Anasayfa / İMAN ESASLARI / Allah'a iman / Hicret ve İslam
imanilmihali.com
Hicret ve İslam

Hicret ve İslam

Hicret ve İslam

Hicret, kelime anlamı olarak bir yerden bir yere kalıcı olarak gitmek veya göç etmek, dini manada ise iman edenlerin Hz. Peygamber ile birlikte Mekke’den Medine’ye göç etmesidir. Hicret’in hikmet ve mahiyeti ise, hicret yıllarında ve sonrasında yaşananların İslam üzerindeki etkilerinde saklıdır ki bu sonuç hicretin neden gerekli kılındığının da izahıdır.

Mekke’de filizlenen ve on yıl boyunca idamesi/tebliği için mücadele verilen İslam’ın, daha uzun süre o bölgede tutunmasına engel olan haller ve hicreti gerekli kılan durumlar çok iyi anlaşılmalıdır ki Yüce Allah’ın neden hicret için emir verdiği daha iyi anlaşılabilsin. Bu anlayış ta zaten bizlere evrensel ve tek din İslam’ın mükemmelliğine götürecektir.

Öncelikle hicreti sadece bedensel düşünmemek lazım gelir ki hicret aslen zihinde yaşanan, kalple desteklenen bir “Allah’a göç” hareketidir. İnsanların tüm hatıralarını, servet ve evlerini, iş ve arkadaşlarını, ana baba ve akrabalarını geride bırakarak, sırf Allah emretti ve buyurdu diye terk ederek, fakirliğe, açlığa, yorgunluk ve hastalığa, amansız düşmanların husumetlerine, maddi kayıplarına rağmen göç etmeleri bu yüzden bedeni değil imani bir meseledir.

Bunun böyle olmasını dileyen Allah, kafir ve müşriklerin Mekke’deki tuzaklarını tersine çeviren, onların Hz. Peygambere zarar vermesini engelleyerek sonraki Medine yıllarının yaşanmasını mümkün kılandır. Bu hicret baştan sona bir cihaddır ve göç edenlerle, göç gelenlere evlerini açanlar bu yüzden ayetlerle müjdelenmiştir.

İslam’ın uzak yurtlara erişmesi de demek olan hicretin burada yahudilerle ve münafıklarla karşılaşması da İslam’ın hikmet dolu sayfalarına altın harflerle işlenecek evrensel dökünamlardır. Çünkü Mekke’de kafir ve müşrikler ama Medine’de münafıklar ile tanışan İslam bu sayede çok yönlü ve daha mukavim hale gelebilmiş, kıyamete kadar sürecek İslam bu nedenle daha da güçlenmiştir.

Medine’deki yaşamda göç edenleri kardeş bilip rızkını paylaşanlar ise dünyaya o denli yoğun mesajlar vermişlerdir ki bu bugün bile “iman kardeşliğinin” örneği durumundadır.

Medine’de yaşanan savaşlar, anlaşmalar, beyatlar, inkar ve iftiralar İslam’a renk ve derinlik katmış, Mekke’de sadece inkar ve putperestlikle tanışan mü’minler Medine’de maneviyatın derinlerine temas edebilmiştir.

Medine’ye göç edenlerin en yakınlarının İslam’a girmemesi, düşman olup savaşlarda kendi öz oğullarına kılıç çekmeleri de mü’minler için ayrı bir derstir ki küfrün tek millet olduğunun bundan güzel izahı olamaz.

O zorlu koşullarda, o sıcak ve yorgunlukta, o sonu belirsiz intikalde inananların Allah’a güvenmeleri, uzun müddet yokluk ve açlıkla denenmelerine rağmen Allah yolundan vazgeçmemeleri, dost görünen kavim ve kişilerce sayısız kez sırtlarından vurulmalarına rağmen direnmeleri ve zaferler kazanabilmeleri ayrı birer iman ve hikmet vesilesidir.

Dahası yapılan savaşlarda sayıca az ve silah yönünden zayıf olan inananlar ordusunun kafirlere karşı zaferler kazanması da başlı başına bir inanç kitlesidir. O kadar ki Allah’ın yardımı gelene kadar onlar ölmeye hazır ve peygamberi korumaya yeminli halde sadece Allah rızası için ölmeye hazır vaziyette savaşmışlar ve Allah’ın yardımıyla da zafere erişmişlerdir.

Yine mü’minler Medine’de paranın esiri, parayla tuzak kuran, paraya sığınan ve yaşam gayeleri para olan, paraya tapan zengin putperestlerle de tanışmıştır. O kadar ki bu hain müşrikler, mücahitlere karşı hasım arap kavimlerine para, at ve silah vermiş, mü’minlerin karşısına dikilmeleri için hediyeler vermiş, kandırmış ama kendileri asla savaş meydanına çıkmamışlardır ki bugün Ortadoğu’da yaşananların en güzel örneği budur. Çünkü arap olduğu halde, yahudilerin parasıyla imanlı araplara silah çekebilen araplar her daim vardır ve canı örneği hergün yaşanmaktadır.

Savaşa gitmemek için mazeret uyduran, bahane ve korkulara sarılan münafık imansızların ayetlerle deşifre edilmesi de İslam’ın hikmetlerindendir. Dahası yufka yürekli ve insancıl Peygamberin bu münafıklara izin vermesi nedeniyle ayetlerle azarlanması da münafıkların ne denli sahtekar, Peygamberin ne kadar vicdanlı ve Allah’ın ne kadar ilim ve kudret sahibi olduğunun da delilidir.

Parasız göç eden, tüm servet ve parasını cihad için feda eden fukaranın Allah yolunda ki gayretleri imanın güzel örneklerindendir ki çoğusu tarlalarını kendileri sürerek veya yiyecek yemeği olmadığı halde tüm malını cihad için feda etmekten çekinmemiştir.

Çalışmak, gayret etmek ve yaşayabilmek mücadelesinin en güzel örneğini de veren Medine yılları, hiçbir şeyi yokken göç eden insanların kısa sürede nasıl toparlandıklarının, Allah’ın rızkını nasıl arttırdığının da ispatıdır.

Medine’ye göç aynı zamanda İslam’ın yöresel değil zaman ve mekan anlamında da evrensel olduğunun da delilidir. Çünkü Mekke ile ve Kureyş kabilesi ile sınırlı kalmayarak Medine’ye, oradan uzaklara ve ilk on yıl değil sonraki on yılda da yayılmaya devam eden İslam, bünyesine çok sayıda kavim ve cahiliye inancı tebasını da alarak güçlenmiş ve evrenselliğini kanıtlamıştır ki ayetlerin yaşananlar üzere yavaş yavaş indiği düşünülürse Medine’de yaşanan güzellik ve çirkinliklilerin her birinin ayetlere esas olması gibi bir manasının da olduğu anlaşılacaktır.

Medine’de sadece putperest araplarla değil, hristiyan ve yahudilerle de tanışan İslam, onlara galip gelerek te evrenselliğini ispatlamış, onların kitabi hükümlerini içeren ayetler indikçe küfür cephesinin savunmaları yerle bir olmuştur. Bu manada, hicret diğer dinlerle de teması mümkün kılmış ve İslam’ın onlardan daha köklü ve doğru olduğunu da tüm dünyaya ispat etmiştir.

Yine Saadet dönemi dediğimiz süreçte yaşanan islami başarılar tüm dünyaya inancın zaferini ve Allah’ın yardımını göstermiş, batılın yok olmaya mahkum olduğunu ispat etmiştir ki inanç kalelerinin burçlarına asılan tevhid bayrağı tüm dünyayı fethedebilmiştir.

Medine yılları, sadece reçel, taş ve tahtadan imal değil ama insana hitabeden binlerce putun varlığını da göstermiş ve en büyük putların nefis ve dünya malı putları olduğunu ama hepsinin ardında da şeytanların olduğunu ispat etmiştir. Bu nedenle Medine’de reçelden imal putlar yerine şeytana tapan müşriklerin varlığı daha etkilidir. Bu inanç şekli aleni olmadığı için de İslam Medine’de şirkle tanışmış ve müşriklerle münafıkların işbirliğine şahit olmuştur.

Şirkle temas, diğer dinlerle etkileşim, cihad, sabır, güven, kardeşlik gibi sayısız manevi azap ve şerefe nail Medine yılları sayesindedir ki İslam çeşitlenmiş ve renklenmiştir. İyice köklenmesine vesile olan bu değişik renkler sayesindedir ki İslam Mekke’de yakalayamayacağı fırsatları yakalamış, acı çekse de evrenselliğini ispat etmiştir.

Medine’den Mekke’ye geri dönüş ise aslın iadesidir ki Kabe Müslümanlar için en kutsal yerdir ve İslam’ın yeşerdiği şehir Mekke halen imanın gözbebeğidir. Zaman ötesi devlet ve şehirlerin durumuna bakılmaksızın denebilir ki Kabe İslam’ın kutsalı ve yaşayan örneğidir.

Medine’den Mekke’ye bu tersine göç te, İslam’ın zaferinin, kayıpların aslında kazanç olduğunun, sabrın mükafatının, azmin zaferinin ve inancın mutlaka galip geleceğinin delilidir.

Dolayısıyla her göç Allah emridir ve hikmeti vardır. Bu hikmet sadece bedensel değil kalple yapılandır ki bedensel hiçbir beklenti veya gerekçe insanları o şartlarda Mekke’den çıkartamaz ve sonra geri döndüremezdi. Olaya sadece seyahat diye bakmak hicreti anlamamaktır ki orada iman edenlerin yaptığı göç Medine’ye değil Allah’a göçtür.

Allah rızası için, Allah emretti diye, Allah’ı hoşnut etmek adına, Peygamber bildirdi diye tüm yaşam ve anılarını, tüm servet ve alışkanlıklarını terk ederek emredilene uymak zayıf imanların becerebileceği bir şey değildir.

Hicret sadece Medine’ye göç emri de değildir. Yüce Allah, İslam’ı huzur ve esenlikle yaşayamayanların tamamına yeryüzünün geniş olduğunu söyleyerek ve rızkı verenin kendisi olduğunu buyurarak emretmiştir ki baskı altında inançsız yaşamaya razı olmaktansa acı ve sefaletler içinde zorluklara göğüs gerip esenlik yurtlarına hicret etmek daha hayırlıdır.

Bu hicreti daha soyut manaya taşırsak ta görürüz ki burada bahsedilen sadece dünyevi göç değildir ve bu dünyadaki acı ve ızdıraba katlanabilen doğru insanlar için hicret edilecek ahiret yurdu çok daha güzeldir. Bu hicret ise sadece ölünce bedenle de yapılmaz ki kul tefekkür ve zikir ile her an bu yolculukları yapabilir ve secdeler buna en güzel vesilelerdir.

Hicret bu yüzden manevi ve ahlaki manada pis huylardan arınmak, kötülükleri terk etmek, pis yaşam şekillerinden vazgeçmektir. İslam’ın tazelik ve diriliğine, doğruluk ve tamlığına ikna olmuş ruhlar, hicreti her an yaşayabilir ve sahte dünyevi eğlence ve hazları terk ederek heran gerçek huzur ve esenliğe hicret edebilir. Bu zihinsel ve kalbi hicret ise mü’mine sayısız yeni ufuk açar ki kamil insan olabilmenin bir yolu olan bu düşünce ile yaşayabilmektir.

Öte yandan hicret edilmese de yaşanan küfürlere sabır göstermek Allah emri değil aksine isyandır. İslam’ın rahat ve doyasıya yaşanmasına engel olan kötülük ve kötülerle mücadele Allah emridir ve cihad sadece savaş demek değildir. Hicret nasıl sadece bedeni göç demek değilse cihad da sadece bedenle yapılan değil genel anlamda Allah yolunda verilen her türlü mücadele ve gayrettir ki bunun için mekan ve zaman asla söz konusu değildir.

O halde, mü’min için maddi veya manevi hicret etmek, putlardan, nefis ve dünyalıklardan, kötü ve çirkin insanlardan sıyrılıp güzele, İslam’a, Allah’a göç etmek olması gerekendir.

Hicret ve İslam birlikte düşünüldüğünde imanın tadı ve mahiyeti daha iyi anlaşılacaktır.

Rabbim bizleri kendisine göç edebilecek kullarından eylesin. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

İman etmek için on neden

İman etmek için on neden

İman etmek için on neden 1. Bu evren, bu doğa, bu yaşam tesadüf eseri olabilir ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir