onlara maddi destek vermiyor mudur? Bu ürünleri üreten yerlerde çalışanlar harama ortak değil midir?

Reklam aldatmacaları ile kötü malı milletin gözüne kal,teli diye sokanlar, makyaj ve estetiğe milyonlarca paranın akmasını sağlayanlar, bilgisayar oyunlarında adam öldürmeyi sıradanlaştıranlar, ahlaksız sitelerle yayın yapanlar, çalma link veya ürünlerle kasasını dolduranlar, telif hakkına uymayanlar, emekli dedelerin bankamatikte hesabını ele geçirip soyanlar…

Devlet malına tamah edenler, tüyü bitmemiş yetimin hakkına musallat olanlar…

Bu arada “helal et” veya “helal kesim” kandırmacası da meselenin riya ve dini sömürü tarafıdır.

Öte yandan helak kıssalarındaki yasaklar, şeytan işi pislikler, Allah’ın hayır ve iyilik sınırları dışında kalan kötülükler haram ile kolkola değil midir? En azından bunlar da büyük günah kapsamında değil midir? Öyleyse neden kimseler haramı sadece şarap, faiz ve domuz eti ile sınırlamak hevesindedir? Allah’a ortak koşmak gibi Yüce Allah’ın üzerine yemin ettiği, ahdettiği pislikler haram dairesinde değil midir?

Örnekler çoğaltılabilir ama uzatmamak adına denilebilir ki hangi sektör veya kurum olursa olsun aslolan helal kazançtır. Türklerin yüzyıllar boyunca ticaretten uzak kalması da haramdan sakınmaları sebebiyledir. Yoksa Türkler ticaretle baş edemeyecek kadar saftı yakıştırması tamamen bir yahudi oyunudur ve ticarette haramdan korkmayan yahudilerce tüm dünya yüzyıllardır sömürülmüştür ve sömürülmektedir. O kadar ki hristiyan devletlerin neredeyse tamamı (İngiltere ve Fransa dahil) vaktiyle yahudi kişi ve kurumlarına ülkelerinin yıllık gelirinden bile fazla borçlanmıştır ve ülke içinde vatandaşları gibi devletleri de bu borçları (faizleriyle) ödeyemez hale gelmiştir.

Türkler ise harama bulaşmamak adına tarımı tercih etmiş, hayvancılıkla ve savaşla uğraşmıştır.

Şimdiki zamanlarda ise inançlardaki zayıflamalara paralel olarak ve israiliyatın da etkisiyle haramlar hafifletilmiş, helaller çoğaltılmış, en azından mübah olan şeyler çoğaltılmıştır. Bu arada yobaz kılıklı pekçok haham da sokakları doldurmuştur. 

Öte yandan tarikat ve cemaat yetkililerinin belirlediği haram ve helallere uymak kati olarak şirk iken bugün bu konu ayyuka çıkmış, Kur’an ev Hz. Muhammed (sav) üstü tutulan kitap ve kişilerce haram ve helallerde daireler çeşitlenmiştir. Bu kişi ve kaynaklara uyanlar şirkin batağındayken durumlarının daha farkında bile değillerdir.

Oysa kurtuluş Allah’ın sınırlarına riayetle mümkündür ve insan olmanın gereklerine, imanın şartlarına, ibadetin ihtiyaç ve farzlarına denk düşmeyen hususlarda haram belirleme yetkisi sadece Allah’ta ve Kur’anındadır. Kimseler bunu değiştiremez. Bu cüret (haşa) Allah’lık iddiasıdır ve bu iddianın dinde asla yeri yoktur.

Harama giden yollarda destek, ortam, imkan sağlayanlar da o harama aynen ortaktır ki başlık parası veya miras gibi kıyaslayarak maaşları helalleştirmek kimsenin karı değildir. Terminolojik olarak harama giden yolda emek ve ter dökenlere yardım etmek zaten o kötülüğe ortak olmaktır ki ortak olanların cezası da tüm ortaklar için aynıdır.

O halde imanlı kalpler rızık ve nafakayı helal olmayan dairelerde aramamalı, haramdan fersah fersah uzak durmalıdır. Haram para ile elde edilen servetler yerine helallerle açlık çekmek çok daha muteberdir.

Haram için çalışanların arkadaşı, çalışanı, destekçisi olmak ise o haramzadelerle aynı akibeti paylaşmaktır.

Haramın gözle işlenmesinin bile büyük günah olduğu unutulmamalı, takılardan tesettüre, maaşlardan alın terine, şaraptan, sihire, fala, ensest ilişkiden muta nikahına kadar tüm haram dairelerinden kaçınmak ve bu harama tamah eden sektör, kişi ve kurumlardan kaçınmak gerekir.

Peygamberimizin hadisi hatırlanacak olursa ‘içinde bir damla haram bulunan mal haramdır’. Yani haramın azı çoğu olmaz ve şüphe varsa bile o iş veya gıdadan uzaklaşmak gerekir. Keza şüphe varsa o şeye yaklaşmamak lazım gelir.

Ama haram helal demeden tıka basa yenilirse de bu ameli ahiret yurdunda kula ateşlerle doygunluk hissi verecektir.

Kutsal olan çok değil helal kazançtır.

Rabbim imanlı kullarına helal lokmadan uzaklaştırmasın. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir