Anasayfa / İMAN ESASLARI / Kalbin sesi / Hayatı geriye doğru yaşamak
imanilmihali.com
Hayatı geriye doğru yaşamak

Hayatı geriye doğru yaşamak

Hayatı geriye doğru yaşamak

Hayatı tertsten yaşamak yazımızda ahiret yurdundan geriye doğru başlayan hayali safahatımızı zikretmiş, akibetlerin durumlarına göre o akibete mahkum olanların bu dünyadaki yaşamlarından örnekler vermiştik. Bu yazımız da aslen aynı konuyla alakalı olmakla birlikte maksat biraz daha farklıdır ve bu dünyada süregelen rezilliklerin azaltılması hedef alınmaktadır. Şöyle başlayalım.

Cehennemliklerin halleri

Milyarlarca insan (gelmiş geçmiş 107 milyar insanın yaklaşık 106 milyarı) cehennemlerde kavrulmakta, azaplarla kıvranmakta ve acı feryatları ile pişmanlıklarını ve öfkelerini kusmaktadır. Bu kadar çoktur çünkü İblisin insanları imandan uzaklaştıracağına dair ahdinde malesef haklı çıktığını bildiren Yüce Allah’tır. Baş tagutları iblis en dipte, hemen yanlarında zincirlenmiş olarak şeytanın soyu, askerleri ve müşriklikte önde gidenler, hemen yanlarında zulmedenler, şeytanlaşanlar, rahmet ve merhametten yoksunlar, kamu ve kul hakkı yiyenler, münafık ve mürailer olmak üzere kalabalık bir nankör ve isyan çetesi ateşlerin en yoğunuyla ölüp ölüp dirilmekte, derileri yakan alevin iç karartan kokusu göğe yükselmektedir.

Çoğunluğu kadınlar (zaafları ve düşkünlükleri sebebiyle) olmak üzere (Peygamberimizin hadisi öyledir ve bu kadın nüfusun ahir zamanda erkeklerden daha da fazla olacağına da bir işarettir) birbirini ezen, birbirini suçlayan, birbirlerine lanet okuyan milyarlarca insan yemek yerine irin, su yerine dışkı içmekte, boğazları yakan kaynar sularla acı doruklara varmaktadır.

Cehennemlikler buraya sorgudan gelmiştir ve orada hakikati görüp, kendilerine bu dünyada sağ (düzgün görülenlere) kandıklarını mazeret edip aldanmışlık ve aptallıklarını cehenneme siper etmek istemiş ama kalpleri bilen Allah’ı kandırmamışlardır.

Ateşe mahkum olanların kimisi ebediyyen kimisi belli bir vakte kadar bu kızgın ızdıraplara mahkum olmakla dünyada yapıp ettiklerinin karşılığını aldıklarını bilmekte, her şeyi hatırlamakta ve eziyet edip horladıklarının cennetlerde ferahlamakta olduklarını bilmektedir.

Bu akibetsizler sürüsü dünya malına tamah etmekle, sınavı anlamamakla, kanmakla, zulmetmekle, Kur’an’ı hiçe saymakla, Kur’an’ı okumamak veya anlamadan okumakla neler kaçırdıklarına hayıflanmakta, Peygambere itaat etmemekle nasıl bir gaflete düştüklerine binlerce kez lanet okumaktadırlar.

Zekatı reddeden, ata kabullerine sığınan, servetleri haramla yığan, servetle şımaran zenginler, estetik güzelleri, siyonist hahamlar, para ve hayal tacirleri, zevk satanlar, hırsızlar, yalancılar, zalimler, firavunlar, bedeniyle para kazananlar, sinsi münafıklar, riyakarlar, namussuz ve şerefsizler, kız çocuklarını diri diri gömenler, ölçü ve tartıda hile yapanlar, yetim hakkı yiyenler, gıybet ve dedikodu edenler, fal ve sihre inananlar, kumar tutkunları, şarapla raks edenler, kötü çığır açanlar, dini çıkarlarına alet edenler, dine ve Peygambere yalan söyletenler .. vs. hep buradadır.

Bunlar iblisi ve soyunu kendilerini kandırmakla suçlar ve Yüce Allah’tan onlara iki misli ceza ve azap vermesini dilerlerken, Yüce Allah önde giden kafir ve müşriklere kanmış olmaları nedeniyle aldatan ve aldananların hepsine aynı cezayı, azabın en şiddetlisini uygulayacağını haykırmaktadır.

İblis uzak köşeden kanmasaydınız diye seslenmekte, akılınızı kullansaydınız ya demektedir.Vaadinden caydığını, kimseyi zorlamadığını söyleyen iblis aynı zamanda kendisine kananlardan şikayetçi olmakta ve kendisini de azdırmakla suçlamaktadır.

İblis ve soyu, insan ve cinlerin kendisine ibadet edip medet umduğunun, ilahlaştırdığının farkında bile olmadığını söyleyerek niyetleri bilenin sadece Allah olduğunu, tek İlahın Allah olduğunu itiraf etmekle bunun aksini asla söylemediğini, insanlara zorla ve yalanla bir şey yaptırmadığını sadece süslü ve güzel gösterdiğini ama zalim ve aç gözlü insanın nefsine tutsak olarak kendisine tabi olduklarını savunmasında en başa yerleştirecektir.

Tabi ki bu savunma geçerli olmayacak lakin aldatan ve aldananlar aynı kazanda pişen yemek gibi sonsuza dek yanıp tutuşacaklardır. Müslüman, Hristiyan, Yahudi ve diğer dinlere mensup olup ta imandan nasipsiz olanlar ebediyyen olmasa da çok uzun müddet orada kalacak ve ıslah olana, terbiye edilene, arınana, Allah dileyene kadar orada cayır cayır acılardan acılara geçecektir. Teslise inanan müşriklerse cehennemin dibinde yahudi Pavlus’la yan yana azap çekecektir.

Cehennem azabı katmerli, seviyeli, rengarenktir ki her safhada, her katmanda başkaca acı ve pişmanlıklar acı olup yağmaktadır.

Ve uzaktan belki cennetliklerin hoş kahkahaları kulaklara geldikçe cehennemlikler dünyada kazandıklarının tamamını fidye vermek isteyecek ama kabul edilmeyecektir.

Cennetliklerin halleri

Kıyamet ve yeniden dirilişle gözlerini açan bir avuç (çoğu eskilerden azı yenilerden) müjdelere mazhar imanlı kul için ahiret yurdu sevinçlere ve minnetlere vesile olacaktır. Meleklerin eşliğinde, dört yanlarından nurlar dökülerek sorgu alanına gelen iman sahipleri, tartılarında mutlu olacak, dünyada yaşadıkları doğru ve güzel hayat için, yaptıkları iyilik ve gösterdikleri merhamet için, iman ve ibadetleri için, salih amelleri ve selim kalpleri için, akılı kullanıp kanmadıkları için, fıtri misaka hep saygılı kaldıkları için, dünya malına ve şeytan işi pisliklere tabi olmadıkları için, hak yemedikleri, zulmetmedikleri için, Kur’an’ı anlayarak okuyup rehber edindikleri, Peygamberin örnek Kur’an ahlakını kendilerine benimsedikleri için, çevreye, tabiata, canlılara ve varlıklara saygı ile yaklaştıkları için, şükür, tevbe, dua ve tefekkürden uzaklaşmadıkları, tevekkül ettikleri, derin derin yaratılışı düşünüp korku ve sevgiyle Allah’a yönelebildikleri için müjdeleneceklerdir.

Cehennemim koyu kalabalıklarına rağmen imanlı kalplerin sorgusu kolay olacak inşallah imanlarının bir armağanı olarak küçük ve hatta büyük günahları Allah’ın rahmeti ve şefaati ile yok olacak, arınmış ve pisliklerden sıyrılmış olarak cennetlere yolculuk edeceklerdir. En başta Peygamberimiz olmak üzere mü’minler kol kola cennetlere yürürken, dualar, şükürler, tesbihler göğe yükselecek, cehennemlikler hayran hayran izlerken, A’raftakiler gıpta ile bakarken, melekler mü’minlerle bir sevinç gözyaşları dökerken cennet kapılarına varılacaktır.

Cennet bekçileri selam ve saygı ile bu grubu karşılayacak ve hoşgeldiniz diyecektir. “Artık güvendesiniz. Dünyada yaşadığınız düzgün hayat, yaptığınız iyi işler, kalplerinizdeki iman ve Allah’a ortak koşmamanızın ödülü olarak buyrun cennet kapılarından geçin.”

Cennetler tehna olacaktır çünkü insanların çoğu iman etmeyecek, iman etse de şirke bulaşmadan iman edemeyecektir. Bu sayede de cennetlerin çokca nasiplisi olamayacaktır. Çünkü cennetler Yüce Allah aksini dilemedikçe sadece iman edebilenlerin ve imanın hakkını verebilenlerin, Allah’tan korkarım diyebilenlerin hakkıdır.

Cennetlere girebilenler orada sayısız ve emsalsiz nimet görecek, Allah’ın vaadinin hak olduğunu bir kez daha anlayacak ve secde edecektir. Her birine hayalince, daha da fazlasıyla esenlik ve huzur nasip olacak, sayısız nimetler etraflarında dolanırken, sonsuz hayatın saadeti kalplerine dolacaktır. Tamamı şöyle diyecektir ki “İyi ki Allah yolundan ayrılmamışız ve iyi ki şeytanlara kanmamışız! Bize bu imanı ve temiz nefsi veren Rabbimize şükürler olsun!”

Şehitlerle, sıddıklarla, salih kullarla, peygamberlerle komşu olacak mü’minler, ilk insan (Adem Peygamber (as)) ve eşinin şeytana kanarak kovuldukları cennete varis olarak geri dönmenin mutluluğu ile gölgeliklerde serinlerken, kevserden yudumlayacak, sonsuz mutluluğun şükrüne varacaktır.

Cehennemliklerin dünya halleri

Azap denizinde yüzmekte olan cehennemlikler kurtulmak için mal ve servetlerini, nüfus ve sahip oldukları her şeyini fidye vermek isteyecek ama kabul edilmeyecektir. Oysa o sahip oldukları şeyler için yaktıkları canların, yedikleri haramların, üzdükleri insanların, kırdıkları kalplerin, işledikleri günahların haddi hesabı yoktu.

Dün kadar yakın zamanda bir tutam para için canlar almakta, kamu malına abanmakta, yetim miraslarına çökmekte, ağaçları eksip arsa yapmakta, deniz ve derelere zehirli fabrika atıklarını salıvermekteydiler ve o zaman hesaba da mizana da inanmıyorlardı. Onlar daha dün taciz ve tecavüzleri ile doruklara çıkıyor, gıybet ve iftira ile çıkar sağlıyor, işlerine gelmeyen düzgün insanları karalıyor, yalan ve tuzaklarla, hile ve entrikalarla halkı aldatıyorlardı.

Dün, şeytanın kuyruğuna takılmış, iman nedir, ibadet ve ahlak nedir bilmeden, dindar olanlarla alay ederek, dincilik ederek, ayetlerle alay ederek, camileri beyin yıkama yeri görerek, Kur’an’ı anlamadan okumayı emrederek, batılı güzel gösterip haksız ve adaletsizi egemen kılarak, sınır tanımayarak, şarap denizlerine dalarak, şehvetin pis ve çirkin olanına, hırsın ahlaksız ve yanlış olanına, affa düşmanlığa tabi olarak cahil, aceleci, nankör bir hayat sürüyorlardı.

Dün, faiz haramdır yalanı savurup tefecilik yapmakta, haksız para kazanmakta, hortumlamakta, kandırmakta, spekülasyonlarla dolandırmakta, hayali ticaretlerle vurgunlar yapıp, hayali ticaretler zinciriyle vergiler kaçırıp zekatı külliyen inkar ediyorlardı.

Başları secdeye değmeyen, değse de huşuyu yakalayamayan, riyakar ve gösteriş meraklısı bu grup münafıklıkları ile servetler yığma peşindeydi. Menfaati uğruna ikide birde döneklik eden mürailer dinlerini ve imanlarını menfaat rüzgarlarına göre ayarlamakta, kafirler inkar ve isyanda zirvelere çıkmakta, dünya malına tapmakta, nefse köle olmakta, kişileri ilahlaştırmaktaydı. Yine bunlar daha dün müşriklerle kol kola sahte ilahlara taparken, dini reddetmekte, fıtri misakı yok saymakta, dünyanın sınav olduğunu unutarak azgınlıkta sınır tanımaz haldeydiler.

Bunlar çok değil daha az bir zaman önce tevbeden kaçarlarken, ahirete de inanmıyor, melekleri, gaybı, kaderi, ruhu yok sayıyorlardı. Bunlar eşcinsellikte, oğlancılıkta, sübyancılıkta, şehvet delisi halleriyle ahlak ve korku bilmeyen azgınlardı, muta nikahı ile Allah’ı kandırmak gafletindeydiler ve haklara tasallut etmekten de çekinmiyorlardı.

Bunlar tarikatler, hizipler, fıkralar ve cemaatler yoluyla dini bölmek, ötekileştirmek, kendilerinden olmayanları dinsiz ilan etmek, kendilerini seçkin kul göstermek ama öte yandan Kur’an’ı tarikat kapısından sokmamak, şeyhi peygamberleştirmek, mişnaları ve şıhları Kur’an ve Hz. Peygamberin üstüne yerleştirmek ve bu sayede kafirlerle işbirliği içinde servet yığmak hevesindeydiler. Bunlar şirke battıklarının farkında bile olmayanlardı.

Dini kullanarak Allah ile aldatan bu zalimler, cehenneme gitmeyeceklerine, günahları çok olsa da elbet birilerinin kendilerini kurtaracaklarına inanıyor, ahiret sorgusundan bu endenle korkmuyorlardı. Tabiatı kirleten, yaşamı zorlaştıran, çirkinliğe hizmet edip şeytanlaşan bu cehennemlik grup daha dün iman denen lezzeti inkar edip, iman edenlerle alay ediyordu.

Haramla yığdıkları servetlerine “İslamda zenginleşmek yasak değildir” kılıfı uydurup, hediyeleşmenin (!), akrabaya iyiliğin (!) günahlarını da yığıp lüks ve israf denizlerinde o.rospularla yüzüyorlardı. Kadına ve çocuğa, mahlukata ve tabiata zulmeden, hak ve adalete düşman olan, takiyyelere sığınan, sıkça tekfir eden, şekilci İslamı din diye yaşayan, hurafelerden beslenen, rivayetlere sığınan, Peygambere uydurma hadisler yoluyla yalan söyleten, tarikatleşen, Allah’ın dinini sayısız parçaya bölen bu gafiller daha düne kadar Allah’ı sevmiyor, Allah ile aldatıyor ve Allah’tan korkmuyorlardı.

Cennetliklerin dünya halleri

Az biraz rızıkla karnını doyuran, haramdan korkan, minnet ve nimeti sadece Allah’tan bekleyen, SADECE ALLAH DİYEBİLEN, sınavı idrake dip tüm kalbiyle Allah’a yönelen cennetliklerin dün yaşamları fakirlik ve acılar içindeydi. Tamamına yakını yoksulluk ve muhtaçlıkla, ezilmek ve horlanmakla yüz yüze mutsuz ama umutluydu.

Cennetlikler hesap ve mizanın elbet yaşanacağına, Allah’ın rahmetinin asla eksilmeyeceğine, hesap sorulacağına, haklarının kendilerine mutlaka iade edileceğine inanıyorlardı. Onlar ahirete iman ediyor, doğru yolda kalmaya gayret ediyor, yalan ve iftiraya, açık aramaya, gıybet ve iftiraya bulaşmıyorlardı.

Namus, şan ve şereflerini Kur’an’a endeksleyen bu grup daha dün fakir ama namuslu bir hayat sürerken ellerinde olan azıcık şeyi de başkalarıyla paylaşıyor, sokak hayvanlarına yardım ediyor, ağaçlara su veriyor, yolda kalmışlara, aman dileyenlere, dilenenlere yardım ediyor, komşusu açken kendisi tok yatmıyordu.

Yetimleri seven, affeden, hoşgörü gösteren, merhamet eden, Allah’ın sınırlarına, emir ve yasaklarına riayet etmeye gayret eden cennetlikler, acılara, yokluklara, zulümlere, hastalıklara, fakirliklere sabredip, hallerine şükredebiliyorlardı.

Peygamberimizin örnek Kur’an ahlakını düstur edinen cennetlikler dünya yaşamlarında yasaktan, çirkinden, haramdan, batıldan, hurafelerden, şeytan işi pisliklerden sakınıyor, aldatmamaya ve aldanmamaya gayret ediyordu.

Cennetlikler, fıtri misakta verdikleri “Allah’tan başka ilah tanımayacaklarına ve Allah’ın gönderdiği Kitap ve Peygamberlere iman edeceklerine” dair yeminlerini tutmaya çalışıyor, şeytanlara kanmamaya yemin ediyorlardı. Nefislerini terbiyeye uğraşan, nefislerini temizlemesi için sıkça Allah’a dua eden, iman dilenen, salih kullarla bir yaşayıp ölmeyi arzulayan, sırat-ı mustakim üzere kalmayı dileyen, doğrulukta sebat eden cennetlikler, ibadet, ahlak ve amellerini İMAN temeline yaslayan sadık ve sıddık kullardı.

Cennetlikler daha dün ilmi ve vahyi bir arada yaşayan, beşer olmanın gereklerini idrak eden, aklı “Allah’ı, dini ve imanı bulmada” aracı kılan, şeytani heveslerden sakınan, hak edilmeyenden, ter dökülmeyenden uzaklaşan, şüphe ettiklerinden dahi uzak duran, kafirlerle, müşriklerle oturup kalkmayan, onlarla iş yapmayan, sohbet etmeyenlerdi.

Cennetlikler, medeti, rızkı, nimet ve şifayı Allah’tan bekleyen, aracı ve şefaatçilere kanmayan, ölülerden medet ummayan, yedek ilahlar icat etmeyen, varlık, kişi, ibadet, nefis, tesettür, şeytan, para ve dünya malı putlarına tapmayanlardı.

Cennetliklerin gönül tahtasında sadece Allah’ın ismi vardı ve onların yaşamları da, ecelleri de sadece Allah içindi. Şehit olma arzusuyla yanıp tutuşan, şehitleri aziz bilen, atalarına saygıda kusur etmeyen, ahde vefada hata etmeyen, millet ve vatanını seven, haya eden, utanan, sıkça tevbe ve istiğfar eden, Allah’tan başkasından korkmayan ve sadece Allah’a tevekkül edip güvenen cennetlikler dün, bir lokma ekmekle karın doyururken nimetlerden sorulacağımızı bilip şükrediyordu.

En büyük nimet olan Kur’an’ı anlayarak, kendisine vahyediliyormuşcasına yavaş ve hazmederek okuyan, sonra okuduklarını düşünen ve idrak eden, sonra hayata rehber eden mü’minler ibadet etmekle kalmayıp imanla yaşamayı tercih ediyorlardı. Bunlar Kur’an’ı ölüler kitabına, dua kitabına çevirmeyenlerdi. Bunlar kutsal olanın arapça değil Kur’an’ın ilahi mesajları olduğunu bilenlerdi.

Cennetlikler bu dünyada bolca zekat veren, ibadette devamlı olan, salih ameller ve hayırlarda yarışan, düzgün Kur’an ahlakı sahibi kimselerdi ve bunlar kainata, tabiata, Kur’an’a bakıp Allah’ın ayetlerini her yerde görebilenlerdi.

Cennetlik mü’minler, canları pahasına namus ve imana sadakatten ayrılmayan, paraya tamah etmeyen, dünya malına aşırı meyletmeyen, serveti kalp zenginliğinde bulan, evlatlara en iyi miras olarak terbiye bırakanlardı.

Bunlar, açtıkları iyilik ve güzellik yolunda ışık saçan, gelecek nesillere de iyilik aşılayan, hayırlarda yarışan, şerlere düşman olan, yılmadan ve korkmadan şer ve şeytanlarla mücadele edebilenlerdi. Bunlar, cihadın Allah yolunda verilen her türlü mücadele olduğunu bilen ve cihadın mükafatını anlayanlardı.

Cennetlikler, Allah’tan başka ilah tanımayan, sadece Allah’tan bekleyenlerdi ve onlar ahirette müjdelere ermek duasında olanlardı.

Netice;

Bu dünyada yaşayan herkes, sadece yaptıklarından, söylediklerinden, niyet ettiklerinden mesul olarak ahirete intikal edecek, ama ecelle ama kıyametle her nefis mutlaka ölümü tadacaktır. Bu, fani hayatın vedasıdır ve asli hayat yeniden dirilişle başlayacak, hesap ve mizan hak olarak elbet yaşanacaktır. Çünkü Allah’ın vaadi haktır.

Azap ve vebal kötü, cennet müjdeleri sonsuzdur. O halde akıl ve kalp iyilik ve güzelliği emretmeli, şeytanlara kanmamayı öğütlemelidir.

Şefaat sadece Allah’ın razı olduğu kullarca dilenilebilecek ve sadece Allah’ın razı olduğu kullara uygulanacaktır. Aracı, affedici başkaca birileri asla yoktur, olmayacaktır. Çünkü din sadece Allah’ın, din günü sadece Allah’ındır.

Şeytanlar, iblisler, cinler, kara kalpliler, fırsatçı nankörler, yalancı sahtekarlar, dinci yobazlar, münafık ve müşrikler kulları kandırmaya ve imandan çıkarmaya gayret edecek, ama insan direnecek ve teslim olmayacaktır. Sınav, Allah’a verdiğimiz sonsuz sadakat sözünün tutulması, imana sarılma ve adam gibi yaşama sınavıdır.

Dünya ahiretin tarlası olarak sınavın kendisidir ve ahirette sevap kazanma ve günah işleme hak ve imkanı olmayacaktır.

Allah, haklerin karşılığını zerrece haksızlık olmadan verecektir. Ve o niyetleri dahi bilendir. meleklerin, insanların hatta peygamberlerin şahitliği dahi sadece görünene aittir ama niyetleri bilen Allah riyayı da gerçek imanı da bilendir.

İnsan ruhlar aleminden başlayan yoculuğundan sonsuz hayatın sonuna kadar tek bir yaşam sürer ve insan ölümsüzdür. Ruhun bedene girmesi, dünya sınavın atabi tutulması, akabinde ecelle sözde ölmesi (ruhun bedenden kısa süreliğine ayrılması) yeniden dirilişle ruhun bedene geri dönmesi, sorgu ve akibet bir bütündür ve ahirette herkes bu dünyada her yaptığını bilip hatırlayacaktır. Bu nedenle insan ölümsüzdür ve bu Allah dileyene kadar da devam edecektir.

O halde başkaca bir başlangıç, yeni bir oluş veya bir başka sınav olmayacaktır. Mecut sınav adildir, haktır, açık ve kolaydır. Kitaplar açık bir sınavdır bu ve tüm sorular Kur’an’dandır. O halde makul ve şart olan Kur’an ile sınavı anlamak, anlamak için de anlayarak okumaktır.

Allah’ın farz ve vacipleri sadece Kur’an’dadır çünkü din sadece Allah’ındır. Peygamberimizin yorum ve açıklaması davet ve tebliğin kaçınılmaz bir şartıdır lakin sadece sünnettir, izahtır, örnek uygulama şeklidir. Nitekim sünnetin dindeki tarifi “yapıldığında sevap, yapılmadığında günahı olmayan” şeklindedir. Oysa vacip yapılmaz ise günahı vardır ve farz yapılmaz ise bunun sonu fenadır.

O halde akıllar ve kalpler evvela farzları anlamalı, vaciplerini yerine getirmeli, imkan ölçüsünde nafile sünnetlere yönelmelidir. Dinde zorluk ve zorlama yoktur. İslam kolaylık ve kolaylaştırma dinidir. Zorlaştıranlar, arapçaya mahkum edenler, meal ve tefsirlerde oytun oynayanlar, ilham ve rüya yoluyla ilahi kattan haber aldıklarını duyuranlar sahtekar dincilerdir ve yerleri cehennemin en ateşli odalarında çoktan ayrılmıştır.

Yüce Allah, kullarını seven, yeryüzüne ve cennetlerine varis kılandır. O, herkesin akibetini bilir lakin O’nun bilmesi bizim için haksızlık ve adaletsizlik asla olamaz. Çünkü bizim irade ve isteğimiz sorumluluğumuzdur ve egosunu yüceltmekte hünerli insan isteyerek yaptığı hiçbir şeyin vebalinden de sıyrılamaz.

Özgür irade vebali, vebal sorguyu, sorgu neticeyi zorunlu kılar ki din bunların tamamıdır.

Şan ve şeref Kur’an’da, gerçek servet kalplerde, esenlik ve kurtuluş Kur’an’da, cennetlerin anahtarı iman denen lezzettedir.

Rabbim herkese, her zaman, her yerde imanı ve temiz nefsi, şeytanlara aldanmamayı, aldatmamayı nasip etsin,

Rabbim, kullarına iman yolunda, Kur’an ve Allah hizasında, Peygamber çizgisinde yaşamayı nasip etsin,

Rabbim, imanlı kalpleri cennetlerinde gölgelendirip, imansız kalpleri cehennemlerde kül eylesin. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Mavi kelebekler, Srebrenitsa ve 11 temmuz 1995

Mavi kelebekler, Srebrenitsa ve 11 temmuz 1995

Mavi kelebekler, Srebrenitsa ve 11 temmuz 1995 BOSNA’DA TOPLU MEZARLARI ORTAYA ÇIKARAN MAVİ KELEBEKLERİN HİKAYESİ ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir