Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Hayat üzerine notlar
imanilmihali.com

Hayat üzerine notlar

Hayat üzerine notlar

“Rahmân, Kur’an’ı öğretti. İnsanı yarattı. Ona beyanı (düşünüp ifade etmeyi) öğretti.” (Rahman 55/1-4)

Sıradan, hissiz bir okuyuşla yukarıdaki ayetler hemen hiç kimseye yaratılışı anlatan basit birkaç cümleden başka bir ifade taşımaz. Oysa bu ilk dört ayet surenin can damarı ve dinin ta kendisidir. Kur’an’a ve Allah’a iman edenler için bu dört ayet pek çok hatta her şeydir.

Kur’an’ın bir mucizesi ve insan yazısı olmadığının ispatı mahiyetindeki bu ayetlerdeki sıra ilk okuyuşta kolay kolay göze çarpmaz ama dikkat edilirse Kur’an insanın yaratılışından da önce ve insan Kur’an’ı öğrendikten sonradır. Bu detay ve incelik o kadar önemlidir ki zamane riyakâr nasipsizlerinin saklamaya çalıştığı gerçeği ve bizden uzaklaştırmaya çalıştıkları Kur’an’ı öne çıkarır ve din ile dahası hayat ile eşitler.

Kur’an hayattan da önce, ilk yaratılıştan da önce olandır ve tüm Peygamberlerin mesajı, tüm kutsal kitapların manasıdır. Tüm dinler aynı, tek Yaratan hep Allah’tır.

Zaman insanlar içindir, ömür sınav süresi, geçici dünya nimetleri kandırmaca ve aldatmacadır. Gerçek olan yetecek kadarla yetinmek, ihtiyaç fazlasını sahiplerine teslim etmektir. İslam’da zengin olmanın önünde engel yoktur diye diye yıllarca keselerini doldurup muhtaçlara zırnık koklatmayanların elinde oyuncak olmuş din Kur’an dini değildir.

Çünkü Kur’an dini bu dünyayı; zengin olma, her şeye sahip olma, başkalarını aşağılama, kibirlenme dünyası olarak değil, sevgi, yardım, iyilik, tevazu yeri olarak tanımlar. Yine Kur’an tüm varlık ve kâinatı insan denen varlığın emrine amade ederek kusursuz bir sınav ortamını vurgular ve insanı cahil, nankör, aceleci, zalim diye niteler.

Daha doğmadan hakikate hakim olan insan verdiği fıtrat sözünü çoğu zaman hatırlamaz da şeytanların süslü kandırmacalarına alet olur, oyuncak olur, yem olur. Birkaç göz boyamalık servet ile şeytana köpek olur, asker olur.

Allah ve dostları Kur’an ayetlerinde saklıdır ki Allah’ın sınırlarına riayet etmeye gayretli ve niyetli herkes Allah dostudur. Hata, kusur ve kabahat bu dostluğu bozamaz, küçük ve hatta büyük günahlar bu dostluğa zarar veremez ama bu dostluğa inkâr, isyan ve şirk zarar verir.

İnsan aklıyla gözüyle gördüğü şeylere inanmak üzere evcilleştirilir şeytanlarca. Paraya, teknoloji ve servete, banka defterlerine bağlı bir hayata, süslenmeye, şehvete, cazibeye, haksız ve kolay kazanca kılavuzlanır da tüm hayatı bu dünya sahnesinden ibaret sanır.

Ahiret vardır, Allah vardır, hesap ve mizan vardır diye feryat edenlere ise güler geçer fütursuzca. Keyfini kaçıran, içini rahatsız eden bu sesleri duymaktansa şeytanların süslü kandırmacalarına teslim olur. Çünkü onlat tatlıdır, zevklidir, gücü hissettirir, sorgusuz ve sorumsuz yaşamanın zevkini tattırır. Ahlaksız, imansız, ibadetsiz, salih amelsiz bu yaşamlar hayvani bir şekilde yaşayan, çiftleşen, çalan, bilincini kaybeden, kusana kadar yiyen, haram helal ayırt etmeyen insanların arzuladığı şey gibi görünse de bu hayat formu onların kaybedenlerden olduklarının göstergesidir. Düzelmeyi istemeyen, nasihatlere kulak kapatan bu biçare bedenlerin selameti Allah dilemedikçe zordur.

Ruj izli akşamlara, karanlık şehvet odalarına, sabahsız gecelere, yaptığını düşünmez ve yaptığından utanmaz bir kimlikle azaba mahkûm bu yaşamlar dinden uzak, fıtrata uzak, ayette bahsedilen öğrenmeden uzak hayatlardır.

Öte yanda bir dilim ekmeği komşusuyla paylaşan, iyilikten başkaca şey düşünmeyen, ahlaklı, namuslu, şerefli insanların hayatları vardır. Pahalı arabaları, lüks konakları olmayan bu insanlar aile huzuru içinde mütevazı ve samimi bir hayat yaşar. Allah’ın adını ağzından düşürmeyen, Allah’ı hem sevip hem korkan, ahireti aklından çıkarmayan bu grup elinden geldiğince Allah’ın sınırlarına riayet etmeye çalışan inşallah bahtı güzel gruptur.

İnsanın hayatı işte bu iki kuvvet arasındaki direncine bağlıdır. Teki Yüce Allah’ın net ve gerçek olarak verdiği yaşam biçimi ve sınav, öte yanda bu has hayatı dejenere etmeye niyetli şeytanın kandırmacaları ile kirlenen ve rotadan sapan kandırılmış hayatlar.

Komik ve aslında acınası olan da şudur ki kandırılmış hayatlara mahkum zavallılar ahkam kesmeye seven ukala insanlardır ve çok bilmişlikleri aslında cehaletlerinin göstergesidir Allah kullarının gözünde. Tabiatı, dünya denen maddeyi yaşamın kaynağı kabul eden bu nasipsizler dini bir zihin bulamacı, iman etmeyi bir nimetlerden yararlanmama riski olarak telaffuz eder ve paranın, kadının, alkolün, kumarın, haramın peşinde koşarken tüm kuralları yok sayar. Onlarca hukuk adaletin ta kendisi, yaşam 70 yıllık insan ömrü ve varlık gayesi hayvani şekilde sorumsuz yaşamaktır. Olabildiğince mutlu ve zevkli anlar geçirmek, hesapsız olarak nimetlendirilmek, ayıplanmamak, sınırlandırılmamak tek istekleridir ve bu hayatı kim verirse onun izinden giderler. Ehliyetsiz, liyakatsiz oldukları halde en zor işlere bile getirilen bu insanlar emek vererek kazanmayı bilmedikleri için şeytanın altın tepside sunduğu fırsatlara balıklama atlarlar ve alınterini, hak’kı yok sayarlar.

Din ve Kur’an çalışmadan vermez, inanmadan, tevbe ve dua etmeden, şükretmeden, tevekkül etmeden nasip etmez. Zorlu, uzun bir yolculuktur Kur’an yolu. Bu dünyada mutluluklar getirirse de asıl saadet ve huzur ahiret yurdundadır ve kandırılmış zavallılar için bu gayba ait bir muamma ve eskilerin masalıdır.

Helak edilen kavimleri, Peygamberleri yalanlayanları bir kez daha okuyun ayetlerden. Peygamberleri yalanlayanlar neler demişse, helak edilen azgın kavimler neden helak olmuşsa bugün Kur’an’sız yaşayanların zihniyeti de aynısıdır. Bu tesadüf değil yazgıdır. Bu şeytanın kandıracaklarını, kananların zulmünü, ahirete iman etmeyenlere vereceği cezayı bilen Yüce Allah’ın kendi dostlarına bir ayetidir, işaretidir.

Servet sahiplerinden iman edenler, nafaka yoksunlarından imansızlar yok değildir elbet ve hedefimiz kişiler değildir. Çünkü imanın kimde olduğunu ve kimin akıbetinin güzel olacağını bilen sadece Allah’tır. Yukarıdaki iki grup arasında sıfatlarla ayrım yapmaktaki maksadımız bir ön fikir vermekten öte değildir. Ve lakin Kur’an hem geçmiş zaman hem şimdiki zaman kafirlerini alenen gözler önüne seren baştan sona mucizevi bir kutsal mesajdır.

İnsanların pek çoğunun; kâfir ile müşrik, tevhid ile şirk, kader ve kaza, tevekkül ve kader, münafık ile mürai arasındaki farkı bilmediği, dini namazdan ibaret sananların, iman etmeden, Kur’an’ı anlayarak okumadan Müslüman olunamayacağını bilmeyenlerin çoğunlukta olduğu bir toplumda Kur’an’ın nurlu hidayetinden nasiplenmek elbet çok az kimseye nasip olacaktır.

Daha her rekatta okuduğu Fatiha’nın manadan ve o sure ile Rabbine verdiği sözden habersiz olan insanlık iman etmenin çok ötesindedir. Ama kullar kendisini kandırmakta, iman ediyormuş gibi yaparak hem kendilerini hem etrafı kandırma gayretindedir. Oysa bunun adı ŞİRK’tir ve şirk affedilmeyecek tek suçtur.

Kur’an’ın savaşı iman etmeyenle, namaz kılmayanla değil, şeytana tapan, şirke batan, zulmedenlerledir. Çünkü Kur’an dini tevhid ve şirk olmak üzere ikiye, insanları iman eden ve etmeyen olarak ikiye ayırır. Bu şu demektir;

Hak yolunda tarafsız olmak, habersiz olmak, bilmemek, oyuna katılmamak yoktur. Hayata gözlerini açan herkes dünya sınavında taraf olmak, doğru tarafta yer almak zorundadır. Çünkü herkes daha doğmadan doğru tarafta olacağına dair Yüce Allah’a söz vermiştir ve kıldığı her namazda da bu sözü tekrar eder. Sözüne sadık olmayanların, oyunu kuralına göre oynamayanların, sınırlara riayet etmeyenlerin, sınavın hakkını vermeyenlerin akıbetinin ne olacağı ise malumdur.

Ama şeytan sinsi ve şehvet kokuludur. Makamları, mevkileri, altınları, şehvetli dakikaları yığar imansızlar üzerine ve egemenlik tahtına oturmak ister. Kendisi Allah’ı bilir ve korkarken, askerlerine Allah’ı inkarı, kendisini onunla ortak tanımalarını emreder. Bazen para olur şeytan, bazen bir cezbedici kadın, bazen bir koltuk, bazen de en yakın bir arkadaş. Ama her durumda kandırır ve saptırır. Çünkü onun görevi ve maksadı, ahdi ve gayreti budur. Başkaca davranması zaten mümkün değildir.

Oysa insan iyilik üzere kılavuzlanmış ve şeytana uymamakla emrolunmuştur. Şirk bu yüzden affedilmeyecek tek suçtur. Çünkü şirk isyan ve haksızlık, zulüm ve terbiyesizliktir.

Dünya hayatına, paraya, mevki ve makama, kadına, uyuşturucuya, harama tabi hayatların bahtsız sahipleri ve numara yapmakta marifetli münafıklar güruhu şunu akıldan çıkarmamalıdır ki zerre kadar yapılan ve yapılmayan her şeyi gören ve bilen vardır ve O Allah’tır. Her şeyin kaydı tutulmakta ve ahiret tartısı hanesine not edilmektedir. İkinci hayata gözünü açan kul bunları elbet görecek ve maalesef o vakit geç olacaktır. O gün şeytan bile kaçacak delik arayacak ama kaçamayacaktır.

Sözün burasında bir büyük tehlikeden daha dem vurmak gerekir ki o da şudur; dinin özüne temas edemeyen, Kur’an yabancısı topluluklar ve özellikle diğer dinlere tabi olanlar ve her dini reddedenler tarafından Yahudilik, Hristiyanlık gibi semavi dinler İslam’ın rakibi, değişik versiyonu, o coğrafyalara ait kısmı gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Şunu çok açıkça vurgulamak gerekir ki islam’dan başka din yoktur. Kur’an nuzül olduktan sonra hala diğer dinlere tabi olanlar ile dini reddedenler arasında nokta kadar fark yoktur hatta reddedenler sadece kâfir olmakla kurtuluşa daha yakınken diğer dinlere tabi olanlar şirke batmış haldedir.

Böyledir çünkü teslis veya Üzeyir Allah’ın oğludur, melekler Allah’ın kızlarıdır temalarıyla süslü, insan eliyle şekillenmiş, tahrif edilmiş bu dinlere Kur’an İslam’ından sonra hala inatla tabi olmayı sürdürenler öncelikle Allah’ı, sonra Kur’an’ı ve Peygamberi Hz. Muhammed Mustafa (sav)’yı reddetmiş olmakla sayısız inkar ve küfre imza atmaktadır.

Müslüman için bunlar kardeş, arkadaş, ortak, iş ortağı, komşu filan değildir. Şüphesiz iman etmek istemeyenler iman etmeyebilir ama itirazımız şunadır ki toplumda oluşturulan algı yani ‘İslam muteber üç dinden biridir’ yanılgısı yanlıştır. İslam tek dindir, diğerleri demode, makbul olmayan, geçerliliğini yitirmiş dinlerdir ve bu yüzden de kul batının ve şeytanın kışkırtmasıyla diğer dinlere yanaşmaktan ve tabi olmaktan sakınmalı, o din mensupları kendisine zulmetmediği sürece cihada yeltenmemeli ve düşmanlık etmemelidir. Bu saygı onların dininin geçerli saygınlığına değil, onların hayatlarına saygıdır ve Allah emridir ama hak ve hakikat olan İslam’dır, Kur’an’dır, Hz. Peygamberimizdir.

Demek ki hayat başlamadan bizlere öğretilen Kur’an şu mesajı çok net vermektedir ki Allah’tan başka ilah yoktur ve şeytanın ahdi insanı Allah’ı anmaktan uzaklaştırmaktan başka bir şey değildir. Herkes taraf olmak ama doğru tarafta olmakla mükelleftir. Diğer dinler, dinsizlikler, dini sosyal hobiye çevirmeye çalışmalar, münafıklıklar hepsi şeytanın oyun ve hileleridir ve zinhar kanmamak gerekir.

Aslolan Allah, Kur’an ve Peygamber rehberliğinde ihsan, hidayet, hikmet yolculuğudur ki Yüce Allah kendisine bir adım yaklaşmak isteyene pek çok adım yaklaşır. Allah herkese gün içinde sayısız iyilik ve kötülük yapabilme fırsatı tanır. Yüce Allah herkesi cennetlerine almak ister.

Ama Allah affetmeyeceği ve şefaat etmeyeceği hata ve günahlara karşı da azabı çetin olandır.

En büyük marifet, kulun hata ve kusuru olsa da, Allah rızasına nail olabilmesidir. Bu hedef yaşam gayemizdir.

Allah’ın emri, Kur’an’ın işareti, Peygamberimizin nasihati hep budur. Bu aşk dışındaki tüm sevdalar yalandır, sahtedir, şeytanidir.

Rabbim herkese gerçek aşkı, ilahi aşkı nasip eylesin.
Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir