Anasayfa / ŞİRK VE KÜFÜR / Hediye edilen haram ve şehvetler
imanilmihali.com
Hediye edilen haram ve şehvetler

Hediye edilen haram ve şehvetler

Hediye edilen haram ve şehvetler

Kul; helale, güzele, temize uygun yaşamakla yükümlü, hak ve adaletli olmaya mecbur, iman etmekten başka kurtuluşu bulunmayandır. Vebal müstakildir ve kul kabiliyeti, inancı, dirayeti sayesinde Sırat-ı Mustakim üzere, Kur’an ahlakı üzere kalmak zorunda olandır.

Kulun sapması her zaman kendi rızası veya gafletiyle olmaz ki dost ve arkadaş seçmek bu yüzden mühim, günah kokulu mekan, ortam ve kişilere yanaşmamak bu yüzden önemli, harama yatkın iş ve gayretlerden uzaklaşmak bu sebeple şarttır.

Çünkü sosyal bir varlık olan insan nefsinden olduğu kadar etrafından da etkilenir ki şeytanlar her yerdedir ve zorlamayan ama süslü gösteren bu şeytanlar tatlı vaatler ve cennet kokulu yalanlarla akıl ve kalpleri uyuşturur, haşhaşiler gibi kanmış vaziyetteki teba bu sebeple gerçeği göremez ve cennette gitmek için acele ölmeyi ister hale gelir.

Kul, doğru yolda kalmaya gayretli bile olsa şeytanlar durmayacak ve imansızlık ordularına katmak için seferber olacaklardır. Bu gayretleri çoğu zaman haram servet ve şehvetlerle alakalı olacak ama tamamı hak ve adalete aykırı olacaktır.

Kulun kibri, açlıkları, şehvetleri, zaafları, beklentileri ne ise nefis şeytanlara onları haber verecek ve işaret edecek, şeytanlar işte o zaaflara gizlice hücum edecektir. Çünkü terbiye edilmemiş nefisler, kalbin anahtarlarını şeytanlara teslim edecek, nöbetçileri uyutacak (kontrol mekanizmalarını devre dışı bıraktıracak) gizli bu geçitlerden içeri düşman (şeytan) askerlerinin sızmasına ortam sağlayacaktır.

İçeri sızan şeytani güçler, bu zaaflara uygun tahribat yapacak ve kulu tarumar edecektir. Bu yalan ve harama yatkınlık, haksız olanı istemek, ehliyetsiz vaziyette makamlara istek şeklinde olacak, kadınlar, nüfuslar, servetler ile gelen bu haramlar hedefe konan kula hediye edilecektir.

Zaaflarına engel olamayan, dürtüleri şeytanlarca kışkırtılan, korunma sistemleri (imanları) devre dışı bıraktırılan, kaleye gizlice sızan düşmandan haberi dhai olmayan kul kanacak, aldanacaktır.

Günah her zaman bilek hakkıyla kazanılmaz, çoğu zaman altın tepside sunulur ve tatlıdır, emek harcanmadan, hak edilmeden elde edildiği için, zaaflara hitap ettiği ve nefse paralel olduğu için yenmeye doyulmaz bir lezzettedir.

Ama gaflet şuradadır ki o hediye edilen haram ve şehvetler sadece bir yemden ibarettir.

Şeytan, dünyanın faniliğini, dünya süslerinin aldatıcılığını, sınav ve hesabı peygamberlerden dahi daha iyi bilmektedir. Çünkü hakikati ve Arş’ı bizzat gözleriyle görmüş, Allah’ın sözlerine kötü manada da olsa muhatap olabilmiştir. Yani o asla inkarcı değildir çünkü hakikate şahittir.

Asıl hayatın orada ve sonsuz olduğunu tüm insanlardan daha iyi bilen şeytan, geçici dünya süsleri ile insanı aldatırken, haram ve günah şehvetleri hediye etmekte asla sakınca görmez, bu değersiz şeylerle elde edeceği imansız cehennem arkadaşları ile sevinir, nefret ettiği insandan kandırdığı her biri için sonsuz keyif alır.

Kandırmayı dilediği imansız kalplere dört yandan yaklaşır ve onlara hak etmedikleri ve adil olmayan makamlar, nüfuslar, servetler, maaşlar, ihaleler, meşruluklar, himayeler, kadınlar, kabiliyet ve güçler verir. Bu sayede ağına çeker ve sonra zehirler ki o zehrin damarlardan atılması ancak tevbe ve Kur’an iledir.

Mum kokulu kadınların davetleri, yüksek maaşlı hak edilmeyen vazifeler, alın teri dökülmemiş servetler, bir anda ortaya çıkan haram imkanlar, alkolle gelen şehvetler, kapıya kadar gelen rızıklar, yaratılan suni algılar, algılara kananlara dağıtılan nafakalar, uyuşturucudan kazanılan milyarlar, cinayetle, mafyalaşmayla gelen itibarlar, cezasın bırakılan suçlar, kibirle kaplanan gözler, gizli şehvete tutsak hayatlar hep bu cümledendir.

Lakin kanmaya müsait, Kur’an’dan habersizlerin, kurtuluş için Kur’an’a sarılmalarını beklemek de nafiledir çünkü o kulların o gaflete düşmesi zaten bu ihmalkarlık ve reddediş sebebiyledir.

Hediye edilen haram ve şehvetler kulu daha nicelerini bekler halde tutar ve itaat etmekle daha fazlasını elde eder. Yani şeytana tabi olanlar gittikçe artan dozlarda daha büyük haram ve şehvetler elde ederler. Sonuç ise karanlık akibetlerin en koyularıdır, afsızlığa mahkum şirk dehlizleridir.

Yani kul sadece nefsine kanarak kendi rızasıyla değil, aynı zamanda ve daha çok şeytanların altın tepside sunduğu haramları almak ve kabul etmekle şeytanlaşır.

Bir an olsun o hediyeleri hak etmediğini düşünmez, layık olmadığını düşünmez, adil olmadığını düşünmez … sadece alır. Alır ve daha fazlası için daha çok biat eder, beklentilerinin çıtasını yükseltir, her aldığı hediyeden sonra daha bir sadakatle şeytana bağlanır.

Oysa iman, hak ve adaleti, ehliyet ve liyakati, helal ve temiz olanı, alın teri ve emeği, ahlak ve salih ameli emreder. Şeytanın vaadi ise bunların tam tersidir. Şeytanlarca hediye edilenler de işte bu hakkaniyete ve takvaya ters olanlardır.

Bunları red, şeytanlarla cihat, imana dönüş, kalbe danışma, nefsi terbiye bu yüzden Allah emridir. Aklı kullanmak bu yüzden farzdır. Kur’an’I anlayarak okumak bu yüzden en yüce farzdır.

Hediye edilen haram ve şehvetleri afiyetle yemek ise afsızlığa rıza göstermek ve kurtulmayı dilememektir.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Din adamlarının büyük vebali

Din adamlarının büyük vebali

Din adamlarının büyük vebali Din sınıfı, İslam’da olmadığı halde kadrolaşmış ve Diyanet İşleri Başkanlığı çatısı ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir