Anasayfa / İMAN ESASLARI / Ahirete iman / Hesaba çekilmeden önce…
imanilmihali.com
ahiret

Hesaba çekilmeden önce…

Eğer yeryüzünde bulunan her şey tümüyle ve onlarla beraber bir o kadarı da zulmedenlerin olsa, kıyamet günü kötü azaptan kurtulmak için elbette onları verirlerdi. Artık hesap etmedikleri şeyler Allah tarafından karşılarına çıkmıştır.(Zümer 39/47)

Hesaba çekilmeden önce…

Yaşadığımız ömür; Yüce Rabbin kâinata bahşettiği “Hayat”ın şahsımıza düşen pek önemsiz bir damlası, yaşadığımız ortalama yetmiş yıl zamanın pek minik bir noktası, bu ömürle bıraktığımız izler ve hayat boyu sahip olduklarımız kâinatın milyarlarca kere küçük bir zerresidir. Yüce Rabbin bir kul olarak bize bahşettiği bu kısa ve fani hayat, kâinatta baş eser olarak yaratılan insana verilen toplam hayatın bu zaman dilimine denk gelen halidir. Bu hayat tüm kâinata verilen hayatın en değerlisidir. Bu hayat yaratılış projesinin en temel parçası ve belki de varoluş sebebidir. Bu yüzden Yüce Allah insanı sever, rahmet eder, yeryüzüne halife, yere ve cennete mirasçı yapar. İlahi iradesiyle insanı ana rahminden ecele kadar kontrol, gözetim ve buyruğu altında tutar. Daha doğmadan “Rabbiniz miyim?” diye sorar. İnsanlar “İşittik itaat ettik, Rabbimizsin!” diye cevaplar ve hayat başlar. Bu itaatte Allah’ın ilim ve iradesine, yasak ve öğütlerine koşulsuz teslimiyet vardır.

İnsan misafir olduğu bu dünyada büyür, yaşlanır, ailede, okulda, meslekte bir takım huylar ve melekeler edinir. Karakteri, mizacı, ahlakı şekillenir. Önüne seçmesi gereken sayısız yollar, vermesi gereken kararlar çıkar. İradesini ortaya koyması gereken, güç harcaması gereken işlerle uğraşır gün boyu. Yüce Rabbin kendisine verdiği mayasından, rotasından sapmamışsa doğruyu, dağılmış, yanılmış, kandırılmışsa yanlışı seçer. Ömrünü tamamladığında bu dünyaya veda edip ahirete intikal eder. Kabir hayatı başladığında yanında fani hayata ait hiçbir şey yokken, Allah’a olan imanı veya imansızlığı, iyilik veya kötülükleri, sevap veya günahları kendisiyle beraber ahirete intikal eder.

Din günü dediğimiz hesap ve mizan günlerinde de bu hayatta yaptığı iyi veya kötü şeylerin hesabını vermek üzere aklımızın erdiği kadarıyla bir nevi mahkeme huzuruna çıkar. Bu mahkeme Yüce Allah’ın rahmet ve azabı ile çevrili olduğu halde, adaletin sıfır hata ile tecelli ettirildiği, bu dünyada yapılan zerre kadar küçük bir şeyin unutulmadığı ilahi bir mahkemedir. Mahkeme sonunda verilen ödül ve mükafat ise dünyada karşılaşılanlarla mukayese edilemeyecek kadar büyüktür. Bir tarafta sonsuz hayat ve sınırsız nimet ve rahmetle bezenmiş mükâfat, bir tarafta azabın en şiddetlisi vardır.

Buraya kadar hikâye edilen hususlar Allah’ın Kur’an’ı ile ve Sevgili Peygamberimizin hadisleriyle bildirdiği şekilde gerçektir, yaşanacak ve görülecektir.

“Her canlı ölümü tadacaktır. Ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete sokulursa, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir.” (Al-i İmran 3/185)

Kıyamet gününde yapılanları karşılığı tastamam verilecek olduğu halde kötülüğün yaşanır, hissedilir ve vazgeçilmez oluşunu anlamak güç olsa da kötülüğü anlamak için yapan kadar yaptırana ve yapmayı süslü gösterene de bakmak lazımdır. Bu caydıran nefistir, insan ve cin şeytanlardır, bu fıtrattan uzaklaşmak, heves ve arzulara uymak, hırsa teslim olmaktır. Bu caydırıcı ne yapar? Süslü gösterir, ‘bu hayattan başka hayat yok’ der, ‘hesap olmayacak, azap geçicidir, Allah affeder’ der. Nihayetinde ahirete inanmadıkları ve bir beklentileri olmadığı için bu dünya hayatına dört elle sarılırlar. Kafirler, müşrikler, münafıklar için durum böyledir. Bu dünya onlara göre her şeydir.

“Dünya hayatı ancak bir oyun ve bir eğlencedir.” (En’am 6/32)

“İnkâr edenlere dünya hayatı süslü gösterildi.” (Bakara 2/212)

“Kadınlar, oğullar, yük yük altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının geçimliğidir. Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır.” (Al-i İmran 3/14)

“Allah, rızkı dilediğine bol verir, (dilediğine de) kısar. Onlar ise dünya hayatı ile sevinmektedirler. Hâlbuki dünya hayatı, ahiretin yanında çok az bir yararlanmadan ibarettir.” (Ra’d 13/26)

“Mallar ve evlatlar, dünya hayatının süsüdür. Baki kalacak salih ameller ise, Rabbinin katında, sevap olarak da ümit olarak da daha hayırlıdır.” (Kehf 18/46)

“Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda karşılıklı bir övünme, çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir.” (Hadid 57/20)

“Onlardan bazı kesimlere, kendilerini sınamak için dünya hayatının süsü olarak verdiğimiz şeylere gözünü dikme. Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha kalıcıdır.” (Ta’ha 20/131)

“(Dünyalık olarak) size verilen her şey, dünya hayatının geçimliği ve süsüdür. Allah’ın katındaki ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?” (Kasas 28/60)

Bu dünya hayatı sadece süslü bir eğlenceyken, bizlere verilen nimetler, mal ve evlatlar imtihan vesilesi iken fani hayata dalan ve bu uğurda her şeyi göze alan insanların durumu ayetlerde bildirilmiştir.

“Kim yalnız dünya hayatını ve onun ziynetini isterse, biz onlara yaptıklarının karşılığını orada tastamam öderiz. Orada onlar bir eksikliğe uğratılmazlar. İşte onlar, kendileri için ahirette ateşten başka bir şey olmayan kimselerdir. (Dünyada) yaptıkları şeyler, orada boşa gitmiştir. Zaten bütün yapmakta oldukları da boş şeylerdir.” (Hud 11/15,16)

“Dünya hayatını ahirete tercih edenler, (insanları) Allah yolundan çevirip onu eğri ve çelişkili göstermek isteyenler var ya, işte onlar derin bir sapıklık içindedirler.” (İbrahim 14/3)

“Bırak onları, tehdit edildikleri güne kavuşana kadar, (batıl inançlarına) dalsınlar ve (dünya hayatlarında) oynayadursunlar.” (Zuhruf 43/83)

“Rablerini inkâr edenlerin durumu şudur: Onların işleri, fırtınalı bir günde rüzgârın şiddetle savurduğu küle benzer. (Dünyada) kazandıkları hiçbir şeyin (ahirette) yararını görmezler. İşte bu, derin sapıklıktır.” (İbrahim 14/18)

“Kim bu geçici dünyayı isterse orada ona, (evet) dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadar hemen veririz. Sonra da cehennemi ona mekân yaparız. O, buraya kınanmış ve Allah’ın rahmetinden kovulmuş olarak girer.” (İsra 17/18)

“Kim âhiret kazancını isterse, onun kazancını artırırız. Kim de dünya kazancını isterse, ona da istediğinden veririz, fakat onun ahirette hiçbir payı yoktur.” (Şura 42/20)

“Onlar, ahireti verip dünya hayatını satın alan kimselerdir. Artık bunlardan azap hiç hafifletilmez. Onlara yardım da edilmez.” (Bakara 2/86)

“Onların malları ve evlatları seni imrendirmesin. Allah, bunlarla ancak, dünyada kendilerine azap etmeyi ve canlarının kâfir olarak çıkmasını istiyor.” (Tevbe 9/85)

“Dinlerini oyun ve eğlence edinenleri ve dünya hayatı kendilerini aldatmış olanları bırak. Hiç kimsenin kazandığı yüzünden mahrumiyete sürüklenmemesi için Kur’an ile öğüt ver.” (En’am 6/70)

“Şüphesiz inkâr edip kâfir olarak ölenler var ya, dünya dolusu altını fidye verseler bile bu, hiçbirisinden asla kabul edilmeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır. Onların hiçbir yardımcıları da yoktur.” (Al-i İmran 3/91)

“İşte o gün, içine daldıkları dünya zevki içinde eğlenip oyalanan yalanlayıcıların vay hâline!” (Tur 52/11,12)

“Hayır! Siz dünyayı seviyorsunuz ve ahireti bırakıyorsunuz.” (Kıyame 75/20,21)

“Kim azgınlık eder ve dünya hayatını tercih ederse, şüphesiz, cehennem onun sığınağıdır.” (Naziat 79/37-39)

“İnkâr edenler ateşe sunuldukları gün, (onlara şöyle denir:) “Dünyadaki hayatınızda güzelliklerinizi bitirdiniz, onların zevkini sürdünüz. Bugün ise yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanızdan ve yoldan çıkmanızdan dolayı, alçaltıcı bir azapla cezalandırılacaksınız.” (Ahkaf 46/20)

“Ateşin karşısında durdurulup da, “Ah, keşke dünyaya geri döndürülsek de Rabbimizin âyetlerini yalanlamasak ve mü’minlerden olsak” dedikleri vakit (hâllerini) bir görsen!” (En’am 6/27)

“Şunlar (inanmayanlar) dünyayı tercih ediyorlar ve çetin bir günü arkalarına atıyorlar.” (İnsan 76/27)

Fani ve süslü hayata dalmak nedir? Allah’ın Tek ve Yaratan olduğunu kabul etmemek, dinine itimat etmemek, emrettiklerini yapmamak, Peygamberimizin sünnetlerine riayet etmemek, haramdan sakınmamak, adaletli, hoşgörülü, sabırlı, davranmamak, ibadet etmemek, nimetleri paylaşmamak velhasıl yasak ve öğütlere uymamak, hesap ve mizana inanmamaktır. Bu bir başkaldırıdır. Bu ilahi Hakk’a saygısızlık, fıtrata ihanet, imana ve Allah’a küfürdür.

Bazıları bazıları ile denenecektir ancak Allah akıl, ruh ve şuurla insana seçme kabiliyeti vermiştir. Herşey Yüce Allah’ın bilgisi , kudreti ve iradesi ile tecelli eder ama ilk adımı atan, rıza ve isteğini ortaya ilk koyan insandır. İnsan oku atarken atmak isteğini ifade eder, Yüce Allah kabul ederse o insana güç verir ve o ok atılır. Bunun adı kaderdir. Kader ne insanın dilediğini sınırsızca yapabilmesi ne de Yüce Allah’ın aldığımız her nefesi kendi iradesi ile tecelli ettirmesidir.

Yüce Allah bazende insanın iradesine hiç müracaat etmeden dilediğini yapar. Rızık, azap, nimet, rahmet dağıtması, gaybın şekillendirilmesi, kâinatın işleyişi gibi konularda fani insanın sadece irade ve gücünden değil, bilgisinden bile söz etmek yersizdir. İnsan dilediğini serbestçe yapabilseydi dünya bugünkü kötü durumundan bile daha kötü durumda olurdu, Allah her nefesimizi bizim irademize gerek duymadan kendisi dileseydi hesap ve mizan olmazdı. Rıza ve tercih olmasaydı sorumluluk da olmazdı. Tartı ve sırat gerçek olduğuna göre sorumluluk ta, söylendiği şekliyle kader de gerçektir.

Dolayısıyla insan akıbetinden öncelikle kendisi sorumludur. Diğer canlılar (seçilenler hariç) ahirette toprak olup gidecekken insanın hesap vermesi, yaşarken yaptığı tercihlerin bedeli olarak karşısına çıkacaktır. Ceza ve azabı hak edenlerin hemen cezalandırılmaması Rabbin rahmeti iledir. Yüce Allah verdiği söze sadıktır ve insanlar için tövbe kapısını hep açık tutmaktadır. Günahsız kul yoktur. Müminler bile günlük hayatta hata eder, gaflet eder, boş bulunur, anlık kusurlar işlerler. Eğer ceza hemen gerçekleşseydi yeryüzünde canlı kalmazdı. Ama O sabırlıdır, sadıktır. Bekler ki kulları doğru yola dönsün, dönmek istesin.

“Rabbin, çok bağışlayıcıdır, merhamet sahibidir. Eğer yaptıkları yüzünden onları (dünyada) cezaya çarptırsaydı, elbette azaplarını çarçabuk verirdi. Hayır, onlar için belirlenmiş bir gün vardır ki (o gün gelince) hiçbir kurtuluş çaresi bulamazlar.” (Kehf 18/58)

“Rabbin tarafından daha önce söylenmiş bir hüküm ve belirlenmiş bir süre olmasaydı, onlar da hemen cezalandırılırlardı.” (Ta’ha 20/129)

“Eğer Allah, insanları kazandıkları yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı, yerkürenin sırtında hiçbir canlı bırakmazdı. Ne var ki, onları belirli bir süreye kadar erteliyor. Nihayet süreleri gelince, (gerekeni yapar). Çünkü Allah, kullarını hakkıyla görmektedir.” (Fatır 35/45)

Bu tolerans ve tövbe etme imkânı, bazı kâfirlere imtihan maksadıyla verilen fazlaca rahmet ve nimetler bizleri yanlış fikirlere sevk etmemeli, aldatmamalıdır. Çünkü ezeli ve gaybı bilen zaman ötesi Yüce Allah’ın her iş ve oluşunda bir hikmeti vardır.

“Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Hiçbir babanın çocuğuna hiçbir yarar sağlayamayacağı, hiçbir çocuğun da babasına hiçbir yarar sağlayamayacağı günden korkun! Şüphesiz Allah’ın va’di gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. O aldatıcı şeytan da Allah hakkında sizi aldatmasın.” (Lokman 31/33)

“Ey insanlar! Şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. Sakın çok aldatıcı (şeytan), Allah hakkında sizi aldatmasın.” (Fatır 35/5)

Şeytan veya İblis aslen cinlerdendir, yani cinnidir. İnsani olanları ise bunlara uyanlardır. Yani insan ve cin şeytanları dediğimiz zaman süslü gösterip aldatan esas oğlanlar ve aldatıldığının farkında olmadan (Ya da kasten) başkalarını batağa çeken insanlardan söz ediyoruz demektir. Bunlar kendilerini düzeltmek, iman etmek, düzelmek ve bağışlanma dilemek yerine başkalarını da kendileriyle aynı karanlığa çekmeye gayret eder. Zaten iblisin Allah katında affı yoktur ve yeri cehennemdir. Ona kananlarda aynı yolun yolcusudur. Ama trajikomik olan iblisin bile Allah’ı inkar etmeyip sadece buyruklarına karşı gelmesi ve itaatsizlik etmesidir. Oysa bugün bazı insanlar Allah’ı yok sayacak kadar şeytandan daha şeytan haldedir.

Şeytan işini yaparken güç ve emir vermez, destek olmaz, zorlamaz, dürtmez… sadece imansızlara ve imanı zayıflara süslü gösterir, aldatır, kandırır. En büyük kandırma silahlarından birisi, ki münafıklarla aynıdır, Allah’ın mutlaka ve eninde sonunda affedeceği, küçük, hafif, basit günahları dikkate almayacağı, bir seferlik şeyler için cezalandırmayacağı, herşey için şefaat edileceği …yani Allah ile aldatmadır. Bu Allah adını kullanarak yalan ve dalana sapmışların da silahıdır. Dindar olmayıp dinci dediğimiz kesimde bu türdendir.

İman ve takva maskesine girmiş münafıklar Allah katında müşrik ve kâfirlerden beterdir. Çünkü bunların silahı derine girer ve içerde patlar. Mümin görünüp dinden çıkarır. Bu şeytanlar ve insanların taptıkları her şeyin (şeytan, put, para, makam, şehvet, nefis, şöhret, iktidar vs.) ahirette boş olduğu anlaşılacak, hakikat alenen görülecek ve şeytan “ben sizi zorlamadım, süslü gösterdim. Ama sizin imanınız o kadar zayıfmış ki hemen meylettiniz” diyecektir. O zaman iş işten geçmiş olacaktır.

Peki bu dünyada hiç mi ceza olmayacaktır? Elbet olacaktır! Ama asıl ve en büyük ceza ahirettedir.

“Fasıklık edenlere gelince, onların barınağı ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde, oraya döndürülürler ve onlara, “Yalanlamakta olduğunuz ateş azabını tadın” denir. Andolsun, dönsünler diye biz onlara (ahiretteki) en büyük azaptan önce (dünyadaki) yakın azabı elbette tattıracağız.” (Secde 32/20,21)

Bir tarafta sonsuz elem ve azap, bir tarafta sınırsız nimet ve hoşnutluk varken ahiretin tarlası olan bu hayatta yapacağımız tercihler ne kadar önemlidir? Kendini batağa sevk etmişler için, muallaktakiler için, tereddüt edenler için bile asla geç değildir. Hesap ve tartı gerçek olduğuna göre, tartıda para, pul, mevkiler değil sevaplar, imanlar, hayırlar, imanlar, infaklar tartılacağına göre o hesap adildir, şeffaftır. Biz Yüce Allah’ın göremesek te amel defterimize meleklerine yazdırdıklarını Kur’an ve hadislerden biliriz. Lehimize gelecek şeyleri ağırlaştırmak, bizi mahvedecek şeyleri hafifletmek için daha ecelimiz gelmeden bir şeyler yapmalı, istikameti doğrultmalı, kendimize çeki düzen vermeliyiz.

Ahirette şefaate muhtaç olmadan dimdik ayakta durabilmek bu dünyada imanlı, ibadetli ve Peygamber ahlakıyla yaşamakla mümkündür. Bu dünyanın geçici olduğunu kalben anlayabilirsek gerisi kendiliğinden gelecektir. Bu dünyadan vazgeçmeden, sorumluluklarımızı yok saymadan, içtenlikle Allah’a yönelirsek, O şefkat ve rahmetiyle zaten bize kucak açacak ve muhtemeldir ki geçmiş günahlarımızı bağışlayacaktır.

Her kul için daha nefes alıyorken, mucizeler, melekler veya ecel görünmeden vereceğimiz hesabın provasını şimdiden yapmalı, kendi öz eleştirimizi ve sorgulamamızı insansızca, tarafsızca yapmalıyız. Bu vicdani muhasebe lehimizedir. Çünkü günahlardan sıyrılmanın ilk şartı günahkâr olunduğunun bilinmesidir.

Dilimizin söylediği her söz, elimizin işlediği her iş, ayaklarımızın yürüdüğü her yer bu mantıkla süzgeçten geçerse, aklımız ilahi hakikati anlayabilirse, kalbimiz bize ışık tutarsa arınmaya başlarız.

İman etmek demek ibadet ve ahlak olmasa da olur demek değildir, ibadet etmek ahlak ve imanı yok saymak değildir, kötülük işlememek iyilik yapmak değildir. Mü’min olabilmek tüm kalbiyle iman etmek, ibadete dört elle sarılarak imanını ispat etmek, kötülüklerden sakınıp iyilik yapabilmek ve nimetleri muhtaç olanlarla paylaşabilmektir.

Helaller, haramlar bellidir. Farzlar sünnetler bellidir. Allah’ın kelamı Yüce Kur’an gözümüzün önündedir. Yasaklardan sakınmak, emredilenleri yapmak hesap günü sevince kavuşmanın anahtarıdır.

O hesaptan önce bu dünyada herkesin önce kendisini hesaba çekmesi doğru olandır.

Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir. (Zariyat 51/1-6)

Bu yazıyı okudunuz mu?

Ahiret hesabı mustakildir

Ahiret hesabı mustakildir

Ahiret hesabı mustakildir Allah, yaşamı ve eceli kimin daha iyi işler yapacağını ve kimlerin imana ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir