Anasayfa / İMAN ESASLARI / Ahirete iman / Hesap ve mizan
imanilmihali.com
Hesap ve mizan

Hesap ve mizan

Hesap ve mizan haktır, yaşanacaktır

Konunun gayba ait husus olması nedeniyle sözümüze “Doğrusunu Allah bilir” diyerek başlamak lazım gelendir.

Fıtrat ve misak’ın bizler daha dünyaya gelmeden yaşandığını ve bizlerden alınan sadakat andı olduğunu hatırlayacak olursak, ‘hesap ve mizan’ işte bu yaratılış ve yemine karşılık yaşadığımız hayat boyunca yapıp ettiklerimizle, düşünüp hissettiklerimizle, niyet ve amellerimizle verdiğimiz cevabın karşılaştırılmasıdır.

Kıyamet ve yeniden dirilme sonrası (Ba‘s) yaşanacak toplanmayı (Haşir ve Mahşer) müteakip her bir kula kendi amel defteri dağıtılacak ve sonrasında hesap ve mizan (tartı) başlayacaktır. İnancımıza göre daha sonra ise sırat köprüsünden geçilecek, günahları çok olanlar cehennem çukurlarına düşerken, şefaate uğrayan imanlı kalpler rahmet havuzlarına ve rahmet Peygamberine ve müteakiben cennetlere kavuşacaktır.

Bu tasvirin ayet ve hadislerden, rivayet ve söylentilerden ibaret kaldığını ve ahiret sorgulamasının hakikat ve muhteviyatının şu an için bizlerce asla tam olarak bilinemeyeceğini söylemeye gerek bile yoktur. Çünkü gayba ait bu bahiste takdir, kudret ve ilim sadece Yüce Allah’ındır ve bizlerin tasviri tahayyülden ileri gidemez. Lakin bizler ayetlerden anladığımız kadarıyla bu sorgulama ve muhasebenin zerre haksızlık yapılmadan ve hak ölçüsünde yapılacağını, af ve ceza mekanizmasının muntazam işletileceğini biliriz.

Yine biliriz ki dünyada yenen hakların, yapılan zulümlerin, uygulanan şiddetlerin muhakkak ceremesi olacak, helalleşilecek, günah ve sevaplar mazlum lehine el değiştirecek, kullar helalleşmeyi müteakip tartı safhasına geçecektir. Yani tartıda, ilahi kudretin hak ve alacaklarına geçilmeden önce, herkes yaşarken kulların haklarına dair yapıp ettiklerini muhasebe edecektir. Bu önce kul hakkının iadesi, sonra Yüce Allah haklarının sorgulanması demektir. Helalleşme ile ilgili yazılarımızı arzu eden kardeşlerimiz okuyabilir.

Mühim bir mesele

Unutulmaması gereken bir mühim mesele şudur ki Yüce Allah zalimlerle konuşmayacaktır bile. Çünkü Kur’an ifadesiyle ‘düşmanlık sadece zalimlere karşıdır.’ Yani hak yiyen zalimlerin istikameti değişmez olarak bellidir.

İkinci mühim mesele ise şudur ki şefaat sadece Yüce Allah’ın razı olduğu kullarına hastır. Kimlerin şefaat dileneceğini bilemeyiz ama takdir ve yetki, yani şefaat tümden Rabbimiz Allah’a aittir. Yani kula Allah razı olmadıysa o kulun kurtuluşu asla mümkün değildir.

Üçüncü mühim mesele dünyada yenen hakların sahiplerine iadesi safhasında en mü’min görünen, başını secdeden kaldırmayan kulların hak sahiplerine sevaplarını dağıttıktan ve sevapları yetmediği için o mazlumların günahlarını üzerlerine almalarını ve bu yüzden doğrudan cehenneme namzet olmalarına inşallah şahitlik edeceğiz.

Dördüncü mesele ahiret yurdunda; kötülük, zulüm, haksızlık, adaletsizlik, rüşvet, iltimas olmayacaktır. Herkes kendi amel ve niyetlerinden hesaba çekilecek, kimse kimsenin günahını üstlenemeyecek, kimse kimseyi kurtaramayacaktır.

Bir diğer önemli bahis ise şudur ki; orada nasıl ve nerede yaşanırsa yaşansın, tüm kalpler hatasız ve tam adil bir sorgu ile tatmin olacak, devasa kudret ve ilmin şahitliğini yapacak, dünyada görülen güzellik ve azapların çok daha muhteşemine orada tanıklık edilecektir. Çünkü hakikat orada, kalıcı yaşam orada, ilahi düzen orada, Kur’an’ın işaret ettiği adil ve hak düzen oradadır.

Daha da mühim bir mesele

Burada çok mühim bir mesele daha vardır ki yazımızın asıl gayesi budur;

“Amel defterlerinin ağırlığı, hakların sahiplerine iadesi, tartı, mazeret, şefaat gibi tüm diğer hususlarla kulun durumu ne olursa olsun son söz sahibi sadece Yüce Allah’tır.” Buradaki en çarpıcı nokta ise şudur ki varlıkların tamamı hatta şehadet melekleri bile sadece söyleyip ettiklerimize şahittir. OYSA YÜCE ALLAH, DÜŞÜNCELERİMİZE, HİSLERİMİZE, NİYETLERİMİZE TAMAMEN VAKIFTIR.

Yüce Allah’ın rıza ve şefaati işte asıl burada devreye girecek ve herkesçe hatta meleklerce bile iyi bir mü’min olarak tanınanlar belki cehennemlere, hayırsız bilinen çoğu kimse cennetlere sevk edilecektir.

Dahası hayır ve şerlerin, amel ve niyetlerin tamamı için sevap ve günah katsayısını belirleme yetkisi sadece Yüce Allah’ındır. Bu belki tek bir salih amel için günahkar kulların cennete, bir tek şirk kırıntısı için en mü’min görünen kulların cehenneme gitmesine vesile olacaktır.

Yine hayata geçmemiş ama niyetlenilmiş salih amellerin sevabını verme yetkisi sadece Yüce Allah’tadır ki dilimizle aksini ifade etsek bile asıl niyetlerden habersiz meleklerin bunları bilebilmesi mümkün değildir.

Meleklerin, diğer peygamberlerin ve bilmediğimiz diğer varlıkların anlam veremeyecekleri bu duruma dair Yüce Allah yine ilmini ve kudretini kullanarak nefisleri, uzuvları, elleri, ayakları konuşturacak ve şehadet melekleri dahi secde ederek bu ilim karşısındaki acizliklerini bir kere daha anlayacaklardır. O nefsin sahibi kul ise herkesten ve hatta tanıklık eden meleklerden bile maharetle saklamayı başardığı asıl niyetlerinin hasisliğinden dolayı cehennemleri boylayacaktır.

Asıl olan niyettir

Bu nedenle dünyada yapıp ettiğimiz, söyleyip yönlendirdiğimiz, etki edip değiştirdiğimiz herşeyde aslolan niyettir. Dilimizle aksini söylesek ve melekler bunu sevap olarak defterlere işleseler bile ruhun ve bedenin tek sahibi Yüce Allah bizlere şah damarından yakınken hakikati bilir ve asla unutmaz, unutturmaz. Zerrece hata ve noksanlık olmaması, adaletten zerrece taviz verilmeyecek olması bu yüzdendir.

Dünyada mazlum, fakir, ızdırap içinde gezenler oradaki mutlak adalet ile mutlu olacak, dünyada kanun ve yetkilerin sığınmasıyla suçlardan kurtulup, riya ve hile ile münafıklık edenler ise orada gerçeğe teslim olacaktır.

Bu andan itibaren de zalimler birbirlerini ve şeytanları suçlayacak, Allah’a o yol gösterici önderlere (şeytanlara) iki misli ceza vermesi için yalvaracaklardır.

Öte yandan, şefaat dileyeceğine inandığımız rahmet Peygamberimiz bile Yüce Allah’ın hükmü ve gücü karşısında; “Ümmetim Kur’an’ı hayatın dışına itti” itirafını yapmaktan başka yol bulamayacaktır.

En büyük şefaatçi Kur’an ise bu ümmetten “kendisini okumadıkları” için şikayetçi olacaktır.

Allah cehennemi dolduracaktır

Keza ayetlerden anlayabildiğimiz kadarıyla o din gününde Yüce Allah’ın takdiri ve rahmetiyle cehennem ağzına kadar dolacaktır. Çünkü Allah ahdetmiş ve gerçekleşeceğini bildirmiştir. Cennetlerin ise doldurulacağına dair bir ifade yoktur ve cennetlere sadece saf ve temiz, kalbi ve ameli olarak iman edenler yani gerçek mü’minler girecektir.

Cennetlere vakıf olmak demek, anlayabildiğimiz kadarıyla, cennet ahlakına göre yaşam sürenleri mükafatlandırmak demektir.

Yani ancak ve ancak; iyiler ötesi, sade, temiz, doğru, dürüst, ahlaklı, ibadetli ve en önemlisi imanlı yaşayanlar, iman, vatan, İslam uğruna şehit olanlar, hak ve adaletin temin ve devamı için can ve malını feda edenler, peygamber ahlakını örnek alanlar, huşu ile teslim olanlar, tevhidi esas ve egemen kılmaya gayret edenler, hak yolunda kılıçla-kalemle-yürekle cihad edenler KALPLERİ DE AYNI LİSANI KONUŞUYORSA, MELEKLER VE YÜCE Allah BUNA İKNA OLMUŞSA, AMEL VE NİYETLERİ HAK VE İLAHİ NİZAMA UYGUNSA cennetlere girebilecektir.

TEK KELİME İLE ÖZETLERSEK; CENNETLERE GİREBİLECEK OLANLAR SADECE YÜCE ALLAH’IN KENDİSİNDEN RAZI OLDUĞU KULLARDIR. Ve O’nu kandırmak melekler şahitlikte etse, peygamber şefaat de dilense asla mümkün değildir. 

Riya ve gösterişin, yalan ve iftiranın, münafıklık ve hilenin ne kadar çaresiz ve sonuçsuz olduğunun da bir ispatı durumundaki bu hakikat bize Yüce Allah’ın Tek’liğini, ilim ve kudretini gösteren en büyük delildir aynı zamanda.

Bu safhada şeytan ve soyu

Şeytan bu safhada cehennemdeyken, onun soyu ve askeri durumundaki diğer insan ve cin şeytanları huzurda olacak, cehenneme mahkum edilenler onlardan şikayetçi olurken onlar kendilerini zorlamamakla savunacaklardır. ŞEYTAN; “Ben sadece süslü gösterdim onlar ise bana uydular. Ben vaad ettim ama sonra caydım. KANMASALARDI!” diyecektir.

Şeytana ve şirke bulaşan itaatsiz ve itikadsizler hakikati orada görüp eyvah diyeceklerdir.

Orada herkes kesin ve tam olarak iman edecektir.

Orada mutlak adalet tesis edilecek, kul ve Allah haklarının tamamı adil olarak sahiplerine iade olacaktır.

Orada güzelliklerin zirvesi, azap ve acıların doruğu yaşanacaktır.

Orada, dünyanın sadece bir sınav alanı olduğu, gerçek hayatın ahiret yurdunda olduğu net olarak anlaşılacaktır.

ORADA HER REKATTA FATİHA İLE ALLAH’A VERİLEN SÖZÜN GERÇEKTEN ARKASINDA DURANLAR İLE DURMAYAN SAHTEKARLAR AYIRT EDİLECEKTİR.

ORADA KUR’AN AYETLERİNİ ANLAYARAK OKUMAMAKTA DİRENENLER, OKUMAYIP DİNLEYENLER BAŞLARINI TAŞA VURACAK AMA KUR’AN’A YAPTIKLARI ZULMÜN AZABINDAN KURTULAMAYACAKLARDIR.

Orada, mazlumlar, sabır ve sebat sahipleri sevinirken, zengin ve haddi aşmış, sapmış ve kibirle şeytanlaşmış olanlar boynu bükük gezecektir.

Orada tüm diğer varlıklar Yüce Allah’ın ilim ve kudretine bir kez daha şahitlik edecektir.

İnşallah orada sapmış ve azmışlar, yani hristiyan ve yahudiler İslam’ı tanımamak, yalanlamak, ezmek, yok etmek niyet ve amellerinden dolayı mahçup ve pişman olacak, cehennemlere doluşacaktır.

Cennet ve cehennemin nerede, nasıl, ne kadar süreli olacağını, A’raf’takilerin muhteviyatını elbet bilemeyiz ama orada hepsine inşallah tanıklık edeceğiz.

Orada herkes iman etmediğine, az iman ettiğine, imanına yakışır neden daha fazla amel etmediğine pişman olacaktır. 

Özetle;

Amel defterleri ne derse desin akibetleri belirleyecek olan sadece Allah’tır. Niyetleri bilen O, sadece O’dur. Sevap ve günahların büyüklüğünü takdir edendir. O gerçekleşmemiş salih amellere ait niyetleri de ödüllendirecek olandır. Bu iman hazinelerini veya çirkinlik tuzaklarını  O’ndan başka da kimseler bilemez. Onun için sadece O’ndan medet ummak, sadece O’na tabi olmak mutlak ve doğru olandır. 

Nihayet cennetlikler esenliğe kavuşup, tevhid kelimeleri ve şükür tesbihleriyle cennetlere yerleşirken melekler onları müjdeleyecek, cehennem adaylarına ise zebaniler şöyle soracaktır; “size dünyadayken kitap ve peygamber gelmemiş miydi? Neden iman etmediniz?”

Rabbim niyet ve amellerimizi düzgün ve hayırlı eylesin.

Rabbim bildiğimiz ve bilmediğimiz şirklerden bizleri muhafaza eylesin.

Rabbim, imanlı kalpleri af ve şefaat eylesin.

Rabbim bizleri razı olduğu kullarından eylesin. AMİN!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Müsterih olmak kimin hakkıdır

Müsterih olmak kimin hakkıdır

Müsterih olmak kimin hakkıdır Müsterih olmak; vicdanı rahat, huzurlu, esenlik ve kurtuluştan inşallah emin, güvende, ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

5 + 4 =