Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Hayırlı ve hayırsız evlatlar
imanilmihali.com
Hayırlı ve hayırsız evlatlar

Hayırlı ve hayırsız evlatlar

Hayırlı ve hayırsız evlatlar

Hayır, beşeri manada toplumsal kurallara, geleneklere, inançlara, genel ahlak kaidelerine, uygun ve yeterli sonuçlar/faydalar getiren işlerdir. Dini manada ise (Doğrusunu Allah bilir) sonucunda huzur, barış, sevgi, esenlik ve samimiyet olan güzel, iyi niyetli, faydalı amel ve niyetlerdir.

Başka bir deyişle hayır; iyi, güzel, yararlı ve faydalı anlamlarına gelir. Dinî terim olarak ise, Allah’ın emrettiği, razı olduğu ve yapılmasından hoşnut olduğu davranışlara denir.

Buradan hareketle hayırlı kelimesi sonucunda hayır olması arzulanan girişim veya niyetlerdir ki birer müslüman olarak bizler her işin hayırlara vesile olmasını temenni ederiz.

Kısaca değinmek gerekirse şer ise hayır’ın tam karşıtı yani faydasız, gereksiz, kötü sonuçlu, Allah’ın razı olmayacağı işlerdir.

Hayır ve şer birlikte düşünüldüğünde Yüce Allah’ın kudret ve ilmi de ortaya çıkar ki bizler fani kullar olarak hayır veya şer kutuplarını bazen bilemeyebiliriz. Yani kısa vadede bize hayırlı görünen bir şey aslında şer, bize şer görünen aslında hayır olabilir. Ama biz kalp ve akıl istikametinde, Kur’an rehberliğinde hep salih ve hayırlı olduğunu düşündüğümüz şeylere niyet ve amel ederiz.

Örnekleyecek olursak; Yüce Kur’an’da Musa Peygamber(as) ve Hızır (as)’ın kıssaları hatırlanmalıdır. İkilinin birlikte yolculukları esnasında Hızır (as)’ın bir gemiyi kasten yaralaması, bir çocuğu öldürmesi ve bir duvarı tamir etmesi akla ve kalbe ıuygun değilken, yapılan izahta bunların arka planındaki emir ve hikmetten bahsedildiğinde durum anlaşılır ki şer görünen bazı şeyler hayra, hayır görülenler de şerre hizmet edebilir.

Tabi ki bu ilahi vahiy ve ilhama tabi kullar için bu kadar barizdir. Yoksa biz sıradan insanlar için bu hikmete bu denli tesadüf edebilmek mümkün değildir.

Hayırlı evlat kavramı ise; toplumda yerleşik bulunan bir dini kökenli tamlama olup daha ziyade, anne babasına yakın alaka gösteren, devlete ve ailesine helal yoldan rızık sağlama, olumlu katkı sağlama gayretindeki, kanun ve yasaklara saygılı, efendi, çalışkan, namuslu, mütevazi, haramda ve namahremde gözü olmayan insanlar için kullanılır.

Anne ve babaların evlatlarına ait ilk görevlerinden birisi evlatlarını hayırlı olarak yetiştirmektir. Rahmet Peygamberinin hadisinde bahsettiği gibi ‘Bir babanın evladına bırakacağı en büyük miras terbiyedir.’ Terbiye ise dinen hayır kelimesinin kapsamını daha da genişleten bir edep, ahlak ve iman kelimesidir.

Evladın dinen reşit olduğu yaşlara kadar mesuliyeti anne ve babaya, bu yaştan sonra ise evladın kendisine aittir. Anne ve babanın sorumluluğu ecele kadar bitmese de evlat reşit olduktan sonra mesuliyeti bu nedenle azalır.

Evladın mesuliyeti ise reşit olana kadar yok ama sonra tamdır. Bu mesuliyet her kul için hem kendisine, hem ailesine, hem mahremine, hem millet ve topluma hem de ait olduğu kültür ve örfe karşıdır. Kur’an’da salih amelin ve ana babaya saygının övülmesi bu mesuliyetin ferdi manadan sonra yoğunlaşması gereken boyutuna işaret etmektedir. O halde anne babaya bakmak ve kendisine, ailesine ve devlete yani kamuya faydalı değerler üretmek evladın hayırlı olup olmamasının da ayrımıdır.

Evlatlar önce kendilerine ve ailelerine, sonra ebeveyn ve akrabalara ve kamuya karşı sorumluluklarını yerine getirirken kıstas olarak aldıkları terbiye ve eğitimi, kalplerindeki fıtrati vicdan ve imanı, reşit olmaları sebebiyle akli ve kalbi olarak Kur’an’dan alabildikleri kısmet ve nasip nispetinde ameli üretir ve paylaşırlar.

Çocukluk ve gençlik yıllarında en büyük etken ise ev ortamı ve okuldur. Okul kavramına burada girmeyeceğiz (ayrı bir yazı konusudur) lakin ailenin durumu evladın durumuna doğrudan tesir edecek kadar mühim olduğundan biraz bahsetmek gerekecektir.

Anne ve babanın evlat dünyaya getirme kıstası en büyük etkenlerdendir ki doğum kontrolünü yasaklayan anlayışın aksine sayıca çok değil ama nitelikli evlat dünyaya getirmek esas kuraldır. Bu ayet manasında Kur’an’da ve sünnette doğrudan yer alamsa da Kur’an ve fıtratın genel manası düşünüldüğünde hayırsız, kötü, sağlıksız yetişeceği malum olan çok sayıda evlat doğurmanın mantıksız ve hatta yasak olduğu zaten anlaşılacaktır.

Az sayıda ama bakılabilecek miktarda dünyaya gelen çocuklar için ise ailenin tüm imkanları seferber etmesi lazım gelir ki harcamalarda evlatların ihtiyaçları (lüks ve israf hariç) her zaman önde gelmelidir.

Çocukların bedeni, ahlaki, manevi eğitimlerinin tüm yönleri ailenin mesuliyetindedir ki aile önce örnek olmak, sonra evladı dine ve ahlaka uygun aynı zamanda liyakat ve ehliyete sahip bir şekilde yetiştirmeli ve topluma olumlu-faydalı değer katan bir birey haline getirmek zorundadır.

Evlat ise örnek gördüğü ailesini kopya etmek, yanlış ve noksan ise kendisine ilave değerler katmak, reşit olana kadar ahlaka ve dine ısınmak, reşit olduktan sonra ailesinden de daha fazla ahlaklı ve dürüst yaşamak mecburiyetindedir.

Cinsel yakınlaşmanın bu kadar zevkli yaratılmasının hikmeti; sağlıklı, dinen salih, aklı kullanan, Allah dostu İslam bireyleri yetiştirmektir. (Yoksa sabahsız geceler değildir.)

Evlilik farz değil sünnettir. Boşanmak ise en çirkin helallerdendir. Ama bu gençlerin evlenmemesi ve gelecek nesillere hayırlı evlat yetiştirme görevinin terki demek değildir. Durumu müsait olan, engeli olmayan her genç evlenmeli ve aile kurarak sağlıklı, dini akidesi yüksek nesillerin oluşturulmasına katkı sağlamalıdır.

Sonunda boşanma olsa bile evlilik müessesesi pek çok fenalığı da engelleyen mübarek bir sistemdir ve tercih edilmelidir. Bu müessesenin meyvesi çocuklar ise hem eşler arası kalpleri daha çok ısındıran, hem İslam’ın gelecek nesillere daha doğru ve sağlıklı taşınmasına imkan sağlayan güzelliklerdir.

Ailenin evlatla ilgili tüm mesuliyetini tek bir cümlede toplamak lazım gelirse bu “hayırlı evlat yetiştirmek ve şeytanın hilesine karşı uyarmak görevi” olacaktır. Hayırsız evlat yetiştirmek ise Yüce Allah’ın takdir ve iradesinde olmadığı sürece aileyi büyük zarar olarak yansıyacak ve topluma da bir o kadar fenalık bulaşacaktır.

Hayırlı evlat yetiştirmenin ilk şartı dinen doğru, temiz ve helallere göre yaşamak, iman cephesinden ayrılmamak ve böylece evlada örnek olmak, onun terbiyesinde Kur’an’ı rehber edinmektir.

Bu eğitim, aşılama, gözlem, öğretme, örnek olma, hatta sınav etme hali doğal olarak korumayı ve kontrolü de beraberinde getirir çünkü aile içi ve dışı ortam çocuk üzerinde kaçınılmaz olarak etki edecektir.

Aile evlada sadece Allah’ı bilmesini, başkaca ilah edinmemesini, Kur’an ve rahmet Peygamberini anlatmalı, İslam’ın ne demek olduğunu yaşayarak göstermeli, laik ve demokratik toplum gereği dinin özgürce yaşanması için Cumhuriyet ve adaletin önemini anlatmalı, beşeri bilim ve ilim bahislerinden olması gereken prensibine göre çocuğa bilgi akışı sağlayacak ortamlar oluşturmalıdır.

Yine aile çocuğa menfi tesir edebilecek yanlış ve zararlı etkenleri çocuğun hayatından çıkarmalı, doğru yoldan uzaklaşmaya dair başlayan en küçük meyiller en baştan tespit edilerek engellenmelidir.

Burada bir diğer önemli nokta da muhakkak şudur;

Çocuğun dinen reşit olana kadar ki durumu dine ısınmak ve temel oluşturmakla alakalıdır. yani basitçe eğer çocuk reşit olmadan vefat ederse hiçbir dini mesuliyeti olmayacaktır. madalyonun öbür yüzü de bize şunu söyler ki o çocuk reşit olmadığı halde ibadet bahsinde aşırıya bile gitse kazanacağı sevap yoktur. Bilakis bu dini mükellefiyetin taşınması için gerekli diğer beşeri bilim dallarının öğrenilmesini, ahlaki olgunluğun ve sosyalleşme gayretlerinin önünü tıkayacağı için son derecede zararlıdır. Yani çocuk içinde yaşadığı toplumun örf ve kaidelerini, medeniyetin ve teknolojinin gereklerini öğrenmemek pahasına kafasını sadece dini vecibelerle doldurursa reşit olduktan sonraki yıllarında topluma değil sadece kendisine iyilik yapabilecek zayıflıkta yetişir ki bu dinin arzulamadığı hatta yasakladığı bir durumdur. Kısaca şöyle hatırlatılmalıdır ki reşit olana kadar ailenin çocuğa vereceği dini eğitimin özü öğretmek, örnek olmak ve ısındırmakla sınırlıdır.

Çocuğun reşit olduktan sonraki safhasında da ailenin mesuliyeti sıfırlanmayacaktır. Çünkü aile o evladın en yakını, sorumlusu ve en çok sözü geçenidir. Maddi manada da ellerinden bulunan yaptırımlar ve aile içi sevgi bağları neticesinde aile çocuğu yaşam boyu ikaz edecek, tıpkı Yüce Allah’ın zaman zaman kitap ve Peygamber göndermesindeki hikmete paralel olarak aile çocuğa nasihatlerde bulunacak ve gerekirse ikaz edecektir.

Evlat bunları alıp almamakta reşit olduktan sonra özgürdür. Yani irade ve istek kendisine aittir. Nasihatler ne kadar faydalı olsa da çocuğun bunları reddetmek hakkı vardır çünkü dinde zorlama yoktur. Lakin bu durumda evlat kendisi çok büyük bir nimeti inkar etmiş olacak ve ahiret sorgusunda zor anlar yaşayacaktır. Çünkü müslüman bir anne babadan dünyaya gelmek en büyük nimetlerdendir.

Toplumun evladı kötü veya iyi yönde etkileyeceği muhakkaktır. Ailenin kontrol ve müdahale hakkı bu yüzden hep saklıdır. Eğitim ve öğretimde de bu böyledir. Aslolan Kur’ani ahlak ve akidelerdir.

Hayırlı evlat yetiştiren ailelerin yarınları da güvenli olacak, hayırsız evlat yetiştirmeye yol açacak tarzda alakasız, bilgisiz, inançsız, örnek olamayan ailelerin ise hem hayırdan yana kayıpları olacak hem Allah emaneti evlatlara gerekli alakayı göstermemenin yükü omuzlarına binecektir.

Buradan anlaşılması gereken de şudur; hayırlı evlat yetiştirenler inşallah evlatlarının ürettiği değer ve faydalardan da sevap kazanacak ama hayırsız evlat yetiştirenler hem bu sevabı yitirecek hem doğacak şerlerin vebaline ortak olacaktır. Bu yüzden ebeveyn olmak büyük mesuliyettir.

Özetleyecek olursak; evlilik sünnet, evlat dünyaya getirmek (Allah dilerse) çok büyük nimet ve sorumluluktur. Kötü, hayırsız, kontrolsüz iş ve değer üretecek çok sayıda evlat üretmekten ziyade nitelikli, rızıkla doğru orantılı sayıda evlat yetiştirmek ve bu evladı Türk ve Müslüman olarak yetiştirmek doğru olandır.

Kontrolsüz, özensiz yetiştirilen evlatların zararı sadece kendisine değil aileye ve topluma da yansıyacaktır.

Aksine, hayırlı evladın hem kendisine, hem ailesine hem de topluma olan katkısı ise İslam’ın gönderinde sallanan tevhid bayrağının daha güzel dalgalanmasına imkan sağlayacaktır.

Evlenildiği halde evlat sahibi olamayanların durumu ise ahiret sınavı gereğidir. Üzülecek bir husus yoktur. Aslolan niyettir. Nimeti veren Allah, evlat emanetini de veren Allah’tır.

Özürlü çocuk sahiplerinin de sınavı evlatlarıdır.

Yüce Allah evlatların hayırlısını ve hayırsızını bizlerden daha iyi bilir ve emanetini dilediği zaman geri alır. Bu yüzden evladını kaybeden aileler şunu unutmamalıdır ki küçük yaşta ölen çocukların hikmeti mutlak hayırdır ve canı veren ve alan Allah, o çocuğu vefat ettirerek zulmetmez. Çünkü Allah asla zulmetmez.

Son ve önemli hatırlatma da şudur ki; çocukların ve gençlerin din düşmanı, riyakar, yanlış donanımlı yetişmesi için emek sarf edenler, çocukları kaçırıp zengin siyonist yahudilere yedek parça yapanlar, İslam’ın gelecek nesillerini bilim ve akıldan uzak taassup içine yobazlık hüneriyle katmaya çalışanlar Allah düşmanıdır ve topluma bir mikrop gibi bulaşan bu insanların dinle imanla alakası yoktur.

Çünkü bunlar hem Allah’ın iradesine karşı gelmiş, hem can almış, hem aklı mahkum etmiş, hem sağlıksız evlatlar neden olmuş, hem dinin hem toplumun geleceğini kirletmiş, hem hak yemiş hem şeytana yedek parça ve güç sağlamakla şeytanlaşmış olurlar.

Toplumdaki tüm bireylerinde çocuklara karşı mesuliyeti bu merkezdedir. Yanlışı ve çirkini gören tüm iman sahipleri çocukları ebeveyni olmasalar da ikazla mükelleftir. Keza güzel bir hareket durumunda da tüm diğer insanlar o çocuğu alkışlamalı ve teşvik etmelidir.

Rabbim tüm kullarına salih evlatlar bahşetsin.

Rabbim bizleri hayırlı evlatlar yetiştirmekle ödüllendirsin.

Rabbim İslam’ın geleceğini aydın, sevgi ve akıl dolu, iman sahibi evlatlar elinden inşa etmeyi nasip eylesin.

Rabbim art niyetli şer odaklarını rezil ve rüsva eylesin.

Rabbim İslam ve Cumhuriyet evlatlarına uzanan yahudi, hristiyan, ateist, müşrik elleri kesip koparsın.

Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir