imanilmihali.com
Hayır ve şer

Hayır ve şer

Hayır ve şer

Hayır, sanıldığının aksine güzel görünen ve hoşa giden değil, böyle de olabileceği gibi aslen hak’ka uygun ve doğru olandır. Dolayısıyla hayırlı olan her zaman güzel görünmeyebilir.

Şer, adından da anlaşılacağı üzere hoş olmayan ve çirkin görünen olabileceği gibi yine aslen hak’ka uygun olmayan ve yanlış olandır. Şer’de her zaman çirkin görünmeyebilir.

İnsanlar, hayırlar peşinde koşmak ve sevap kazanmak dileğindedir. Lakin gerçek hayır ve şer bilinmekte midir? Yukarıdaki tariften anlaşılacağı üzere mutlak manada hayır ve şerri sadece Allah’ın bilebileceği manasına kaç kişi hakimdir?

İyilik, hayır işleri, iyi niyetli yaklaşımlar, güleryüz, sadaka gibi güzelliklerin hayır olduğunu düşünürüz ama mesela zalimlere de gülümseyerek selam vermek, Allah dostlarına sadakayı kıskanmaktan daha mı iyidir? Zalimlerle dost olmayı hayırdan saymak mümkün müdür? Veya bir katili hayırsız saymak kabil midir?

Hz. Musa kıssasında olduğu gibi Hızır (as)’ın masum görünen bir çocuğu öldürmüş olmasına isyan eden Hz. Musa’ya verilen cevabın vahye muhatap olmamış kullarca bilinmesi mümkün müdür? O çocuğun anne babasının imanını daha fazla zedelemeden ölmesi mi daha hayırlıdır yoksa zalimde olsa hayata gelmiş olmanın kazancıyla kötü biri olarak yaşaması mı? Nitekim o çocuğun anne ve babasına zarar vermesini engellemek adına öldürülmüş olması bizlere mutlak hayrın o çocuğun ölmesinde olduğunu anlatır. Bir önemli nokta şudur ki bu hak ve görev vahyedilen bir husustur yoksa kimsenin kimseyi caiz olmayan hallerde (kısas, cihad vs.) öldürmesi helal değildir. Vahye muhatap kulların ise sergiledikleri iradenin aslen ilahi iradenin uzantısı olduğunu unutmamak gerekir.

Hayır görünen şeyler aslında şer, hayırsız görünen şeyler aslında hayır olabilir. Ekini yağmurla mahvolan bir çiftçinin başına gelenler, emekli ikramiyesini daha ilk gün yolda çaldıranlar, evladını daha iki yaşında kaybedenler, genç yaşta yetim kalanlar için bu yaşananlar hayır mıdır, şer mi? Bunların akibeti, emri, edası ve mahiyeti bizlerin cüzi iradesinin dışında ve tamamen ilahi iradenin yetki alanında olduğundan şer olması zaten mümkün değildir ve tamamı Allah’ın izniyledir. O halde elem ve kederlerde aşırı ağlayıp sızlanmalar isyana ulaşabilecek tehlikeler değil midir?

Tersine örnek verecek olursak yasak olduğu halde kumar oynayan birisinin bolca para kazanması, ileriki yaştaki birisinin uzun süreli eşinden dünyevi hırs ve şehvet etkisiyle boşanarak daha genç ve güzel bir bayanla evlenmesi hayır mıdır, şer mi?

Kaderin hakkımızda yazılı olan kısmını, kaderin hayata geçmesi demek olan kazaları bilmek ve kestirmek mümkün olamayacağı için başa gelen iyi ve kötü her şeyin bir sınav sorusu olduğunu unutmamakta fayda vardır. Dahası mal, makam ve evlatların, tüm nimet ve kabiliyetlerin sınav gereği bize tahsis edilen fani araçlardan öte gitmeyeceğini idrak etmek tüm iman sahiplerinin unutmaması gereken bir husustur.

İmtihan sağlıkla, malla, evlatla, parayla, kadınla, ecelle.. herşeyle olabilir ve biz hakkımızdaki sınavın mahiyetini bilemeden yazılı alınyazımıza uygun nefes tüketiriz. Adil olan şudur ki bizler bize bahşedilen kabiliyetler nispetinde sorumluyuz ve bu halimizden daha zengin, itibarlı, seksi, güzel, kuvvetli olmak zorunda değiliz. Sınav ise; hak ve helal olarak sahip olduğumuz ya da bize ilahi irade tarafından öyle gerektiği için bahşedilen ilave yetenek ve imkanlar ile karşımıza çıkarılan yani kaza edilen ara durumlarda (ecel, hastalık, servet, makam vb.) doğru hareket tarzını bulmak ve tatbik etmektir. Fakirlik, zenginlik, yaşlılık, cinsiyet, sağlık durumu değil önemli olan bulunduğumuz o hal içinde başımıza gelenlere verdiğimiz kararların isabet durumudur ki bunların doğruları Kur’an’a uygunlukları nispetindedir.

Münafıklar gibi kirli ve iki yüzlü olanların kandırmacaları ile çoğu zaman hayır ve şerleri karıştırır, doğruyu o riya ile bize süslü gösterilen sanırız ki beşeri olarak Kur’an hilafına içine düştüğümüz bu yanlış cezaya mazhar olacak ayrı bir konudur. Burada bahsedilen artık iyi niyetle hayır işlemeye gayret ederken aslında şerre hizmet etmekten farklı olarak cehalet ve gafletle şerre asker olmaktır ki bu tamamen başka bir şeydir.

Kul için önemli olan önce ve daima Kur’an istikametinde akıl ve kalbini kullanarak, vicdanının sesiyle hareket etmek ve iman rehberliğinde doğruyu bulmaktır. Bunun aslında yanlış neticelere hizmet etmesi niyetler salihse o kula inşallah günah yüklemeyecektir. Çünkü o inandığı, Kur’an’dan anladığı ve dinen bildiği doğruları yapmak gayretindeyken inşallah gayba ait, kaderin cilvesi durumundaki görünmeyen şeylerden sorumlu tutulmayacaktır.

Kanmak ve aldanmak istisnadır çünkü hakikati arayıp bulmak herkese farzdır ve hakikat gün gibi ortada, ayetlerde yazılıdır. Hain zalimlere aldanarak hakikati aramaktan vazgeçmek, yanlışları hem de bilerek doğru kabul etmek kabul edilebilir şeyler değildir ve vebali vardır.

Kula düşen Kur’an’ın işaret ettiği güzel ve doğrulara elinden geldiğince yönelmek ve bunları eda ederken niyetini salih tutmak, gerisini Allah’ın rıza ve merhametine bırakmaktır.

Hiçbir hâlükârda kimsenin bile bile hatta şüphe durumunda bile şer amel işlemesi mübah ve caiz değildir ki mesela yolda bulunan paranın sahibini aramak yerine cebe indirmek buna örnektir. Keza kasten veya ihmal sonucu kalıcı hasar ve zararlar vermek, çıkar ve menfaat uğruna diğerlerinin haklarına tecavüz etmek, harama sapmak, şirke bulaşmak kabul edilir olmadığı gibi bunların bahanesi de olamaz.

Daha ileri gidilirse zina, fuhuş, çocuk tacizi, muta nikahı gibi değişik kılıflara sokulabilecek ama aslen büyük günah olan ahlaksızlıklar kulun beraatını engelleyen ateşlere atan şer amellerdir. Birileri fetva verse de en doğruyu söyleyecek olan kalptir ve kalp dokuz yaşında çocukla evlenmeyi de, muta nikahını da, kumar sayılmaz denen piyangoları da, caizdin denen muta nikahlarını da reddeder.

Çünkü İslam ilim ve akıl dinidir. Kur’an İslam’ın en gerçek ve ilk yol göstericisidir. Hakikati başkaca yerde aramak, mezhep, meşrep, hizip, cemaat, tarikat farklılıkları arkasına saklanmaya çalışmak hakikati değiştirmez ve hak tek ama batıl çoktur. Hak olan ise Allah ve emrettiği her şeydir.

Kul, emanet olan nefesini hayırlarda harcamak, boş oturmayıp sürekli bir arayış içinde olmak, sapık ve haddi aşmış alışkanlıklardan uzaklaşmak, şer ve şeytan işlerine bulaşmamak, bunlara bulaşanlarla irtibatını kesmekle mükelleftir.

Hayra koşmak kadar şerden uzaklaşmaya çalışmakta bir hayırdır. Tam tersi şer işlemekte günahtır, hayra hizmet etmemek, hayra hizmet edenlere engel olmakta. Nahl 90’ncı ayet her hutbenin sonunda okunur ve hatırlatır ki ‘Allah güzelliği emreder, çirkin işleri ve kötülüğü de yasaklar’ Bu ayet iyiliği emretmek ve kötülüğe engel olmanın da emri ve ispatıdır ki kula düşen hayırlara meyledip vefakat aynı zamanda kötü ve kötülükle mücadele etmektir. Hayra koşar ama şerle mücadele edemezseniz dininiz de ameliniz de imanınız da yarım ve güdük kalır. Güdük imanla gideceğiniz yer ise cennetler değildir.

Unutulmasın ki insanların en hayırlısı ALLAH’TAN EN ÇOK KORKANDIR.

Hayır ve şer

Bu yazıyı okudunuz mu?

vicdan

Vicdan Allah’ın kalplere koyduğu adalet terazisidir

Vicdan Allah’ın kalplere koyduğu adalet terazisidir Vicdan kalp sesidir. Dinleyene de dinlemek istemeyene de aynı ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir