Anasayfa / İMAN ESASLARI / Kadere iman / Hidayet ve dalalet
imanilmihali.com
Hidayet ve dalalet

Hidayet ve dalalet

Hidayet ve dalalet

Hidayet ve dalalet, doğru yol ve yanlış yol demektir.

Hidayet, doğru yol, hidayete ermek ise doğru yolu bulmak demektir. Hidayet, terim olarak, küfür ve şirk gibi kötü yollardan kurtularak kişinin amacına ulaşması ve doğru yolu bulması anlamında olumlu bir içeriğe sahiptir.

Dalalet yanlış yol, dalalete düşmek ise yoldan çıkmak, şaşırmak, kaybolmak, sapıklık veya sapkınlık demektir. Bu anlamda dalalet, yoldan ayrılarak doğru olanı terk etmek anlamına gelir. Dalalet terim olarak, kişinin Allah’ın gösterdiği doğru yoldan saparak başka yollara girmesidir. Evrende insanın yönelebileceği bütün yolları Allah yaratmıştır. Bu yollardan birini tercih eden ise insandır.

Allah, insanlara peygamberler ve kitaplar göndererek onlara doğru ve yanlış yolları göstermiştir.

“ Şüphesiz biz ona (doğru) yolu gösterdik. İster şükredici olsun ister nankör.”

Kişinin kötü yolları seçerek dalalete düşmesi, onun kendi tercihidir. Allah, inanan ve salih ameller işleyenlere yardım edeceğini vaat etmiştir.

“Ama bizim uğrumuzda cihad edenleri elbette kendi yollarımıza eriştireceğiz. Hiç şüphe yok ki Allah iyi davrananlarla beraberdir.”

Kur’an, kişinin hidayetinin kendi lehine, dalâletinin ise kendi aleyhine olduğunu ısrarla vurgulayarak bu konuda bir zorlamanın fayda vermeyeceğini bildirir:

“Ve (bana) hanif (Allah’ ın birliğini tanıyıcı) olarak yüzünü dine çevir; sakın müşriklerden olma, diye (emredildi). Allah’ ı bırakıp da sana fayda veya zarar vermeyecek şeylere tapma. Eğer bunu yaparsan, o takdirde sen mutlaka zalimlerden olursun. Eğer Allah sana bir zarar dokundurursa, onu yine ondan başka giderecek yoktur. Eğer sana bir hayır dilerse, onun keremini geri çevirecek de yoktur. O, hayrını kullarından dilediğine eriştirir. Ve o bağışlayandır, esirgeyendir. De ki: Ey insanlar! Size Rabbinizden Hak (Kur’an) gelmiştir. Artık kim doğru yola gelirse, ancak kendisi için gelecektir. Kim de saparsa, o da ancak kendi aleyhine sapacaktır. Ben sizin üzerinize vekil değilim (Sadece tebliğ etmekle memurum).”

Hatta kişinin kendisi istemedikçe Hz. Peygamber’in talebi ya da sevgisinin dahi bir işe yaramayacağı belirtilmiştir:

“ (Resûlüm!) Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin; bilakis, Allah dilediğine hidayet verir ve hidayete girecek olanları en iyi o bilir.”

“ (Ya Muhammed!) Onları doğru yola iletmek sana ait değildir. Lakin Allah dilediğini doğru yola iletir. Hayır olarak harcadıklarınız kendi iyiliğiniz içindir. Yapacağınız hayırları ancak Allah’ın rızasını kazanmak için yapmalısınız. Hayır olarak verdiğiniz ne varsa, karşılığı size tam olarak verilir ve asla haksızlığa uğratılmazsınız.”
İnanmak ya da inanmamak, iyilik yapmak veya kötü davranmak insanın kendi elindedir. Allah, hak etmeyen kimseyi doğru yola iletmez. İyi olana doğru bir adım atmadan veya kötü olandan uzaklaşmadan durup dururken kimseye hak etmediği bir karşılık verilmez.

“Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı hâlde malını gösteriş için harcayan kimse gibi, başa kakmak ve incitmek suretiyle, yaptığınız hayırlarınızı boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan düz kayaya benzer ki, sağanak bir yağmur isabet etmiş de onu çıplak pürüzsüz kaya hâline getirivermiştir. Bunlar kazandıklarından hiçbir şeye sahip olamazlar. Allah, kâfirleri doğru yola iletmez”

“İnkâr edip zulmedenleri Allah asla bağışlayacak değildir. Onları (başka) bir yola iletecek de değildir. Ancak orada ebedî kalmak üzere onları Cehennem yoluna (iletecektir). Bu da Allah’a çok kolaydır.”

“Bir zaman Musa kavmine ‘Ey kavmim! Benim, Allah’ ın size gönderdiği elçisi olduğumu bildiğiniz hâlde niçin beni incitiyorsunuz?’ demişti. Onlar yoldan sapınca, Allah da kalplerini saptırmıştı. Allah, fasıklar topluluğunu doğru yola iletmez”

Bazılarınca ileri sürüldüğü gibi Allah hak ile batılı göstermeden, insana temyiz gücü verip tercih hakkı tanımadan dilediğini dalalete, dilediğini hidayete sevk etmiş olsaydı peygamber göndermenin, kitap indirmenin bir anlamı kalmaz, ceza ve mükâfatın da makul bir dayanağı olmazdı.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kazada rıza, belada sabır, bollukta şükür

Kazada rıza, belada sabır, bollukta şükür

Kazada rıza, belada sabır, bollukta şükür Kaza başa gelenler, bela istenmeyen hadiseler, bolluk refah ve ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir