Anasayfa / ALLAH (cc) / Herkesin kalbi kendi kıblesidir
imanilmihali.com
mühürlü kalpler

Herkesin kalbi kendi kıblesidir

Herkesin kalbi kendi kıblesidir

Kıble, yeryüzünde nerede olursak olalım Kabe’nin (Mescid-i Haram) bulunduğu yöndür ve tüm Müslümanlar için namaza esas tartışılmaz kıble burasıdır. Şayet kıble tam kestirilemiyorsa yaklaşık olarak dönülür ancak her hâlükârda kalpler Kabe tarafına dönmelidir. Yani iman kardeşliği ve Müslümanların tamamını kardeş bilme arzusu kalplere dolmalıdır. Elbette tüm yeryüzü ve tüm yönler Allah’ındır, tüm yeryüzü ibadethanedir lakin biliniyorsa ve başkaca bir mani yoksa Kabe yani kıble Müslümanlar için ortak bir kabul ve Allah emridir.

“(Ey Muhammed!) Biz senin çok defa yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu (vahiy beklediğini) görüyoruz. (Merak etme) elbette seni, hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz. (Bundan böyle), yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. (Ey Müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzünüzü hep onun yönüne çevirin. Şüphesiz kendilerine kitap verilenler, bunun Rabblerinden (gelen) bir gerçek olduğunu elbette bilirler. Allah, onların yaptıklarından habersiz değildir.”(Bakara 2/144)

Çünkü Kabe; mahşerin ve ahiret hesabında toplanışın, kullar arasında hiçbir ayrımın olmadığının, her kulun sadece Allah’a ibadet ve kulluk için yaratıldığının, Allah dostlarıyla birlikte doğru tarafta olmak gereğinin, şeytanlar ne kadar aksine çalışsa da dünya hayatının fani olduğunun, hesap ve dinin sadece Allah’a ait olduğunun, herkesin hesap vereceğinin kutsallaştırılmış bir abidesidir.

Bu anlamda Kıble doğruyu gösteren, anlatan, ispat eden, hakikati haykıran bir istikamettir, doğru yol ve yöndür, hatırlatıştır, Sırat-ı Mustakim’dir, Kabe yani Mescid-i haram’dır.

Her yıl belli aylarda yapılan Hac ibadeti yolculuğa gücü yetenlere, durumu her anlamda müsait olanlara farzdır, Allah’ın insanlar üzerindeki hakkıdır. Bu ibadeti inkâr etmekse cehalet ve zulmün büyüklerindendir.

“Onda apaçık deliller, Makam-ı İbrahim vardır. Oraya kim girerse, güven içinde olur. Yolculuğuna gücü yetenlerin haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse (bu hakkı tanınmazsa), şüphesiz Allah bütün âlemlerden müstağnidir. (Kimseye muhtaç değildir, her şey O’na muhtaçtır.)” (Al-i İmran 3/97)

Öte yandan hacca uygun şartlar taşısın veya taşımasın, hacca gidilsin veya gidilmesin herkes için bir kıble yahut Kâbe daha vardır ki o kalptir.

Vücudun tüm organ ve uzuvları hem cennete ve hem de cehenneme açılırken kalp kapıları sadece cennetlere açılır, doğrular kalptedir, nihai fetva makamı kalptir, vicdanın sesi, merhamet pınarı, iman, gözyaşı getiren tefekkürler hep kalptedir.

Bu cihetle kalp kıblelerini yani bedensel Kabe’leri ziyaret etmek (kalbe danışmak) hac ibadetinden de öndedir çünkü Hac ibadeti için çöl topraklarına gidenler şayet kalplerinde samimiyet, sevgi ve teslimiyeti taşımıyorlarsa, yani evvela kalp kıblelerini ziyaret etmemişlerse o hac ibadetinden umabilecekleri hâsıla da düşük olacaktır, samimiyetten uzak, gösteriş veya turistik geziden ibaret olacaktır.

Niyet ve salih düşüncelerin, sevgi ve merhamet hislerinin kısaca sadece Allah’a teslimiyetin yolu akıldan da önce kalpten geçer ve şayet kalp teslim olmaya hazır değilse, hac ibadeti ile kul teslim olsa da bu teslimiyet geçicidir.

Bu yüzden hac ibadeti için aranan manevi şart kalp ve bedenin hac ibadeti sonrasında salih ve nezih hayata hazır olması, her türlü haram ve günahlardan sakınmaya razı olmasıdır.

Kalbin nirengi noktası olması ibadet türlerinin tamamı için geçerlidir. Çünkü o ibadet için edilen niyet dille söylense ve tüm melekler şahit olsa da kalpleri bilen sadece Allah’tır ve riya yahut samimiyeti takdir eden de O’dur. En küçük salih amelden en büyük infaklara kadar sadece Allah rızasını gaye edinen ibadet ve ameller ile gösteriş ve riya ile yapılan reklamlı sahte kurban kesmeleri bilen sadece O’dur. Bu da gösterir ki kalp sadece hac ibadetinin değil tüm dinin manevi kıblesidir ve kalp o kıbleye dönemiyorsa yani niyetler halis ve saf değilse boştur.

Kalp bu yüzden, günün her saatinde namaz kıblesi gibi kendisine dönülecek, danışılacak, sözü dinlenecek bir mevkidir, sestir, makamdır.

Çünkü kalp sadece doğruyu söyler, güzeli emreder ve hak-hukuk-adalet ile kardeşlik ve hoşgörüyü ister, sadece Allah’a teslimiyetten başkasına razı olmaz.

Fani dünyanın süslü eğlencelerine yenilmeyen, ahiret hayatının sonsuz mutluluğuna çalışan, kulun bedeni pisliklerini ve gafletlerini maneviyatla iyileştirmeye çalışan ve daima doğruyu söyleyen kalp, her ne kadar bastırılsa ve karartılsa da özünü kaybetmez ve en zalimlerin dahi vicdanı vardır.

Lakin kalbin sesi Kur’an mü’minlerinde daha gür çıkarken ve o mü’minler kalplerine daha fazla kulak verirken, sıradan Müslümanların kalp sesleri kısık, münafık zalimlerin kalp sesleri çok cılızdır.

Bu da demektir ki kul Kur’an’a ve Yüce Allah’a yöneldikçe, O’nun rızasını aramaktan başka diğer tüm gayeleri elinin tersiyle ittikçe kalp pili dolacak ve kalbin sesi daha gür çıkacaktır.

Manevi mikroplarla (münafık, mürai, müşrik, kafir ve şeytanlarla) oturup kalkanların, iman edenlerle alay edenlerin, dine oyun diye bakanların ve şeytanlara asker olanların ise kalpleri inançsızlıklarıyla ve teslimiyetsizlikleriyle bir zaman sonra kararacak ve o kalbin yanlışı durdurucu vicdan ve merhamet sesi cılız çıkacaktır. Kur’an’ın bu durum için kullandığı kelime ise mühürlemek kelimesidir ve Allah o kalpleri aksini dileyene kadar da mühürler. Mühürlenen kalp ise danışmanlık hizmeti vermekten vazgeçer ve kul sadece aklı ve bedeni arzuları istikametinde yaşayarak ahiretini kaybeder, cehennemlere mahkum olur.

“De ki: “Ne dersiniz, eğer Allah sizin kulağınızı ve gözlerinizi alır,  kalplerinizi de mühürlerse, Allah’tan başka onu size (geri) getirecek ilâh kimmiş?” Bak, biz âyetleri değişik biçimlerde nasıl açıklıyoruz, sonra onlar nasıl yüz çeviriyorlar?” (En’am 6/46)

“Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne varis olanlara şu gerçek apaçık belli olmadı mı ki, biz dileseydik onları da (öncekiler gibi) günahları yüzünden cezalandırırdık. Biz onların kalplerini mühürleriz de onlar hakkı işitmezler. İşte memleketler! Onların haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Andolsun, peygamberleri onlara apaçık deliller getirmişti. Fakat onlar daha önce yalanladıklarına inanacak değillerdi. Allah, kâfirlerin kalplerini işte böyle mühürler. ” (A’raf 7/100,101)

“Ey Peygamber! Kalpten inanmadıkları hâlde, ağızlarıyla “İnandık” diyenler (münafıklar) ile Yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar (Yahudiler) yalan uydurmak için (seni) dinlerler, sana gelmeyen bir topluluk hesabına dinlerler. Kelimelerin (ifade içindeki) yerlerini bildikten sonra yerlerini değiştirir ve şöyle derler: “Eğer size şu hüküm verilirse, onu tutun. O verilmezse sakının.” Allah, kimin azaba uğramasını istemişse artık sen onun için asla Allah’a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah’ın kalplerini temizlemeyi istemediği kimselerdir.  Onlara dünyada bir rüsvaylık, ahirette ise yine onlara büyük bir azap vardır.” (Maide 5/41)

Böylelerinin kalplerinde münafıklıktan doğan hastalık vardır ve Allah onların hastalıklarını artırır (Bakara 2/10), okunan Kur’an’ı dahi anlamamaları için kalplerine perdeler gerer (En’am 6/25),  kalplerinde hastalık olanların kalplerini eğriltir (Tevbe 9/127), şeytan onlara yapmakta olduklarını güzel gösterir (En’am 6/43), onlar gafillerdir (Nahl 16/108).

Kalplerine kulak vermeyen, gerçekleri anlamakta direnenlerin ise yeri maalesef cehennem çukurlarıdır, çünkü bu başı ve sonu bilen Allah’ın bildirdiğidir.

“Andolsun biz, cinler ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdadırlar.  İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.” (A’raf 7/179)

Bunca cehalete, inkâra, kötülük üreterek fani menfaatler uğruna imandan vazgeçmeye elbette gerek yoktur ve Allah kendisine samimiyetiyle yaklaşıp tevbe edene, yardım dileyene, doğruyu bulmak isteyene elbette yardım edecektir.

Kalpler kıble yapıldığı müddetçe de doğru ve güzel daima ve kolayca bulunacak, Allah’ın ayetleri görünür olacak ve kalpler huzur ile dolarken yeryüzü daha yaşanır olacaktır.

İmanı veren ve bilen, nefisleri temizleyen, kalpleri temizleyen sadece Allah’tır. Kula düşen önce Kur’an, sonra iman ve sonra ibadet faslıdır. İlk ikisini atlayarak yapılan ibadetler ise spordan ibarettir. Bu yüzden kafirler güruhu İslam âlemini asırlardır Kur’an’dan uzaklaştırmaya, anlamadan okumaya mecbur etmeye, imanı ve şirk belasını unutturmaya çalışır ki şirk affedilmeyecek tek suçtur ve iman etmemek, imana düşman olmak, Allah’a ortak koşmak demektir. Bu bela ise sadece kalpsizlere yakışan bir gaflet ve hastalıktır.

Mü’min ise kalbiyle barışık yaşayan, kalbinde en müstesna yeri sadece Yüce Allah’a veren, kalbindeki bu inançla (iman) hayata barış ve huzur veren, iyilik üreten, güzellik katan, öte yandan ahiretini kazanandır.

Gerçek mü’minler kalpleri Allah ile atan, Allah’ı anmakla huzur bulan, Allah için yaşayıp, Allah için ölenlerdir. (Kalpleriyle teslim olamayan sıradan Müslümanların ise gayesi mü’min olmaya çalışmaktır. Çünkü Müslüman İslam’a giren, mü’min iman edendir ve içerisinde iman yoksa o din erdirici ve kurtarıcı olamaz ve Allah sadece iman edenlerin dostudur, cennetlere sadece iman edenler girecektir.)

“Mü’minler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. O’nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler.” (Enfal 8/2)

“Onlar, inananlar ve kalpleri Allah’ı anmakla huzura kavuşanlardır. Biliniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” (Rad 13/28)

Ve mü’minlerin duaları iman vermesi, nefislerini temizlemesi, kalplerini eğriltmemesi için Yüce Allah’a niyaz etmektir.

“(Onlar şöyle yakarırlar): “Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize katından bir rahmet bahşet. Şüphesiz sen çok bahşedensin.” (Al-i İmran 3/8)

Netice olarak kalpler, bedenlerin en kutsal hazinesidir ve o hazine ilk doğulan anda sadece iman ve Allah ile doludur. Kul büyüdükçe o imanı muhafaza eder yahut o kalbe şeytanlara dair sevgileri yerleştirir, nefsin arzularını sıkıştırır ve böylece sevgisiz kalır ama sevgisizliği de mahkum olur.

Allah’ın rızasından, sevgisinden, Veli’liğinden mahrum kalmak ise hiç ama hiç arzu edilecek bir şey değildir. Bunu akıl dahi edemeyecek zalimlerin yeri ise elbette cehennemden başka bir yer değildir.

Bugün girdiğimiz Ramazan ayı kalpleri Allah’a yöneltmenin, pişmanlıklardan tevbe etmenin ve kalplere kulak vermeye başlamanın ayıdır.

Rabbim bu ayda, kalplerimizi yeniden imana çevirsin, kalplerimizi temizlesin ve bizleri has mü’minler kılarak şeytanlardan, nefsin oyunlarından, fani süslere kanmalarımızdan, münafıklara aldanmaktan uzak eylesin.

Amin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Dinci tayfanın din dışı söylem ve eylemleri

Dinci tayfanın din dışı söylem ve eylemleri

Dinci tayfanın din dışı söylem ve eylemleri (YAZIMIZI Sadece ve daima Allah diyebilen, Kur’an dışı ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir