imanilmihali.com
ceylan

Helalleşmek

Yetimlere mallarını verin. Temizi pis olanla (helâli haramla) değişmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza katıp yemeyin. Çünkü bu, büyük bir günahtır. (Nisa 4/2)

Helalleşmek

HELALLEŞMEK

HELAL; Dinen yapılması veya yenip içilmesi yasaklanmayan, serbest bırakılan şey demektir. Allâh ve Rasûlü’nün bir şeyin helâl olduğunu belirtmesi veya işlenmesinde günah olmadığını bildirmesi, o fiilin helâl olduğunu gösterdiği gibi, o fiil veya şeyin yasaklandığına dair bir delil bulunmaması da helâl olduğunu gösterir. Zira eşyada aslolan helal oluşudur. Buna göre bir şey, dinin açık bir hükmüne, yasağına ve ilkesine aykırı olmadıkça helâldir, meşrudur. Helâl kavramının, meşru, caiz, mubah tabirleri ile yakın ilişkisi vardır. Çoğu zaman da eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Yüce Allâh, iyi, temiz ve insan sağlığına yararlı olan şeyleri helâl; kötü, pis ve zararı olan şeyleri de haram kılmıştır (Mâide, 5/4). Haram kılma yetkisi ise sadece Allâh’a aittir. Kur’ân’da; “De ki: Allah’ın kulları için yarattığı süsü ve temiz rızıkları kim haram kıldı? De ki: Onlar, dünya hayatında, özellikle kıyamet gününde mü’minlerindir. İşte bilen bir topluluk için âyetleri böyle açıklıyoruz.” buyurulmuştur (Ar’âf, 7/36). Peygamber de, Kur’ân’a ve Kur’ân dışı Allâh’tan aldığı bilgiye dayanarak bazı şeyleri haram kılmıştır. Ancak bunu da, Allâh’ın denetimi altında yaptığı için, Allâh’ın haram kılması içerisinde mütalaa edilir. Bu nedenle, Allâh’ın helâl kıldığına haram; haram kıldığına helâl demek büyük günahtır.(DİB)

Helal edilen şeyleri yemek edilmeyenleri yememek en büyük farzlardandır ve imanı zedeleyen hatta dinden çıkaracak kadar tehlikeli olabilen bir şeydir. Helal olan şeyler nimetler, davranışlar, düşünceler olabilir. O şeyin yenip yenmemesine, yapılıp yapılmamasına karar veren, takdir eden de sadece Yüce Allah’tır. Özetle temiz, masum, Allah adına olanlar helal, çirkin, Kur’an da kötü diye zikredilenler haramdır. Hz. Muhammed (sav) Peygamberimizin hadis ve davranışları da bize bu yönde yol gösterebilirse de aslolan Yüce Allah’ın bu dini seçenlere -çünkü diğer dinlerde toplumun yasaklarının artırılıp azaltılmasına bağlı olarak bazı farklılıklar vardır- Kur’an ile emrettikleridir.

İman eden, müslümanım diyen çoğu insan bu yasaklara riayet eder. Diğer dine mensup olanlar kendi dinlerini yaşamaya devam ettikleri sürece İslam’ın yasaklarına yanaşmazlar ve bu onların takdiridir. Ama bizler yasaklardan uzak durmaya gayret ederiz. Yasak olanı yemez, helal olanı tercih ederiz. Yediğimiz lokmanın helal olması biz iman edenler için önemlidir. Helal sadece yemek anlamında değil aynı zamanda davranış anlamında da olduğundan karşımıza kul hakkı çıkmaktadır ki bu yazının asıl manasıda buradadır.

Helalleşmek olarak anılan şey; bizden başkalarına ait olan hususlarda helale riayet etmek, edemediysek o kulun veya mahlukatın hakkını vermek şeklinde tezahür eder ve çok önemli olduğu kadar çok da hassas bir konuyu teşkil eder.

Nefes aldığımız her dakika temasta olduğumuz insanlar, hayvanlar, bitkiler ve varlıklar vardır. Biz bunlara karşı bir şekilde tavır sergiler, değer verir veya yok ederiz. Bizce önemli olan hayat sadece bizimkidir ve diğerleri hele bunlar hayvan veya görünmeyen yada küçük birşeyse çoğu zaman yok sayarız. Nefsimize uyduğumuz anlarda ise gönlümüzden geçen o şeyi gizlice alır veya hakkında kötü konuşur veya ona bir şekilde zarar veririz. yeşil bir gacı keser, karınca, sinek, örümcek gibi mahlukatı düşünmeden öldürür, borç aldığımız insanın unutmasını, vazgeçmesini veya alacağını alamadan ölmesini arzularız ki geride bilen kalmasın ve biz o borcu ödemeyelim. Demek ki yaptığımız çirkinlikler bu anlamda sadece insanlara karşı değil, aynı zamanda hayvanlara, bitkilere ve cansız varlıklara. Helalleşmek denilince akla çoğu zaman insanların hakkını helal etmek gelir. Çünkü o insanla ahirette hesaplaşacağımızı düşünürüz.

Doğrudur. O insanın hakkını, malını veya herhangi birşeyini izinsiz aldıysak, hakkında yok yere yalan söylediysek, onu karaladıysak, o insanla ilgili vicdanımıza diken gibi batan birşeyler varsa o insan bu dünyadan göçmeden ağzından hakkını helal ettiğini duymak isteriz. Bu çoğu zaman gerçekleşir de. Çünkü alacağı olan veya hakkında haksızlık yapılan insan çoğu zaman hakkını bir şekilde bu dünyada almıştır, ahirette de bu insanla belki yüzleşmemek için de hakkını helal eder. Bu sözle de olabilir yürekten de. Çaresizlikten ve istemeden de hak helal edilebilir ama aslolan söz olduğu için bu helal etme karşı tarafın vicdanını rahatlatır ve büyük bir yükten kurtarır. Eğer hak yediğimizi biliyorsak, helallik istemeye gücümüz ve cesaretimiz varsa durum böyledir.

Ama o insanı bir daha görmeyeceksek, o insan biz ondan hellaliğini alamadan bu dünyadan ayrıldıysa veya bunu yapmaya cesaretimiz yoksa o mazlumun hakkı bizde borç ve yük olarak kalır. Ahirette bile olsa o alacağını ona teslim etmeden hesap ve mizan tamamlanmayacağına göre mahşerde onu bulmak ve hakkını helal etmesini istemek durumundayız. Bu yediğimiz hak Allah tarafından affedilse bile o kul tarafından affedilmedikçe bizim için bir günah olarak yaşamaya devam edecektir.

İman eden biri için hak yememek, kul hakkına tecavüz etmemek en doğrusudur. Ama böyle bir hata isteyerek veya istemeden de yapılırsa doğru olan, o kişi hakkında sarf ettiğimiz söz için af dilemek, ondan aldığımız borcu bu hayatta ödemek, ona verdiğimiz zararı bir şekilde tazmin etmektir. Parasal konularda faizin işlemesi hususunda tam bir görüş birliği bulunmasa da borcunu ödeyecek olan için o borcun bugünkü değerinden ödeme yapmak bizi olası tehlikelerden kurtaracaktır.

Unutmak, utanmak, o kişi unutur diye düşünmek mümine yakışmaz. Çünkü alacaklar bakidir. Hak yiyene de zararı bakidir. O şey unutulsa bile ahirette en küçük zerrenin kaydedildiği amel defterleri açıldığında o şey karşımıza çıkacak ve iyiliklerimizi de alıp götürecektir. Bu nedenle vereceğimizi bu dünyada vermek, helallik isteğimizi bu dünyada gerçekleştirmek esastır. Cenaze namazlarında cemaatin merhuma hakkını helal etmesi nazari ve toplumsal-geleneksel bir faktör olarak gerçekleşir. Lakin orada bulunmayanların vey hakkını helal etmeyenlerin alacak hakları mutlaka o merhumun karşısına çıkacaktır.

Devlet malını hortumlamak, zimmete geçirmek veya zarara uğratmak şeklinde yapılan haksızlıkların ise telafisi mümkün değildir. Bu takdirde gerek bu dünyada gerek ahiretle kiminle helalleşilecektir? O malda, ganimette veya taşınmaz malda veya nakdi parada milletin tamamının kişibaşına bir kuruş bile olsa hakkı vardır. Eğer devlet malına haksız yere el uzatılırsa vergisini veren, devlete ve kanunlara saygılı herkese borçlu olunur ki bunların içinde tüyü bitmemiş yetimler, yaşlı ninelerde vardır. Devlet acil ihtiyaçlar için ödenek ve kaynak ararken sizin zimmete geçirdiğiniz o bedel o hizmeti de nisbi olarak aksatacağından bir kere daha suçlusunuz, bir nevi hırsızlık yaptığınızdan bir kere daha suçlusunuz, aldığınız maaşa nankörlük ettiğinizden bir kere daha suçlusunuz demektir. Yani bir kulun hakkını yediğinizde bir kişiye zarar verirken devlet malına zarar verdiğinizde yetmişbeş milyona borçlandınız demektir ki helallik almak neredeyse imkansızdır.

Bu meseleye en güzel örnek Peygamber efendimizin hadisinde yer almaktadır. Zamanında ileri gelen, yaşlı ve İslama katkısı olmuş birisi vefat eder ve ahali Peygamber efendimizden cenaze namazını kıldırmasını rica eder. Merhumun kimliğini öğrenince Peygamberimiz istekli olmaz. Cemaat şaşırır nedenini sorar. Cevaben der ki; “kendisi bir savaşta ölü düşmanın sırtından yeleği alıp kendi sırtına geçirdi ve o yeleği ganimet listesine eklettirmedi.”

İnsanlara karşı yapılan bu hellalik isteğini çoğu insan diğer varlık ve canlılara karşı malesef göstermez. Hayat verenin canlı diğer varlıklara ve cansızlara da hayat hakkı tanıdığını, bize hizmeti geçen, bize faydalı olan, bizi besleyenlerin de üzerimizde hakları olduğunu unutmamak gerekir. Bu bir kedi yavrusu veya domates bitkisi yada bir ev olabilir. İman eden insan kuşların dili olduğuna, dağların insanlara yüklenen sorumluluğu almaya cesaret edemediğini, karıncaların ezilmekten kaçmak için birbirini uyardığını, taşların, yaprak ve otların Allah’ın kudret ve heybetinden titrediğini ve sürekli O’nu tesbih ettiğini de bilir. Hayat sadece insana bahşedilen bir şey değildir. Hepsi insana hizmet etse de birer yaratıktır ve görevini hepsi kusursuz yapmaktadır.

Güneş hergün saatinde doğmakta, yükselmekte ve batmakta hata yapmaz, rüzgar Rabbinin emriyle rahmet taşır, ay geceleri kandil olur, yağmur bereket getirir, karıncalar, örümcekler iyi veya kötü insana örnek teşkil eder ve hepsinin tesbihleri insana Yaratan’ı hatırlatır. Sonuç olarak bu hayatta gördüğümüz ve hatta görmediğimiz her varlık ve yaratılan herşey bir hakka sahiptir. Bizim onlarla hak alışverişimiz buradan kaynaklanmaktadır.

Bu yüzden ahirette noksan ibadetlerimiz yüzünden bizden şikayetçi olacaklar ve cezamız bu yüzden yüksek olacaktır. Düşünülünce onların görevini layıkıyla yapmalarına karşılık onlardan üstün yaratılan insan kendisine görev verilen ibadeti bile hakkıyla yapmazken onlar milim hata yapmadan insana hizmet etmekte, yaratılış gayesinde kusur etmemektedir. Onların hakkınıda ödemek, onların h,zmetlerinden dolayı Allah’a daha çok şükretmeliyiz. Onların alacaklarını da yani bizden bekledikleri teşekkürü de çok görmemeliyiz. Zulmettiğimiz veya yok ettiğimiz yada öldürdüğümüz canlı veya cansız kim olursa tıpkı insan öldürmüş gibi cezalandırılacaktır. Ona verilen hayatı biz yok yere alıyorsak ilahi iradeye karşı geliyoruz demektir. O insanlığa hizmet edecekken sayemizde bu görevini yapamıyorsa biz sisteme çomak soktuk demektir. Ahirette boynuzlu hayvanın boynuzsuzlarla bile hesaplaşacağı, hayvanlarla helalleşeceğimiz belliyken onlara karşı zulmetmek, aşırıya gitmek iman edene zaten yakışmaz. Bu avlanmamak, bitki ekmemek değildir. Bu yok yere yeşil ağacı kesmek, ihtiyaçtan fazla balık tutmak, o malzemeyi hor kullanmak, o şeyi hak ettiği değerde görmemektir. İnsan eliyle yapılanlar dışında bizlere bahşedilen herşeye hayat hakkı tanınmışken bu hakkı tanımamak bize yakışmaz ve cezası da olacaktır. Allah’ın keşfetmemeize müsade ettiği ve kullanımımıza verdiği insan yapımı şeyler bile sonuçta ilahi iradenin gölgesidir ve o malzemelere de kötü davranmak hak yemekle eşdeğerdir. Bize hizmet eden, hakkı geçen bu malzemenin bile derin düşünüldüğü zaman bizde alacağı vardır. Araba kullananlar daha iyi bilir. O araç uzun yıllar bize hizmet eder, bizi uzak yerlere taşır, bizi sevdiklerimize ulaştırır, tehlike anında emrimize uyarak ta olsa durur ve hayatımızı kurtarır. Gideceğimiz yere varınca biz ona bir teşekkürü bile çok görürüz. Mesele “Allah senden razı olsun” demek kadar basitken, bunu yapmak imanımızı güçlendirecekken eve girer ve onu o haliyle yağmur, soğuk demeden kapı önünde bırakır, onun hizmetine nankörlükle karşılık veririz. Yaz mevsimi sonunda aylarca sebze ve meyvesini yediğimiz daha sararmamış bitkileri yolar atar, bize verdiği veya aracı olduğu ninmetler için bir teşekkürü borç biliriz. Oysa o bize kilolarca ürün vermiş en azından bir ağaç için mesela meyvesiyle olmasa bile gölgesiyle bize hizmet etmiştir. Her nimetten hesap sorulacağımız Kur’an ayetlerinde de hadislerde de yer almaktadır. Bir yarım hurmadan da, yazın içilen soğuk sudan da, bir ağacın gölgesinden de, yediğimiz bir lokma ekmekten de hesap sorulacak olması bizi Allah’a şükretmeye götürmelidir. Kısaca “Elhamdülillah” şeklinde de olsa bu teşekkür Allah’ın ninetine saygı gereğidir, Yaratan’a şükran borcudur. En somut olarak yeşil ağacı yok yere kesmek insan öldürmek gibi bir hayat son vermektir ki cezası da muhtemelen büyük olacaktır.

Bitkilerle veya eşyalarla ahirette helalleşmek hususunda Kur’an da bir kayıt yoktur ancak hayvanlarla helalleşileceği tefsirlerde yer almaktadır. Bizlerin hizmetine verildiği, huylarının yumuşatıldığı, evcilleştirildiği, Allah’ın iradesi olmasa bizlerin bunu yapamayacağı Kur’an da belliyken hayvanlara karşı nazik ve sağduyulu yaklaşmak gerekir.

Can taşıyan bu varlıklarda yorulur ve kapasiteleri vardır. Onlara tekme atarak zulmeden, aşırı yük yükleyen onların hizmetlerine nankörlük eder ki ucu nimete nankörlük şeklinde Allah’ın gücüne gider. Bize uzun yıllar hizmet etmiş bir atın, kapımızda bekleyen köpeğin hizmetine karşılık yapacağımız teşekkür onun helalini kazanmaktır. Bizdeki hakkını ödemektir. Ona düzenli verdiğimiz yemek, sevgi ve teşekkür dışında o hayvanlar zaten bir beklenti içinde değildir. Biz bu teşekkürü bile çok görüyorken Allah’a nimetlerinden dolayı şükretmede noksan kalıyoruz demektir.

İman eden ister insan olsun ister hayvan hakkını yediğine, kendisine emeği geçene mutlaka hakkını ödeyecek, hellaliğini alacaktır. Ama bu dünyada ama ahirette. İyiliklerimizin azalmaması, hakkını yediğimizin günahlarının bize geçmemesi için kimseye zulmetmemek zorundayız.

Hak yememek, kul hakkına dokunmamak, bize hizmet edene Allah’ın yarattığını bilerek teşekkür etmek imanımızı güçlendirecek, bizi Allah’a daha çok yaklaştıracaktır. Aksi ise bizi cezaya çarptıracak, Allah’ın rahmet ve bereketinden uzaklaştıracaktır. Gece ve gündüz, güneş ve ay, rüzgar, gökgürültüsü, yağmur, bulut, hepsi birer varlıktır. Bunlara sonuç veya yansıma diye bakmayıp hepsine gereken önemi vermek iman gereğidir.

Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile günaha girerek yemek için onları hâkimlere (rüşvet olarak) vermeyin. (Bakara 2/188)

Bu yazıyı okudunuz mu?

vicdan

Vicdan Allah’ın kalplere koyduğu adalet terazisidir

Vicdan Allah’ın kalplere koyduğu adalet terazisidir Vicdan kalp sesidir. Dinleyene de dinlemek istemeyene de aynı ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir