Anasayfa / İMAN ESASLARI / Allah'a iman / Hayatı tersten yaşamak
imanilmihali.com
Hayatı tersten yaşamak

Hayatı tersten yaşamak

Hayatı tersten yaşamak

Yaratılış yani fıtrat Yüce Allah’ın sonsuz ilmi ve kudreti ile var olmuş akıl üstü bir kavramdır. Bir şeyin yoktan var edilmesi, bir şeyin başka bir şeye dönüşerek var olması veya var olan bir şeyin öldükten sonra yine yaşamaya devam etmesi gibi hayata ait pek çok şey bizler için muamma, Allah içinse çok kolaydır.

İman, doğumdan öncesiyle, ölümden sonrasıyla hayatın ve zamanın tüm parçalarına inanmayı ve tümünün belli bir gaye için ve belli bir süreliğine ortak ve tek bir yaratıcının elinden çıktığını kabulü gerektirir.

Yaşayanlar için doğum öncesi unutulmuş ve ölüm sonrası bilinmez haldedir. her ikisi de gayba ait görünen bu meselelerin aslında çok zor olmayan bir idraki vardır ve Yüce Allah’ın her şeye gücü yeten olduğunu bilmek bu idraki anlaşılır hale getirir. Bunu bizim algılıyamıyor olmamız inkarı gerektirmez ve zaten iman görmeden sadece Allah öyle buyuruyor ve Peygamber öyle tebliğ etti, Kur’an öyle yazıyor diye inanmanın diğer adıdır.

Gayb iki türdür ki teki zamanı gelince bilinecek ve diğeri insanlarca asla bilinmeyecek hallerdir. Lakin gaybın bizlerce bilinemiyor olması, gaybın inkarını asla gerektirmez. Çünkü insan denen varlığın iki boyutundan birisi akıl ise diğer parçası kalptir.

İnsanlar görmeden inanmak durumunda oldukları ahiret hayatına dair meselelere kafa yorarak bir yerlere varmak gayesindedir ama Yüce Allah’ın buyurduğu gibi gaybın, kaderin, ruhun ve berzah ötesinin bilgisi sadece Allah’tadır ve insanlara sadece az bir bilgi verilmiştir. Ama bu bilgilerin azlığı onlara itimada yeterlidir.

Gaybı daha iyi anlayabilmenin en iyi yolu ise dini tersten yaşamak yani gidilecek yeri anlamak yerine faraza gidilmiş bir yerden geri dönenlerin bu hayata geri dönüşü şeklinde bir zaman yolculuğunu hayal etmektir. O takdirde pek çok soru da cevabını bulacaktır.

Söz gelimi cennetlerin yedi katındaki mü’minlerin, cehennemin yedi katındaki kafir ve müşriklerin, bir an zamanı geriye sararak bu dünyaya geldiklerini farz edelim. Onların o mükafat veya cezaya tabi hallerinin tarlası dünya olduğuna göre çıkaracağımız sonuç şudur ki bu dünyada onların yaptığı veya ihmal ettiği şeyler akibetlerinde etkili olmuştur.

Cehennemliklerden başlayacak olursak; orada sayısız azap ve acıya muhatap kılınan zalimlerin, kafir, münafık ve müşriklerin, Allah’ın sonsuz rahmetine rağmen cezalandırılmış olmaları bu dünyada çok büyük hatalar yapmış olduklarını gösterir.

Öte yandan cehennemliklerin sınıf, millet, ümmet gibi halleri de genel bir kanı verir ki cinsiyet, yaş, ten renginin önemli olmadığı aksine orada sadece bir tek şeyden “imandan” dolayı azaba mahkum edildikleri anlaşılır. Affa, rahmete ve tevbesizliğe rağmen onların acılara teslim edilmesi ise dünyada işledikleri günahların büyüklüğünü gösterir. Cehennemliklerin yanı başında azabın en çetinine muhatap kılınan şeytanların varlığı da bu mahkumiyete layık olanların şeytanlarla bir ve ortak kadere muhatap olduğudur. Cehennemin süre ve şeklini elbet bilemeyiz ama şu kesindir ki müşrikler yani şirk dini mensupları orada en dipte, münafıklar hemen üstte ve kafirler daha yukarıdadır. Azabın derecesi de daha derin cehennemlerde artmaktadır. O halde günah ve inkarın boyutu ile cehennem derinliği eş orantılıdır.

Doğrusunu Allah bilir ama orada ateşler, soğuk eziyetler, açlıklar, pislikler, korkular, vehametler, halusinasyonlar, iğrenç içecekler bir aradadır ve dünyada popüler ve iyi bilinen çoğu insan bile oradadır.

Bu insanların oradan alınarak, zamanı geri sararak dünyaya geldiğini farz edersek karşımıza şöyle bir tablo çıkar ki bunların müşrikleri yalan yere iman ederek, zulmederek, Allah’tan başka ilahlar da edinerek ilahi iradeye isyan etmiştir. Münafıklar sahte imanları ile dünyalıklarını arttırmış ama yine sahte imanları yüzünden cehennemin dibine gönderilmiştir. Kafirler ise cehaletle ve açgözlülükle kurdukları sanal dünyalarında inanca yer vermeyerek sonlarını kendileri hazırlamıştır. Tamamının önünde Kur’an duruyorken, Peygamberimizin sünneti biliniyorken bunların bu halleri cehaletle bezenmiş bir zulümdür. Bu zulmü onlar kendi elleriyle kendileri aleyhine hazırlamıştır ve dünyaya meylederek ahireti unutan bu insanlar servet ve eğlenceleri hayatın gayesi kabul etmiş, mal ve evlat yarışına girmiş, atalarından öğrendikleri yanlış bilgileri dinin ve Kur’an’ın üzerine çıkarmış, para, makam ve kişileri, varlıkları, nefis ve şeytanları kendilerine ilah yaparak sapmışlardır.

Bu insanlar Allah’ın sınırlarına riayet etmedikleri, salih amel ve hayırda yarışmadıkları gibi asla tevbeye de sığınmamışlar, dua ve şükre tenezzül etmeyecek kadar böbürlenmişlerdir. Yine bunlar servet ve makamlarını kendi el emekleri sonucu sanan gafillerdir ki bu mal ve paranın muhtaçlara dağıtılmasını asla düşünmemişlerdir.

Bunlar, ister insan ister cin olsun, Kur’an’a kulak vermeyenler, nasihat almayanlar, ikazlara kulak asmayanlardır. Bunlar Allah kelamına hak ettiği değeri vermeyen kibirlilerdir ki onlar ahirette de aynı şekilde servete boğulacaklarını zannetmişlerdir.

Cennetin müstesna köşelerinde nimetlerle, hurilerle, müjdelerle gölgelenenlerin de zamanı geri sararak dünyaya geri geldiğini düşünürsek karşımıza şöyle bir tablo çıkar.

Onlar, bu dünyada tevazu ile yaşayan, iyiliği esas alıp kötülük ve zulümle mücadele eden, Allah’ın sınırlarına uyan, Allah düşmanlarına düşman olanlardır. Onlar, Kur’an’ı sadece dua veya ölüler kitabı yapmayan aksine hayata rehber edenlerdir. Bu güzel insanlar iman, ibadet ve ahlak ile bezenmiş salih amelleri hayata egemen kılma gayesindeki masum, dürüst, yardımsever, iyi kalpli insanlardır.

Bunlar günahları olsa da tevbe edebilenler, acizliklerini kabul edip secdede boyun bükebilenler, büyüklenmeyenler, Allah’tan gelene sabır gösterebilenlerdir. Bu insanlar mal ve servetin peşinde olmayan, dünyalıklara ve nefse mahkum olmayanlardır. Bunlar sadece Allah diyebilen ve sadece Allah rızası için yaşayabilenlerdir.

Yine bunlar şeytanlara uymayan, şeytanları düşman bilen, sahte ve batıl putlara teslim olmayanlardır. Bu insanlar ten, cins, milliyetleri ne olursa olsun, rahmete mazhar olabilmiş, iyilikleri sadece kendileri için değil tüm insanlık için tercih etmiş olanlardır. Akraba ziyaretlerinden, hasta ziyaretlerinden, sokak hayvanlarına yardımdan, muhtaçlara yardım eli uzatmaktan asla vazgeçmeyen ve bunu sadece Allah hakkı için yapabilmiş olanlardır. Bunlar tüm amellerinde niyetleri has olanlar, riya, gösteriş ve kibre hayatlarında yer olmayan doğru sözlü insanlardır.

Bu güzel insanlar anne babalarına, evlatlarına, etraflarına hak yemeden, haksızlık ve adaletsizlik etmeden, hoşgörü ile davranabilenlerdir. Ama aynı zamanda bunlar Allah yolunda zalimlere cihad edip, Allah yolunda ölmeyi bile göze alanlardır.

Cehennemlikler dünyada yaşarken teröre, şiddete, taciz ve tecavüze meyilliyken, cennetlikler sadece zulme karşı savaşmıştır. Cehennemlikler küresel dengeleri karartırken, tabiatı katlederken cennetlikler tabiatı korumak, yaşamın pınarlarını temiz tutmak hevesindedir.

Cehennemlikler beden, gösteriş, sükse, cinsellik, makam, şöhret, yaşlanmamak gayesiyle nefes alırken, cennetlikler ruhu, kalbi esas alarak hayata saygı duyan, ölümü son değil yeniden doğuş ve sonsuz hayata geçiş olarak görebilenlerdir.

Lüks ve israfa, estetik ve modaya, teberruc ve arsızlığa, rüşvet ve hırsızlığa, yetim hakkına ve kamu malı talanına, hayasızlık ve yalana, iftira ve tuzaklara, hile ve fesada tamah eden cehennemliklerin aksine cennetlikler yeryüzünde barış, huzur ve esenlik egemen olsun diye çalışanlardır.

Cennetliklerin yaşadığı ortama nur ve güzellik yayma gayretlerine karşılık, cehennemlikler hayatı karartmak, sorumsuzluğun ve kuralsızlığın egemenliğini savunanlardır. Cennetlik olanlar haramdan, zinadan, şeytan işi pisliklerden kaçınırken, cehennemlik olanlar kumara, tefeciliğe, evlilik dışı ilişkilere, çocuk ve kadınlara hatta erkeklere düşkünlük gösterenlerdir. Cehennemlikler helak edilen toplumlarca sergilenen tüm ahlaksızlıkları bizzat yaşayarak gösterenlerdir.

Cehennemliklerin en beterlerinin (Doğrusunu Allah bilir) hayatı ise imandan yoksun, ilahi kuralları anlamamış, Allah’ın yanına berisine yedek ilahlar koyarak (şirke batarak) din sömürüsü yapanlardır. Bunlar şeytana kul ve köle vaziyette tüm şeytanlıklara imza atarken şefaat, aracı, yardımcı belirledikleri kimselerle birlikte nafile hayallerle yaşamaktadırlar. Savaşları, açlıkları, zehirlenmeleri, adaletsizlikleri, zulüm ve şiddetleri, terör ve nifakçılığı çıkaranlar hep bunlardır. Müşrikler gibi kötü olan diğer grupta münafıklardır.

Cennetliklerin en güzelleri ise (Doğrusunu Allah bilir) dünyada iyilik yapmaktan çok kötülükle mücadeleye, ibadetten çok imana, faydasız ilimden ziyade aklın verilerine, koşulsuz teslimiyet yerine tevekküle değer ve önem verenlerdir. Çünkü onlar bilmişlerdir ki iman olmadan ahlak, ibadet ve salih amel sonuç vermeyecektir. İyilik sadece kendilerineyse değeri az ama herkeseyse yüksek olacaktır.

Özetle; bu masalımsı anlatımdan hangilerinin, hangi şartlarda, kimler için olduğunu sadece bilen Allah’tır. Burada yazılanlar sadece bir misal olsun diyedir. Olur ki bir kötülük binlerce iyiliği alır götürür ve olur ki bir iyilik binlerce kötülüğü siler yok eder. Yüce Allah dilediğini yapandır.

Lakin bilinen şudur ki Allah tüm kötülük ve günahları affedeceğini buyururken şirki muaf tutmuştur. Şeytan ahdinde insanları kandıracağına yemin etmişken Yüce Allah imanlı kalpleri koruyacağına ama öte yandan şeytana uyacaklara azap ahdetmiştir.

Bu şu demektir ki Yüce Allah her şeye kadirdir. Allah rahmeti sınırsız, azabı şiddetli olandır. Şeytan en büyük düşmandır. İnsan cahil ve nankördür. İman, Kur’an nimeti ile birlikte en büyük kurtarıcı kalkandır. Doğru ve esenliğe götüren yol sadece Allah yolu, Peygamber ve Allah ahlakının yoludur.

O halde yarınlarda cennet veya cehennemde olmak durumu çoklukla (Allah’ın hikmetinden sormak haddimize değildir) kulun kendi iradesinin ürünüdür. Yapılan tercihler kulun aklına ve kalbine bağlıdır, niyete bağlıdır. Allah niyetleri ve fikirleri de bilendir. Melekler şehadet etmese de veya gördüğüne yemin etse de içi ve gönlü bilen Allah kulun samimiyetinden haberdar olandır.

Dünyada sayısız iyi ve merhametli görünen insanın cehennemde olduğuna gözler şahit olacaktır. Yine insanlık mahşerde sayısız zavallı ve fakirin cennetin baş köşelerine kurulduğunu da görecektir. Bu Allah’ın mucize ihbarı ve müjdesidir. Bollukta şükür ve yoklukta sabır gösterenler, gücü nispetinde iyilik ve güzelliğe hizmete gayretli her nefis mükafatını ve layıkını bulacaktır.

Mesele zenginlik, güzellik, çekicilik ve zeka değil bu nimetleri Allah yolunda kullanıp kullanmama meselesidir. Evlatlar, mallar, servetler, kadınlar hep sınav gereğidir ve kula verilen nimetler ölçüsünde vebali de yüksektir. O halde her kul gücü nispetinde Allah’a yardım etmelidir ve bu sayede Allah’ın kendisine yardımını umabilir.

Yüce Allah kainat düzenini insan emrine verirken eğlence olsun diye değil sınav gereği vermiştir. O halde boşuna yaratılmayan hayatın gayesini iyi anlamak lazım gelir ki iyi olmak, samimi olmak ve imanlı yaşamak bunun ilk adımıdır.

Bu hayatın rehberi Kur’an değil de mişnalar olursa, şeytanlar yol gösterirse, Allah’ın dinini bozmaya çalışan gafillere, yahudi ve hristiyan tuzaklarına, para delisi çetelere, terör ve anarşiye destek ve umut verilirse akibetin ne olacağı zaten malumdur.

Ama Kur’an hayata rehber edinilirse de tüm gaye anlaşılacak, hayatın gidişatı fark edilecek, ahiret yurdundaki akibet tanınır hale gelecek, Allah’ın rahmet ve şefaati daha beklenir olacaktır.

Kimsenin kimsenin günahını üstlenemeyeceği, annelerin yavrusunu unutacağı, babaların ailesinden kaçacağı, yüzlerin kararacağı, gözlerin kör edileceği, derilerin konuşacağı, hak ve adaletin ortaya çıkacağı o günde habgi yüzlerin güleceği ayetlerde mevcuttur. Yine hangi yüzlerin nurdan nasipsiz olarak bölükler halinde cehenneme sevk edileceği de bellidir.

Yine bellidir ki bu dünyada yedek ilah edinenler ve yedek ilahları aynı akibete mahkum edilecek, şeytan orada kandırdığı insanlara kanmasaydınız diyecektir.

Yüce Allah ise hesap sorucu olarak nefsiniz yeter diyecek ve sonsuz rahmetine rağmen zalimleri ateşe atacaktır. Çünkü ahdi böyledir ve O ahdinden dönmez.

Kul cennetleri ve cehennemi göremese de bu yazılanları elbet tahayyül kabiliyetindedir ve kendince nefsi nasılsa akinbetinin de öyle olacağını bilir. Yine bilir ki kulun Allah nezdindeki değeri kendisinin Allah’a verdiği değer kadardır. Yine bilir ki takva insanlar arası değil, Allah katında bir üstünlük değeridir. Kul bilir ve bilmelidir ki sahte ameller, samimi olmayan niyetler, riya ve gösterişler hükümsüzdür ve iyilik defterine asla yazılmazlar.

Ama ahiret yurdunda herkese ait ayrı ayrı defterlerde, kulun reşit olduktan sonraki her söz, amel, niyet, düşünce, sevap ve günahı zerrece unutulma olmadan kulun karşısına dikilecektir. Kul “Bu nasıl kitap küçük büyük demeden her şeyi yazmış” diye hayret edecek ama sonsuz adalete boyun eğecektir.

Orada günahkarlardan günahı sorulmayacak, mazeret aranmayacak, hesap, o ana kadar birikerek gelmiş ve zaten belli olan, verilmiş hükmün sanığa okunmasından ibaret olacaktır. (Yüce Allah’ın lutfu ve Kerem’i istisnadır ve  haddimiz değildir.)

Çünkü Allah karanlıklarda yapılanı da, içten geçeni de, iki kişinin fısıltıyla arasında konuştuğunu da, gözlerle işlenen haramları da bilir. Hiçbir şey O’ndan gizli kalamaz.

O halde yapılacak olan akibet hakkındaki istekleri ortaya koyarak bu dünyada bu gaye için didinmektir. Gayretsiz, yanlış gayretli, inançsız, şeytana köle hayatlar ise karanlıklara mahkumdur.

Müjdeler ise ancak mü’minleredir ki iman etmeden kimse cennete giremeyecektir. Bu yüzden İslam’a girmek yetmez, iman etmek gerekir ki ayette Bedevilere hitaben bu husus gayet açık izah edilmiştir.

İmanlı ve Kur’an’a yaslanan, Allah rızasından başka rıza ve heveslerin peşinde olmayanların yüzü ise inşallah her iki cihanda da gülecektir.

Hayatı tersten yaşamak, inşallah iman sevdalısı kula en doğru yolu gösterecektir.

Rabbim bizleri imanlı kullarından eylesin. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Hastalık yapan mikrop değildir

Hastalık yapan mikrop değildir

Hastalık yapan mikrop değildir İnsan, doğumla ecel arası zamanı ecel diye yaşayan, doğumuna da eceline ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir