Anasayfa / AHİR ZAMANLAR / Herşey para değildir
imanilmihali.com
paraya tapmak

Herşey para değildir

Herşey para değildir

Modern zamanların beşeri en büyük telaş ve gayesi paradır, para kazanmaktır. Bu illet o hale gelmiştir ki insanlar haram – helal ayırt etme ihtiyacı dahi duymadan, insani değerleri ve maneviyatı bir kenara bırakarak daha fazla para ve daha lüks yaşamlar peşine düşmüş ama bu arada kendilerinden sermaye olarak daha güçlülerin para tuzaklarına düşmüş olduklarının farkında dahi olmayarak o patronlara para kazandırır hale gelmiştir.

İhtiyaç fazlası olarak kazanılan, elde tutulan veya israf edilen paranın tamamı hak ve helal değildir, başkalarının hakkıdır. Bu çoğu zaman dikkatlerden kaçırılır ve servet biriktirme sevdası kalpleri esir alır. Sonrası daha fazla ev, daha konforlu araba, daha pahalı kıyafetlerdir ve para yine daha zenginlerin kasasına geri döner. O paradan yoksunlar ie ilk baştaki gibi yine yoksun ve muhtaçtır. Ortadakiler parayı bulmuş ama kaybetmiş, tepedekiler her zaman zengindir.

Şeytanın en büyük keyif aldığı bu şeytani oyun kişileri paraya tutsak hale getirmekle kalmaz, aynı zamanda konfor, mal ve endüstri putlarına da, egolara, patronlara da mahkum kılar ve kişi paraya ulaşmak ve olanı muhafaza etmek adına parayı ilahlaştırır. Bir müddet sonra da para hayatın tek gayesi olur, ahiret hesabını ve senavı dahi unutturur.

Oysa herşey para değildir, para da herşey değildir.

Maneviyat, para ile satın alınamayacak değerlerdir ve cüzdanda veya elde değil kalpte taşınanlardır. Bu hissiyat kulun gerçek yaşam değeri ve kıymetidir. Varoluşun gayesi, sınavın asli sorusu ve ahiret hesabına esas en mühim kazanım olan maneviyat hayata Rahmani gözle bakabilmek ve iyilikler için, gaybı bilerek nefes alıp vermektir.

Paranın fani alemde servet ve makamlar sağlaması ama maneviyatın beşeri kazanım getirmemesi sebebiyle akıllar sürekli cüzdanlara kayar ve sanki hava veya su gibi vazgeçilmez kılınan para hayatın tam merkezine otururken maneviyat kenara itilir ve kul sadece bu dünya için yaşar hale gelir.

Hizmet ve üretim sektörlerinde de para, fayda ve kalitenin çoğu zaman önüne geçerek, parası olmayana hizmet vermeyerek, parasız olana düşük kaliteliyi sunarak paraya nasıl tapmakta olduğunu ispat eder ve para yoksa o hizmeti iptal eder. Yani iyilik faslını yok sayarak sadece beşeri karşılıklı işlere imza atar.

İyilik, Allah rızasından başka hasıla gözetmeden kendimize, başkalarına ve Yüce Allah’a yaptığımız iyi ve hayırlı olmasını niyet ve arzu ettiğimiz, bu gaye istikametinde emek ve zaman harcadığımız şeylerdir ve para bu tanımda asla yer almaz. Çünkü iyiliğin karşılığını beklemek de, almak da, farklı beklentileri filizlendirmek de iyilikten beklenen sevap ve erdiriciliği yok eder.

İyilik, başkalarına yaranmak, başkaca şeyler ummak, şeytani isteklere yol yapmak için değil, muhtaç ve mazlumlara dost elini, karşılık beklemeden uzatmaktır. Modern çağlarda ise bu maalesef parasal veya bedensel veya hiç olmazsa başkaca iltimas umutlarıyla körelmiş haldedir ve sadece Allah rızası gözeten iyilikler yok denecek kadar azdır. Çünkü akıllar cüzdanlara yoğunlaşmış haldedir ve para yoksa iyilik de yoktur. Başka deyişle iyilikle uğraşmak yerine para kazanmaya çalışmak yeğ hale gelmiştir.

Para, aile ve hatta kardeş ilişkilerinin arasına dahi girebilmiş, nifak tohumları ekerken, nefisleri esir almıştır. Ölen babanın ardından kardeşlerin miras paylaşmak adına sergilediği çirkinlikler buna misaldir ve merhumun cenazesi kaldırılmadan yapılan bu hak talepleri nefislerin nasıl terbiyesiz olduğuna da deildir.

Paranın ahirete götürülemeyeceğini, paranın muhtaçların hakkını da içerecek vaziyette bizde emanet bulunduğunu, rızkı verenin sadece Allah olduğunu kağıt üzerinde herkes bilir. Ancak fiiliyatta para, tüm kıymetlerin üzerindedir ve ahiret azığı olarak anılan iman, iyi niyet, ibadet, ahlak, salih amelin de önüne geçerek hatta bu manevi hisleri kazanma ve biriktirme uğruna araç ederek insanı maddeleştirendir.

Para, servet yığma şeklinde gelen kibir ve büyüklenme sebebiyle, sahibini ezmeye ve zulmetmeye zorlar, muhtaçlardan üstün görünür hale getirir ve ötekileştirmeleri kışkırtır. Bunun sayısız zararı vardır ki iman kardeşliğinin aldığı yara ilk sıradadır ve dahası zulüm üretir. Bu zulüm sadece muhtaçlara ve mazlum haklarına yapılan tecavüz ve gasplar yoluyla değil ama aynı zamanda kişinin kendisine ve fıtrata yaptığı haksızlık ve inançsızlıkla da ortaya çıkar. Kur’an tüm düzen ve değerleri altüst eden zulme aslen bu nedenle karşıdır, düşman edinmiştir.

Paranın en büyük zararı ise elbette imanla verdiği mücadeledir ve maalesef ahir zamanda para galip gelmek üzeredir. Çoğu insan için karın doyurmayan olarak tanımlanabilen iman, ruhun gıdası, yaşamın gayesi ve sınavın katsayısı en yüksek sorusu olduğu halde, kandırılmış aç nefisler sebebiyle para tüm değerlerin üzerine neredeyse oybirliği ile çıkarılmış vaziyettedir.

Durum böyle olunca da o parayı kazanmak, muhafaza etmek ve artırmak için tüm yollar mübah kılınır, haramlar helalleştirilir ve hak yenilmesine aldırmadan başkalarının cüzdanlarına uzanılır, başkalarının emeğinin karşılığı olan paralara da el konularak sayısız zulüm üretilir ve ahlaksız, amelsiz, niyetsiz toplumlar oluşur.

Toplum, tüm fertleri gibi paraya tutsak hale gelince de artık ıslah çok zordur ve iman her geçen gün kaybolur, zayıflar en azından anılmaz olur. Dinin tüm gerek ve şartları, eski moda veya hobi hale getirilince de para görünür ve elle tutulur güç olarak iyice ilahlaşır ve insanlar paraya tapmakla şirkin kallavisine imza atarlar.

Bu paraya esaret aynı zamanda para sahiplerine esareti de beraberinde getirir ve makam sağlayan, ihale veren, para bahşedenlere biat farz olur, o servetle şımarmış kodamanların zulümlerine bile destek olunur ve mevcut statülerin değişmemesi, paranın kaçmaması adına tüm günahlara alkış tutulur, din dahi para kazanmak adına silah ve reklam aracı olarak kullanılır hale gelerek, bırakalım iyilik ve güzellikleri, en temel farzlar dahi göz ardı edilir.

İyilik ederek karşılık beklemeyenlerin enayi olarak görüldüğü bir toplum zaten helake müstehaktır. İnsanlardan çok evcil ve sokak hayvanları ile meşgul olan toplum zaten manayı anlayamamıştır. Para peşinde hayallerinden, yeminlerinden, erdemlerinden vazgeçen toplumlar zaten cennetlerden çoktan vazgeçmiştir.

Yeşil banknotları, cennetin yeşil gölgelerine tercih edenler bu dünyada kendilerine sınav olsun diye verilen rızıkları gerçek hak sahipleriyle paylaşmayarak, o kabiliyeti hayır istikametinde kullanmayarak, ahiret için yatırım yapmayarak sayısız gaflete imza atarken, zenginleşmek dinde yasak değildir yalanıyla kendilerini de etraflarını da aldatır ve hediyeleşmek sünnettir bahanesiyle de birbirlerine hava atmak gayesiyle veya yine bizzat yeni para kazanma fırsatları sunmak yoluyla hediyeler, ihaleler, altın tepside yeni haksızlık ve haramlar sunarlar.

Nihayet, paranın faniliğini de herkes bilir ama imana hizmet ve iyiliklere yönelme işleri hep ilerki yaşlara bırakılır, gençliğin şehvet ve arzuları ile yaşamlar köreltilir, sabahsız akşamlarda milyonlar harcanır ve fakat iman hep güdük kalır.

Dinin dahi bu kirli amaçlar uğruna alet edildiği toplumlarda madecilik ve sözde akılcılık maneviyat ve ruhaniliğin önüne geçer ve akıllar görmediğine inanamaz hale gelerek tamamen körelir.

Anlaşılacağı üzere paraya tapma hadisesi sadece bir küfür olarak asla kalmaz ve kulu doğrudan şirke uzanan yollara mahkum eder.

Yani insan iyilik ve güzelliklerden mahrum olmakla kalmayıp aynı zamanda haram ve günahlara da dalarak şirke batar ve fıtratı, misakı, imanı unutarak kendisine yeni dinler icat eder. Bu noktada Hz. Peygamberin örnek Kur’an ahlakı ve yaşamı da bunlar için emsal teşkil etmez ve tüm varlığını infak ederek vefat eden Hz. Peygamberin aksine onlar para biriktirmeye ve delaletle ecel geldiğinde hala zengin olmaya bakarlar. Çoğunu harcama fırsatları olmayacak o biriktirilen servetler muhtaçlara gitmemekle, zenginler arasında dolaşan bir süs olmakla zaten yakıcıdır. Bir de bunun uğruna hayatları ve imanı feda etmek hepten yakıcıdır.

Kazançlar helal olmalı, helal maksatlara harcanmalıdır. Oysa görünen tabloda buna kıymet verildiğini söylemek gayet zordur. İstisnalar olsa da toplum kazanmanın her türüne aşıktır ve nefisler şeytandan gelen bu dürtmelere karşı koyamayacak kadar terbiyesizdir.

Nefisler terbiye edilemeyince de kalplerdeki iman ateşleri sönük kalır ve bir zaman sonra söner gider. Din eridirici olmaktan uzaklaşır ve amaç haline gelir, riya ve gösteriş toplumu kaplar, gizli hırs ve şehvetler (gizli şirk vaziyetinde) gönülleri esir alır ve rekabet adına nice savaşlar verilirken bu savaşlarda da hile ve tuzaklara, fitne ve fesatlara sayısız kez müracat edilir ki bu sayılanların her biri ayrı ayrı helak sebebidir.

Para toplumları bu acınası hale getiren yakıcı cehennem ateşi olduğu halde insanların ona çokça saygı duyması elbette anlaşılır değildir ama bu imanın zayıflığının ve imanı paraya değişmenin en çetin göstergesidir.

Parayı herşey kabul edenler için inanç ve hesaplar geçersiz ve hükümsüzdür. Bu ise hesap ve mizan dahil tüm ilahi sistem ve fıtratı inkardır ki bir ucu Allah’ı inkara (haşa) dayanır.

Tevekkülü dahi kenara konan üç kuruşluk banka hesabına bağlayanlar için ahiret hesabı çetin geçecektir.

Yani paraya ilah diye tapanların cenneti, bizlerin cehennem dediği yerdir ve herkesin Veli’sinden göreceği rahmet, o ilah yerine kabul edilenin verebileceği kadardır. Yani şeytanlar, para ve yatlar, altın kaplamalı sandalyeler ile yaşanan hayatların ilahları sahibine ancak dünyalıklar sunabilecek, iman, itikad ve itimat ile Allah’a yönelebilenler ise ahiretlikler ve aynı zamanda dünyalıklar kazanacaktır.

Yani cennetler, cennetleri isteyebilenlerindir. Hesap sorucu olarak nefislerin yetecek olması da bu sebepledir.

Rabbim kullarını paraya tapan müşriklerden eylemesin. Amin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

İslam’ın abdesti iman

Bir çekirdekten dev çınarı çıkartan Allah bizler için iman nüvesini kalplere koymuştur. O iman büyüyecek, ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir