Anasayfa / Global siyonizm / Helak edilen kavimler
imanilmihali.com

Helak edilen kavimler

“İşte memleketler! Onların haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Andolsun, peygamberleri onlara apaçık deliller getirmişti. Fakat onlar daha önce yalanladıklarına inanacak değillerdi. Allah, kâfirlerin kalplerini işte böyle mühürler.” (A’raf 7/101)

Helak edilen kavimlerin sebebi ikidir; içlerinde fesattan engelleyecek faziletli bir cemaatin bulunmaması, bulunsa da yetersizliği ve refaha ermiş olanların zevk ve sefa düşkünlüğü ile halkın baştan çıkmasına sebep olmalarıdır. (EHY)

Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de insanlara geçmiş kavimlerin olanca refah, varlık ve kuvvetlerine rağmen nasıl helak edildiklerini kıssalarla ve defalarca örnek vererek almamız gereken dersleri ezberletmiş ve olanca merhametine, rağmen toptan veya kısmen helak olmamamız için neler yapmamız gerektiğini anlatmıştır. Yüce Kur’an, bir din kitabı ve iman rehberi olmakla beraber, bir tarih ve sosyoloji demetidir aynı zamanda. Nasıl ki geleceği bilemiyorsak, eskilerden de bazı şeyleri bilmiyoruz ve belki hiç öğrenemeyeceğiz. Ama Kur’an hem geçmişe ve hem geleceğe bilmemiz gerektiği kadarıyla ışık tutar. Bütün dinlerin, İslam dini dâhil temeli; Allah’a iman etmek, insanca yaşamak, ahlaklı ve adaletli davranmak, sadakat ve sabır, hoşgörü ve mütevazilikle birlikte ibadet, paylaşmak ve yardımlaşmaktır. Yani insanın mayasında olan, namuslu bir insanın zaten davranacağı biçimde düzenlenmiş bir yaşam formatıdır. Bu çizgide yüründüğü sürece inşallah yolun sonu da aydınlık olacaktır.

İman etmek ve imana yakışır salih ameller işlemek demek olan “Birr” her Müslüman toplumun ışığı olmalıdır. Bunun tam tersi yani ahlaksız ve adaletsiz yaşamak cezayı hak etmek, lanetlenmek ve yaratılışa nankörlük etmektir. Bu hakaret Yüce Allah’a, hayata ve tüm insanlığa yapılmış demektir. Bu laneti hak edenler de gerek münferit ve gerekse toplum olarak cezalandırılmayı layık demektir. Allah zulmetmez ama insanlar kendilerine zulmederler. Dine karşı gelmek, Allah’a karşı gelmektir. İlk insandan bu yana Allah’ın dini değişmemiştir ve değişmez de. Değişen zamanın gerektirdiği sosyal değişiklikler ve toplumların ceza ve mükâfat durumlarına göre helal ve haram şeylerin nispi oranıdır. Yoksa Allah hiçbir zaman ve hiçbir dinde; ne kendisine ortak koşulmasını kabul eder, ne Peygamberlerinin inkâr edilmesini ve ne de yasaklarına karşı gelinip ayetlerinin değiştirilmesini. Bunu yapan her kim olursa da cezaya muhatap olur ve olmuştur. İşte helak edilen kavimler olarak tanımlanan bu lanetlenmiş toplumların en büyük ortak paydaları doğru yoldan uzaklaşarak cezayı “hak etmiş olma”larıdır. Hepsinin ortak yok edilme gerekçeleri ise şöyledir;

Allah’ı inkâr etmek, ortak koşmak, başkaca şeylere tapmak veya yardımcı edinmek, lider ve önder olarak batıl fikirli ama zengin ve itibarlı kimseleri edinmek, bu batıl liderlere kayıtsız şartsız uyarak onları ilah yerine koymak ve putlaştırmak, Atalarından gelen yanlış itikatlara sarılıp hak dini inkâr etmek, Peygamberleri, kutsal kitapları ve dolayısıyla ayetleri yalanlamak, bol rızıkta sevinmek darlık ve kıtlıkta Allah’ı pintilikle suçlamak, zor anlarda Allah’a yalvarıp, rahatlayınca Allah’ı unutmak, her affedilmeden sonra Allah’a verdikleri sözü unutmak ve yeniden küfre gitmek, mal, evlat, para gibi el kiri dünya malına tamah etmek, geçmiş musibetlerden ders almamak, ayetlere ve Peygamberlere kulak asmamak, mucize olmadan, hatta mucizelere rağmen inkârda direnmek, haddi aşmak, günah ve haramda aşırı gitmek, şeytan ve nefsin tuzaklarına, heves, istek ve şehvetlerine mağlup olmak, hesap ve mizana inanmamak veya affedilmeyi ummak, Yüce Allah’ın rahmet ve merhametini suiistimal edecek kadar yüzsüz ve cüretkâr olmak, Peygamberlerden Allah’ın azabı isteyecek kadar bilgisiz, yüzsüz ve imansız olmak, ahlaksız, adaletsiz, kibir ve hile dolu hayat sürmek, zorbalık, zulüm, hile ve ahlaksızlığı bir yaşam tarzı olarak uygulamak ve en temelde de aşırı dünya sevgisine düşkün olmak.

Bu ortak lanet davetiyelerinin yanında toplumlara has hatalar sonrasında gelen tembihlere, ikaz ve uyarılara rağmen inkârlar devam etmiş, helak gerçekleşmiştir. Yüce Rabbin insanlara tövbe edip dönecekleri umuduyla zaman vermesi, cezalarını geciktirmesi bu toplumlar tarafından affedilmek veya cezadan kurtulmak şeklinde anlaşılmış, buradan Peygamberin yalancı olduğu sonucu çıkarılmış, hatta bazı toplumlar Peygamberlere “Sen Peygambersen ve Allah varsa (Haşa) Rabbine söyle cezamızı hemen göndersin” demek densizliğinde bulunmuşlardır. Ne yazık ki lanetlenen bu kavimler Peygamberleri öldürmüş, öğretilerini unutturmaya, yalanlamaya çalışmış, dine tabi olmak umuduyla gelen insanları mekânlardan uzak tutmaya ve dine girmeye çalışan iman edenlere de eziyet etmeye gayret etmişlerdir. Böyle yaparak Allah’ın dinine çok zarar vermişler, tevhidin ve insanlığın tekamülüne mani olmuşlar ve cehennemin en derin kuyularına sahip olmuşlardır. Dolayısıyla insanın bugünkü mutsuz ıstırabının tek sorumlusu da yine kendisidir, kendisi adına dinlere ve peygamberlere zulmedenlerdir.

Anlaşılır olmayan yanı şudur ki; bir kâfir inanmıyor ve inkâr ediyorsa o kendi sorunudur. Pekâlâ, ahlaklı ve çalışkan olabilir. Hatta toplumda saygı bile duyabilir. Peki, o zaman bu saldırganlık, yalanlama ve rest çekme nedendir? Bunun cevabı büyüklenmede, maddi çıkarda ve rızkın çok olması nedeniyle başarıyı Allah’tan değil kendisinden bilmekte yatar. Bu kâfirlerin saldırganlığı ise maddi durumlarına dokunacak ufak kayıplardan, zevk ve sefalarından eksilecek anlık eğlencelerden kaynaklanmaktadır çoğu zaman. Bu toplumlar dünyevi hastalıklardan kurtulup ahireti yaşamı tasavvur edemedikleri için Peygamberlerin zenginlerden veya ileri gelenlerden seçilmesini ummuş, başkaları, fakir, ünsüz (ama ahlaklı, tertemiz, dürüst ve imanlı) insanlar şerefe mazhar olunca kabullenmemişlerdir. Sonuçta Yüce Allah gerekli sabır, hoşgörü ve uyarıları takiben sözünü yerine getirmiş, Peygamberlerinin “Allah’ım sen aramızda hüküm ver” çağrılarına icabet ederek o toplumları helak etmiştir.

Helak olaylarının fiziki yapıları kıssaya göre farklılık gösterse de ortak noktaları; toplumların iman edenler kurtarılacak şekilde yok edilmeleri ve gelecek nesillerin ibret almaları için her birinden izler kalmasıdır. Peygamberler kendilerine son sözlerini söyledikten sonra inkârda devam etmeleri sonucu yerden veya havadan gelen ölüm hepsini yakalamış, çoğu bir ses ile donakalmış, gaz-alev karışımları bedenlerini yakmış, depremler ile devasa yapıları yerle bir olurken, toprak neredeyse altüst olmuş ve adeta alevlerden yanmış vücutlarının üzerlerini örtmüştür. Cesetlerin uzun yıllar bozulmadan saklanabilmiş olması da ibretlik hallerinin bir başka işaretidir.

Kur’an-ı Kerim’de bahsedilmeyen pek çok helak olayı da vardır elbette. Biz sadece Kur’an’da yazıldığı kadarını biliyor ve itimat ediyoruz. Ama mesela Pompei halkının yanardağ ile MÖ 2000 yılında gerçekleştiği tahmin edilen helakı, o şehrin, o medeniyetin, o toplumun o zaman ki ahlaksızlık durumları dikkate alınarak Lut kavminin yaklaşık MÖ 1800 yılındaki helakı ile benzerlik göstermektedir. Fuhuşa batmış Pompei ile eşcinselliğe dadanmış Lut kavminin ahlaksızlıkları da, akıbetleri de bu anlamda benzerdir. Aralarında en çok 200 sene olan bu iki olay fuhuş ve zinanın ne denli büyük bir günah olduğunu da göstermektedir. Pompei halkının o zamanlar bir peygamber tarafından ikaz edilip edilmediğini bilmiyoruz ama Lut kavmi bizzat Peygamber tarafından defalarca ikaz edildiği halde uslanmamış ve azmaya devam etmiş, sonunda da helak edilmiştir. Kur’an’da; zina, eşcinsellik, taciz, tecavüz ve fuhuş en büyük günahlardandır. Maalesef Müslüman olmayan toplumlarda eşcinsel evlilik yasal hale gelmiş, hatta imrendirilmiş, bazı Müslüman ülkelerde de zina suç olmaktan çıkarılmıştır.

Kur’an’da hepsini yakalayan bir ses’ten bahsedilir. Bu ses kıyamet tasvirlerine benzemektedir. O esnada herkesin ölmesi anlamına gelen bu ses diğer canlıları da etkisi altına almıştır. Doğrusunu Allah bilir ama hadislerden anladığımız kadarıyla kıyamet yaklaştığında iman edenlerin hemen öncesinde (bir rüzgar ve bulutla ruhlarının tatlı bir şekilde alınacağı) kurtarılacağı ve kıyamet azabını sadece kafirlerin yaşayacağı anlatılmaktadır. Kavimlerin helak edilmesi bu nedenle onların kıyameti olmuştur. İman edenler hemen öncesinde kurtarılmış, kâfirler istisnasız yok olmuştur. Bunun için tüm dünyanın yok edilmesi de gerekmemiştir.

Kur’an’da o toplumlardan “sanki hiç yaşamamış gibiydiler” şeklinde bahsedilmektedir. Toptan ve adaletli bir şekilde, yaşamayı hak etmeyenler en uygun ceza ile cezalandırılmış ve tarih sahnesinden çekilmişlerdir. Cezalarını bulan bu kavimlerin ahiret cezaları da muhtemeldir daha onlar kabirdeyken başlamıştır. Kurtuluşları da yoktur.

Bu helaklerde bir Peygamber olan Hz. Lut’un karısı helak edilirken, Musa Peygamber hadisesinde kafir olan Firavun’un karısı rahmete kavuşanlardan olmuştur. Bu durum eşlerinden kaynaklanan insani, maddi, ahlaki ve dini derecelere rağmen insanların iyi veya kötü nasıl değişebileceğini, iman ve tövbe edenlerin nasıl mükafatlandırılacağını göstermektedir.

“Allah, inkâr edenlere, Nûh’un karısı ile Lût’un karısını örnek gösterdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki salih kişinin nikâhları altında bulunuyorlardı. Derken onlara hainlik ettiler de kocaları, Allah’ın azabından hiçbir şeyi onlardan savamadı. Onlara, “Haydi, ateşe girenlerle beraber siz de girin!” denildi. Allah, iman edenlere ise, Firavun’un karısını örnek gösterdi. Hani o, “Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap. Beni Firavun’dan ve onun yaptığı işlerden koru ve beni zalimler topluluğundan kurtar!” demişti. Allah, bir de iffetini sapasağlam koruyan ve bizim de kendisine ruhumuzdan üflediğimiz, Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını doğrulayan İmran kızı Meryem’i de (inananlara) örnek gösterdi. O itaat edenlerdendi.” (Tahrim 66/10-12)

Helakların özel durumlarına bakılacak olursa;

Nuh Peygamberin uzun yıllar davet ettiği, dine girmeyen, Allah’ı inkârda ısrar eden kavim, inşa edilen gemiyi ve son ikazları da alaya almış, aralarında 950 yıl yaşayan Nuh Peygamberin “Allah’ım yeryüzünde bir tek kâfir bırakma” duasıyla helake uğramıştır. Nuh tufanı yerden ve gökten gelen aşırı miktardaki suyun bir ilahi emir ile birleşmesi, iman edenler yani gemiye binenler hariç herkesi (Nuh Peygamber oğlu dâhil tüm kâfirleri) yutması şeklinde cereyan etmiştir.

Kadınlar yerine erkeklere şehvet duyan ahlaksız Lut kavminin helakı; aniden gelen ses, deprem, gaz fışkırması gibi birden çok afetle olmuş, sonuçta kavmin yaşadığı topraklar ters yüz edilerek, göl (Lut Gölü) suları altında kalmıştır. Kavim, Allah’ın elçileri iki meleğe şehvet duyacak ve Peygamberin evine gelip onları isteyecek kadar azgın, inançsız ve kördü.

Kendisini ilah sayan Firavun’un ordusu, Musa Peygamber ve İsrailoğullarını yok etmek gayesiyle peşlerinden giderken mucizevi şekilde açılan denizin içinde boğulmuş, son anda iman etse de kar etmemiş, cesedi ibret olması açısından bozulmadan bugünlere kadar gelebilmiştir. Firavun kendisine sayısız mucize ve felaket gösterildikten sonra bile inkârını sürdürmüş, kendisini önce ilah sonra ilahların ilahı olarak adlandırmış, erkek çocukları öldürecek, zulmedecek, halkına kötü muamele edecek kadar imansız, kalbi mühürlenmiş, büyüklenmiş bir haldeydi. Yakınlarındakilerin, en güvendiği sihirbazlarının iman etmesine rağmen o inkârı seçmiş ve inkârını masum iman edenleri öldürerek sürdürmek istemiştir. Ancak Hak kazanmış, batıl yok olmuştur.

Ölçü ve tartıda hile yapan, zorbalık edip insanları soyan Eyke ve Medyen halkı Şu’ayb Peygamberin öğütlerini dinlememiş, Medyen halkı ani sesi takiben depremlerle, Eyke halkı yedi gün süren kavurucu sıcak ve akabinde serinlemek için altında toplandıkları bir buluttan gelen ateş demetiyle helak olmuştur.

Puta tapan Semûd kavmi Salih Peygamberin Allah’a ibadet çağrısına kulak asmamış aksine inanmalarını temin için kendisinden mucize istemiştir. Peygamber Allah’ın vahyiyle taştan bir dişi deve (Nakatullah = Allah’ın devesi) çıkarmış ve devenin nehirden kabileyle dönüşümlü olarak su içme hakkına riayet edilmesini, deveye dokunulmamasını istemiştir. Ancak kavim bazısı sonradan pişman olsa da deveyi kesmiş ve helake muhatap olmuştur. Peygamber iman etmeyenlerden bazısının azabı istemesi üzerine üç gün sonra gelecek azap haberi verilmiş ve üçüncü gün sonunda iman etmeyenler korkunç uğultulu bir ses ile helak edilmiştir.

Hz. Hud, tüm peygamberler gibi puta tapan kavmini ortak koşmadan Allah’a iman etmeye ve kendisinin söylediklerine itaat etmeye çağırmıştır. Çok iri ve güçlü yapıya sahip kavim, Hz. Hud’a düşmanlıkla cevap vermiş, itaate yanaşmamıştır. Âd kavmi, uğultulu ve dondurucu şiddetli bir rüzgârla helâk edilmiş, Allah, afeti kesintisiz olarak yedi gece, sekiz gün onların üzerine musallat etmiştir. Bu güçlü ve cüsseli kavmin bile bir ses ile helak edilmesi müteakip kavimlere “onlar sizden daha güçlüydü” örneğiyle de ibret olarak gösterilmiştir.

Kıssalar düşünüldüğünde tüm tarih boyunca kavimlerin kendi içlerinde yaşayan, kendilerinden biri olan mucizelere sahip arkadaşlarına nasıl itimat etmedikleri, atalarından gelen alışkanlıklara nasıl bağnaz bir şekilde bağlı kaldıkları, mucizeleri nasıl sihir olarak niteledikleri daha iyi anlaşılacaktır. Cüretleri Peygamberi alaya alacak, taşlayacak, öldürecek kadar ileri giden bu kavimler helak edilecekleri haberlerini de imana çağrılmaları gibi ciddiye almamış ve bildirilen saatte iman edenler hariç tümü telef olmuştur. (Ankebut 29/40-44, Hac 22/42-49, Sad 38/12-15, Kaf 50/12-14, Fecr 89/6-14 ve İbrahim 14/8-15)

Günümüzde acıdır ki helak edilen toplumların yaptığı tüm ahlaksızlıkların aynen ve misliyle yaşandığı görülmektedir. Helak yok kabul edilse de bu gidiş ahiret helakına mecbur edecek, dahası bu dünyada da kalpleri mühürleyerek azap ve vebal dolu bir yaşamı zorunlu kılacaktır.

Diğer hak dinlere mensup olanlar; üçleme yani teslis, meleklerin cinsiyeti, Allah’ın oğlu, yardımcısı, eşi, benzeri gibi inanışlar nedeniyle zaten kâfir olmuştur. Bu toplumların diğer ahlaksızlıklara da meyletmesi ve Müslümanlığı da o yöne çekmeye çalışmaları normaldir. Ama iman edenler için önemli olan imandan ayrılmamak ve imanı tam tersine güçlendirmektir. Onların medeniyet adına öyle yapıyor olması Allah’ın onların günahını artırmak istemesinden ve onlara kanacak Müslümanları belirlemek istemesindendir. Onlara meyleden bu yüzden onlar gibidir. Onların tek Yaratan’a iman eden kesimi bile bu ahlaksızlıkları hoş görmezken, Kur’an okunduğunda göz yaşı dökerken, Müslüman toplumların Kur’an hilafına batının demokrasi ve insan hakları kisvesi altında yapılan bu rezilliklere tamah etmesi akıllara zarardır.

Müslümanım diyen toplumlarda bile Allah’ı bırakıp dünya malına tapan, Kur’an ayetlerini umursamayan, değiştiren, kendine göre yorumlayan, Peygamberi yalanlayan, ölçü ve tartıda hile yapan, zorba ve zalim olan, fuhuş ve eşcinsellik, hırsızlık gibi adiliklere meyleden, kul ve kamu hakkı yiyen pek çok insan görmek mümkündür. Daha da acısı bu insanlar toplumun gözü önünde ve topluma örnektir. En acısı ise o kişileri ayıplayanlardan çok alkışlayanların olmasıdır.

“(Ey münafıklar!), siz de tıpkı sizden öncekiler gibisiniz: Onlar sizden daha güçlü, malları ve çocukları daha fazlaydı. Onlar paylarına düşenden faydalanmışlardı. Sizden öncekilerin, paylarına düşenden faydalandığı gibi siz de payınıza düşenden öylece faydalandınız ve onların daldığı gibi, siz de (dünya zevkine) daldınız. İşte onların dünyada da ahirette de amelleri boşa gitmiştir. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir. Onlara kendilerinden öncekilerin; Nûh, Âd ve Semûd kavimlerinin; İbrahim’in kavminin; Medyen halkının ve yerle bir olan şehirlerin haberleri ulaşmadı mı? Peygamberleri onlara apaçık mucizeler getirmişti. (Ama inanmadılar, Allah da onları cezalandırdı.) Demek ki Allah onlara zulmediyor değildi, ama onlar kendilerine zulmediyorlardı.”(Tevbe 9/69,70)

Kur’an ve hadislerin terk edildiği, hayasızlığın alkışlandığı toplumlarda Allah’ın helaki yakındır demektir. Kurtuluş yolu 1400 sene önce yaşamış sevgili Peygamberimize, Yüce Kur’an’a ve tek sahibimiz Allah’a sarılmak, yönelmektir.

“Andolsun, dönsünler diye biz onlara (ahiretteki) en büyük azaptan önce (dünyadaki) yakın azabı elbette tattıracağız.” (Secde 32/21)

Peki tüm bu helak kıssalarından ne anlamamız gerekiyor? Öncelikle şunda mutabakat sağlamak lazımdır ki tüm bu helak anlarında dönemin dinlerinin cihad diye bir emri hatta müsaadesi yoktu. İslam ise bu tür azan kavimlere karşı cihadı getirdi. Dünyanın neresinde, kime karşı olursa olsun her zulme cihad ruhsatı verildi hatta farz kılındı. Dahası din ancak İslam’la tamam oldu ve önceki helak kıssalarının tamamı din tamamlanmadan gerçekleşti yani canları ortaya koyarak bir sınanma eski dönem milletleri için şart koşulmamıştı. O bozguncuları kılıç ile defetmek emri de verilmiş değildi. Eski semavi dinlerin de daha ziyade iknaya ve güzel söze, mucizelerle iknaya çalışması neticesi güzellikten anlamayan insanlığı Yüce Allah son dininde cihad ile imtihanı diledi.

Ahir zamanda bizler toptan bir helak olmayacağını düşünmekteyiz. Çünkü anlayışımıza göre bundan sonraki helak toptan yani kıyamet şeklinde olacaktır. Ama bu dilediğini yapan Allah için bir engel teşkil etmez. Öte yandan bedenlere dokunulmayacak olması, kalplerin ve fikirlerin helak edilmeyeceği anlamına da gelmez. Nitekim çoklukla şeytanlaşan günümüz insanının kalben ve fikren helak olmadığını kim iddia edebilir? Bizlerin sergilediği onlarca küfür ve ayıptan sadece bir kaçını ısrarla ve haddi aşarak hayata geçiren kavimler helak edilirken, bizlerin tüm o helak sebeplerini bir arada hem de misliyle yaşıyor olmamız, doğru yaptığımız anlamına değildir. Ya Allah’ın Yüce rahmeti söz konusudur, yahut kıyamete gerçekten az kaldı demektir.

Dünya sınavı tamamlanmak üzere diye düşünüyoruz ve şu anki insanlık helak edilir yerimize başkaları var edilirse çoğu şey yeni baştan (sil baştan) başlayacak diye güveniyoruz ancak Allah’ın hesabı ancak kendisinedir. Kur’an’ın ve Yüce Allah’ın bizlere o helak kıssalarını, Peygamber kıssalarını hikaye olsun diye vermediği açıktır. O halde bize düşen yan gelip yatmaktan ziyade o yaşanmışlıklardan bir sonuç çıkarmaktır. Emin olunmalıdır ki ahiret hesabında o helak edilen kavimlerin her bir ferdi şu anki aymazlığımıza rağmen cezalandırılmadığımız için Yüce Allah’a davacı olacaklardır. Allah’ın devesini kesen Salih Peygamberin kavmi, belki de zorunlu sebeplerle o günaha imza attığı için yok edilirken, bizlerin isyan ve inkara, eşcinselliğe, şeytana, ölçüde tartıda hileye, azmaya, bozgunculuğa, genlerle oynayıp yaratılanı değiştirmeye verdiğimiz her bir emek karşımıza ateşten halkalar olarak çıkacaktır.

Allah’ın cehennemleri dolduracağı ümmetlerin maalesef en büyük kısmını da bu yakın yüzyılın insanları teşkil edecek. Kaldı ki Türk ve İslam olmak nimetine rağmen bizlerin, bırakın dünya halklarını, tevhide yürümek yerine ateşlere koşmamızın ağır bedeli olacaktır! Muhammed Mustafa’nın (sav) ve Mustafa Kemal’in kıymetini bilememiş, Allah’ın kadrini layıkıyla tanıyamamış bu zaman ümmetinin mazereti de yoktur, şahidi de.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Globalizm

Global veya küresel demek tüm yeryüzünü, içindekilerle, altındakilerle, üstündekilerle bütün olarak kaplayan demektir. Siyasi ve ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir